Cüz : 21 - Külliyat - Ozlutefsiri - 33. Sayfa
|
|
Cüz : 21 |
90 / 33 AHZÂB (1-6) |
417 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ اتَّقِ اللهَ وَلاَ تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ اِنَّ اللهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا -1, وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ اِنَّ اللهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا -2, وَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً -3, مَا جَعَلَ اللهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِى جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الَّئِى تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَآءَ كُمْ اَبْنَآءَ كُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْ وَاللهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِى السَّبِيلَ -4, اُدْعُوهُمْ لاَبَآئِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللهِ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُوا اَبَآءَ هُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا اَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا -5, اَلنَّبِىُّ اَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُ اُمَّهَاتُهُمْ وَاُولوُا اْلاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلَى بِبَعْضٍ فِى كِتَابِ اللهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ اِلاَّ اَنْ تَفْعَلُوا اِلَى اَوْلِيَآئِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِى الْكِتَابِ مَسْطُورًا -6,
33 AHZÂB SÛRESİ
Hendek savaşı, Benî Kureyza savaşı, peygamberimizin Zeyneb ile evlenmesi olaylarından bah-seden sûre sosyal hayatla alakalı evlilik, boşanma, evlat edinme, evlatlığın hanımıyla evlenme gibi mesele-lere hükümler getiriyor. Peygamber hanımlarının dünya hayatı ve nimetleriyle; Allah, Allah Rasûlü ve ahiret arasında seçim yapmaları teklif edilerek aile hayatındaki reform bizzat peygamberin evinde başlamakta ve tüm kadınların cahiliyye dönemi kadınları gibi açılıp saçılarak sokaklara dökülmemeleri emredilerek, vakarla evlerinde oturmaları ve yabancı erkeklerle konuşurken dikkatli olmaları da emredilmektedir. Ziyaret ve da-vetlerdeki âdâb-ı muâşeret kaideleri de belirtilerek müslüman kadının dış kıyafeti belirlenerek sûre son bul-maktadır.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Ey peygamber! Allah’a kendine ve diğer insanlara karşı vazifelerini yap. Sakın benden gelen gerçekleri örtbas edenlerin ve iki yüzlülerin söylediklerine uy-ma. Şüphesiz Allah, herşeyi bilen ve her yaptığını yerli yerince yapandır. 2 Rabbinden sana vahyedilmiş olana uy. Şüphesiz ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. 3 Sen Allah’a güvenip dayan. Vekil mi arıyorsun? Allah’tan başkasına ne ihtiyacımız var, O yeter. 4 Allah hiç kimseye tek vücutta, iki kalp yaratmamıştır ve kendilerini anneleri-ne benzeterek yemin edip boşamaya kalktığınız eşlerinizi de hiçbir zaman sizin anne-leriniz yapmamış ve evlatlıklarınızı da, gerçek çocuklarınız gibi saymamıştır. Bunlar si-zin ağızlarınıza geliveren, kuru laflardan ibarettir. Halbuki Allah, mutlaka sözün doğru-sunu söyler ve doğru yola iletir.
5 Evlatlık olarak aldığınız çocuklara gelince, onları gerçek babalarının isimle-ri ile çağırın. Bu Allah nezdinde, daha adaletli bir davranıştır. Eğer babalarının kim ol-duğunu bilmiyorsanız, onları din kardeşleriniz ve dostlarınız olarak görün. Her konuda olduğu gibi, bu konularda da yanılarak yaptığınız hususlarda, size bir günah yoktur. Asıl önemli olan, kalplerinizle kasdederek yaptığınız işlerde günah vardır. Gerçekten de Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır.
6 Peygamber mü’minlere kendi canlarından her konuda tercih edilmeye ve sözü dinlenmeye daha yakın ve daha layık olandır. Peygamberin eşleri de, mü’minle-rin anneleridir. Aralarında hısım akrabalık bağı bulunanlar, Allah’ın kitabında belirlenen miras konusunda, diğer mü’minlerden ve hicret edenlerden, birbirlerine daha yakın ve daha layıktırlar. Ancak öteki yakın dostlarınıza da herhangi bir şekilde, iyilikte buluna-bilirsiniz. Bütün bu miras hükümleri, yüce kitapta yazılmıştır. Ne değiştirilebilir, ne de bozulabilir. 8
|
|
418 |
90 / 33 AHZÂB (7-15) |
Cüz : 21 |
|
وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرَهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا -7, لِيَسْئَلَ الصَّادِقِينَ عَنْ صِدْقِهِمْ وَاَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا اَلِيماً -8, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَآءَ تْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا -9, اِذْ جَآؤُكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ اْلاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللهِ الظُّنُونَا -10, هُنَالِكَ ابْتُلِىَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَدِيدًا -11, وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ اِلاَّ غُرُورًا -12, وَاِذْ قَالَتْ طَآئِفَةٌ مِنْهُمْ يَآاَهْلَ يَثْرِبَ لاَ مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمُ النَّبِىَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ اِنْ يُرِيدُونَ اِلاَّ فِرَارًا -13, وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لاَتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا اِلاَّ يَسِيرًا -14, وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللهَ مِنْ قَبْلُ لاَ يُوَلُّونَ اْلاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللهِ مَسْؤُلاً -15,
7 7 Ve bir zaman biz peygamberlerden, verdiğimiz elçilik görevini yapmak ve hak dine davet hususunda, kesin söz almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan, evet onlardan sapasağlam söz almıştık.
8 Allah bu sözü doğrulara, doğruluklarını sorup, tesbit etmek için aldı. Kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenler için de, çok acıklı bir azap hazır-ladı.
/ 9 Ey iman edenler! Düşman orduları üzerinize geldiğinde, Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın ki, o zaman üzerlerine bir kasırga ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Ama Allah, yaptığınız herşeyi görmektey-di.
10 Onlar yukarıdan, aşağıdan üzerinize geldiklerinde, gözler yılmıştı, korkudan yürekler ağıza gelmişti. Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
11 İşte orada inananlar, sınanmış ve adamakıllı sarsılmışlardı.
12 Münafıklar ve kalpleri hastalıklı olanlar, birbirlerine Allah ve elçisi, bizi sadece boş vaatlerde bulunmak suretiyle aldatmaktalar, dedikleri zamanki durumu hatırla!
13 Ve hatırla içlerinden bazısı şöyle demişti: “Ey Medine halkı! Bura-da düşmana karşı koyamazsınız, evlerinize geri dönün.” Diğer bir gurup da: “Evlerimiz saldırıya açık ve emniyetsiz durumda” diyerek, peygamberden izin istemişlerdi. Halbuki evleri, aslında saldırıya açık değildi, ama tek amaçları sa-vaştan kaçmaktı.
14 Eğer şehirleri dörtbir taraftan kuşatılıp, saldırıya uğrasalardı ve düşman tarafından fitne çıkarmaları istenseydi, münafıklar hiç tereddüt etme-den, bunu bir an bile geciktirmeden, hemen yaparlardı. 15 Halbuki onlar, daha önce dönüp kaçmayacaklarına dair, Allah’a kesin söz vermişlerdi. Allah’a veri-len her sözde sorumluluk gerektirdiğinden, mutlaka hesabı sorulacaktır. 8
|
|
Cüz : 21 |
90 / 33 AHZÂB (16-22) |
419 |
|
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذًا لاَ تُمَتَّعُونَ اِلاَّ قَلِيلاً -16, قُلْ مَنْ ذَا الَّذِى يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُوءً ا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلاَ يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللهِ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًا -17, قَدْ يَعْلَمُ اللهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَآئِلِينَ لاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَا وَلاَ يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلاَّ قَلِيلاً -18, اَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَاِذَا جَآءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذِى يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ اُولَئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللهُ اَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرًا -19, يَحْسَبُونَ اْلاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَاِنْ يَأْتِ اْلاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِى اْلاَعْرَابِ يَسْئَلُونَ عَنْ اَنْبَآئِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُمْ مَا قَاتَلُوا اِلاَّ قَلِيلاً -20, لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِى رَسُولِ اللهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ اْلآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرًا -21, وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ اْلاَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ اِلاَّ اِيمَانًا وَتَسْلِيمًا -22,
7 16 De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçma-nız asla size fayda vermeyecektir. Ne kadar kaçarsanız kaçın, yine az bir za-man yaşamış olursunuz. Çünkü her canlının sonu ölümdür.
17 De ki: Allah size bir zarar vermek istese, sizi ondan kim koruyabi-lir? Yahut size merhamet ederse, size kim zarar verebilir? Onlar kendilerine Allah’tan başka, ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulabilirler.
18 Allah içinizden savaştan geri bırakmaya çalışan münafık ve Yahu-dilerden kendi kardeşlerine: “Bize gelin, onlarla savaşmayın diyenleri” bilir. Za-ten onlardan pek azı, savaşın sıkıntı ve şiddetine göğüs gererek katılırlar.
19 Gelseler bile, size karşı yapılan her türlü yardımda pek cimridirler. Hele kendilerine korku gelip çattı mı, ölüm karşısında baygınlık geçiren kimse gibi gözleri dönmüş bir şekilde senden yardım beklercesine sana baktıklarını görürsün. Derken tehlike geçince, iyiliğinizi çekemeyip sizi keskin dilleriyle inci-tirler. Bunlar iman etmemişlerdir. Bu yüzden Allah onların yaptıklarını boşa çı-karır. Bu Allah için çok kolaydır.
20 Sanırlar ki, düşman bölükleri henüz gitmedi. O bölükler bir daha gelseler, bu münafıklar çölde, bedeviler arasında kalıp, sizin hakkınızda uzak-tan haber almayı tercih ederlerdi. Aranızda bulunsalar bile, pek az savaşırlar-dı.
/ 21 Gerçek şu ki, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çok-ça ananlar için, Allah’ın peygamberinde, güzel örnekler vardır.
22 Mü’minler, düşman bölüklerini gördüler mi; “İşte bu Allah ve pey-gamberinin bize vadettiğidir, Allah ve peygamberi doğru söylemiştir” dediler. Bu onların inançlarını ve teslim oluşlarını artırmıştır. 8
|
|
420 |
90 / 33 AHZÂB (23-30) |
Cüz : 21 |
|
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَماَ بَدَّلُوا تَبْدِيلاً -23, لِيَجْزِىَ اللهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ اِنْ شَآءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا -24, وَرَدَّ اللهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًا وَكَفَى اللهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللهُ قَوِيّاً عَزِيزًا -25, وَاَنْزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِى قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا -26, وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُهَا وَكَانَ اللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرًا -27, يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلاً -28, وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ اْلاَخِرَةَ فَاِنَّ اللهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْرًا عَظِيمًا -29, يَانِسَآءَ النَّبِىِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرًا -30,
7 23 Mü’minlerden öyle kimseler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehid oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler.
24 İnsan bu tür sınamalardan geçmektedir ki Allah, sözlerinde sada-kat gösterenleri, sözlerinde durmalarından dolayı ödüllendirsin. Münafıkları da dilerse azaba çarptırsın, yahut pişmanlık duyarlarsa, tevbelerini kabul etsin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok acıyandır.
25 Böylece Allah, kendisinden gelen gerçekleri inkâr edenleri, öfkele-riyle geri çevirdi, hiçbir hayra eremediler. Allah savaşta mü’minlere her türlü yardımıyla yetişti ve böylece gördüler ki, Allah güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez ve kudret sahibidir.
26 Ve Allah, kitap ehlinden o kâfirlere yardım eden, Kureyza Yahudi-lerini de, kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü, onlardan bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz.
27 Sizi onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basma-dığınız yerlere de mirasçı yaptı. Allah’ın herşeye gücü yeter.
/ 28 Ey peygamber! Eşlerine söyle: “Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedelini vereyim ve sizi güzellik-le salıvereyim.
29 Yok eğer sizler Allah’ı, elçisini ve ahiret hayatının güzelliklerini isti-yorsanız bilin ki Allah, sizden güzel hareket ve davranışta bulunanlara, büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
30 Ey peygamber hanımları! Sizden kim, açık bir hayasızlık ve ahlak dışı bir davranışta bulunursa, ona iki kat azap edilir ve bu da Allah’a pek kolay-dır. 8
|
|
Cüz : 22 |
90 / 33 AHZÂB (31-35) |
421 |
|
وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُؤْتِهَا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرِيمًا -31, يَانِسَآءَ النَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَآءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلاَ تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِى فِى قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفًا -32, وَقَرْنَ فِى بُيُوتِكُنَّ وَلاَ تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ اْلاُولَى وَاَقِمْنَ الصَّلَوةَ وَاَتِينَ الزَّكَوةَ وَاَطِعْنَ اللهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا -33, وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِى بُيُوتِكُنَّ مِنْ اَيَاتِ اللهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا -34, اِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقاَتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّآئِمِينَ وَالصَّآئِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظِيمًا -35,
7 31 İçinizden her kim, Allah ve peygamberinin emirlerine boyun e-ğip, itaat ederse, dürüst ve faydalı işler de yaparsa, onun mükafatını iki kat ve-ririz. Öteki dünyada da, ona değerli bir rızık hazırlamışızdır.
32 Ey peygamber hanımları! Siz, diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmak istiyorsanız, yabancı erkeklere karşı, tatlı ve edalı bir şekilde kırıtarak, yumuşak söz söylemeyin ki, kalplerin-de hastalık olanlar size karşı, şehevî bir arzuya kapılmasın. Sözünüzü daima güzel, ölçülü, ağırbaşlı ve kuşkudan uzak bir şekilde söyleyin.
33 Evlerinizde ağırbaşlı bir şekilde oturun. Eski cahiliye dönemindeki gibi kırıtarak, her türlü cazibenizi sergilemek üzere, sokaklara dökülmeyin. Na-mazlarınıza dikkatli ve devamlı olun, zekatınızı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey peygamberin ev halkı! Allah sizin üzerinizden her türlü çirkinliği ve kir-liliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
34 Evlerinizde okunmakta olan Kur’ân ayetlerini ve elçisinin sünnetini devamlı hatırlayın, gündeminizden eksik etmeyin. Şüphesiz Allah herşeyin iç yüzünü bilendir ve herşeyden haberi olandır.
/ 35 Gerçek şu ki, Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendini ibadet ve taata vermiş erkekler ve kadınlar, niyet ve davranışlarında doğru ve samimi olan erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren erkekler ve kadınlar, gönülden saygı ile Allah’a karşı gelmekten korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, o-ruç tutan erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını koruyan erkekler ve kadın-lar, Allah’ı durmaksızın çokça anan erkekler ve kadınlar var ya; işte Allah onla-ra bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. 8
|
|
422 |
90 / 33 AHZÂB (36-43) |
Cüz : 22 |
|
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا -36, وَاِذْ تَقُولُ لِلَّذِى اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللهَ وَتُخْفِى فِى نَفْسِكَ مَااللهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَيهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَىْ لاَ يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِى اَزْوَاجِ اَدْعِيَآئِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ اَمْرُ اللهِ مَفْعُولاً -37, مَا كَانَ عَلَى النَّبِىِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللهُ لَهُ سُنَّةَ اللهِ فِى الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَكَانَ اَمْرُ اللهِ قَدَرًا مَقْدُورًا -38, اَلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالاَتِ اللهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلاَ يَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلاَّ اللهَ وَكَفَى بِاللهِ حَسِيبًا -39, مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَآ اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا -40, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اذْكُرُوا اللهَ ذِكْرًا كَثِيرًا -41, وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلاً -42, هُوَ الَّذِي يُصَلِّى عَلَيْكُمْ وَمَلَئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا -43,
7 36 Allah ve elçisi, bir konuda hüküm verdikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, kendi işlerinde tercih hakları yoktur. Ama böyle bir hakkı kendilerinde görerek, Allah’a ve elçisine isyan eden kimse, apaçık bir sapıklık-la sapıtmış olur.
37 Ve bir zaman ey Muhammed! Allah’ın nimet verdiği senin de iyilik ettiğin kişiye: “Eşini terketme, Allah’a, kendine ve diğer insanlara karşı vazife-ne dikkat et” diyordun. Ve böylece Allah’ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi, içinde gizliyor ve insanların dedikodularından korkup, çekiniyordun. Oysa kor-kup çekinmen gereken, sadece Allah olmalıydı.
Fakat sonra Zeyd, o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde, onu se-ninle evlendirdik ki, gelecekte evlatlıkları hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri za-man, o kadınlarla evlenmek hususunda, mü’minlere bir zorluk olmasın, yani boşanmış evlatlıklarının hanımlarıyla, evlendikleri için, mü’minler suçlanmasın. Allah’ın buyruğu böylece yerine getirilmiş oldu.
38 O halde, Allah’ın kendisi için farz kılıp, takdir ettiği şeyi yapmasın-dan dolayı, peygambere hiçbir suç isnat edilemez. Gerçekten bu sizden önce gelip geçenler içinde, Allah’ın bir uygulamasıydı ve şunu da unutma ki, Allah’ın iradesi mutlaka gerçekleşir. 39 O gelip geçen peygamberler öyle kişilerdir ki, Allah’ın elçiliğini yapıp, hükümlerini tebliğ ederler ve O’ndan korkarlar ve Al-lah’tan başka, hiçbir kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter.
40 Muhammed, sizden birisinin babası değildir. Fakat Allah’ın rasûlü-dür ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah herşeyi en iyi şekilde bilendir.
/ 41 Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın. 42 Ve sabah akşam, O’nun şanını yüceltin. 43 O Allah ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak i-çin, üzerinize rahmet etmekte, melekleri de size bağışlanma dilemekte, işleri-nizin düzgün gitmesi için dua etmektedirler. Allah, mü’minlere karşı çok mer-hametlidir. 8
|
|
Cüz : 22 |
90 / 33 AHZÂB (44-50) |
423 |
|
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلاَمٌ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَرِيمًا -44, يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا -45, وَدَاعِيًا اِلَى اللهِ بِاِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا -46, وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللهِ فَضْلاً كَبِيرًا -47, وَلاَ تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ اَذَيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً -48, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلاً -49, يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ اللاَّتِى اَتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّآ اَفَآءَ اللهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالاَتِكَ اللاَّتِى هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِىِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِىُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَا خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِى اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلاَ يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا -50,
7 44 Rablerine kavuşacakları o kıyamet günü mü’minlere yapılacak dirlik temennisi “Selam”dır. Allah onlara pek şanlı, şerefli, göz doldurucu mü-kafat hazırlamıştır.
45 Ey peygamber! Unutma ki biz, seni şahit, müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. 46 Allah’ın izniyle bir davetçi ve ışık saçan bir kandil olarak. 47 O halde mü’minlere kendilerini, Allah’tan büyük bir lütuf ve sevapla müjde-le. 48 Sakın münafık ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kimselerin söz-lerine ve değer verdiklerine uyma. İncitici sözlerine ve eziyetlerine aldırma. Yalnızca Allah’a güven. Hiç kimse Allah kadar güvene layık olamaz.
49 Ey inananlar! Mü’min kadınları nikahlayıp sonra ilişkide bulunma-dan boşarsanız, onları iddet müddetince bekletmeniz gerekmez. O halde onla-ra bağışta bulunarak, onları memnun edin ve onları zarar ve eziyet vermeksi-zin serbest bırakın.
50 Ey peygamber! Biz; mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ga-nimet olarak verdiği mallarla birlikte savaş esirlerinden; yasal olarak sana bı-raktığı, sahip olduğun cariyeleri de helal kıldık. Ve seninle birlikte Medine’ye göç etmiş olan amca ve halalarının kızlarını, dayı ve teyzelerinin kızlarını da sana helal kıldık. Bir de kendisini mehirsiz olarak peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak istediği kadını, diğer mü’minlere değil, sade-ce sana mahsus olmak üzere helal kıldık.
Zaten onlara, eşleri ve sağ ellerinin altında bulunanlar konusunda, yapmaları gerekeni de bildirdik ki, sana bir zorluk olmasın, sen bir sıkıntıya ve güç duruma düşmeyesin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet e-dendir. 8
|
|
424 |
90 / 33 AHZÂB (51-54) |
Cüz : 22 |
|
تُرْجِى مَنْ تَشَآءُ مِنْهُنَّ وَتُؤْوِى اِلَيْكَ مَنْ تَشَآءُ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَلِكَ اَدْنَى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلاَ يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا اَتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللهُ يَعْلَمُ مَا فِى قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَلِيمًا -51, لاَ يَحِلُّ لَكَ النِّسَآءُ مِنْ بَعْدُ وَلاَ اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلاَّ مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ وَكَانَ اللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ رَقِيبًا -52, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِىِّ اِلاَّ اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلَى طَعَامٍ غَيْرَ ناَظِرِينَ اِنَيهُ وَلَكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلاَ مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى النَّبِىَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللهُ لاَ يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْئَلُوهُنَّ مِنْ وَرَآءِ حِجَابٍ ذَلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللهِ وَلاَ اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللهِ عَظِيمًا -53, اِنْ تُبْدُوا شَيْئًا اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا -54,
7 51 Hanımlarından dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alıp ba-rındırırsın, geçici olarak ayrıldıklarından, tekrar birleşmeyi arzu ettiğine dön-mekte, senin üzerine bir günah yoktur. Onların gözlerinin aydın olması ve ta-salanmamalarına ve hepsinin senin verdiklerine razı olmalarına, en elverişli o-lan budur. Böylece kendilerine Allah’ın hükmünün uygulandığını bilirler ve eşit muameleden memnun olurlar. Allah sizin kalplerinizde olanı bilir. Allah herşeyi bilir ve azab etmede acele etmez.
52 Ey peygamber! Bunların dışında artık sana başka kadınlarla ev-lenmek helal olmaz. Onlardan birinin güzellikleri hoşuna gitse bile, başka eş-lerle değiştirmen de sana helal değildir. Ancak yasal olarak sahip olunan cari-yeler hariç. Allah herşeyi görüp, gözetendir.
/ 53 Ey inananlar! İzin verilmedikçe, peygamberin evlerine girme-yin ve yemek için davet edildiğiniz zaman, erkenden gidip, hazırlanmasını bek-lemeye kalkışmayın. Çağrıldığınızda en uygun zamanda girin, yemeği yiyince hemen ayrılın, lafa dalmayın, bu durum peygamberi üzüyordu fakat O, size bunu söylemekten utanıyordu. Ama Allah, doğruyu size öğretmekten çekin-mez. Peygamber hanımlarından birşey isteyeceğiniz veya soracağınız zaman, perde arkasından isteyin ve sorun. Bu durum, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri bakımından fitne ve kötü zannı giderici, temiz bir davranıştır. Allah’ın peygamberini incitmeniz ve kendisinden sonra, O’nun eşleriyle evlen-meniz, size asla helal değildir. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.
54 Herhangi birşeyi açığa vursanız da, kalplerinizde gizleseniz de, şüphesiz Allah herşeyi gayet iyi bilmektedir. 8
|
|
Cüz : 22 |
90 / 33 AHZÂB (55-62) |
425 |
|
لاَجُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِى اَبَآئِهِنَّ وَلاَ اَبْنَآئِهِنَّ وَلاَ اِخْوَانِهِنَّ وَلاَ اَبْنَآءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلاَ اَبْنَآءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلاَ نِسَآئِهِنَّ وَلاَ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللهَ اِنَّ اللهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا -55, اِنَّ اللهَ وَمَلَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا -56, اِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللهُ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهِينًا -57, وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبِينًا -58, يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلاَبِيبِهِنَّ ذَلِكَ اَدْنَى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلاَ يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا -59, لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِى الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لاَ يُجَاوِرُونَكَ فِيهَا اِلاَّ قَلِيلاً -60, مَلْعُونِينَ اَيْنَمَا ثُقِفُوا اُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلاً -61, سُنَّةَ اللهِ فِى الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَبْدِيلاً -62,
7 55 Peygamberin eşlerine ve diğer müslüman kadınlara, babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, müslüman kadınları ve yasal olarak elde edilen cariyelerine görünmelerinde bir sakınca ve vebal yoktur yani bunlara karşı tamamen örtünmeleri gerekmez. Ey kadın-lar! Yolunuzu, yordamınızı Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Çünkü Allah, her-şeye yeterince şahittir.
56 Allah ve melekleri peygamberi kutsarlar yani Allah O’nun şerefini ve şanını yüceltip makamını yükseltmekte, melekler de dua edip bağışlanma-sını dileyip yüksek derecelere yükseltilmesini istemekteler. Ey inananlar! Siz de O’na dua ederek, derecesinin yükseltilmesini isteyin, hayırla yad edin, ken-dinizi O’nun rehberliğine tam bir teslimiyetle terk edin.
57 Allah’ı ve Rasûlünü incitenlere gelince, Allah onları bu dünyada ve ahirette rahmetinden yoksun bırakacak ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırla-yacaktır.
58 Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, yapmadıkları bir fiilden dola-yı suçlayanlara gelince, onlar iftira atma suçu işlemiş ve böylece açık bir güna-ha girmiş olurlar.
/ 59 Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve öteki bütün mü’min ka-dınlara söyle: “Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, dış kıyafetlerini baştan a-yağa üzerlerine salıversinler. Bu örtünme şekli onların iffetli, kendini koruyan, temiz kadınlar olarak tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini temin eder.” Ama unutma ki Allah, çok acıyan ve çok bağışlayandır.
60 Münafıklar, kalpleri hasta olanlar ve yalan haberler yayarak Medi-ne’de huzursuzluk çıkaranlar, düşmanca hareketlerinden vazgeçmezlerse ey Muhammed! Senin onlar üzerine üstünlük kurmanı sağlarız, o zaman bu kent-te senin komşuluğunda çok az bir süre kalabilirler.
61 Bu tip kimseler Allah’ın rahmetinden yoksun olduklarından, görül-dükleri yerde yakalanacaklar ve mutlak bir ölümle öldürüleceklerdir.
62 Daha önce gelip geçen bu tür günahkarlar için, Allah’ın tatbik ettiği yol budur ve sen Allah’ın tatbikatında, bir değişiklik göremezsin. 8
|
|
426 |
90 / 33 AHZÂB (63-73) |
Cüz : 22 |
|
يَسْئَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا -63, اِنَّ اللهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا -64, خاَلِدِينَ فِيهَا اَبَدًا لاَ يَجِدُونَ وَلِيّاً وَلاَ نَصِيرًا -65, يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ يَقُولُونَ يَالَيْتَنَآ اَطَعْنَا اللهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولاَ -66, وَقَالُوا رَبَّنَآ اِنَّآ اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَ نَا فَاَضَلُّونَا السَّبِيلاَ -67, رَبَّنَا اَتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا -68, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ اَذَوْا مُوسَى فَبَرَّاَهُ اللهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللهِ وَجِيهًا -69, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا -70, يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا -71, اِنَّا عَرَضْنَا اْلاَمَانَةَ عَلَى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا اْلاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً -72, لِيُعَذِّبَ اللهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا -73,
7 63 İnsanlar, sana kıyametin saatini soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de kıyamet pek yakında kopacak.
64 Gerçek şu ki, Allah kendisinden gelen gerçekleri inkâr edenleri, rahmetinden kovmuş ve onlar için, yakıcı bir ateş hazırlamıştır. 65 Onlar ora-da, sonsuza kadar kalacaklar, ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklar-dır. 66 O gün yüzleri ateşte evrilip çevirilirken, “Eyvahlar olsun bize, keşke Allah’a itaat edip, elçiye uysaydık” derler. 67 Ve “Ey Rabbimiz!” diyecekler. “Biz liderlerimize, yöneticilerimize ve ileri gelenlere uyduk. Onlar da bizim yolu-muzu şaşırttılar. 68 Ey Rabbimiz! onlara iki kat azap ver ve rahmetinden ta-mamen mahrum bırak.”
/ 69 Ey iman edenler! Siz de Musa’ya eziyet eden, İsrailoğulları gi-bi olmayın. Unutmayın ki Alah onu, kendisine karşı ileri sürdükleri iddialardan temize çıkardı. Çünkü o, Allah katında pek değerliydi, büyük şeref ve itibar sa-hibiydi.
70 Ey iman edenler! Sizler yolunuzu daima, Allah’ın kitabıyla bulun ve her zaman hakkı ve doğruyu konuşun. 71 O zaman, Allah işlerinizi değerli kılar ve günahlarınızı affeder. Ve bilin ki, kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, büyük bir zafere erişmiş olur.
72 Gerçek şu ki biz, akıl ve irade ile yerine getirilecek dini sorumluluk emanetini göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama sorumluluğundan korktuk-ları için, onu yüklenmeyi reddettiler. O emaneti insan üstlendi, zaten o, her za-man kendisine haksızlık etmeye yatkın bir yaratık olup, işlerin sonucu husu-sunda da, sağlam bilgiden yoksundur.
73 Emanete hıyanet etmeleri yüzünden, Allah münafık erkeklerle, münafık kadınları ve kendisine ortak koşan erkek ve kadınları azaplandıracak ve emanete hıyanet etmeyen inanmış erkek ve kadınlara tevbe nasip edip, tevbelerini kabul edecektir. Çünkü Allah, gerçekten çok bağışlayan ve çok acı-yandır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi