Cevaplar - Hadis - Hicri - 47. Sayfa
Cevaplar :
a) “Bana Kuran ve onun misli verildi” hadisi nakil yönüyle sabit olmuş bir hadistir. Dirayet yönüyle de itham edilmiş değildir. Nakil ve rivayet durumu şöyledir; hadisi Ebu Davud ve diğer sünenler tahriç etmişlerdir. Dirayet yönüyle de Kuran-ı Kerim sünneti destekliyor. (Nahl, 44 / Haşir, 7 / Nisa, 80).
b) Sünnette bu konuda aynı desteği vermektedir.
c) Hz. Peygamber, hadislerin yazılmasını, Kuran’ın yazı ve tedvinini emrettiği gibi emretmemesinin sebepleri konusunda yazar çeşitli alimlerden nakiller yaparak cevap verir.
d) Hz. Peygamber bu sözüyle hadislerin yazılmasını kastetmedi. Çünkü sahabeler ilk merhalede, Kuranı ezberlemek suretiyle onun korunmasına yardımcı olmuşlar ise, aynı şey hadis için de geçerlidir.
e) Hadisler sayıca çok ve yaygın olması nedeniyle, ilk planda bütün hadislerin toplanarak bir araya getirilmesi mümkün değildi.
f) Özellikle Hz. Ömer, Kuran’ın zihinlerde iyice kökleşmeden sünnetin kitap haline getirilmesini sakıncalı buluyordu. Zira insanların Kuranı bırakıp hadis kitapları ile meşgul olması gibi bir endişe söz konusuydu. Dolayısıyla sadece şifahi yoldan rivayet kanalıyla aktarılmasını yeterli gördü. Kuran’ın durumu sünnetten farklıdır. Sözgelimi tilavetiyle ibadet edilmesi, nazmının muciz olması, mana bakımından rivayetinin caiz olmaması ve indiği şekliyle muhafaza edilmesi gibi bir takım imtiyazlara sahiptir. Ancak sünnetten maksat lafzın verdiği anlamdı. Dolayısıyla tilavetiyle ibadet, nazmı ile bütün insanlara meydan okuma gibi (tehaddi) maksadı olmadığı için, mana ile rivayeti caiz görülmüştür. Çünkü onun bu şekilde rivayet edilmesi ümmet için bir kolaylıktır. Araplar ümmi bir toplum olduklarından dolayı yazı yazanları çok az idi. Yazı aletleri de çok pahalıydı. Nitekim Kuranı Kerim; deri , hurma yaprağı gibi nesneler üzerine yazılıyordu. Bu yüzden peygamber zamanında sünnetin söz, fiil ve takrirlerini içine alacak şekilde yazılmasında büyük bir zorluk vardı. Cenabı Hak böylelike, kitap ve telifler ortaya çıkıncaya kadar sahabeleri hadisleri ezberlemeye sevketti. Hz. Peygamber, getirdiği dini, hep bu minval üzere tebliğ etti. Allah Teala da buna şahit oldu. Dolayısıyla vahyin yarısının zayi olduğu iddiası doğru değildir.
g) Sahabelerin bir kısmı hadisleri yazıp bunları ezberledikten sonra imha etmeleri söz konusu olsaydı, onların bazı sahifeleri elimize ulaşmış olmazdı. Bazı sahabilerin yazdıklarını silmeleri yazının yasak olduğundan değil, Kuran’ın daha tam manası ile ezberlenmediği ve insanların da başka şeyle meşgul olmalarından korkulduğu nedeniyledir. Ya da ezberlemeye dayanmaları ve ezberleme melekelerini geliştirmek içindi. Ya da silinen hadisler ehli kitaptan nakledilen bilgilerden ibaretti. İnsanların bunlarla meşgul olmasından korkuluyordu. Kaldı ki, bu şekilde hareket eden sahabe sayıca azdı. İçlerinden bir gurup hem yazıyor, yazdıklarını da koruyorlardı. Sonra, sahabilerin hadisleri rivayet etmekten alıkondukları söylenemez. Bu yasaklama, muhtemelen hataya düşme korkusundan veya aşırı hadis rivayet etmeye engel olma maksadına yöneliktir. Hangi sahabe olursa olsun, muhakkak surette hadis rivayetinde bulunmuştur. İçlerinde sayıca çok hadis rivayet eden olduğu gibi oldukça sınırlı sayıda hadis rivayet edenler de vardır. Reşit Rıza’nın “sahabeler hadislerin yaygınlık kazanmasını istemediler” sözü doğru değildir. Aksine sahabeler Hz. Peygamberin sünnetinin devamlı olarak yaygınlaşmasını istemişler ve bunun için de çaba harcamışlardır. Kuran ve sünnette bu hususa işaret eden, bunun yanında dolaylı olarak, sünnete karşı koymayı yeren birçok delil mevcuttur. Yazar bu konuda Muhammet Ebu Zehv’in sözlerini nakleder.
h) Ömer b. Abdulaziz’in tedvin olayında etkisi olmadığı iddiası doğru değildir. Zira imam Zühri’nin onun bu emrine icabet ettiği kesindir. Nitekim alimler ilk hadis tedvin eden ismin imam Zühri olduğunu ifade etmişlerdir. İbn Abdilberr imam Zühri den şöyle bir nakilde bulunur : “Ömer b. Abdilaziz sünnetin toplanmasını bize emretti, ben de defterler halinde bunları yazdım. O da idarecisi olan her ülkeye bir defter yolladı”. Bu rivayet, bu konuda şüphe edenlerin şüphesini çürüten güçlü bir delildir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi