Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cüz : 16 - Külliyat - Ozlutefsiri - 20. Sayfa

 

Cüz : 16

   45 / 20 TÂHÂ (1-12)

311

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طه -1, مَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاَنَ لِتَشْقَى -2, اِلاَّ تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى -3, تَنْزِيلاً مِمَّنْ خَلَقَ اْلاَرْضَ وَالسَّمَوَاتِ الْعُلَى -4, اَلرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى -5, لَهُ ماَ فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى -6, وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفَى -7, اَللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى -8, وَهَلْ اَتَيكَ حَدِيثُ مُوسَى -9, اِذْ رَاَ نَارًا فَقَالَ لاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّى اَنَسْتُ نَارًا لَعَلِّى اَتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى -10, فَلَمَّا اَتَيهَا نُودِىَ يَامُوسَى -11, اِنِّى اَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى -12,

20    TÂHÂ SÛRESİ

Kur’ân’ın indiriliş gayesini ifade ederek başlayan sûre der ki: Ey Muhammed! Bu Kur’ân senin güçlük çekmen için indirilmedi. Biz senden inatçı kâfirlerin kalbine imanı zorla yerleştirmen gibi imkansız bir şeyi de istemiyoruz. Bu sûre ve Kur’ân Allah’tan korkan ve O’nun azabından korunup sevgisini kazanmak isteyip doğru yolu bularak O’nun mesajını öğre-nip uygulamak isteyenler için bir öğüttür. Sûrede Musa’nın yaşanmış olayı anlatılarak bu kıssayla beraber bir çok mesaj veri-lir. Sonra da Adem kıssası anlatılarak kusuruna karşılık af dilemesiyle affedilişi örnek gösterilerek insanlar da aynı bu yola çağrılır. Ayrıca uyarılara kulak vermeyip Rabbinin ikazlarına, emirlerine karşı kör davrananların kıyametteki kör olarak haşre-dilen sahneleri canlandırılır ki; “Rabbim bizi niye kör dirilttin” diyenlere karşılık Rabbimizin: “Sen dünyada ayetlerimizi unut-tun, bu günde sen unutuldun” dediğini duyar gibiyiz. Bu sûreye Musa sûresi de denir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Tâ, Hâ.

2 Ey Muhammed! Biz sana bu Kur’ân’ı, üzülüp sıkıntı çekmen için in-dirmedik. 3 Sadece Allah’tan korkan herkese, bir öğüt, bir uyarı olsun diye in-dirdik. 4 Yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından indirilmiştir. 5 O sınırsız rahmet sahibi ki, mutlak kudret ve hükümranlık tahtına kurulmuştur. 6 Gökler-de, yerde, göklerle yer arasında ve yer altında ne varsa, hepsi O’nundur. 7 Sözü ister gizle, ister açığa vur, O insanın gizli düşüncelerini de bilir, gizlinin gizlisi duygularını da. 8 Allah, O’ndan başka gerçek hiçbir ilah yok, en güzel i-simler O’nundur.

9 Musa’nın başından geçen olaylardan haberin var mı? 10 Hani O, uzakta bir ateş görmüştü ve ailesine: “Siz burada bekleyin, ben bir ateş gör-düm” demişti. “Belki size, oradan bir parça kor getiririm, yahut orada, ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.” 11 Fakat ateşe yaklaşınca, bir ses O’na: “Ey Musa!” diye seslendi. 12 “Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Öy-leyse artık pabuçlarını çıkar, çünkü sen, kutsal vadi Tuvâ’dasın. 8

 

 

312

45 / 20 TÂHÂ (13-37)

Cüz : 16

 

 

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى -13, اِنَّنِى اَنَا اللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنَا فَاعْبُدْنِى وَاَقِمِ الصَّلَوةَ لِذِكْرِى -14, اِنَّ السَّاعَةَ اَتِيَةٌ اَكَادُ اُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى -15, فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَيهُ فَتَرْدَى -16, وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى -17, قَالَ هِىَ عَصَاىَ اَتَوَكَّؤُا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَاَرِبُ اُخْرَى -18, قَالَ اَلْقِهَا يَامُوسَى -19, فَاَلْقَيهَا فَاِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَى -20, قَالَ خُذْهَا وَلاَ تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا اْلاُولَى -21, وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ اَيَةً اُخْرَى -22, لِنُرِيَكَ مِنْ اَيَاتِنَا الْكُبْرَى -23, اِذْهَبْ  اِلَى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغَى -24, قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى -25, وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى -26, وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى -27, يَفْقَهُوا قَوْلِى -28, وَاجْعَلْ لِى وَزِيرًا مِنْ اَهْلِى -29, هَرُونَ اَخِى -30, اُشْدُدْ بِهِ اَزْرِى -31, وَاَشْرِكْهُ فِى اَمْرِى -32, كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا -33, وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا -34, اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا -35, قَالَ قَدْ اُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَى -36, وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرَى -37,

 

7 13 Ben, seni kendime elçi olarak seçtim. Öyleyse sana vahyoluna-nı dinle. 14 Gerçek şu ki, Allah benim. Benden başka gerçek ilah yok, o halde yalnız bana kulluk et ve beni anmak için, namazında devamlı ve duyarlı ol.

15 Kıyamet zamanı mutlaka gelecektir. Herkes peşinde koştuğu şe-yin karşılığını bulsun diye, neredeyse onu gizleyeceğim.

16 Bunun içindir ki, onun geleceğine inanmayıp, sadece kendi arzu ve tutkularının peşine düşen kimseler, seni ona inanmaktan alıkoymasınlar, yoksa sen de helak olursun.

17 O sağ elindeki nedir ey Musa?” 18 Musa: “Bu benim değneğim” dedi. “Buna dayanırım, bununla davarıma yaprak silkelerim ve başka işlerde de kullanırım onu.” 19 Allah: “Onu bırak, ya Musa!” buyurdu. 20 Bunun üzeri-ne, Musa onu attı. Bir de ne görsün, hızla hareket eden bir yılan. 21 Allah dedi ki: “Onu tut, korkma, biz onu eski haline döndüreceğiz.

22 Şimdi de elini koynuna sok, bir hastalık eseri olmadan, başka bir delil olarak bembeyaz çıksın. 23 Böylece sana, en büyük delillerimizden bir kısmını gösterelim.

24 Şimdi artık Firavun’a git, şüphe yok ki, O pek azdı.”

 

/ 25 Musa yalvararak: “Ey Rabbim! Göğsüme genişlik ver, 26 İşimi kolaylaştır, 27 Dilimdeki düğümü çöz ki, 28 Söylediklerimi tam olarak an-layabilsinler. 29 Bana, ailemden de bir yardımcı ve destek ver, 30 Kardeşim Harun’u, 31 Arka olsun bana, O’nunla kuvvetlendir beni, 32 İşime ortak et O’nu, 33 Böylece, senin yüceler yücesi adını insanlar katında daha yükseklere çıkaralım, 34 Seni çok çok analım. 35 Muhakkak ki sen, bizi bütün varlığımız-la görmektesin.” 36 Allah: “İşte istediğin herşey sana verildi, ey Musa!” dedi. 37 “Zaten sana, geçmişte bir kere daha lütufta bulunmuştuk. 8

 

 

Cüz : 16

45 / 20 TÂHÂ (38-51)

313

 

 

اِذْ اَوْحَيْنَا اِلَى اُمِّكَ مَا يُوحَى -38, اَنِ اقْذِفِيهِ فِى التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِى الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَاْخُذْهُ عَدُوٌّ لِى وَعَدُوٌّ لَهُ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِى -39, اِذْ تَمْشِى اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ اِلَى اُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلاَ تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنّاَكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِى اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى -40, وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى -41, اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاَيَاتِى وَلاَ تَنِيَا فِى ذِكْرِى -42, اِذْهَبَا اِلَى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغَى -43, فَقُولاَ لَهُ قَوْلاً لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشَى -44, قَالاَ رَبَّنَا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا اَوْ اَنْ يَطْغَى -45, قَالَ لاَ تَخَافَا اِنَّنِى مَعَكُمَا اَسْمَعُ وَاَرَى -46, فَأْتِيَاهُ فَقُولاَ اِنَّا رَسُولاَ رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنِى اِسْرَائِيلَ وَلاَ تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِاَيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى -47, اِنَّا قَدْ اُوحِىَ اِلَيْنَا اَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى -48, قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى -49, قَالَ رَبُّنَا الَّذِى اَعْطَى كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى -50, قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ اْلاُولَى -51,

 

7 38 Sen doğduğun zaman, annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiş-tik.

39 O’nu bir sandığa koy ve sandığı ırmağa bırak, ırmak O’nu kıyıya çıka-racaktır. O’nu benim de, O’nun da düşmanı olan biri alıp evlat edinecektir. Ve böy-lece daha o çağda kendi katımdan bir sevgiyle seni kuşattım ki; benim korumam ve esirgemem altında senin için belirlediğim kader uyarınca yetişip olgunlaşasın diye.

40 Hani kız kardeşin gitmiş de, “O’nun bakımını üstlenecek bir ev halkını size gösterebilir miyim?” dedi. Böylece annen üzülmesin, sevinsin diye seni ona döndürdük. Ve büyüyüp belli bir yaşa vardığın zaman, birini öldürmüştün. Fakat biz, bu yüzden içine gömüldüğün sıkıntıdan, seni kurtarmıştık ve seni sınayıp dur-muştuk. Bu olaydan sonra, yıllarca Medyen halkı arasında yaşadın ve sonunda benim takdirime uyarak, işte buraya geldin ey Musa! 41 Çünkü ben seni, kendime elçi olarak seçmiştim. 42 Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi Firavun’a götürün, be-ni anmayı ihmal etmeyin. 43 Firavun’a gidin. Çünkü O, gerçekten azdı. 44 Ama O’nunla yumuşak bir dille konuşun, o zaman belki aklını başına toplar, yahut da o-lur ki korkar.” 45 Musa ile Harun: “Ey Rabbimiz!” dediler. “Korkarız, hakkımızda çok aşırı davranır yahut da büsbütün azar.”

46 Allah: “Korkmayın!” buyurdu. “Şüphesiz ben sizinle beraberim, olacak şeylerin hepsini işitir ve görürüm. 47 Hemen O’na gidin ve deyin ki: Biz ikimiz se-nin Rabbinin elçileriyiz. Bunun için, İsrailoğullarının bizimle gelmesine izin ver ve onlara artık işkence etme. Biz sana, Rabbimizden delille geldik. Selamet ve saadete erenler ancak doğru yolu tutanlardır. 48 Bize vahyedildi ki, Allah’ın azabı, peygamberleri yalan sayıp, onlara sırt çevirenlere erişir.” 49 Fakat Allah’ın bu me-sajları kendisine iletilince, Firavun: “Ey Musa! Sizin Rabbiniz de kimmiş?” dedi. 50 “Rabbimiz herşeye yaratılışını veren ve sonra onu, yaratılış gayesine uygun yola yöneltendir” dedi. 51 Firavun: “Peki, bizden önce gelip geçen ilk asırlardaki insan-ların hali ne olacak?” dedi. 8

 

 

314

45 / 20 TÂHÂ (52-64)

Cüz : 16

 

 

قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّى فِى كِتَابٍ لاَ يَضِلُّ رَبِّى وَلاَ يَنْسَى -52, اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتَّى -53, كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لاُولِى النُّهَى -54, مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهاَ نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرَى -55, وَلَقَدْ اَرَيْناَهُ اَيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبَى -56, قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَامُوسَى -57, فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لاَ نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلاَ اَنْتَ مَكَانًا سُوًى -58, قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى -59, فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتَى -60, قَالَ لَهُمْ مُوسَى وَيْلَكُمْ لاَ تَفْتَرُوا عَلَى اللهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى -61, فَتَنَازَعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوَى -62, قَالُوا اِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى -63, فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّا وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى -64,

 

7 52 Musa: “Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin katında bir kitapta ya-zılıdır. Rabbim ne yanılır, ne unutur” dedi. 53 O Rab ki, yeryüzünü size bir be-şik yapmış, hayatınızı kolaylaştırmak için, onun üzerinde yollar açmış, üzerini-ze gökten su indirip o su ile çiftler halinde çeşitli bitkiler çıkardık. 54 Yiyiniz, hayvanlarınızı otlatınız, şüphe yok ki bunlarda, aklı başında olup anlayan in-sanlar için ibretler vardır.

 

/ 55 Şöyle ki, sizi topraktan yarattık, tekrar toprağa döndüreceğiz, yine ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.

56 Gerçek şu ki, biz Firavun’a bütün ayetlerimizi gösterdik. Onları ya-lan saydı ve kabule yanaşmadı. 57 Firavun dedi ki: “Ey Musa! Sen büyülerin-le, bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin? 58 Madem öyle, biz de sana se-nin büyün gibi bir büyü getireceğiz. Aramızda bir buluşma yeri ve vakti tayin et de, sen ve biz vaadimizden caymayalım, düz ve geniş bir yerde karşılaşalım.” 59 Musa dedi: “Karşılaşma zamanı, herkesin süslenip, bayram edeceği şenlik günü olsun. Halk kuşluk vakti toplansın.”

60 Bunun üzerine Firavun, danışmanlarıyla görüşmek üzere çekildi. Çevireceği bütün dolapları hazırladı, topladı, sonra buluşma yerine geldi. 61 Musa onlara: “Yazıklar olsun size!” dedi. “Allah’a karşı yalan uydurmayın, yok-sa sizi azabı ile kırar geçirir. Zaten böyle yalan uyduran kimse, baştan kaybet-miş demektir!” dedi.

62 Firavun ve sihirbazları, kendi aralarında yapacakları şey konusun-da tartışarak görüşüp konuşmalarını gizli tuttular.

63 Şöyle diyorlardı birbirlerine: “Musa ile Harun iki büyücüdür. Sihir yoluyla sizi ülkenizden çıkarmak ve geleneksel yaşama tarzınızı ortadan kal-dırmak istiyorlar. 64 Bunun içindir ki, ey Mısırlı sihirbazlar düzenleyeceğiniz o-yuna iyi karar verin ve tek bir güç olarak boy gösterin. Çünkü bugün üstün ge-len, gerçekten başarmış olacaktır.” 8

 

 

Cüz : 16

45 / 20 TÂHÂ (65-76)

315

 

 

قَالُوا يَامُوسَى اِمَّا اَنْ تُلْقِىَ وَاِمَّا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقَى -65, قَالَ بَلْ اَلْقُوا فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعَى -66, فَاَوْجَسَ فِى نَفْسِهِ خِيفَةً مُوسَى -67, قُلْنَا لاَ تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعْلَى -68, وَاَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلاَ يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتَى -69, فَاُلْقِىَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا اَمَنَّا بِرَبِّ هَرُونَ وَمُوسَى -70, قَالَ اَمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ آذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِى عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلاَفٍ وَلاُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقَى -71, قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءَ نَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِى فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا اَنْتَ قَاضٍ اِنَّمَا تَقْضِى هَذِهِ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا -72, اِنَّا اَمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللهُ خَيْرٌ وَاَبْقَى -73, اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لاَ يَمُوتُ فِيهَا وَلاَ يَحْيىَ -74, وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُولَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى -75, جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهاَرُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَؤُا مَنْ تَزَكَّى -76,

 

7 65 Sihirbazlar “Ey Musa!” dediler: “Hünerini önce sen mi ortaya a-tacaksın, yoksa biz mi atalım?” 66 Musa: “Hayır, önce siz atın!” dedi. Ve der-ken onların ipleri ve değnekleri büyüleri sayesinde, gerçekten hareket ediyor-muş gibi görünüyordu. 67 Musa bu manzarayı görünce, birdenbire içinde bir korku duydu. 68 Korkma! Dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin. 69 At sağ elindeki sopanı, onların meydana getirdikleri şeyleri yutsun. Çünkü onların bütün yaptıkları sihirden ibaret, zaten büyücü nerede olursa olsun, eremez umduğuna. 70 Ve sonunda büyücüler, secde ederek yere kapandılar ve “Biz artık Musa’nın ve Harun’un Rabbine inandık!” diye haykırdılar.

71 Firavun: “Ben size izin vermeden önce O’na inandınız ha!” dedi. “Mutlaka size sihirbazlığı öğreten ustanız O olmalı. Bana karşı gelmenizden dolayı ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve hurma dallarına astı-racağım sizi, o vakit bilir, anlarsınız, hangimizin azabı daha çetin ve daha sü-rekli!” 72 İman eden sihirbazlar Firavun’a dediler ki: “Şu bize gösterilen apaçık mucizelere karşı, artık yaratanımıza tercih edemeyiz seni, elinden geleni yap, zaten senin hükmün sadece şu dünya hayatında geçer. 73 Açıkcası biz, hata-larımızı ve bize sihirle zorla yaptırdığın hatadan dolayı, girdiğimiz günahları bağışlaması umuduyla, Rabbimize inandık. Çünkü Allah’ın mükafatı daha ha-yırlı, cezası da daha süreklidir.” 74 Ve her kim Rabbine günaha batmış bir va-ziyette gelirse, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne de diri kalır. 75 Oysa Rabbinin huzuruna dürüst ve erdemli davranışlar ile mü’min olarak çıkan kim-seye gelince, öte dünyada en yüksek makamlar işte böylelerinin olacaktır. 76 Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri ki, orada onlar ebedi kalacaklardır. İş-te bu kendilerini günahlardan temizleyen ve arınanların mükafatıdır.

 

 

316

45 / 20 TÂHÂ (77-87)

Cüz : 16

 

 

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَا اِلَى مُوسَى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادِى فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى الْبَحْرِ يَبَسًا لاَ تَخَافُ دَرَكًا وَلاَ تَخْشَى -77, فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ -78, وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى -79, يَابَنِى اِسْرَائِيلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ اْلاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى -80, كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلاَ تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَى -81, وَاِنِّى لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى -82, وَمَا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَامُوسَى -83, قَالَ هُمْ اُولاَءِ عَلَى اَثَرِى وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى -84, قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِىُّ -85, فَرَجَعَ مُوسَى اِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ اَسِفًا قَالَ يَاقَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدِى -86, قَالُوا مَا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا اَوْزَارًا مِنْ زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّ -87,

 

/ 77 Andolsun ki biz Musa’ya, kullarımla geceleyin yola çık, onlara denizde kuru bir yol aç, düşmanların yetişmelerinden ve denizde boğulmaktan da korkma diye vahyetmiştik. 78 Musa, İsrailoğullarıyla beraber yola koyulun-ca, Firavun, ordularıyla onların peşine düştü, deniz de onları, tamamıyla kuşa-tıp kapladı, boğulup gittiler. 79 Çünkü Firavun, halkını saptırmış ve onlara doğru yolu göstermemişti. 80 Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanlarınızdan kurtar-dık, sonra Sina Dağının sağ yamacında sizinle bir antlaşma yaptık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. 81 Ve şöyle dedik: “Size rızık olarak verdi-ğimiz temiz ve hoş şeylerden yiyin, ama bunda ölçüyü aşmayın, yoksa gazabı-ma uğrarsınız. Benim gazabıma uğrayan kimse bilsin ki, gerçekten uçuruma yuvarlanır, helak olur. 82 Bununla birlikte yine unutmayın ki, pişman olup doğ-ru yola dönen, imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan ve bundan sonra da, doğru yolda yürüyen kimse için gerçek bağışlayıcı benim.”

83 Ve Allah Musa’ya: “Ya Musa! Sen neden kavminden önce acele ederek, koşa koşa geldin?” buyurdu da.

84 Musa: “Onlar da benim ardım sıra geliyorlar” dedi. “Ben, benden hoşnut olasın diye, koşa koşa geldim ey Rabbim!”

85 Allah: “Öyleyse bil ki” dedi. “Senin yokluğunda biz kavmini sına-dık, Sâmirî onları baştan çıkardı, doğru yoldan saptırdı.”

86 Bunun üzerine Musa, öfke ve üzüntüyle, kavminin yanına döndü ve onlara: “Ey kavmim!” diye çıkıştı. “Rabbiniz size güzel bir söz vermemiş miydi? Peki bu sözün gerçekleşmesi, size çok mu uzak göründü? Yoksa Rab-binizden size, gazab erişmesini istedinizde mi, bana verdiğiniz sözde durmadı-nız?” 87 Onlar dediler ki: “Sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden caymadık. Fakat Mısırlıların zinet eşyasından birtakım ağırlıklar yüklenmiştik, onları erisin diye ateşe attık, aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.” 8

 

 

Cüz : 16

45 / 20 TÂHÂ (88-98)

317

 

 

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا اِلَهُكُمْ وَاِلَهُ مُوسَى فَنَسِىَ -88, اَفَلاَ يَرَوْنَ اَلاَّ يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاً وَلاَ يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا -89, وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَرُونُ مِنْ قَبْلُ يَاقَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِى وَاَطِيعُوا اَمْرِى -90, قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسَى -91, قَالَ يَاهَرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّوا -92, اَلاَّ تَتَّبِعَنِ اَفَعَصَيْتَ اَمْرِى -93, قَالَ يَبْنَؤُمَّ لاَ تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلاَ بِرَأْسِى اِنِّى خَشِيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِى اِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى -94, قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِىُّ -95, قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى -96, قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِى الْحَيَوةِ اَنْ تَقُولَ لاَ مِسَاسَ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ وَانْظُرْ اِلَى اِلَهِكَ الَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِى الْيَمِّ نَسْفًا -97, اِنَّمَا اِلَهُكُمُ اللهُ الَّذِى لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا -98,

 

7 88 Derken Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli yapıp çıkardı. Samiri ve arkadaşları: “İşte sizin ilahınız da, Musa’nın ilahı da budur, ne var ki Musa geçmişteki bu gerçeği unuttu!” dediler. 89 Peki görmediler mi ki, bu hey-kel onlara cevap veremez, onlara ne zarar verebilir, ne de bir yarar sağlayabi-lir.

 

/ 90 Oysa Musa daha dönmeden önce, Harun onlara: “Ey kav-mim!” demişti. “Siz bu buzağı ile imtihan olunuyorsunuz, sizin Rabbiniz O sı-nırsız rahmet sahibidir. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.” 91 Ama on-lar: “Asla” dediler. “Musa bize dönünceye kadar ona tapmaktan vazgeçmeye-ceğiz.”

92 Ve Musa döndüğünde: “Ey Harun!” dedi. “Bunların doğru yoldan saptıklarını görünce, ne engel oldu da 93 bana uymadın, yoksa emrime karşı mı geldin?” 94 Harun: “Ey anamın oğlu!” dedi. “Saçımdan sakalımdan tutma benim; gerçek şu ki ben senin, “Bak İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün sözümü tutmadın demenden korktum.”

95 Bu sefer Musa Sâmirî’ye dönerek: “Peki ya senin amacın neydi ey Sâmirî?” dedi. 96 Sâmirî cevaben: “Onların göremediği bir şeyi gördüm, böy-lece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim, veya elçi olan Musa’nın öğreti-lerinden bir kısmını fırlatıp attım, böylelikle bana bu işi nefsim hoşa giden bir şey olarak gösterdi.” 97 Musa Sâmirî’ye: “Öyle ise defol git. Senin dünya ha-yatında cezan, her rastladığın kimseye bana yaklaşma, bana dokunma! de-mendir. Ve şüphesiz senin için, kendisinden asla kaçınamayacağın azap dolu bir buluşma zamanı vardır. Şimdi bak, kendini herşeyinle adayarak tapındığın şu düzmece ilahına, onu nasıl yakacağız ve sonra toza toprağa çevirip, külünü de denize savuracağız.” 98 “Size gelince ey İsrailoğulları! Sizin biricik ilahınız, kendisinden başka gerçek ilah olmayan Allah’tır. Sınırsız bilgisiyle herşeyi ku-şatan O’dur.” 8

 

 

318

45 / 20 TÂHÂ (99-113)

Cüz : 16

 

 

كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ اَتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًا -99, مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وِزْرًا -100, خَالِدِينَ فِيهِ وَسَاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ حِمْلاً -101, يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا -102, يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلاَّ عَشْرًا -103, نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلاَّ يَوْمًا -104, وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا -105, فَيَذَرُهاَ قَاعًا صَفْصَفًا -106, لاَ تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلاَ اَمْتًا -107, يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِىَ لاَ عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَتِ اْلاَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلاَ تَسْمَعُ اِلاَّ هَمْساً -108,  يَوْمَئِذٍ لاَ تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلاَّ مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِىَ لَهُ قَوْلاً -109, يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِهِ عِلْمًا -110, وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَىِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا -111, وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلاَ يَخَافُ ظُلْمًا وَلاَ هَضْمًا -112, وَكَذَلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاَنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا -113,

 

7 99 İşte ey peygamber! Böylece geçmişin önemli haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphe yok ki, katımızdan sana bir de Kur’ân verdik. 100 Her kim O Kur’ân’dan yüz çevirirse, kıyamet günü ağır bir günah yükü yüklenecektir. 101 Bu kimseler, günah yükünün altında yani azap içerisinde e-bedi kalırlar. Kıyamet günü onlara ne kötü bir yüktür bu. 102 Sûr’a üfürüldüğü gün, günahkarları korkudan gözleri göğermiş bir halde bir araya toplayacağız. 103 Birbirleriyle fısıldaşarak, “Dünyada on günden fazla kalmadınız değil mi?” diye soracaklar. 104 Biz onların ne dediklerini daha iyi biliriz ve yolu yordamı daha düzgün olan kimseler o zaman: “Bir günden fazla eğleşmediniz” derler.

 

/ 105 O kıyamet günü, dağların ne olacağını soruyorlar sana. O zaman onlara de ki: “Rabbim onları parça parça edip savuracak. 106 Yeryü-zünü dümdüz bir hale getirecek. 107 Öyle ki, orada ne kıvrım, ne de tümsek göreceksin. 108 O gün tüm insanlar, hiçbir tarafa sapmadan çağırıcı İsrafil’in davetine uyarlar. Bütün sesler, sınırsız rahmet sahibi Rahman’ın huzurunda kısılmıştır. Öyle ki, yalnızca cansız bir fısıltı ve uğultu işitirsin. 109 O gün sı-nırsız rahmet sahibi Rahman’ın izin verip, sözünden hoşnut olduğu kimsenin dışında hiç kimsenin şefaati, kayırması fayda vermez. 110 Çünkü O Allah, tüm insanların olmuş olacak, gelmiş gelecek her yaptıklarını bilir. Ama onlar Allah’ı bilgileriyle kavrayamazlar. 111 Bütün yüzler, her zaman diri, herşeyi yaratan ve herşeye hakim olan Allah için saygı ile eğilip, baş eğmiştir. Yaratılış gayesine aykırı davranarak, günah yükü yüklenerek gelenin ise, soluğu kesilir, gücü tükenir ve mahrumiyet içindedir. 112 Her kim iman ederek, doğru dürüst işler işlerse, haksızlığa uğramaktan ve mükafatının eksilmesinden asla kork-maz.

113 İşte böylece biz sana, bu Kur’ân’ı Arap diliyle ifade edilmiş şekil-de indirdik ve O’nda her türden uyarıyı tekrar tekrar apaçık dile getirdik ki, in-sanlar yollarını bizim kitabımızla bulsunlar diye, yahut bu kitap ve içindeki teh-ditler, onlarda yepyeni bir bilinç uyanıklığı meydana getirmesi için. 8

 

 

Cüz : 16

45 / 20 TÂHÂ (114-125)

319

 

 

فَتَعَالَى اللهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلاَ تَعْجَلْ بِالْقُرْاَنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضَى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِى عِلْمًا -114, وَلَقَدْ عَهِدْنَا اِلَى اَدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا -115, وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا لاَدَمَ فَسَجَدُوا اِلاَّ اِبْلِيسَ اَبَى -116, فَقُلْنَا يَاآدَمُ اِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلاَ يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى -117, اِنَّ لَكَ اَلاَّ تَجُوعَ فِيهَا وَلاَ تَعْرَى -118, وَاَنَّكَ لاَ تَظْمَؤاُ فِيهَا وَلاَ تَضْحَى -119, فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَااَدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لاَ يَبْلَى -120, فَاَكَلاَ مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاَتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى اَدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى -121, ثُمَّ اجْتَبَيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى -122, قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّى هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَاىَ فَلاَ يَضِلُّ وَلاَ يَشْقَى -123, وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِى فَاِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ اَعْمَى -124, قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِى اَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا -125,

 

7 114 Bütün kâinâta hükümran olan, varlığı değişmeyen ve sonsuz gerçek olan Allah’ın şanı yücelerden yücedir. Ey peygamber! Sana O’nun vah-yi tamamlanmazdan önce, Kur’ân’ı okumada acele etme, fakat daima “Ey Rabbim! Benim ilmimi artır!” de.

115 Andolsun biz daha önce de, Adem’e buyruğumuzu ulaştırmıştık. Fakat O bunu unuttu. O’nu bilerek isteyerek günah işleyen biri olarak veya ya-sakladığımız şeye karşı sabır ve dirençli bulamadık. Yani yaratılışındaki amaç-ta azimli ve gayretli olamadı.

 

/ 116 Şöyle ki, biz meleklere: “Adem’in önünde secdeye kapanın!” dediğimiz zaman, İblisin dışında onların hepsi yere kapandı, İblis bunu yapma-ya yanaşmadı, geri durdu. 117 Bunun üzerine Adem’e demiştik ki: “Ey Adem! Şüphe yok ki, bu sana ve eşine düşmandır, sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra ekip biçmek, kazanmak, harcamak gibi işleri yapmak zorunda kalarak zahmete uğrarsınız. 118 Çünkü sen o cennette ne aç kalırsın, ne de çıplak. 119 Susuzluğa uğramak ve güneşin sıcağını çekmek de yok. 120 Şeytan O’na vesvese vererek: “Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve dolayısıyla hiç çökmeyecek bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?” dedi. 121 Ve böylece her ikisi de, o ağacın meyvesinden yediler, cennet elbiselerinden soyuluverdi-ler de, çıplaklıklarının farkına vardılar, cennet bahçesinden topladıkları yaprak-larla üzerlerini örtmeye başladılar. Böylece Adem Rabbinin emrine karşı gel-miş oldu da, ciddi bir hataya düşerek şaşırıp kaldı.

122 Sonra Rabbi O’nu seçti ve tevbesini kabul buyurdu ve doğru yo-la iletti. 123 Yani onlara şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak, hepiniz toplu-ca inin bu cennetten.” Bununla birlikte muhakkak ki, size benden doğru yol bil-gisi gelecektir. Kim ki, benim doğru yoluma uyarsa, artık ne sapıtır, ne de sı-kıntıya düşer. 124 Kim beni anmaktan, indirdiğim kitaptan yüz çevirirse, iyi bil-sin ki onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyamet günü de, onu kör olarak mah-şer yerine getiririz. 125 Böyle biri kıyamet gününde: “Rabbim ben dünyada gören biri iken, beni niçin kör olarak burada topladın?” diye soracak. 8

 

 

320

45 / 20 TÂHÂ (126-135)

Cüz : 16

 

 

قَالَ كَذَلِكَ اَتَتْكَ اَيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى -126, وَكَذَلِكَ نَجْزِى مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاَياَتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ اْلاَخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقَى -127, اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لاُولِى النُّهَى -128, وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكاَنَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّى -129, فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ اَنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى -130, وَلاَ تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقَى -131, وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلَوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لاَ نَسْئَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى -132, وَقَالُوا لَوْلاَ يَأْتِينَا بِاَيَةٍ مِنْ رَبِّهِ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِى الصُّحُفِ اْلاُولَى -133, وَلَوْ اَنَّا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلاَ اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اَيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزَى -134, قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِىِّ وَمَنِ اهْتَدَى -135,

 

7 126 Allah da ona, şunun için diye cevap verecek: “Sana mesajlarımız gelmişti de, sen onları gözardı edip unutmuştun. Bu gün de sen, aynen öylece gözardı edilip, unutulacaksın.” 127 İşte biz suç işlemekte ileri gidenleri ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Ahiret azabı ise daha zorlu ve süreklidir. 128 Onlardan önce geçmiş kuşaklarda, nice toplumları helak etmemiz, onlara doğru yolu göstermiyor mu? Onların harap olmuş, boş kalan yurtlarında gezip duruyorlar. Şüphesiz ki, bunda sağduyu sahipleri için, nice açık belgeler ve ibretler vardır.

 

/ 129 Rabbinin her günahkar topluma ve şahıslara tevbe için tanınan be-lirli süre konusunda, önceden verilmiş bir kararı olmasaydı, günah işleyenlerin derhal cezalandırılması, kaçınılmaz olurdu. 130 Bunun içindir ki, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler ne derlerse desinler göğüs ger ve dayanıklı davran, gevşeklik göster-me. Güneşin doğmasından ve batmasından önce, Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliği-ni, tüm eksiksiz övgüleriyle an ve gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli vakitle-rinde yine, Rabbinin kudret ve yüceliğini an yani ibadet et ki hoşnutluğa, esenliğe eri-şesin. 131 Ve onların içlerinden bir sınıfa, kendilerini sınamak için verdiğimiz dünya hayatına mahsus lükse, gösterişe ve görkeme gözünü dikme. Çünkü Rabbinin sana sağladığı rızık, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. 132 Ümmetine ve yakınlarına namazı emret, kendin de o namaza sımsıkı sarıl veya namazı emretmede dirençli ve dayanıklı ol. Biz senden rızık istemeyiz, senin rızkını da biz veririz. Hayırlı sonuç yolunu Allah’ın kitabıyla bulanların olacaktır. 133 Yine de hakka karşı kör olanlar: “Muhammed Rab-binden bize bir mucize getirseydi ya!” deyip duruyorlar. Önceki kitaplarda bulunan bel-geler, deliller onlara gelmedi mi?

134 Eğer biz onlara, Kur’ân’ı indirmeden önce, onları bir azap ile yok etmiş olsaydık, kıyamet günü onlar: “Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, al-çalıp zillete uğramadan, ayetlerine uysaydık ne iyi olurdu!” diyeceklerdi.

135 De ki: Herkes geleceğin, kendilerine getireceği şeyi ümitle beklemekte-dir. Öyleyse siz de, bekleyin bakalım. Yakında bileceksiniz, doğru düzgün yolun yolcu-ları kimmiş! Hidayette olan kimmiş!