Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadis - 5. Sayfa - Oryantalist

4 – Bazı Hadisler Üzerine Getirdiği Şüpheler

 

Robson devamla şöyle söyler: “Eski ve yeni Ahit’te Hz. Peygamber’e atfedilmiş sözler kolaylıkla fark edilir”.[1][15] 

Yazarın bu iddiası yeni değildir. Goldziher daha önce bunu “Hadis Üzerine Etüdler” kitabında: “Aynı prosesüs yoluyla eski ve yeni Ahit’teki cümleler Muhammed’in hadisleri haline gelmiştir” diyerek bu tezi savunmuştur ve örnek olarak da İsrailiyatla ilgili rivayetleri göstermiştir.[2][16]

Oryantalist düşünceli yazarların şunu iyi anlaması gerekir; Peygamberlerin ortak özellikleri olduğu kadar ümmetlerine tebliğ ettikleri dinlerin de ortak özellikleri vardır. Ayrıca birbirinin devamı olma özelliğini de taşır. Dolayısıyla ister eski ve yeni Ahit’te, isterse Kuran ve onun açıklayıcısı olan Sünnette olsun, tarihi verilerin, ahlaki kuralların ve eskatoloji yani metafiziğe ait bilgilerin aynısı veya benzerinin bulunması gayet tabiidir. Bunun böyle olması, bu bilgilerin bir kısmı uydurma ve yalan olmuş olsa bile, tamamının bu türden  olduğunu göstermez. Bilakis doğru ve sabit olan kısmı birbirini tasdik eder mahiyettedir. Başka bir  ifade ile aynı vahyin ürünü olduğunu ortaya koyar.

Eğer Robson bu sözleri ile İslam peygamberinin eski ve yeni Ahit’ten veya İsrailiyattan etkilendiğini dolayısıyla aynı  şeyleri söylediğini kastediyorsa bunda yanılıyor. Böylelikle de semavi dinlerin ortak özelliklerini unutmuş görünüyor. Sonra Hz. Peygamberin bizzat kendisi, Kuran’ın söylemediği veya ashabının duyduğu bu gibi İsrailiyata dair rivayetlerin ne  tasdik ne de tekzib edilmesini ifade etmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber hakkında böyle bir düşünce söz konusu olamaz. Yazar bu ithamı ile ne kadar taraftar bir oryantalist olduğunu ortaya koyuyor.

Robson çeşitli rivayetleri eleştirerek sözüne şöyle devam ediyor: “Hadislerde Arabistan’ın dışında  fethedilcek ve henüz Peygamber zamanında kurulmamış olan şehirlere işaretler vardır. Raşid halifelerle ilgili, Emevi ve Abbasilerle ilgili hatasız işaretler görülmektedir. Kur’an, Peygamberi mucizevi bir  şahıs olarak takdim etmemesine rağmen birçok mucize O’na nisbet edilmiştir. Kıyamet öncesi fitneler ve Ahiret ahvali ile ilgili detaylı bilgiler yer almaktadır. Yine cennet ve cehennemle ilgili tafsilatlı tasvirler bulunmaktadır. Batı zihniyetinin bu malzemenin sağlam olarak Peygamberden gelişini kabul etmeyi mümkün görmemektedir”.[3][17]

Yazar  ve batılı araştırmacıların bu gibi rivayet malzemesini kabul etmeleri zor olsa da Hz. Peygember’e gaybı ve ileriye yönelik haberler verdiğini söyleyen Kur’an-ı Kerim’e[4][18] inanmış insanların bu doğrultuda ileriye yönelik olarak ve eskatolojiye dair Hz. Peygamberin verdiği haberlere inanmaları hiç de zor değildir. Tabiatıyla bununla ilgili rivayet malzemesinin içerisinde, sabit olmayan ve uydurma türünden olan rivayetlerin bulunduğu bir gerçektir. Her nedense bu rivayet malzemesinin Peygamber’e aidiyetini kabul etmeyen yazar aynı rivayetleri ilk tenkid edenin hadis alimleri olduğunu söylemeyi ihmal etmiş görünüyor. Böylelikle oryantalistleri basiretli ve hadis alimlerini ise basiretsiz olarak göstermeye kalkışıyor.

Yazarın bu tavrını hiçbir ilmi haysiyetle bağdaştırmak mümkün değildir. “Kur’an, Peygamberi mucizevi bir şahıs olarak takdim etmemesine rağmen bir çok mucize O’na nispet edilmiştir” derken O’na nisbet edilen mucizelerin sabit olmadığını ve Hz. Peygamber’in mucizevi bir yönü olmadığını vurgulamış oluyor.

Evvela peygamberler, peygamberliklerini isbatlamak için Allah tarafından mucizelerle teyid edildiği bir gerçektir. Hz. Peygamber’in vahiyle muhatab kılındığı Kur’an’ın bir çok ayetinde zikredilmektedir.[5][19]

Örneğin “Ey resülüm, onlara söyle, ben sizin gibi bir beşerim, ancak bana vahyolunuyor” [6][20] ayetinin birinci kısmında  Hz. Peygamber’in beşeri yönü zikredilirken ikinci kısmında ise Allah’tan vahiy almasıyla mucizevi yönüne değinilmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in birçok mucizeler göstermesi yanında O’nun en canlı mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir. 23 senelik peygamberlik hayatında  münkirleri ilzam  ve iman ehlinin imanlarını takviye edecek mucizeleri göstermesi peygamberlik açısından  gayet tabiidir. Ne var ki, bunlar bizlere rivayet yoluyla gelmiştir. Siyer ve megazi kitaplarında bunları görmek mümkündür. Kaldıki bu mucizelerin çoğu bizlere sahih yollarla ulaşmıştır. Kur’an-ı Kerim ise bunların bazısına değinmiştir. Örneğin “ayı ikiye bölme” mucizesi[7][21], Mirac mucizesi[8][22] bunlardandır.

Görüldüğü gibi yazarın yukarıdaki sözünde sünneti tenkid etme gayreti boşuna ve yersizdir. Kur’an ve sünnetin realitesine uymamaktadır.

Yazar hadis kritiği konusunda Shacht’ın bir değerlendirmesini zikrederek sözünü şöyle bağlar: “J. Shacht, ikna edici bir şekilde isnadların zamanla geliştiğini daha sonraki dönemlere ait olan hadislerin Peygamber’e nisbet edildiğini göstermiştir. Sünnet malzemesinin tümüne bu şekilde bir açıklama getirmeye kendimizi hissetmesek bile daha  sonraki dönemlere ait birçok rivayetlerin Peygamber’e nisbet edildiği açık olarak görülmektedir. Bu durum sahih olanı seçecek tatminkar bir kriteri bulmayı zorlaştırmaktadır.”.[9][23]

Shacht’ın ortaya attığı bu asılsız iddayı, Mustafa Azami İngilizce yazdığı bir eserinde ilmi bir şekilde cevaplandırmıştır. Daha sonra onun bu eseri dilimize “İslam Fıkhı ve Sünnet, Oryantalist J. Shacht’a Eleştiri” adıyla kazandırılmıştır. Bu cevapları öğrenmek isteyenler bu esere müracaat edebilirler. Şayet Robson, Azami’nin bu eserini okumuş olsaydı yukarıda teyid ederek zikrettiği Shacht’ın teorisini savunmaktan sanırım vazgeçerdi.

Buna ek olarak şunu ifade etmek isterim, Yahudi ahlakından esinlenerek yalanı ve gerçekleri  tahrif etmeyi kendilerine prensip edinen Goldziher, Schacht ve Robson gibi kimselerin aynı şeyleri geçmiş İslam toplumları hakkında düşünmelerini belki tabii karşılayabiliriz. Çünkü bundan farklı düşünmeleri zaten beklenemezdi. Lakin biz müslümanlarda durum farklıdır. Bizler her ne kadar o dönemlerde bazı grupların idiolojik, siyasi veya şahsi çıkar gibi birçok nedenlerle birtakım hadislerin Hz. Peygamber’e nisbet ettiklerini kabul etsek bile – kaldi ki bunlar aklanmıştır- Hz. Peygamber’den sonraki tabiin ve tebe-i tabiin dönemlerinde değişik bölgelerde yaşayan samimi ilim tabakalarının, aynı rivayetlerde yalanda birleşip bunları  Peygamber’e yamamaları, o insanların karekterine sığmaz ve hem de imkansız görünen bir olaydır.             Bir takım rivayetlerin sahih olanından aklanması için tatminkar bir kriter bulmayı Robson zor görmüş olsa bile, oryantalistlerin çalışmalarından çok önce h. III. asrın birinci yarısında imam Buhari ekolü ile başlayan sahih hadisleri aklama hareketinde ortaya konulan kriterler daha sonrakilerine örnek olmuş ve hala bugün bile orijinalliğini korumakta ve hadislerin tesbitinde kullanılmaktadır.

Böylelikle Robson’un ortaya attığı iddiaların altında yatan maksadın, müslümanların zihinlerinde hadis ve sünnet konusunda şüpheler uyandırmak olduğunu görmüş olduk ve izale edilmesine çalıştık. Umarım ki, bu sahadaki çalışmalar daha fazla yoğunlaşır ve müslümanları sünnet  konusunda doğru bir anlayışa götürür.

 


 

[1][15] EI ², C.III, 28.

[2][16] Bkz.: Goldziher, I., Etüdes sur la Tradition Islamique, p. 187, 195, 204-205.

[3][17] EI ², C.III, 28.

[4][18] Bu meyanda bkz.: Cin, 26-27; Rum, 2-5.

[5][19] Bkz.: Enbiya, 108; Hud, 49.

[6][20] Kehf, 120.

[7][21] Bkz.: Kamer, 1.

[8][22] Bkz.: İsra, 1; Necm, 1-18.

[9][23] EI ², C.III, 28