Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - 4. Sayfa - Oryantalist

3- Hadis Kritiği

 

Robson, hadis kritiği konusunda şunları söyler: “ Hadis kritiği, detaylı olarak büyük bir ciddiyet içerisinde yapılmıştır. Yapılan gayretlere bakıldığında, yanlış olanı ortadan kaldırmak için ne kadar çalışıldığı görülür. Ama batılı araştırmacılar, hadis kritiğinin fazla ileri gitmediğini iddia etmektedirler. Goldziher, ‘Hadis üzerine etüdler’ kitabında, hadisin, tartışmalı bilimlerde olduğu gibi çok sağlam bir yapısı olmadığını savunmaktadır. Ve bu iddia, ondan sonra gelen bir çok oryantalist tarafından devam ettirilmiştir”[1][12].

Yazar bu ifadelerinde, oryantalistlerin bu konudaki görüşlerini paylaşmış görünmektedir. Şu iyi bilinmelidir ki, İslam ümmetinin sahip olduğu ve geliştirdiği ilimlerden biride, hadisin büyük ölçüde sıhhatını belirleyen isnad sistemi ve ona bağlı olarak geliştirilen cerh ve ta’dil ilmidir. Bunun yanında en az sened kritiği kadar önemli olan metin kritiği, hadisin sıhhatında rol oynamaktadır. Batılıların böyle şerefli bir ilimden mahrum kalmaları, gerek yahudi ve gerekse hrıstiyanlara, kısacası israil oğullarına gönderilen peygamberlerin sözlerini korumaktan aciz kalmalarına neden olmuştur. Bu imtiyazı hazmedemeyen oryantalistler, hadisçilerin hadis kritiği konusundaki ilmi gayretlerini gözardı ederek, her fırsatta, bu çalışmaların ciddi olmadığını ve hadisin sağlam bir yapıya dayanmadığını vurgulamışlardır.

Ne gariptir ki Goldziher’in bu konudaki görüşlerini savunan Robson, 1956 yılında Manchester kentinde Mustafa Sibai ile görüşmesinde, Mustafa Sibai ona, Goldziherin görüşlerini tarihi ve ilmi açıdan düştüğü yanlışlıkları ortaya koyunca, yukarıdaki görüşlerinin aksine, şu cevabı vermiştir: “ Bu asrın oryantalistleri islami kaynaklara Goldziher’den daha iyi vakıftırlar. Zira onun zamanında bilinmeyen bazı islami eserler bu gün yayınlanmıştır”[2][13]. 

Robson’un bu cevabı iki şeye hamledilir; ya sünnet konusunda Goldziher ve Schacht’ın etkisinden kurtulup bu düşüncelerinden rucû etti, ya da Mustafa Sibai’ye karşı çifte standart bir tavır sergileme zorunda kaldı. Ne yazık ki birinci ihtimal mümkün görünmemektedir. Çünkü neşredilen İslam Ansiklopedisi, 1971 yılında tahakkuk ettiğine göre,  sünnet maddesine yazdığı makale, 1956 yılında gerçekleşen görüşmeden çok sonra olmuştur. Dolayısıyla görüşlerinden her hangi bir rucû olayı söz konusu olamaz. Geriye ikinci ihtimal kalmaktadır ki, bir yahudi olan Robson hakkında bunu düşünmek hiç de zor olmasa gerek.

Yazar,“ batılı araştırmacılara göre, hadis kritiğinin ileri gitmediğini” iddia ederken, bundan isnad veya ravi tenkidini kastediyorsa yanılıyor. Çünkü tercih edilen görüşe göre, H.I.asrın ilk yarısında başlayan hadis tenkidi H.V.asra kadar hadis alimleri tarafından gerçekleştirilen yoğun çalışmalarla, çok önemli boyutlara ulaşmış ve bu alanda çok değerli eserler verilmiştir. Hadis uydurma hareketine karşı gerekli tedbirler alınmış, yalancı raviler ve uydurdukları rivayetler tek tek ortaya çıkarılmıştır. Dr. el-‘Umeri, cerh ve ta’dil’le ilgili eserler konusunda bizlere şu bilgileri vermektedir:“ H.III.asrın ilk yarısından başlamak üzere IV.asır boyunca yoğunlaşan cerh ve ta’dil eserlerinin bir bölümü zayıf ravileri, bir bölümü sika ravileri ve diğer bir bölümü de hem zayıf ve hem de sika ravileri konu edinmişlerdir. Ancak zayıf raviler hakkında yazılan eserler, sika raviler üzerine yazılanlardan daha fazladır. Örneğin, V.asrın sonuna kadar zayıf raviler hakkında yirmi eser yazılmışken sika olanlar üzerine sadece dört eser verilmiştir. Her ikisini konu eden eserler ise daha fazladır. H.III. ve IV. asır boyunca yirmi beş eser telif edilmiştir”[3][14].

  Ne var ki Dr. el-‘Umeri, bu ifadesinin hemen ardından ayrı dönemde telif edilen zayıf ravilere dair yirmi dokuz; sika ravilerle ilgili sekiz; zayıf ve sika ravileri bir arada ihtiva eden kırk eser adı vermektedir. Ki bu, kesin rakam vermek yerine, ravileri karışık olarak ihtiva eden eserlerin, sadece zayıf ravilere dair eserlere oranla daha fazla; zayıf ravilere tahsis edilmiş eserlerin de yalnızca sika ravilere ayrılmış olanlara nisbetle daha çok olduğunu söylemenin daha doğru olacağı anlamına gelir.

Tabiatıyla H.IV. asırda rivayet sistemine ihtiyaç kalmayıp onun yerini original hadis kitapları istikrar bulunca, ister istemez V. ve müteakip asırlarda ravi tenkidi üzerine rical kitapları telif edilmeğe devam etmiş olsa bile bir duraklama dönemi hasıl olmuştur. Yalnız bu tenkid hareketi, H.VIII. ve IX. asırda yeniden canlanmış, günümüze kadar devam ede gelmiştir.

Şayet yazar hadis kritiğinden metin tenkidini kastediyorsa, iddiası yine gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü hadisçiler isnad tenkidine önem verdikleri kadar metin tenkidine de önem vermiş, ve bu sahada ileri adımlar atmışlardır. Hadis usulünde şaz, münker, müdrec, muzdarib, muallel veya mevzu, hükmünü alan hadisler hem sened ve hem de metin yönünden değerlendirilmiştir. Çünkü yukarıda zikredilen illetler hadisin senedinde olduğu kadar metninde de bulunabilmektedir. Hadisleri bize nakleden raviler, rivayetlerin senedinde kusur ederlerken bazen metninde de kusur etmişlerdir. Bu gün halkın arasında, isnadı olmayan veya sahih isnad altında uydurulmuş pek çok meşhur hadisler dolaşmaktadır. Hadis alimleri bu gibi uydurma rivayetleri keşfetmede Kur’an ve Sünnet’in genel prensiplerine, akla, hisse, müşahedeye, tarihe ters düşmesi veya hadisin metindeki lafızların bozuk olması gibi kriterlere dayanmışlardır.

Oryantalistler ve İslam dünyasındaki bazı  yazarlar, zikredilen bütün bu gayretleri göz ardı ederek hadisçilerin, sadece hadisin senedi ile uğraştıklarını ve metin tenkidine eğilmediklerini savunmuşlardır. Halbuki bunun böyle olmadığı bilinmektedir.

Bugün, hadisçilerin bu konudaki çalışmaları üzerinde yapılan araştırmalar giderek artmaktadır. Hadisçilerin sağlam metoduna bağlı kalarak bunların geliştirilmesi üzerine yapılan çalışmalar bu kanaatimizi destekler mahiyettedir.

Yetkili ağızlardan hadis toplamak için hadisçilerin muhtelif beldelere seyahat ettiğini söyleyen ve şifahi rivayetin asıl oluşunda israr eden Robson, makalenin hadis koleksiyonu başlığı altında hemen birinci paragrafta bazı sahabilerin hadis ihtiva eden sahifeler bulunduğunu ifade ederek tenakuza düşer. Çünkü bu sahifelerin bulunması yazılı rivayetlerin varlığını ispat etmektedir.


 

[1][12] EI ², C.III, 26.

[2][13] Sibai, es-Sünne, s. 14.

[3][14] El-Umeri, Buhus, s. 90-91.