Cüz : 21 ) - Külliyat - Ozlutefsiri - 30. Sayfa
|
|
Cüz : 21 |
) 84 / 30 RÛM (1-5) |
403 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الم -1, غُلِبَتِ الرُّومُ -2, فِى اَدْنَى اْلاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ -3, فِى بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ اْلاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ -4, بِنَصْرِ اللهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ -5,
30 RÛM SÛRESİ
Önemli bir gayb haberini bildirerek başlayan bu sûre de Allah’ın birliğine, peygambere ve ahire-te iman gibi temel inançlar üzerinde durur. Allah ordusu ile şeytan ordusu arasındaki savaşın insanlık tarihi kadar eski olduğunu bildirir. Mü’min ve kâfirlerin ahiretteki sonlarından bahsedilip ölü toprağın yağmurla canlanması gibi ölenlerin de aynı şekilde diriltilip hesap görecekleri anlatılarak son bulur.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Elif, Lâm, Mîm.
2 Bizanslı Rûmlar yenilgiye uğradılar. 3 Bizans ordusu Arapların yurt-larının bulunduğu yakın bir yerde yenildiler. Fakat onlar bu yenilgilerinden son-ra, yeniden üstünlük sağlayacaklar. 4 Bir kaç yıl içinde; çünkü karar yetkisi e-ninde sonunda Allah’a aittir. İşte o gün inananlar sevineceklerdir. 5 Allah’ın yardımına; çünkü O dilediğine yardım eder. O güçlüdür, gücüne hiçbir güç eri-şemez, O çok acıyan ve merhamet edendir. 8
|
|
404 |
84 / 30 RÛM (6-15) |
Cüz : 21 |
|
وَعْدَ اللهِ لاَ يُخْلِفُ اللهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -6, يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ اْلاَخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ -7, اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِى اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلاَّ بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ -8, اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا اْلاَرْضَ وَعَمَرُوهَآ اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَ تْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -9, ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ اَسَآؤُا السُّواَى اَنْ كَذَّبُوا بِاَيَاتِ اللهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُن -10, اَللهُ يَبْدَؤاُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -11, وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ -12, وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَؤُا وَكَانُوا بِشُرَكَآئِهِمْ كَافِرِينَ -13, وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ -14, فَاَمَّا الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِى رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ -15,
7 6 Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden asla dönmez. Ama insanla-rın çoğu bilmezler. 7 Onlar bu dünya hayatının, yalnız görünen tarafını tanırlar, ahiretten ise tamamen habersizdirler. 8 Hiç olmazsa, kendi kendilerine düşün-mezler mi ki, Allah gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri, gerçek u-yumlu, düzenli ve belirtilmiş bir zaman için yaratmıştır. İnsanlardan çoğu, so-nunda Rablerine kavuşacaklarını hâlâ inatla reddederler. 9 Onlar hiç yeryü-zünde dolaşıp, kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının ne olduğunu görmediler mi? Onlar ki, kendilerinden daha güçlü idiler, yeryüzünü onlardan daha çok değerlendirmiş, daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha fazla mamur etmişlerdi. Onlara da elçiler, delillerle gelmişlerdi. Gerçekleri reddedip sonunda yok olup gittiklerinde, Allah onlara haksızlık yapmış değildi, ama on-lar kendi kendilerine haksızlık edip, yaratılış gayesi dışında yaşamaya çalış-mışlardı. 10 Allah’ın ayetlerini yalanlayarak ve onları alaya alıp, eğlenerek kö-tülük işleyenlerin sonu ne fena olmuştur.
/ 11 İnsanı yoktan var eden Allah, sonra onun ölümünün ardından diriltip, tekrar yaratır. Nihayet hepiniz O’na döndürülüp götürüleceksiniz. 12 Kı-yamet koptuğu gün, günahlara batmış olanlar, hayal kırıklığına uğrayacaklar-dır. 13 Çünkü Allah’a ortak koştukları putlarından, kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz. Onlar o zaman ister istemez, ortaklarını inkâr edip reddederler. 14 Kı-yamet saati gelip çattığı gün, mü’min ve kâfirler birbirlerinden ayrılırlar. 15 İman edip, doğru dürüst işler yapanlar, cennet bahçelerinde nimetlerden yarar-lanır ve sevinirler. 8
|
|
Cüz : 21 |
84 / 30 RÛM (16-24) |
405 |
|
وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا وَلِقَآئِ اْلاَخِرَةِ فَاُولَئِكَ فِى الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ -16, فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ -17, وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ -18, يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ -19, وَمِنْ اَيَاتِهِ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَآ اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ -20, وَمِنْ اَيَاتِهِ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ -21, وَمِنْ اَيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ -22, وَمِنْ اَيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَآؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ -23, وَمِنْ اَيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيىِ بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -24,
7 16 Gerçekleri reddedip, mesajlarımızı inkâr edenlere ve böylece ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, artık onlardır azap için hazırlanan-lar.
17 Öyleyse akşamladığınızda ve sabah kalktığınızda, Allah’ın sınırsız şanını yüceltin. 18 Göklerde ve yerde her türlü eksiksiz övgünün, O’na mah-sus olduğunu görerek, öğle ve akşam vaktine girerken de, O’nun şanını yücel-tin.
19 O ölüden diriyi meydana getirendir, diriden de ölüyü, toprağı ölü-münden sonra tekrar canlandıran O’dur. İşte siz de, böylece kabirlerinizden çı-karılıp, yeniden bir hayata döndürüleceksiniz.
/ 20 O’nun varlığının ve kudretinin açık belgelerinden biri de, sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, değişik şekil ve kabiliyetlerle yeryüzünün her tarafına dağılan birer insan oluverdiniz.
21 O’nun alametlerinden biri de sizin içinizden eşler yaratmasıdır, on-larla sükûnet bulup, huzura kavuşasınız diye, aranızda sevgi ve merhamet meydana getirmiştir. Şüphesiz bunda düşünen insanlar için, dersler ve ibretler vardır.
22 O’nun alametlerinden biri de, göklerin ve yerin yaratılması, renkle-rinizin ve dillerinizin ayrı ayrı olmasıdır. Şüphesiz bunlarda gerçekten bilenler için, alınacak dersler vardır.
23 O’nun alametlerinden biri de, gece ve gündüzdeki uykunuzdur ve O’nun verdiği rızkı aramanızdır. Şüphesiz bunda dinleyip anlamak isteyenler i-çin mesajlar vardır.
24 Gözünüzün önünde size korku ve ümit veren şimşekler çaktırması ve gökten yağmur yağdırıp, onunla ölü toprağa can vermesi de, O’nun alamet-lerindendir. Akıllarını kullanan kimseler için de, bundan çıkarılacak dersler var-dır. 8
|
|
406 |
84 / 30 RÛM (25-32) |
Cüz : 21 |
|
وَمِنْ اَيَآتِهِ اَنْ تَقُومَ السَّمَآءُ وَاْلاَرْضُ بِاَمْرِهِ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلاَرْضِ اِذَآ اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ -25, وَلَهُ مَنْ فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ -26, وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلَى فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -27, ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَآءَ فِى مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ فِيهِ سَوَآءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ -28, بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا اَهْوَآءَ هُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَنْ يَهْدِى مَنْ اَضَلَّ اللهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ -29, فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللهِ الَّتِى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لاَ تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -30, مُنِيبِينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَقِيمُوا الصَّلَوةَ وَلاَ تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ -31, مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ -32,
7 25 Göklerin ve yerin, Allah’ın buyruğu altında sapasağlam durma-ları da, O’nun alametlerindendir. Sonra sizi bir defa çağırınca, hesabınız görül-mek üzere, kabirlerinizden çıkarılırsınız. 26 Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. Hepsi de ister istemez, O’nun buyruğuna boyun eğip, itaat etmekte-dir. 27 Yaratmayı ilk başlatan sonra ölümünden sonra tekrar yeniden yaratan O’dur. Bu O’nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde, en yüce örnek O’nun-dur. O güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez, O yaptığı herşeyi yerli ye-rince yapandır.
/ 28 Allah size kendinize ait bir şeyle örnek getirmektedir. Otorite-niz altında yaşayan kimselerden; sizi rızıklandırdığımız şeylerde size ortak o-lanlar var mı? Ve siz, o malların kullanım ve harcamalarında, onlarla bir olur musunuz? Onları mallarınıza ortak eder de, onlar da sizin korkup titrediğiniz gibi, o malların üstüne korkup titrerler mi? İşte akleden bir topluluğa, ayetleri-mizi böylece açıklıyoruz. 29 Yaratılış gayesi dışında yaşamak isteyenler, hiç-bir kesin bilgileri olmaksızın kendi arzu ve hevesleri peşinde giderler. Allah’ın bu şekilde saptırdıklarını, kim doğru yola iletebilir ve bu işte kim onlara yardım edebilir. 30 Artık sen, batıl olan herşeyden uzaklaşarak, yönünü tam bir sami-miyetle hak olan dine çevir ki, O insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı, yani dini değiştirilemez. İşte budur dosdoğru din. Fakat insanların ço-ğu bu gerçeği bilmezler. 31 O halde batıl olan herşeyden yüz çevirerek, yal-nızca O’na yönelin, yolunuzu O’nun kitabıyla bulmaya çalışın, namazı devamlı ve dikkatli bir şekilde kılın ve O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlar arasına girmeyin. 32 Yahut o müşrikler gibi de olmayın; onlar dinlerini paramparça e-dip, bölük pörçük oldular ve bölünen her gurup ta, kendi sahip olduğu ilkelerle övünüp, sevinip durmaktadırlar. 8
|
|
Cüz : 21 |
84 / 30 RÛM (33-41) |
407 |
|
وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنِيبِينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَآ اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ -33, لِيَكْفُرُوا بِمَآ اَتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ -34, اَمْ اَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهِ يُشْرِكُونَ -35, وَاِذَآ اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ -36, اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -37, فَاَتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللهِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ -38, وَمَا اَتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَا فِى اَمْوَالِ النَّاسِ فَلاَ يَرْبُوا عِنْدَ اللهِ وَمَآ اَتَيْتُمْ مِنْ زَكَوةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللهِ فَاُولَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ -39, اَللهُ الَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِنْ شُرَكَآئِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذَلِكُمْ مِنْ شَىْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -40, ظَهَرَ الْفَسَادُ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِى النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِى عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ -41,
7 33 İnsanlar sıkıntıya uğradıklarında, Rablerine dönerek yardım i-çin, O’na yalvarıp yakarırlar, fakat onlara bir nimet ve bolluk tattırılacak olursa, bir kısmı hemencecik başka güçleri, Rablerinin ilahlığına ortak koşmaya baş-larlar. 34 Sanki kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı, nankörlüklerini göster-mek istiyorlar. Madem böyle düşünüyorsunuz, şimdilik bu kısa ömrünüzün ta-dını çıkarın, ama yakında bilip anlarsınız. 35 Biz onlara, bize ortak koşmaları-nı söyleyen bir belge mi indirdik? 36 İnsanlara rahmetimizi tattırdığımız zaman buna sevinirler; fakat kendi yapıp ettikleri şeylerden dolayı, başlarına bir bela gelince de, bütün ümitlerini yitirirler. 37 Onlar, Allah’ın rızkı dilediğine bol ihsan ettiğini, dilediğine ölçülü ve idareli verdiğini görmezler mi? Bunda şüphesiz i-nananlar için, dersler ve ibretler vardır. 38 Öyleyse yakınlarınıza, muhtaçlara ve yolculara haklarını verin. Bu Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler için, en hayırlı yoldur. Çünkü mutluluğa erecek olanlar onlardır.
39 İnsanların malı çoğalsın diye, faize ait verdiğiniz şeyler, Allah ka-tında bir artış sağlamaz. Oysa Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için karşılıksız verdikleriniz, O’nun tarafından bereketlendirilir. İşte bu şekilde Allah’ın hoşnut-luğunu kazanmak isteyenler, ödüllerini kat kat artıranlardır.
40 Sizi yaratan, sonra geçinmeniz için gerekli vasıtaları sağlayan, ar-dından sizi ölüme götüren ve sonunda tekrar hayata döndürecek olan Allah’tır. O’nun ilahlığına ortak koştuğunuz güçler veya varlıklar, bu işlerden birini yapa-bilecekler mi? Hayır, O’nun şanı yücedir ve ortak koştukları şeylerden de u-zaktır.
/ 41 Allah’ın buyruklarını umursamaz hale gelen şu insanların, kendi elleriyle yapıp ettikleri sonucunda, karada ve denizde bozulma başladı. Bu şekilde Allah belki doğru yola dönerler diye, yaptıklarının bazı kötü sonuç-larını onlara tattıracaktır. 8
|
|
408 |
84 / 30 RÛM (42-50) |
Cüz : 21 |
|
قُلْ سِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكِينَ -42, فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِىَ يَوْمٌ لاَ مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ -43, مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ -44, لِيَجْزِىَ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ -45, وَمِنْ اَيَاتِهِ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِىَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -46, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلَى قَوْمِهِمْ فَجَآؤُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ اَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ -47, اَللهُ الَّذِى يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِى السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلاَلِهِ فَاِذَآ اَصَابَ بِهِ مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ -48, وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ -49, فَانْظُرْ اِلَى اَثَارِ رَحْمَةِ اللهِ كَيْفَ يُحْيىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -50,
7 42 De ki: Yeryüzünü dolaşın ve sizden önce yaşamış olan günah-karların, sonlarının ne olduğunu görün. Onların çoğu, Allah’tan başka varlıkla-ra ve güçlere tanrısal nitelikler yakıştırmışlardı.
43 Geri çevrilmesi mümkün olmayan kıyamet günü, Allah tarafından gelmezden önce, yönünü tam ve doğru olan dine İslâm’a çevir. O gün insanlar cennetlik ve cehennemlik olarak bölük bölük ayrılırlar.
44 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden, inkârının sorumluluğuna katlanacaktır. Doğru dürüst işler yapanlar ise, kendilerine cennetteki konakları hazırlamış olacaklardır. 45 Bu da inanıp doğru dürüst işlerde bulunanları, lüt-fundan mükafatlandırmak içindir. Şüphesiz Allah, kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri sevmez. 46 Ve O’nun alametlerinden biri de, rüzgarları yağ-murun yağacağına, aşılamanın yapılacağına dair, müjdeciler olarak gönder-mesi ve böylece kendi rahmetinden size tattırması, koyduğu yasalar gereği, denizlerde gemileri yüzdürmesi ve lütfundan rızkınızı aratıp buldurması da, yi-ne O’nun alamet ve işaretlerindendir ki, böylece belki şükredenlerden olursu-nuz.
47 Ey Muhammed! Senden önceki toplumlara da kendi içlerinden peygamberler göndermiştik ve onlar açık belgeler ve mucizelerle geldiler, ama çoğu inanmayıp, günahkar oldular. Biz de, günaha batıp giden suçlulardan in-tikam aldık. Zaten mü’minlere yardım edip, onları başarıya ulaştırmak bize dü-şen bir haktır.
48 Öyle bir Allah ki, rüzgarları gönderir ve bulutları kaldırıp nasıl diler-se, öylece yayar, dilediği gibi dağınık veya parça parça bir hale getirir, derken bir de bakarsın, onların arasından yağmur yağmaya başlamıştır. Bu yağmuru kullarından dilediğinin arazileri üzerine yağdırıp, onları sevince boğar.
49 Halbuki onlara yağmur yağdırmadan önce, hepsi de ümitlerini kesmiş durumdalardı. 50 Artık sen, Allah’ın rahmet izlerine bir baksana; ölü toprağa nasıl can veriyor. Şüphesiz ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. Zaten O’nun gücü herşeye yeter. 8
|
|
Cüz : 21 |
84 / 30 RÛM (51-60) |
409 |
|
وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ -51, فَاِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلاَ تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَآءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ -52, وَمَآ اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْىِ عَنْ ضَلاَلَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلاَّ مَنْ يُؤْمِنُ بِاَيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ -53, اَللهُ الَّذِى خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ -54, وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ -55, وَقَالَ الَّذِينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَاْلاِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِى كِتَابِ اللهِ اِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ -56, فَيَوْمَئِذٍ لاَ يَنْفَعُ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلاَ هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ -57, وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَذَا الْقُرْاَنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاَيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ مُبْطِلُونَ -58, كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللهُ عَلَى قُلُوبِ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ -59, فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ وَلاَ يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لاَ يُوقِنُونَ -60,
7 51 Şayet bir rüzgar göndersek de, mahsüllerinin sararıp olgunlaş-maya başladığını görseler, bolluk içine gireceklerini zannederek, şımarıp bizi inkâr etmeye kalkışırlar.
52 Elbette sen ölülere, asla duyuramazsın ve sırtlarını dönüp uzakla-şan, kalbi sağırlara da asla duyuramazsın. 53 Ve yine kalpleri kör olanları, sa-pıklıklarından döndürüp, doğru yola iletemezsin. Sen davetini ancak, mesajla-rımıza inananlara ve böylece kendilerini bize teslim edenlere yani müslüman olanlara duyurabilirsin.
/ 54 O Allah ki, sizi oldukça zayıf bir maddeden yarattı. Sonra bir zayıflık olan çocukluk çağından çıkarıp, güç kuvvet vererek, genç ve delikanlı haline getirdi. Sonra da bu kuvvet ve güçlüğün ardından, tekrar güçsüzlük ve ihtiyarlık vererek, saçlarınıza aklar düşürür. O dilediğini yaratır. O herşeyi bi-lendir ve sınırsız güç sahibidir. 55 Ve son saat gelip çattığında, suçlu günah-karlar, yeryüzünde bir saatten fazla kalmadıklarına yemin edeceklerdir. Onlar dünyada hep böyle haktan ve gerçekten yüz çeviriyorlardı. 56 Kendilerine vahye dayalı bilgi ve iman verilenler dediler ki: “Andolsun ki siz, Allah’ın kita-bında yazılı olduğu gibi, yeniden dirilip kalkacağınız güne kadar, kabirlerinizde kaldınız. İşte yeniden dirilip kalkış günü bu gündür. Ama siz bunu, bir türlü bilip anlayamadınız.” 57 Yaratılış gayesi dışında yaşayanların, o gün özür beyan etmeleri kendilerine fayda vermez ve onlardan tevbe edip yaptıklarından vaz-geçmeleri de, istenmeyecek artık. 58 Biz bu Kur’ân’da, insanların önüne her türlü örnek olayı koyduk, ama onlara sen bir delil getirip, mucize göstersen, o zaman o Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler: “Siz ancak boş ve anlamsız şeylerle uğraşanlarsınız!” diyecekler. 59 İşte Allah, tevhidi ve gerçekleri bilmek istemeyenlerin kalplerini böylece mühürler. 60 Öyleyse her türlü sıkıntı ve zor-luklara karşı göğüs ger. Allah’ın her konudaki verdiği söz gerçek olup, mutlaka yerine gelecektir. Öyleyse adamakıllı inanmayanlar; senin zihnine şüphe to-humları ekerek, gayretini hafifletip, seni gevşetip, üzüntüye düşürmesinler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi