Cüz : 17 - Külliyat - Ozlutefsiri - 21. Sayfa
|
|
Cüz : 17 |
73 / 21 ENBİYA (1-10) |
321 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ -1, مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلاَّ اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ -2, لاَهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا هَلْ هَذَا اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ -3, قَالَ رَبِّى يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِى السَّماَءِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -4, بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلاَمٍ بَلِ افْتَرَيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِاَيَةٍ كَمَا اُرْسِلَ اْلاَوَّلوُنَ -5, مَا اَمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ -6, وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلاَّ رِجَالاً نُوحِى اِلَيْهِمْ فَاسْئَلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -7, وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لاَ يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ -8, ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ -9, لَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -10,
21 ENBİYA SÛRESİ
Sûrede Allah rasûllerinin, Allah dostlarının O’nun emirlerini insanlığın dünya ve ahiret mutluluğu-nu sağlayabilmeleri için çektikleri zulümler, fedakarlıklar, canlarını bu uğurda her an fedaya hazır olduklarını tüm bunlara karşılık istedikleri bedel Allah’ın verdiği görevi yerine getirme ve ücretlerini Allah’tan beklemek olduğunu görüyoruz. İnsanları Allah’ın yoluna getirememe ve yine de kalplerinde Allah’a karşı bir sorumluluk ve hüzün… Sûre bu mübarek insanları verdikleri uğraşı ve olayları anlatırken tüm insanlığa sonsuza dek ge-çerli olacak mesajları anlatır. Uymayanların akıbetlerini de kıyamet ve diriliş sahneleriyle canlandırır ki, so-nucu başından belli olan karşı gelmeye şimdiden bir tedbir olsun ve insanlar doğru yolda yürüsünler ki, zara-ra uğrayanlardan olmasınlar.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 İnsanların hesap verme anı yaklaştığı halde, onlar bundan yüz çeviriyorlar. 2 Ne zaman kendilerine bir uyarıcı, hatırlatıcı mesaj gelse, onu ancak alaya alarak, aldırmayarak, oyun yerine koyarak dinliyorlar. 3 Kalpleri geçici hoşnutluklar peşinde, yaratılış maksadına aykırı davrananlar, birbirleriy-le gizlice konuştukları şu düşünceyi saklıyorlar: “Bu peygamber, ancak sizin gibi bir insan değil mi? O halde siz, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?” 4 Peygamber dedi ki: “Benim Rabbim, gökte ve yerde konuşulan her sözü bi-lir. Herşeyi işiten ve herşeyin aslını bilen O’dur.”
5 Onlar diyorlar ki: “Muhammed’in bu söyledikleri karmakarışık rüya-lardır, belki de bütün bunları kendisi uyduruyor. Hayır O sadece bir şairdir. Öy-le değilse önceki peygamberlerin getirdikleri mucizeler gibi bir mucize getirsin!” 6 Geçmişte helak ettiğimiz toplumlardan hiç biri, kendilerine gönderilen pey-gamberlere inanmamışlardı. Bunlar mı iman edecekler sanki?
7 Ey peygamber! Biz senden önce de peygamber olarak meleklerden değil, ancak kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkeklerden elçiler gönderdik. Yani kadınlardan peygamber göndermedik. Bunun için o inkâr edenlere de ki, eğer kendiniz bilmiyorsanız bilenlere sorun. 8 Biz o peygamberleri yiyip içen bir yapıda yaratmıştık. Onlar ölümsüz de değillerdi. 9 Sonra biz onlara verdiği-miz sözü yerine getirdik. Bunun için kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtar-dık, ölçüsüz davrananları da helak ettik. 10 Andolsun size öyle bir kitap indir-dik ki, şeref ve itibarınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacakmısınız?
|
|
322 |
73 / 21 ENBİYA (11-24) |
Cüz : 17 |
|
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظاَلِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اَخَرِينَ -11, فَلَمَّا اَحَسُّوا بَأْسَنَا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ -12, لاَ تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا اِلَى مَا اُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْئَلُونَ -13, قَالُوا يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ -14, فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَيهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ -15, وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَاْلاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لاَعِبِينَ -16, لَوْ اَرَدْنَا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لاَتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا اِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ -17, بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ -18, وَلَهُ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلاَ يَسْتَحْسِرُونَ -19, يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لاَ يَفْتُرُونَ -20, اَمِ اتَّخَذُوا اَلِهَةً مِنَ اْلاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ -21, لَوْ كَانَ فِيهِمَا اَلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ -22, لاَ يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ -23, اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِىَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِى بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ -24,
/ 11 Hem bilmiyor musunuz ki, biz yaratılış gayesine aykırı davra-nan, nice toplumları kırıp geçirdik de, onların yerine başka toplumlar meydana getirdik. 12 Azabımızın başlarına geleceğini hissettikleri zaman, hemen ora-dan kaçmaya davranırlardı. 13 Boşuna kaçmayın, bol bol verilip içinde şımar-dığınız nimetlere ve yurtlanıza dönün. Çünkü siz yaptıklarınızdan sorguya çe-kileceksiniz. Böylece kaybettiklerini anlarlar da 14 ve yalnızca “Yazıklar olsun bize, doğrusu biz yaratılış gayesine aykırı davrananlardan olduk!” derler. 15 Bu mırıldanmaları sürüp giderken, biz onları biçilmiş ekin gibi yaptık, sönüp gittiler. 16 Bir de şunu iyi bilin ki gökleri ve yeri, bu ikisi arasında var olan her-şeyi amaçsız, anlamsız bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. 17 Çünkü bir oyun ve eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızda, şanımıza uygun bir anlamda edinirdik. Ama biz böyle gereksiz şeyleri yapan olmadık.
18 Hayır, biz gerçeği aslı olmayan şeylere karşı çıkarırız da onun ta-mamen işi bitirilmiş olur ve batıl böylece yok olup gider. O halde, Allah’a yakış-tırdığınız her türlü şeyden dolayı, yazıklar olsun size. 19 Çünkü göklerde ve yerde var olan herşey O’nundur. O’nun yanında bulunan melekler, O’na kulluk etmekte asla, ne kibre kapılırlar, ne de usanıp bıkarlar. 20 Gece gündüz bık-madan, yorulmadan O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini anıp dururlar.
21 Yoksa onlar yeryüzünde birtakım sahte ilahlar edindiler de, onlar mı ölüleri diriltecekler? 22 Göklerde ve yerde Allah’tan başka tapılacaklar bu-lunsaydı, gökler ve yerler karmakarışık olup, düzeni bozulurdu. Şüphe yok ki, arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları herşeyin ötesinde ve üstündedir. 23 Allah’a yaptığından dolayı sorulmaz, ama o insanlar, yaptıklarından mutla-ka Allah tarafından sorguya çekileceklerdir. 24 Hal böyle iken onlar yine de, Allah’tan başka ilahlar, düzmece tanrılar ediniyorlar. Ey peygamber! De ki: “Haydi sizler, Allah’tan başkalarına da ilahlık yakıştırılabileceğine dair, bir delil getirin bakalım.” İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekile-rin kitapları. Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyorlar ve bundan dolayı da, inatla yüz çeviriyorlar. 8
|
|
Cüz : 17 |
73 / 21 ENBİYA (25-35) |
323 |
|
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ نُوحِى اِلَيْهِ اَنَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنَا فَاعْبُدُونِ -25, وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ -26, لاَ يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِهِ يَعْمَلُونَ -27, يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يَشْفَعُونَ اِلاَّ لِمَنِ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ -28, وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنِّى اِلَهٌ مِنْ دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِى الظَّالِمِينَ -29, اَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنَّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ اَفَلاَ يُؤْمِنُونَ -30, وَجَعَلْنَا فِى اْلاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلاً لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ -31, وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ اَيَاتِهَا مُعْرِضُونَ -32, وَهُوَ الَّذِى خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ -33, وَماَ جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَائِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ -34, كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ -35,
7 25 Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona: “Benden başka gerçek ilah yoktur, şu halde bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmaya-lım.
26 Rahman olan Allah, melekleri kendisine evlat edindi dediler. Haşa O Allah, ölümlülere mahsus olan, evlat edinme eksikliğinden mutlak anlamda uzaktır. Bilakis o melekler, Allah’ın seçkin, şerefli kullarıdır. 27 O melekler söz-le bile olsa, O’nun önüne geçmezler ve ancak O’nun buyruğuyla hareket eder-ler. 28 Allah onların yaptıklarını da, yapacaklarını da bilir ve onlar Allah’ın hoş-nut olacağı kimselere, şefaat edebilirler ve hepsi de, Allah korkusundan dolayı titrerler. 29 Onlardan her kim ki: “Gerçekten ben O’nun dışında bir ilahım” di-yecek olsa, biz onu cehennemle cezalandırırız. Yaratılış gayesi dışında hare-ket edenleri, biz böyle cezalandırmaktayız.
/ 30 O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, görmüyorlar mı ki göklerin ve yerin başlangıçta bir bütün olduğunu, sonradan onları bizim ayırdı-ğımızı; yaşayan herşeyi su sayesinde canlı kıldığımızı? Hâlâ inanmayacaklar mı? 31 Dünya hareketiyle, okyanuslar dalgalarıyla insanları sarsmasın diye, yeryüzünde sapasağlam dağlar yerleştirdik. Doğru hareket etsinler, şaşırma-dan varacakları yere varsınlar diye, o yeryüzünde yollar ve geçitler meydana getirdik. 32 Ve göğü de güvenli bir kubbe ve çatı olarak yükselttik, fakat onlar gökyüzünün işaret ve alametlerinden yüz çeviriyorlar. 33 O Allah ki geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. O uzayda dolaşan gök cisimlerinin hepsi, birer yörüngede yüzüp gitmektedir. 34 Senden önce de, hiçbir insana dünya-da ölümsüzlük imkanı vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedi mi kala-caklar bu dünyada?
35 Her can ölümü tadacaktır, sizi imtihan olsun diye iyilik ve kötülük-lerle sınarız. Sonunda hepiniz bize döndürüleceksiniz. 8
|
|
324 |
73 / 21 ENBİYA (36-44) |
Cüz : 17 |
|
وَاِذَا رَاَكَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلاَّ هُزُوًا اَهَذَا الَّذِى يَذْكُرُ اَلِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمَنِ هُمْ كَافِرُونَ -36, خُلِقَ اْلاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَاُرِيكُمْ اَيَاتِى فَلاَ تَسْتَعْجِلُونِ -37, وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -38, لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لاَ يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلاَ عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلاَ هُمْ يُنْصَرُونَ -39, بَلْ تَأْتِيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلاَ يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلاَ هُمْ يُنْظَرُونَ -40, وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -41, قُلْ مَنْ يَكْلَؤُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَنِ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ -42, اَمْ لَهُمْ اَلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَا لاَ يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلاَ هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ -43, بَلْ مَتَّعْنَا هَؤُلاَءِ وَاَبَاءَ هُمْ حَتَّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ اَفَلاَ يَرَوْنَ اَنَّا نَأْتِى اْلاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ -44,
7 36 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler seni görünce, ancak alaya alırlar ve “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” derler. Rahman’ın indirdiği Kur’ân’ı inkâr edip, kabul etmeyenler de işte bunlardır.
37 İnsan pek aceleci, tezcanlı olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi, de-lillerimi pek yakında göstereceğim, bunu benden acele istemeyin!
38 Onlar sa: “Sözünüzde gerçekçi iseniz, bu tehdit ne zaman gerçek-leşecek?” derler.
39 O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, önlerinden ve arkala-rından kendilerini saran ateşi savamayacakları ve yardım da görmeyecekleri anı bir bilselerdi.
40 Hayır, o kıyamet onlara aniden gelecek de, kendilerini şaşırtacak ve artık onu geri çevirmeye güç yetiremeyecekler ve onlara mühlet de verilme-yecektir.
41 Ey Muhammed! Senden önce gelen nice peygamberler de, alaya alınmışlardı da, o alaya alanları, alay ettikleri azap kuşatıvermişti.
/ 42 De ki: “Gece ya da gündüz, sizi Rahman olan Allah’tan geli-verecek bir azaptan kim koruyabilir?” Öyle iken onlar, Allah’ı anmaktan yüz çe-virirler.
43 Yoksa onlar, gerçekten kendilerini bizim elimizden kurtaracak ilah-ları olduğunu mu düşünüyorlar? Hayır, o ilah edindikleri sahte şeyler kendileri-ne bile yardım edecek güçte değildirler. Onlar bizden de alaka ve destek gör-mezler.
44 Kaldı ki biz bunlara da, bunların atalarına da ömürlerinin sonuna kadar hayatın tadını çıkararak avunmalarına fırsat verdik. Fakat bu insanlar görmüyorlar mı İslâm orduları vasıtasıyla memleketleri, her taraftan daraltıla-rak eksiltilmiş oluyor veya yeryüzünün sahip olduğu en iyi şeylerden hergün biraz daha yoksun bırakarak, cezalandırıcı müdahelelerimizle nasıl yokladığı-mızı… Şu halde üstün gelecek onlar mı, yoksa biz miyiz? 8
|
|
Cüz : 17 |
73 / 21 ENBİYA (45-57) |
325 |
|
قُلْ اِنَّمَا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْىِ وَلاَ يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ -45, وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ -46, وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَمَةِ فَلاَ تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ -47, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى وَهَرُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ -48, اَلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ -49, وَهَذَا ذِكْرٌ مُباَرَكٌ اَنْزَلْنَاهُ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ -50, وَلَقَدْ اَتَيْنَا اِبْرَهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عَالِمِينَ -51, اِذْ قَالَ لاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِى اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ -52, قَالُوا وَجَدْنَا اَبَاءَ نَا لَهَا عَابِدِينَ -53, قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاَبَاؤُكُمْ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -54, قَالُوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللاَّعِبِينَ -55, قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ الَّذِى فَطَرَهُنَّ وَاَنَا عَلَى ذَلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ -56, وَتَاللهِ لاَكِيدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ -57,
7 45 Ey peygamber! De ki: “Ben yalnızca, vahye dayanarak sizi uya-rıyorum!” Fakat sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman, kendilerini ikaz edenin sö-zünü duymazlar.
46 Andolsun onlara, Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, “Ey-vah bize, gerçekten biz, yaratılış gayesi dışında hareket edenlerden olmuşuz!” derler.
47 Ve kıyamet günü öyle doğru, öyle hassas teraziler kurarız ki, kim-se en küçük bir haksızlığa uğratılmaz, bir hardal tanesi kadar bile olsa, herşeyi tartıya sokarız. Hesap görücü olarak, kimse bizden ileriye geçemez.
48 Ve gerçek şu ki biz, Musa ile Harun’a Allah’a karşı sorumluluk bi-linci taşıyan kimseler için, doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ölçü, ışık sa-çan bir kaynak ve bir uyarıcı, hatırlatıcı olarak kitabı verdik.
49 O bilinçli ve duyarlı kimseler, görmedikleri halde, Rablerinden kor-kar ve kıyametin gelivermesinden de korkarak titrer, dururlar.
50 Ve indirdiğimiz bu son kitapta, öncekiler gibi uyarıcı, hatırlatıcı, kutlu bir öğüttür. Siz O’nu inkâr mı edeceksiniz?
/ 51 Andolsun biz, Musa’dan çok önce İbrahim’e de, O’nu doğru yola sevkedecek, dürüstlük ve bilgi gücü vermiştik. Biz O’nun halini ve buna e-hil olduğunu pek iyi biliyorduk. 52 Hani O bir vakit, babasına ve toplumuna: “Şu karşısına geçip tapınmakta olduğunuz bunca heykeller nedir?” demişti. 53 “Biz, atalarımızı bunlara tapıyor bulduk” dediler. 54 İbrahim: “Doğrusu siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindeymişsiniz” dedi. 55 İbrahim’e: “Sen bu sözle karşımıza çıkarken, gerçekten ciddi misin, yoksa bizimle oynuyor mu-sun, şaka mı yapıyorsun?” 56 İbrahim: “Yoo!” dedi. “Bilakis ciddi söylüyorum. Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır. Ben de bu gerçeğe şahitlik edenlerdenim.” 57 Ve içinden: “Allah’a yemin olsun ki, siz ar-kanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz, putlarınıza bir oyun oynayacağım.” 8
|
|
326 |
73 / 21 ENBİYA (58-72) |
Cüz : 17 |
|
فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا اِلاَّ كَبِيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ -58, قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَذَا بِاَلِهَتِنَا اِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ -59, قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ اِبْرَهِيمُ -60, قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ -61, قَالُوا ءَ اَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِاَلِهَتِنَا يَآاِبْرَهِيمُ -62, قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْئَلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ -63, فَرَجَعُوا اِلَى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَ -64, ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُؤُسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَؤُلاَءِ يَنْطِقُونَ -65, قَالَ اَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ مَا لاَ يَنْفَعُكُمْ شَيْئًا وَلاَ يَضُرُّكُمْ -66, اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -67, قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا اَلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ -68, قُلْنَا يَانَارُ كُونِى بَرْدًا وَسَلاَمًا عَلَى اِبْرَهِيمَ -69, وَاَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ اْلاَخْسَرِينَ -70, وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا اِلَى اْلاَرْضِ الَّتِى بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ -71, وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلاًّ جَعَلْنَا صَالِحِينَ -72,
7 58 O, putların hepsini paramparça etti, yalnız kendisine başvur-sunlar diye, en büyük putu bıraktı. 59 Onlar dönüp puthanede olanları görün-ce: “Bunları putlarımıza kim yaptı?” diye sordular. “Her kimse, O’nun haksızca iş yapan biri olduğunda kuşku yok!” dediler. 60 İçlerinden bazıları: “İbrahim denen bir gencin, o tanrıları diline doladığını işitmiştik” dediler. 61 “O’nu insan-ların gözü önüne getirin, mahkemesi ve cezalandırılması halk önünde olsun da, belki ona şahit olunca, ondan ibret alırlar.” 62 İbrahim onların yanlarına getirilince, O’na: “Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?” diye sordular. 63 İbra-him: “Belki onu, putların büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorsa ona sorun” dedi. 64 Bunun üzerine birbirlerine veya vicdanlarına dönüp: “Doğrusu asıl zalim o-lan, yani yaratılış gayesi dışında yaşamak suretiyle yoldan çıkan biziz!” diye-rek kendilerini suçlamış oldular. 65 Ama çok geçmeden, yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve İbrahim’e: “Bu putların konuşamadıklarını, kendin de pekala biliyorsun!” dediler.
66 İbrahim: “O halde” dedi. “Allah’ı bırakıpta size hiçbir şekilde ne ya-rarı, ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz? 67 Yuh olsun size de, Allah yerine tapınıp durduğunuz bütün bu nesnelere de! Hâlâ aklınızı kul-lanmayacak mısınız?” 68 Onlar: “Eğer İbrahim’e ceza olarak birşey yapacak-sanız, O’nu yakın ki, tanrılarınıza arka çıkın ve yardımcı olun” dediler.
69 Onlar İbrahim’i ateşe atınca biz: “Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk, serin ve selamet ol!” dedik. 70 Bu arada onlar, İbrahim’e tuzak kurmaya çalış-tılar, ama biz onların bütün yapıp ettiklerini boşa çıkardık. 71 Ve biz O’nu da, kardeşinin oğlu Lût’u da gelecek bütün çağlar için kutlu kıldığımız ülkeye ulaş-tırdık.
72 O İbrahim’e, İshâk’ı üstelik bir de Yakub’u ihsan ettik ve bunların herbirini temiz ve dürüst kişiler kıldık. 8
|
|
Cüz : 17 |
73 / 21 ENBİYA (73-81) |
327 |
|
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلَوةِ وَاِيتَآءَ الزَّكَوةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ -73, وَلُوطًا اَتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِى كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ -74, وَاَدْخَلْنَاهُ فِى رَحْمَتِنَا اِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ -75, وَنُوحًا اِذْ نَادَى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ -76, وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعِينَ -77, وَدَاوُدَ وَسُلَيْمَنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِى الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ -78, فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَنَ وَكُلاًّ اَتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ -79, وَعَلَّمْناَهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ -80, وَلِسُلَيْمَنَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِى بِاَمْرِهِ اِلَى اْلاَرْضِ الَّتِى بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَىْءٍ عَالِمِينَ -81,
7 73 Ve onları öyle rehber ve önderler yaptık ki, emrimizle toplumu doğru yola sevkederler ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz konusunda du-yarlı ve devamlı olmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar daima bize ibadet e-den kimselerdi.
74 Ve Lût’a da doğru ile eğrinin seçiminde, sağlam bir muhâkeme ye-tisi ve ilim verdik ve O’nu çirkin davranışlar ortaya koyan bir toplumun elinden kurtardık. Şüphesiz ki onlar kötü, doğru yoldan çıkmış, ahlaksız bir toplum idi. 75 Ve Lût’u da rahmetimizle kuşattık. Çünkü O, gerçekten dürüst ve erdemli kimselerdendi.
/ 76 Ve Nuh’u da hatırla, hani O, İbrahim ve Lût’dan çok önce bize yakarmıştı ve biz de O’nun bu yakarışına cevap vermiş, O’nu ve O’nunla bera-ber olanları büyük bir felaketten kurtarmıştık. 77 O’nu ayetlerimizi yalan sayan bir topluma karşı, yardım edip O’nun intikamını aldık. Şüphesiz ki onlar, kötü bir kavim idi, biz de hepsini olduğu gibi tufanda boğduk.
78 Davûd ve Süleyman’ı da hatırla, hani bir vakit bir kavmin koyunla-rının yayıldığı ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı ve biz de onların hük-müne şahitler idik. 79 Biz o meselenin çözümünü gerektiren hükmü, Süley-man’a anlattık ki, her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Davud’la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Evet biz idik bunları düzenleyip yapanlar. 80 Davud’a, sizin için zırh yapmak sanatını öğ-rettik. Peki bütün bunlar için şükrediyor musunuz? 81 Süleyman’a şiddetli e-sen rüzgarları boyun eğdirdik, O’nun emriyle mübarek kıldığımız yere doğru e-serdi. Çünkü, herşeyin aslını ve gerçeğini bilen biziz. 8
|
|
328 |
73 / 21 ENBİYA (82-90) |
Cüz : 17 |
|
وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلاً دُونَ ذَلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ -82, وَاَيُّوبَ اِذْ نَادَى رَبَّهُ اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ -83, فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَاَتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ -84, وَاِسْمَعِيلَ وَاِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ -85, وَاَدْخَلْنَاهُمْ فِى رَحْمَتِنَا اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ -86, وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ -87, فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِنِينَ -88, وَزَكَرِيَّا اِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لاَ تَذَرْنِى فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ -89, فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيَى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ -90,
7 82 Şeytanlardan da O’nun için, dalgıçlık edenleri ve daha başka işler görenleri baş eğdirdik, O’nun buyruğuna verdik ve onları koruyup disipline eden biz idik.
83 Eyyûb’u da an. Hani O Rabbine şöyle yakarmıştı: “Başıma bu dert geldi, sen merhametlilerin en merhametlisisin!” 84 Derken duasını kabul ettik de, O’nu çektiği dertten kurtardık ve katımızdan bir rahmet ve ibadet edenlere bir ibret ve hatıra olmak üzere, O’na ailesini ve onlarla beraber, hastalık dola-yısıyla kaybettiklerinin bir mislini de verdik.
85 İsmail, İdris ve Zü’lkifl’i de an. Hepsi de her türlü sıkıntıya göğüs geren, sabırlı peygamberlerdendiler. 86 Bu yüzden onların hepsini rahmeti-mizle kuşatmıştık, gerçekten de onlar dürüst ve erdemli kişilerdi.
87 Kendisini balığın yuttuğu Yûnus’u da an. Hani bir vakit O, toplu-muna kızarak gitmişti. Bizim kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı toplumunun arasından kaçmakla kendisini kurtaracağını sanmıştı. Nihayet balığın karnın-da, karanlıklar içinde kalıp: “Senden başka gerçek ilah yoktur, sınırsız kudret ve yüceliğinle sen, herşeyin üstündesin, doğrusu ben yapılması gerekeni yap-mamak suretiyle kendime haksızlık edenlerdenim!” diye dua etmişti. 88 Bunun üzerine biz de, O’nun duasını kabul ettik ve O’nu kederden kurtardık. İşte biz, mü’minleri böyle kurtarırız.
89 Zekeriyya’yı da an. Hani bir vakit O, “Rabbim beni tek başıma ço-cuksuz bırakma. Ama çocuk vermesen de gam yemem. Çünkü sen, varislerin en hayırlısısın, herşeyim sana kalacaktır!” diye dua etmişti.
90 O’nun duasını da kabul ettik ve O’na Yahya’yı armağan ettik, eşini de kendisi için çocuk doğurmaya elverişli bir hale getirdik. Gerçekten bütün bu anlatılan şahıslar, hayır işlerinde koşuşup yarışırlar. Umarak, korkarak bize yalvarır ve derin saygı gösterirlerdi. 8
|
|
Cüz : 17 |
73 / 21 ENBİYA (91-101) |
329 |
|
وَالَّتِى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَآ اَيَةً لِلْعَالَمِينَ -91, اِنَّ هَذِهِ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ -92, وَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ -93, فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلاَ كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ -94, وَحَرَامٌ عَلَى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا اَنَّهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ -95, حَتَّى اِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ -96, وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِىَ شاَخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَاوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ -97, اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ -98, لَوْ كَانَ هَؤُلاَءِ اَلِهَةً مَا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ -99, لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لاَ يَسْمَعُونَ -100, اِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى اُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ -101,
7 91 İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de hatırla ki, biz O’na ruhumuzdan üfledik, kendisini de, oğlunu da alemler için bir ibret kıl-dık.
92 İşte anlatılan tüm bu peygamberler ve onların yolu olan tevhid ve İslâm milleti, sizin de ümmetiniz olan, tek ümmet ve tek din olan İslâm dinidir. Rabbiniz de benim, yalnızca bana kulluk edin.
93 Ama insanlar, aralarındaki bu din ve ümmet birliğini paramparça ettiler, ayrılığa düştüler, ama hepsi sonunda bize dönecekler.
/ 94 Artık her kim, inanarak dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyarsa, onların yaptıkları boşa gitmez. Çünkü biz, onun bütün işlediklerini yazmaktayız.
95 Kendilerini helak ettiğimiz ülke halkının, bundan sonra tekrar dün-yaya dönüp, iyi işler yapmaları veya tevbe etmeleri mümkün değildir.
96 Nihayet yerleri Allah tarafından bilinen, kalabalık nüfuslarıyla ünlü iki toplum olan Ye’cüc ve Me’cüc’ün sedleri açılıp ta yeryüzünü dağılmaları için her tepeden saldıracakları 97 Ve gerçekten meydana geleceği bildirilen kıya-met yaklaştığı vakit, işte o zaman Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin gözleri hemen belerip kalacak, “Eyvah bizlere!” diye yakınacaklar. “Bu kıyamet sözüne karşı, hep umursamaz tavırlar gösterdik. Daha doğrusu bizler, yaratılış maksadına aykırı hareket edenlerdik” diyecekler. 98 O gün onlara: “Gerçek şu ki; siz de Allah’ı bırakıp taptıklarınız da, cehennem odunusunuz, siz oraya gi-receksiniz” denecek. 99 Eğer onlar gerçekten birer ilah olsalardı, o cehenne-me uğramazlardı. Halbuki hepsi de orada ebedi kalacaklardır. 100 Onlar ora-da, inim inim inleyecekler, azabın dehşeti ve şiddeti içinde adeta sağır kesilip teselli edici hiçbir şey de işitmeyeceklerdir.
101 Ama gerçekten kendileri için, katımızdan iyilik ve güzellik yazıl-mış bulunanlara gelince, böyleleri cehennemden uzak tutulacaklardır. 8
|
|
330 |
73 / 21 ENBİYA (102-112) |
Cüz : 17 |
|
لاَ يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِى مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ -102, لاَ يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ اْلاَكْبَرُ وَتَتَلَقَّيهُمُ الْمَلَئِكَةُ هَذَا يَوْمُكُمُ الَّذِى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ -103, يَوْمَ نَطْوِى السَّمَاءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَآ اَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا اِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ -104, وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ اْلاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ الصَّالِحُونَ -105, اِنَّ فِى هَذَا لَبَلاَغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ -106, وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ -107, قُلْ اِنَّمَا يُوحَى اِلَىَّ اَنَّمَآ اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ -108, فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اَذَنْتُكُمْ عَلَى سَوَاءٍ وَاِنْ اَدْرِى اَقَرِيبٌ اَمْ بَعِيدٌ مَا تُوعَدُونَ -109, اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ -110, وَاِنْ اَدْرِى لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلَى حِينٍ -111, قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمَنُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ -112,
7 102 Onlar cehennemin uğultusunu da duymazlar, cennette canla-rının arzu ettiği şeyler arasında, temelli yaşayıp gidecekler.
103 Kıyamet gününün meydana getireceği, o benzeri olmayan büyük korku bile, o mü’minleri kaygılandırmayacak. Çünkü melekler böyle kimseleri: “Size söz verilen mutlu gün, işte bu gündür!” sözleriyle karşılayacaklar.
104 O gün gökleri, kitap sahifeleri dürer gibi dürüp bükeceğiz ve kâi-nâtı ilk kez nasıl yarattıysak, onu yeniden yine öyle tekrar yaratacağız. Ger-çekleştirilmesini kendi üzerimize aldığımız bir sözdür bu. Şüphesiz biz herşeyi yapabilecek güçteyiz.
105 Tevrat’dan sonra Zebur’da da yazmıştık: “Yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarım varis olacak” diye 106 Şüphesiz bunda gerçekten, Allah’a kulluk eden kimseler için, ibretler ve müjdeler vardır.
107 Bunun içindir ki ey peygamber! Biz seni, ancak alemlere rahmet olmak üzere gönderdik.
108 Ey peygamber! Bütün insanlığa haykırarak de ki: Bana gerçek ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor, siz de bu gerçeğe boyun eğip teslim olmaz mısınız? 109 Şayet onlar, bu gerçeklerden yine de yüz çevirirlerse, de ki: Ben bu gerçeği hepinize aynı şekilde duyurdum, ama size vaadedilen kıya-met gününün yakın mı, uzak mı olduğunu ben bilemem. 110 Doğrusu O Allah, açık konuşulan sözü de bilir, gizlediğiniz sözü de. 111 Bilmiyorum belki de, a-zabın ertelenmesi sizi denemek içindir veya Allah’ın acımasından dolayı yapıl-mış bir geciktirilmedir.
112 Ey Rabbim! Benimle bu yalanlayanlar arasında hakça hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı, yardımına sığını-lan Rahman olan Allah’tır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi