Hadis - 2. Sayfa - Oryantalist
1- Sünnetin Kur’an’dan Sonra İkinci Kaynak Oluşu
Yazar, sünnet ve hadisin tanımını yaptıktan sonra, sünnetin İslam hukukunun ikinci kaynağı sayılışıyla ilgili çok ilginç bir iddia ortaya koyar ve şöyle der: ‘Sünnetin, Kur’andan sonra ikinci bir teşri’ kaynağı olarak kabul edilmesi fikri, belli bir sürecden sonra olmuştur. İçlerinde yeni problemler çıkıp bazı müslümanların ikinci derecede bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu hissedince bu oluşmaya başlamıştır.”[1][2]
Bu iddiayı, Robson’dan önce I. Goldziher ve J. Schacht gibi bazı oryantalistler zihinlerde yerleştirmeğe gayret göstermişler. Ancak sünnet’e bu yetkiyi veren ve müslümanları buna uymasını öngören bir çok ayeti kerim’e gözlerinden kaçmış ve bunun böyle olmadığını ortaya koymuştur. Buna örnek olarak bir kaç ayeti kerimeyi zikredebiliriz: “Ey İman edenler Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan Ulül-emre’de itaat edin. Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz - Allah’a ve Ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız – onu Allah’a ve Resul’e götürün; bu hem hayırlı ve hem de netice bakımından daha güzeldir” [2][3]. “ Peygamber size neyi emrettiyse alınız ve size neyi yasakladıysa ondan kaçınınız”[3][4]. Bu ayeti kerimelerde görüldüğü gibi, Kur’an ayetleri iner inmez, müminlere Peygamber’e itaatı emretmiş, ve meselelerin çözümünde onun sünnetini, Kur’andan sonra ikinci bir kaynak olarak göstermiştir[4][5]. Yoksa Robson’un iddia ettiği gibi bu, ihtiyaca binaen daha sonra oluşmuş değildir.
Ayrıca bu iddianın hemen akabinde şu sözleri sarfetmesi gercekten bir tezattır:“ Bir çok hadisçi değişik ülkelerden olmak üzere, yetkili kimselerin ağzından hadis toplamak için seyahatler yapmışlardır”[5][6] Robson, ilk dönemde sünnetin ikinci bir kaynak oluşunu kabul etmezken ve sünnetin her hangi bir malzemeye sahip olmadığını iddia ederken, şimdi de sünnetin malzemesi olan hadislerin, hadisciler tarafından muhtelif beldelerde bulunan yetkili kimselerin ağızından toplamak üzere seyahat ettiklerini söyler.
Şimdi Robson’a şu soruyu sormak gerekir: Şayet o dönemde sünnet, ikinci bir kaynak olarak, ihtiyaç duyulmadığından veya malzeme yokluğundan kabul edilmiyorsa idi, nasıl oluyor da hadisçiler ihtiyaç duyulmayan ve de mevcut olmayan bir malzemeyi toplamak için seyahata çıkıyorlar? Yahut sünnetin malzemesi yoksa bu hadisler nereden geliyor? Robson bir ileri ki paragrafta, aslı astarı olmayan bir iddiayı şöyle dile getiriyor: “ Hadisçiler, ravilerin değerlendirmesini yaptığı hadisleri toplarken, diğer kimseler de hadisin önemi üzerine durmağa hazır değildiler. Dolayısıyla çeşitli gruplar arasında bu konuda çekişmeler oluyordu. Ancak geniş çapta, Şafii’inin harikalığı sayesinde hadisçiler grubu zaferi kazandı. Bundan sonra hadis, hemen Kur’andan sonra İslamın ikinci temel kaynağı oldu” [6][7]
Yazar, ifadesinde görüldüğü gibi hadisçilerin karşıtı olan kufeli fakihlerini, sünneti, İslamın ikinci kaynağı olduğunu kabul etmeyen kimseler olarak göstermektedir. Ve Şafii’inin sünnet konusunda verdiği mücadele neticesinde ikinci bir kaynak olarak herkes tarafından kabul edildiğini iddia etmektedir. Robson’un verdiği bu bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü rey ehli olarak bilinen imam Ebu Hanife ve ekolu aynen hadis ehli gibi sünneti Şafii’iden de önce Kur’andan sonra ikinci bir kaynak olduğunu kabul ettiklerini belirten kesin tarihi veriler mevcuttur. Bundan daha önemlisi mezkur ekole müntesib imamların, birer hadis mecmuası olarak müsned ve asâr isimli eserleri meşhurdur. Bu eserler, onların sünnet ve hadise verdikleri değeri göstermek için yeterli bir delildir. Ayrıca onların istidlal metodunda sünnetin mertebesi, Kur’andan hemen sonra geldiği açıkça görülmektedir.
Bazı durumlarda kıyasa ağırlık vermeleri, kıyası mertebe yönünden sünnetten daha üst düzeyde gördükleri anlamına gelmez. Onların bu uygulamasını, ellerindeki hadis malzemesinin azlığına bağlamak mümkündür. Dolayısıyla Robson’un iddiası faraziyeden öteye gitmemektedir. Her iki ekol arasında çıkan çekişmeler, sünnetin kaynak oluşu veya bağlayıcı olup olmaması yönüyle değil, bilakis sünneti anlama veya istidlal etme noktasındaki farklılık buna büyük çapta neden olmuştur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi