Cüz : 22 - Külliyat - Ozlutefsiri - 35. Sayfa
|
|
Cüz : 22 |
43 / 35 FÂTIR (1-3) |
433 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَئِكَةِ رُسُلاً اُولِى اَجْنِحَةٍ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِى الْخَلْقِ مَا يَشَآءُ اِنَّ اللهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -1, مَا يَفْتَحِ اللهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلاَ مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلاَ مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -2, يَآاَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَآءِ وَاْلاَرْضِ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ فَاَنَّى تُؤْفَكُونَ -3,
35 FÂTIR SÛRESİ
Mekke toplumunun ileri gelenlerini davete karşı tutumlarından dolayı ikaz edip düşünmeye sev-kederek, kâinât nizamında şirke yer olmadığı bildirilmekte ve herşeyin aslına döndüğü görülürken sizlerin ölümden sonra diriltilmesi niçin zor olsun denilmekte ve kevnî ayetlerden de bahsedilerek insanların kullukta üç guruba ayrıldıklarını da anlatarak Allah’ın dışında değişik şeylere tapan müşrikler, azarlanarak sûre sona erer. Sûreye Melâike adı da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Tüm eksiksiz övgüler O Allah’a mahsusutur ki, yerleri gökleri O yarat-mıştır ve melekleri de ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler olarak yaratandır. O yaratışta neyi dilerse artırır, çoğaltır. Yani meleklerin kanadını veya mahlukatının her birindeki değişik hususiyetleri çoğaltıp, azaltmak O’na aittir. Şüphe yok ki, O’nun gücü herşeye yeter. 2 Allah’ın insanlar için açacağı rahmet kapısını, kimse kapatamaz ve O’nun ka-pattığını da, kimse açamaz. Çünkü O güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar. 3 Ey insanlar! Allah’ın size bağışladığı nimetleri ha-tırlayın! Size gökten ve yerden azık sağlayan, Allah’tan başka bir yaratıcı var mı? Ha-yır, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Ama nasıl olur da, haktan çevriliyorsunuz? 8
|
|
434 |
43 / 35 FÂTIR (4-11) |
Cüz : 22 |
|
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَاِلَى اللهِ تُرْجَعُ اْلاُمُورُ -4, يَآاَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَوةُ الدُّنْيَا وَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ بِاللهِ الْغَرُورُ -5, اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّعِيرِ -6, اَلَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبِيرٌ -7, اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَاَهُ حَسَنًا فَاِنَّ اللهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَآءُ وَيَهْدِى مَنْ يَشَآءُ فَلاَ تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ -8, وَاللهُ الَّذِى اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ اِلَى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذَلِكَ النُّشُورُ -9, مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ اُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ -10, وَاللهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثَى وَلاَ تَضَعُ اِلاَّ بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلاَ يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ اِلاَّ فِى كِتَابٍ اِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ -11,
7 4 O kafalarını gerçeklerden çevrilenler, eğer seni yalanlarlarsa, al-dırma ey peygamber! Unutma ki, senden önce öteki peygamberler de yalan-lanmıştır. İşler eninde sonunda Allah’a döner. 5 Ey insanlar! Şüphe yok ki Allah’ın her konudaki verdiği söz gerçektir ve mutlaka gerçekleşecektir. O hal-de dünya hayatı nimet ve süsleriyle, sizi ahiret hayatından alıkoyup aldatma-sın. Çok aldatıcı olan şeytan da sakın sizi aldatıp, Allah’ın lütuf ve bağışlama-sına ümitlendirmesin. 6 Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman tanıyın. O kendi taraftarlarını, ancak cehennemliklerden olmaya çağı-rır. 7 O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler için, çok şiddetli bir azap var-dır. İman edip, doğru dürüst işler yapanlara ise, bağışlanma ve büyük bir mü-kafat vardır.
/ 8 Kötü ameli kendisine çekici gösterilip de, onu güzel gören kim-se, doğru dürüst işler yapan kimse gibi olur mu? Şüphesiz Allah, doğru yoldan sapmak isteyenin, sapmasına dilediği şekilde izin verir, doğru yola ulaşmak is-teyeni de, dilediği şekilde doğru yoluna ulaştırır. O halde ey peygamber! Onlara üzülerek, kendini perişan etme. Allah onların ne yapmakta olduklarını çok iyi bilendir. 9 Ve hatırlayın bulutları yükseltmek için, rüzgarları gönderen Allah’tır. Sonra biz onları çorak beldelere sürükler ve cansız toprağa hayat veririz. Yeniden dirilmede işte böyle olacaktır. 10 Kim yücelik ve üstünlük di-lerse bilsin ki, yücelik ve üstünlük yalnız Allah’a aittir. Bütün güzel sözler O’na yükselir, bütün doğru ve yararlı işleri O yüceltir. Sinsi şekilde kötü fiiller tasarla-yanlara gelince, onları şiddetli bir azap beklemektedir ve onların bütün tertiple-ri de, yok olup gitmeye mahkumdur. 11 Ve hatırlayın Allah sizin herbirinizi ön-ceden topraktan yaratmış, sonra bir damla sudan, sonra sizi çift çift kıldı. Hiçbir dişi O’nun bilgisi olmadan ne hamile kalabilir, ne de doğum yapabilir. Allah’ın fermanında öngörülmedikçe, hiç kimse ömrünü uzatamaz ve hiç kimse de onu kısaltamaz. Ama bunlar şüphesiz Allah için kolaydır. 8
|
|
Cüz : 22 |
43 / 35 FÂTIR (12-18) |
435 |
|
وَمَا يَسْتَوِى الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَآئِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ -12, يُولِجُ اللَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِى لاَجَلٍ مُسَمًّى ذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْمِيرٍ -13, اِنْ تَدْعُوهُمْ لاَ يَسْمَعُوا دُعَآءَ كُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلاَ يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ -14, يَآاَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَآءُ اِلَى اللهِ وَاللهُ هُوَ الْغَنِىُّ الْحَمِيدُ -15, اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ -16, وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللهِ بِعَزِيزٍ -17, وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلَى حِمْلِهاَ لاَ يُحْمَلْ مِنْهُ شَىْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَمَنْ تَزَكَّى فَاِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَاِلَى اللهِ الْمَصِيرُ -18,
7 12 İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlı, susuzluğu giderici ve içil-mesi kolaydır, bu beriki tuzlu ve acıdır. Ama siz her birinden de taze et yersiniz ve takındığınız bazı süs eşyasını çıkarırsınız. İkisinin de üzerinde, Allah’ın lut-fundan nasibinizi aramanızı ve böylece şükredenlerden olmanızı sağlayan ge-milerin, dalgaları yararak yüzüp gittiğini görürsün.
13 O geceyi kısaltarak, gündüzü uzatır, gündüzü kısaltarak, geceyi u-zatır. O güneşi ve ayı, kendi kanunlarına tabi kılıp hizmetinize vermiştir. Herbiri O’nun belirlediği bir zaman içinde akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur. Mülk ve saltanat O’nundur. O’ndan başka yalvarıp durduklarınız ise, bir hurma çe-kirdeğinin zarı kadar bile bir şeye sahip değillerdir. 14 Onlara yalvarıp dua et-seniz, duanızı işitmezler, işitseler bile, istediğinizi yerine getiremezler ve üste-lik kıyamet gününde, kendilerini Allah’a ortak koşmanızı inkâr ederler. Bunu herşeyden haberi olan Allah gibi, sana hiç kimse haber veremez.
/ 15 Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz, ama O hiç kimseye, hiçbir şeye muhtaç değildir ve O övülmeye çok layıktır. 16 Dilerse, sizi ortadan kaldırır ve yerinize yeni bir toplum getirir. 17 Bu Allah için, güç de değildir. 18 Kimse, kimsenin günah yükünü taşıyacak değildir. Kendi yükü ağır gelen kim-se, onu taşımak için başkasını yardıma çağırırsa, yakını da olsa, bu kimse o yükün hiç bir parçasını taşıyamaz. O halde gerçekten sen, görmedikleri halde, Rablerinden korku duyanları ve namazlarına dikkatli ve devamlı olanları uyara-bilirsin ve şunu bil ki, kim günah kirlerinden arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur. Sonunda dönüş Allah’adır. 8
|
|
436 |
43 / 35 FÂTIR (19-30) |
Cüz : 22 |
|
وَمَا يَسْتَوِى اْلاَعْمَى وَالْبَصِيرُ -19, وَلاَ الظُّلُمَاتُ وَلاَ النُّورُ -20, وَلاَ الظِّلُّ وَلاَ الْحَرُورُ -21, وَمَا يَسْتَوِى اْلاَحْيَآءُ وَلاَ اْلاَمْوَاتُ اِنَّ اللهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَآءُ وَمَآ اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِى الْقُبُورِ -22, اِنْ اَنْتَ اِلاَّ نَذِيرٌ -23, اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلاَّ خَلاَ فِيهَا نَذِيرٌ -24, وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ جَآءَ تْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنِيرِ -25, ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ -26, اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ -27, وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَاْلاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذَلِكَ اِنَّمَا يَخْشَى اللهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَؤُا اِنَّ اللهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ -28, اِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللهِ وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ -29, لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ -30,
7 19 Nitekim, ne gören ile görmeyen bir olur, 20 ne de aydınlık ile zifiri karanlık, 21 ne serinletici gölge ile yakıcı sıcak 22 ve ne de yaşayan ile kalben ölmüş bulunan. Şüphesiz Allah, dileyen kimseye dilediği şekilde işittirir. Halbuki sen, mezarlardaki ölüler gibi, kalben ölmüşlere işittiremezsin. 23 Sen sadece bir uyarıcısın. 24 Ey Muhammed! Hakikaten biz seni gerçek din olan İslâm ile; mü’minler için bir müjdeci, kâfirler için ise bir uyarıcı olarak gönder-dik. Çünkü hiçbir topluluk yoktur ki, içlerinden bir uyarıcı gelip geçmemiş ol-sun. 25 Ve eğer seni yalanladıklarını görürsen aldırma, onlardan önce yaşa-mış olanların çoğu da, elçileri kendilerine apaçık delillerle, sahifelerle ve aydın-latıcı kitapla geldikleri halde yalanladılar. 26 Sonra ben de, o küfre sapanları yakalayıverdim. Beni inkârları nasıl oldu, onlar gördüler.
/ 27 Görmüyor musun, Allah göklerden su indirmekte ve onunla türlü renklerde ve tatlarda meyveler yetiştirmekte ve dağlarda da beyaz kırmızı çeşitli renklerde ve kapkara yollar veya çizgiler meydana getirmektedir. 28 İn-sanlardan, sürüngenlerden ve davarlardan da, bunun gibi, ayrı ayrı renkte o-lanları var. Kulları arasından yalnızca, anlama ve kavrama yeteneğine yani ge-niş, kapsamlı vahiy bilgisine sahip olanlar, Allah’tan gereği biçimde korkarlar. Çünkü Allah güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez ve O Allah çok ba-ğışlayandır.
29 Allah’ın kitabını okuyanlar ve O’na uyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık başkaları için har-cayanlar; işte ancak bunlar, hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler.
30 Çünkü Allah, onların mükafatını tamamiyle öder ve onu lütfuyla daha da artırır. Allah şüphesiz çok bağışlayıcıdır ve şükrün karşılığını da bol bol verendir. 8
|
|
Cüz : 22 |
43 / 35 FÂTIR (31-38) |
437 |
|
وَالَّذِى اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ اِنَّ اللهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ -31, ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ -32, جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهاَ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ -33, وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ اِنَّ رَبَّناَ لَغَفُورٌ شَكُورٌ -34, اَلَّذِى اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهِ لاَ يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلاَ يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ -35, وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لاَ يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِى كُلَّ كَفُورٍ -36, وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَآءَ كُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ -37, اِنَّ اللهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ -38,
7 31 Ve şunu bil ki, sana vahyettiğimiz ilâhî kelam, geçmiş vahiylerin tümünü tasdik eden bir gerçektir. Şüphesiz Allah, kullarının ihtiyaçlarından ta-mamen haberdardır ve herşeyi görendir. 32 Sonra kitabı, kullarımızdan seçtik-lerimize miras bıraktık, derken onlardan, yaratılış gayesi dışında yaşayan da var ve onlardan orta yolda hareket eden de var ve onlardan Allah’ın izniyle ha-yırlarda herkesten ileri giden de var, bu ise en büyük fazilettir. 33 Onların mü-kafatı, içine girecekleri Adn cennetleridir. Zira orada altın bilezikler takarlar ve incilerle süslenirler, orada giyecekleri elbiseleri de ipektir. 34 Ve şöyle derler: “Bütün eksiksiz övgüler, bize acı ve üzüntü tattırmayan Allah’a mahsustur. Rabbimiz gerçekten çok bağışlayıcıdır. Şükrün karşılığını da bolca verendir. 35 O lütfuyla, bizi tam konaklanacak yurda yerleştirdi, orada bize ne yorgunluk gelir, ne de bir bıkkınlık.”
36 Gerçekleri örtbas edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır, orada ne hayatlarına son verilip öldürülürler, ne de içine atıldıkları o ateşin a-zabı hafifletilir. İşte biz, bizden gelen gerçekleri örtbas eden kimseleri böyle cezalandırırız. 37 Onlar cehennemde: “Rabbimiz bizi buradan çıkar, önce yaptığımızdan başka iyi ve yararlı işler yapalım” diye feryat ederler. O zaman onlara şöyle cevap verilir: “Size düşünmek isteyen herkesin düşünebileceği kadar uzun bir ömür vermedik mi? Ve üstelik size uyarıcı da gelmişti, öyleyse yaptığınız kötülüklerin meyvelerini şimdi tadın bakalım. Yaratılış gayesi dışın-da yaşayanlar, hiçbir yardımcı bulamayacakladır.”
/ 38 Şüphesiz Allah göklerin, yerin görünmeyenini ve bilinmeyen-lerini bilendir. O elbette, kalplerde olanı da çok iyi bilir. 8
|
|
438 |
43 / 35 FÂTIR (39-44) |
Cüz : 22 |
|
هُوَ الَّذِى جَعَلَكُمْ خَلاَئِفَ فِى اْلاَرْضِ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلاَ يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلاَّ مَقْتًا وَلاَ يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ اِلاَّ خَسَارًا -39, قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَآءَ كُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ اْلاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّمَوَاتِ اَمْ اَتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْهُ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلاَّ غُرُورًا -40, اِنَّ اللهَ يُمْسِكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ اَنْ تَزُولاَ وَلَئِنْ زَالَتَا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهِ اِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا -41, وَاَقْسَمُوا بِاللهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَآءَ هُمْ نَذِيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدَى مِنْ اِحْدَى اْلاُمَمِ فَلَمَّا جَآءَ هُمْ نَذِيرٌ مَا زَادَهُمْ اِلاَّ نُفُورًا -42, اِسْتِكْبَارًا فِى اْلاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلاَ يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلاَّ بِاَهْلِهِ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلاَّ سُنَّةَ اْلاَوَّلِينَ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَبْدِيلاً وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَحْوِيلاً -43, اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَىْءٍ فِى السَّمَوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا -44,
7 39 O Allah ki, sizi yeryüzünde hükümran kılan, geçmişlerin yerine sizi getirendir. Artık kim, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ederse, bu hareketi kendi aleyhinedir. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin bu davranışları, Rablerinin katında, kendilerine gazaptan başka birşey artırmaz, yine kâfirlerin kâfirlikleri, zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramaz. 40 De ki. “Allah’ı bı-rakarak, Allah’a eş ve ortaklar tanıdığınız ilahlara, hiç dikkat ettiniz mi? Onların yeryüzünde, neyi yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların, göklerin yaratılı-şında bir payları mı var? Yoksa onlara bir kitap vermişiz de, ondan elde ettikle-ri açık bir delil üzere mi bulunuyorlar? Hayır, yaratılış gayesi dışında yaşayan-lar, birbirlerine aldatmaktan başka birşey vaat etmiyorlar.”
41 Gerçek şu ki, gökteki tüm varlıkları ve yeryüzünü yörüngelerinden sapmamaları ve bir felakete sepep olmamaları için, sağlamca tutup hareketini devam ettiren Allah’tır. Eğer onların düzeni bir bozulsa, Allah’tan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, kullarının hatasına karşı çok yumuşak dav-ranan ve çok bağışlayandır. 42 Ve tüm kuvvetleriyle adamakıllı yemin ettiler. Eğer kendilerine, uyarıcı bir peygamber gelecek olursa; “Ümmetler arasında, doğru yolu bulan en mükemmel bir ümmet olacağız” diye. Uyarıcı peygamber onlara gelince de, bu onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi artırma-dı. 43 Yeryüzünde böbürlenmelerini ve Allah’ın mesajlarına karşı, kötü düzen-ler kurma çabalarını artırdı. Halbuki bütün kötü düzenler, sonunda sadece sa-hiplerine dolanır. Yoksa onlar, önceki günahkarların sürüklendikleri yoldan başka birşey mi bekliyorlar? Sen Allah’ın tuttuğu yol ve yöntemde hiçbir deği-şiklik göremezsin; evet sen, Allah’ın yol ve yönteminde sağa sola sapma da bulamazsın. 44 Bunlar, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu gör-mek için, yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı? Halbuki onlar, bunlardan her yönde daha güçlü idiler. Ne göklerde, ne yerde hiç kimse ve hiçbir şey, Allah’a karşı gelemez, O’nun elinden kaçıp kurtulamaz. Çünkü Allah herşeyi bilen ve herşeye güç yetirendir. 8
|
|
Cüz : 22 |
43 / 35 FÂTIR (45) 41 |
439 |
|
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَآءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا -45,
7 45 Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen yakalayıp cezalandır-saydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Fakat Allah onları belirlenmiş bir süreye ka-dar erteliyor, vakitleri gelince, gerekeni yapar, zira Allah kullarını çok iyi görendir, hak ettiklerine göre onları cezalandıracaktır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi