Kulliyatlar - 40. Sayfa - Ozlutefsiri
|
|
466 |
60 / 40 MÜ’MİN (1-7) |
Cüz : 24 |
|
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
حم -1, تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ -2, غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِى الطَّوْلِ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ -3, مَا يُجَادِلُ فِى اَيَاتِ اللهِ اِلاَّ الَّذِينَ كَفَرُوا فَلاَ يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِى الْبِلاَدِ -4, كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاْلاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ -5, وَكَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوآ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِ -6, اَلَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ اَمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ -7,
40 MÜ’MİN SÛRESİ
Sûre ağırlıklı olarak hak ile batıl, hidayet ve sapıklık arasındaki savaştan bahseder. Allah’ın sı-fatları ve kevnî ayetlere de yer veren sûre kâfirlerin nasıl çarçabuk yakalanıp helak edildiklerini de anlatır. Ahiret sahnelerine de yer veren sûre; Musa, Firavun kıssasındaki iman ve taşkınlık hadisesini de anlatır. Fi-ravun ailesinden imanını gizleyen bir kimsenin çıkışıyla ve hakkı haykırmasıyla devam eder. Firavun ve yan-daşlarının denizde boğulmaları ve mü’minlerin kurtulmalarıyla sona erer. Sûreye Hâ Mîm, Tavl, Ğâfir adları da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Hâ, Mîm.
2 Bu kitabın indirilişi, çok güçlü olan, herşeyi bilen Allah tarafındandır, 3 günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, intikamı çetin, lütuf sahibidir. O’ndan başka gerçek ilah yoktur, varış O’nadır. 4 Allah’ın ayetleri hakkında, inkâra saplananlardan başkası sürtüşüp tartışmaz. Sakın! onların yeryüzünde, refah ve zevk içinde keyiflerince dolaşmaları seni yanıltmasın. 5 Onlardan ön-ce Nuh kavmi, sonra da Allah’ın elçilerine karşı birleşen öteki kavimlerin tümü, peygamberleri ve gelen mesajları yalanladılar. Bu toplulukların herbiri, kendile-rine gönderilen elçileri yakalayıp öldürmek için, onlara karşı tuzaklar kurdular ve tek gerçeği boşa çıkarmak için, değersiz ve geçersiz delillerle karşı koydu-lar. Bu yüzden onları yakaladım, azabım nasıl olurmuş görsünler. 6 Böylece Rabbinin kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenler hakkındaki: “Onlar ce-hennemliktir” sözü yerini bulmuş oldu.
7 Arşı taşıyan, bir de O’nun etrafında bulunan melekler, Rablerinin yüceliğini hamd ile tenzih ve tesbih ederler ve O Allah’a iman ederler ve diğer mü’minlerin bağışlanmasını isterler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kuşatmıştır, o halde tevbe edenleri, senin yoluna uyup gidenleri bağış-la, onları cehennem azabından koru! 8
|
|
Cüz : 24 |
60 / 40 MÜ’MİN (8-16) |
467 |
|
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِى وَعَدْتَهُم وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اَبَآئِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -8, وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَنْ تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -9, اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى اْلاِيمَانِ فَتَكْفُرُونَ -10, قَالُوا رَبَّنَآ اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلَى خُرُوجٍ مِنْ سَبِيلٍ -11, ذَلِكُمْ بِاَنَّهُ اِذَا دُعِىَ اللهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ وَاِنْ يُشْرَكْ بِهِ تُؤْمِنُوا فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِىِّ الْكَبِيرِ -12, هُوَ الَّذِى يُرِيكُمْ اَيَاتِهِ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَآءِ رِزْقًا وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلاَّ مَنْ يُنِيبُ -13, فَادْعُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ -14, رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِباَدِهِ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلاَقِ -15, يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ لاَ يَخْفَى عَلَى اللهِ مِنْهُمْ شَىْءٌ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ -16,
7 8 Rabbimiz, onları da babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi hal ve güzel ahlak üzere olanları da, kendilerine vadettiğin Adn cennetlerine koy, şüphesiz ki sen, çok güçlü ve çok üstünsün, yaptığın herşeyi yerli yerince yapansın. 9 Ve onları kötü işler yapmaktan da koru, o hesap günü kötü işlerin lekesinden kimi korursan, ona rahmet etmişsindir. İşte bu da büyük bir kurtu-luştur.”
/ 10 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere şöyle seslenilir: “İmana çağrıldığınız halde, gerçekleri inkâra devam ettiğiniz zaman, Allah’ın size karşı öfkesi, sizin kendinize karşı duyduğunuz şu anki öfkenizden daha büyüktür!” 11 Bunun üzerine “Ey Rabbimiz!” diye feryat edecekler. “Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Peki günahlarımızı itiraf ettiğimiz şu anda, bir kurtuluş yolu yok mudur?” 12 Ve onlara şöyle denilecek: “Bu duruma düşme-nizin sebebi şudur; Çünkü siz, tek olan Allah’a her çağrıldığınızda, inkâr etti-niz, ama O’na ortak koşulunca hemen inandınız. Artık hüküm, büyük ve yüce Allah’ındır.” 13 O Allah ki, size apaçık alametlerini ve delillerini gösteriyor ve size gökten rızıklar indiriyor. Ama ancak O’na yönelip gönül verenlerden baş-kası, bundan bir ders çıkarmaz. 14 O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler hoşlanmasa da, siz ey mü’minler! Dini Allah’a has kılarak, içten bir inançla gösterişten uzak, samimiyetle O’na dua edip yalvarın.
15 Dereceleri yükselten Arşın sahibi Allah, insanları gök ehli ile yer ehlinin Allah’la kullarının kavuşacakları günün gelip çatacağı konusunda uyar-ması için kullarından dilediğine vahyini indirir 16 ki, o gün onlar kabirlerinden fırlayıp çıkarlar, onlardan günah, sevap, gizli açık hiçbir şey Allah’a gizli kal-maz. O gün Allah onlara sorar: “Bugün mülk, hükümranlık kimindir?” Ve ce-vabını da verir: “Elbette bütün varlıklar üzerinde mutlak otorite sahibi olan, tek Allah’ındır.” 8
|
|
468 |
60 / 40 MÜ’MİN (17-25) |
Cüz : 24 |
|
اَلْيَوْمَ تُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ لاَ ظُلْمَ الْيَوْمَ اِنَّ اللهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ -17, وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ اْلاَزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلاَ شَفِيعٍ يُطَاعُ -18, يَعْلَمُ خَآئِنَةَ اْلاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِى الصُّدُورُ -19, وَاللهُ يَقْضِى بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لاَ يَقْضُونَ بِشَىْءٍ اِنَّ اللهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ -20, اَوَ لَمْ يَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارًا فِى اْلاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللهِ مِنْ وَاقٍ -21, ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللهُ اِنَّهُ قَوِىٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ -22, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسَى بِاَيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ -23, اِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ -24, فَلَمَّا جَآءَ هُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُوآ اَبْنَآءَ الَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَآءَ هُمْ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرِينَ اِلاَّ فِى ضَلاَلٍ -25,
7 17 O gün, herkes kazandığının karşılığını görür, o gün hiçbir kim-seye hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. Şüphesiz Allah hesabı çarçabuk gören-dir. 18 Onları yaklaşmakta olan kıyamet günü ile korkut. O gün yürekler gırt-laklara dayanır, o gün yaratılış gayesi dışında yaşantı sürdürenler ne bir dost bulacaklar, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi. 19 Çünkü Allah art niyetli ba-kışların ve kalplerin gizlediği ihtiras ve tutkuların da farkındadır. 20 Allah ger-çek ve adaletle hükmeder. O’nu bırakıp yalvardıkları şu varlıklar ise, hiçbir ko-nuda, hiçbir hüküm veremezler, çünkü yalnızca Allah’tır herşeyi işiten ve gö-ren.
/ 21 Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce yaşamış o-lan inkârcıların sonunun ne olduğunu görmezler mi? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler ve yeryüzünde, daha derin izler bırakmışlardı, ama Allah onları günahlarından dolayı yakaladı ve o zaman kendilerini, Allah’a karşı koruyacak bir kimse bulamadılar. 22 Bu böyledir çünkü kendi peygamberleri onlara, apa-çık belgelerle, kesin delillerle gelirdi de O’nu inkâr ederlerdi. Bu yüzden, Allah onları tutup yakalayıverdi. Çünkü Allah, çok kuvvetli ve güçlüdür, ceza ver-mekte de pek şiddetlidir.
23 Biz Musa’yı mesajlarımızla ve bizden aldığı apaçık bir yetki ile göndermiştik. 24 Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a; ama onlar yalnızca: “O bir büyücüdür, bir yalancıdır!” demişlerdi. 25 Musa onlara bizden aldığı gerçekleri getirdiğinde dediler ki: “Onlarla beraber inananların kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” Ama gerçekten, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin hile ve düzenleri, her zaman boş ve neticesizdir. 8
|
|
Cüz : 24 |
60 / 40 MÜ’MİN (26-33) |
469 |
|
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِى اَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ اِنِّى اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِى اْلاَرْضِ الْفَسَادَ -26, وَقَالَ مُوسَى اِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لاَ يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ -27, وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ اَلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ اِيمَانَهُ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّىَ اللهُ وَقَدْ جَآءَ كُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذِى يَعِدُكُمْ اِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ -28, يَاقَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرِينَ فِى اْلاَرْضِ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللهِ اِنْ جَآءَ نَا قَالَ فِرْعَوْنُ مَآ اُرِيكُمْ اِلاَّ مَآ اَرَى وَمَآ اَهْدِيكُمْ اِلاَّ سَبِيلَ الرَّشَادِ -29, وَقَالَ الَّذِى اَمَنَ يَاقَوْمِ اِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ اْلاَحْزَابِ -30, مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ وَمَا اللهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ -31, وَيَاقَوْمِ اِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِ -32, يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرِينَ مَا لَكُمْ مِنَ اللهِ مِنْ عَاصِمٍ وَمَنْ يُضْلِلِ اللهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ -33,
7 26 Firavun dedi: “Bırakın, Musa’yı öldüreyim de Rabbine yalvarsın bakalım, O Musa’yı kurtaracak mı? Dikkat edin, ben O’nun dininizi değiştirece-ğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum!” 27 Buna karşılık Musa dedi ki: “Ben hesap gününe inanmayan, her kibirlinin şerrinden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
/ 28 O anda, inancını o güne kadar gizlemiş olan Firavun ailesin-den bir mü’min şöyle haykırdı: “Rabbim Allah’tır dediği için, bir adamı öldüre-cek misiniz? Oysa O size Rabbinizden açık belgeler, kesin deliller getirmiştir. Eğer O bir yalancı ise, yalanı kendi aleyhine dönecektir. Ama gerçeği söylü-yorsa, sizi uyardığı azabın bir kısmı başınıza gelecek. Çünkü Allah, ölçüyü ta-şıran ve çok yalan söyleyeni hidayete erdirmez. 29 Ey kavmim! Bugün hü-kümranlık sizindir ve yeryüzünün en güçlüsü sizlersiniz, fakat Allah’ın cezası başımıza gelirse, bizi ondan kim kurtaracak?” Firavun dedi ki: “Ben size, an-cak doğru gördüğümü gösteriyorum ve ben sizi ancak, doğru yola götürüyor ve o yola çağırıyorum.” 30 Bunun üzerine o inanan adam: “Ey kavmim!” diye haykırdı. “Ben peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün a-zabına uğrayacaksınız diye korkuyorum, 31 Nuh, Âd ve Semûd kavimlerine ve onlardan sonrakilere olduğu gibi. Allah kullarına zulmetmeyi istemez. 32 Ve ey kavmim! Ben o boşuna bağrışıp, çağrışacağınız kıyamet günündeki haliniz-den korkuyorum. 33 O gün arkanızı dönüp kaçmak istersiniz, ama sizi Allah’ın azabından kurtaracak kimse yoktur. Allah kimin hayat proğramına: “Bu yol sa-pıklıktır, bu yolun sonu cehennemdir” derse; onun hidayette olduğunu ve cen-nete gideceğini söyleyecek kimse yoktur. Zaten olsa da birşey farketmez! 8
|
|
470 |
60 / 40 MÜ’MİN (34-40) |
Cüz : 24 |
|
وَلَقَدْ جَآءَ كُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِى شَكٍّ مِمَّا جَآءَ كُمْ بِهِ حَتَّى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللهُ مِنْ بَعْدِهِ رَسُولاً كَذَلِكَ يُضِلُّ اللهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ -34, اَلَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِى اَيَاتِ اللهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتَيهُمْ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللهِ وَعِنْدَ الَّذِينَ اَمَنُوا كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللهُ عَلَى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ -35, وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاهَامَانُ ابْنِ لِى صَرْحاً لَعَلِّى اَبْلُغُ اْلاَسْبَابَ -36, اَسْبَابَ السَّمَوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلَى اِلَهِ مُوسَى وَاِنِّى لاَظُنُّهُ كَاذِبًا وَكَذَلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ وَصُدَّ عَنِ السَّبِيلِ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلاَّ فِى تَبَابٍ -37, وَقَالَ الَّذِى اَمَنَ يَاقَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَبِيلَ الرَّشَادِ -38, يَاقَوْمِ اِنَّمَا هَذِهِ الْحَيَوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ وَاِنَّ اْلاَخِرَةَ هِىَ دَارُ الْقَرَارِ -39, مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلاَ يُجْزَى اِلاَّ مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ -40,
7 34 Ve andolsun ki, daha önce Yusuf da size apaçık delillerle gel-mişti de, size getirdiği şey hakkında, bir türlü şüpheden kurtulamamıştınız. So-nunda o vefat edince, değerini anlayıp dediniz ki: Bundan sonra, Allah başka peygamber göndermez. Allah vahyine karşı şüpheye düşenleri ve ölçüyü taşı-ranları böyle saptırır.
35 Onlar ki, Allah’ın ayetleri konusunda, kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. Bu Allah katında da, iman edenler ya-nında da büyük bir öfke sebebidir. İşte Allah, her kibirli zorbanın kalbini böyle-ce mühürler.
36 Firavun: “Ey Hâmân!” diye seslendi. “Bana yüksek bir kule yap ki, böylece göklerin kapı ve yollarına erişebilirim. 37 Göklere ulaşmanın araçları-na ve belki bu yolla, Musa’nın tanrısına yükselip çıkarım. Zaten O’nun bir ya-lancı olduğuna kesinlikle eminim.” İşte böylece yaptığı kötülükler, Firavun’a güzel göründü ve bu nedenle doğru yoldan alıkondu. Firavun’un düzeni ve tu-zağı tamamen boşa çıktı.
/ 38 İman eden o adam şöyle devam etti: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğruluk ve dürüstlük yoluna yönelteyim. 39 Ey kavmim! Bu dünya ha-yatı gelip geçici bir yararlanmadan başka birşey değildir. Halbuki öteki dünya ise, ebedi olarak durulacak yerdir. 40 Kim dünyada bir kötülük yapmışsa, sa-dece yaptığı kadarıyla cezalanacaktır, kim de ister erkek olsun, ister kadın ol-sun, iman edip doğru ve iyi işler yapmışsa cennete girecek ve orada kendisi-ne, hesapsız nimetler verilecektir. 8
|
|
Cüz : 24 |
60 / 40 MÜ’MİN (41-49) |
471 |
|
وَيَاقَوْمِ مَا لِى اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجَوةِ وَتَدْعُونَنِى اِلَى النَّارِ -41, تَدْعُونَنِى لاَكْفُرَ بِاللهِ وَاُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِى بِهِ عِلْمٌ وَاَنَا اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزِيزِ الْغَفَّارِ -42, لاَ جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَنِى اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِى الدُّنْيَا وَلاَ فِى اْلاَخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَآ اِلَى اللهِ وَاَنَّ الْمُسْرِفِينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ -43, فَسَتَذْكُرُونَ مَآ اَقُولُ لَكُمْ وَاُفَوِّضُ اَمْرِى اِلَى اللهِ اِنَّ اللهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ -44, فَوَقَيهُ اللهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاَلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ -45, اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُوا اَلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ -46, وَاِذْ يَتَحَاجُّونَ فِى النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفَآءُ لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوآ اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِنَ النَّارِ -47, قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوآ اِنَّا كُلٌّ فِيهَآ اِنَّ اللهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ -48, وَقَالَ الَّذِينَ فِى النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ -49,
7 41 Ey kavmim! Nasıl olur da ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde, siz beni ateşe çağırırsınız? 42 Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve bilmediğim şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben de sizi, her zaman üstün ge-len, güçlü olan ve çok bağışlayan Allah’ı tanımaya çağırıyorum.
43 Sizin beni çağırdığınız hayali ilahlar ve putlar, kesinlikle ne bu dünyada, ne de öteki dünyada yardıma çağrılmaya, ibadet edilmeye layık şey-ler değildir. Ne dünyada, ne de ahirette kendisine yalvaranların sıkıntısını gi-deremezler. Bizim dönüşümüz tek olan Allah’adır, ölçüyü taşıranlar, cehen-nemlik olanlardır.
44 Benim size söylediklerimi, yakında ister istemez hatırlayacaksınız. Ben işimi ve durumumu Allah’a bırakıyorum. Muhakkak ki Allah, kullarının her halini görür.
45 Allah iman eden o adamı kavminin kurduğu tüm tuzaklardan koru-du. Firavun ailesi ise, şiddetli bir azabın pençesine düştü ki, o da 46 öyle bir ateş ki, sabah akşam o ateşe sunulurlar yani kabirlerinde devamlı azap çeker-ler. Kıyametin gelip çattığı gün de Allah: “Firavun ailesini, en şiddetli azabın içine atın!” buyuracaktır.
47 Dünya hayatında Allah’tan gelen gerçekleri inkâr edenler, ahirette ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar büyüklük taslayanlara di-yecekler ki: “Biz size uymuştuk, şimdi siz şu ateşten bize düşen payı, bizden savabilir misiniz?” 48 Büyüklük taslayanlar ise; “Doğrusu hepimiz ateşteyiz, Allah kulları arasında böylece hüküm verdi. Değil sizi, kendimizi kurtarmaya dahi gücümüz yok!” derler.
49 Ateşin içinde olanlar cehennem bekçilerine: “Ne olur, Rabbinize yalvarın da, bir gün bile olsa, bu azabımızdan biraz hafifletsin” diyecekler. 8
|
|
472 |
60 / 40 MÜ’MİN (50-58) |
Cüz : 24 |
|
قَالُوآ اَوَ لَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلَى قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعَآءُ الْكَافِرِينَ اِلاَّ فِى ضَلاَلٍ -50, اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ اَمَنُوا فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ اْلاَشْهَادُ -51, يَوْمَ لاَ يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ -52, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى الْهُدَى وَاَوْرَثْنَا بَنِى اِسْرَآئِيلَ الْكِتَابَ -53, هُدًى وَذِكْرَى لاُولِى اْلاَلْبَابِ -54, فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَاْلاِبْكَارِ -55, اِنَّ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِى اَيَاتِ اللهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتَيهُمْ اِنْ فِى صُدُورِهِمْ اِلاَّ كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغِيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ -56, لَخَلْقُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ -57, وَمَا يَسْتَوِى اْلاَعْمَى وَالْبَصِيرُ وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلاَ الْمُسِئُ قَلِيلاً مَا تَتَذَكَّرُونَ -58,
7 50 Cehennem bekçileri: “Elçilerimiz size apaçık delillerle gelmiş değiller miydi?” diye soracaklar. O ateştekiler: “Evet gelmişlerdi” diyecekler ve cehennemin bekçileri: “Madem öyle kendiniz yalvarın” diye cevap verecekler. Çünkü Allah’tan gelen gerçekleri inkâr edenlerin yalvarması, avunmadan baş-ka bir anlam taşımaz, elbette boşunadır.
/ 51 Bakın, elbette biz elçilerimize ve inananlara hem dünya haya-tında, hem de şahitlerin hazır bulunacağı ahiret gününde yardım edip, koruya-cağız. 52 O gün yaratılış maksadı dışında bir hayat yaşayanlara mazeretle-rinin hiçbir faydası olmayacak. Onlar için hem Allah’ın rahmetinden kovulmak, hem de yurtların en kötüsü vardır.
53 Gerçek şu ki, biz daha önce Musa’ya hidayetimizi ihsan etmiş ve böylece İsrailoğullarını, O’na vahyedilmiş olan kitaba mirasçı kılmıştık. 54 İşte O kitap, aklı başında olanları doğru yola sevkeder, onlara ibret ve öğüttür. 55 O halde sen de, sana gönderilen son kitaptan dolayı, başına gelen sıkıntıların hepsine karşı sabırlı ve dirençli ol. Çünkü Allah’ın, peygamberlerine ve mü’-minlere karşı yardım sözü mutlaka gerçekleşecektir. Günahların için bağışlan-ma dile ve Rabbinin şanını sabah akşam yücelt.
56 Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerine hiçbir kesin delil gelmemiş-ken, çekişmeye girişenlerin gönüllerinde, ancak ulaşmalarına imkan olmayan bir büyüklenme duygusu var. Sen her türlü şeyden olduğu gibi, bunların şerrin-den de Allah’a sığın. Şüphe yok ki O, herşeyi duyar ve herşeyi görür.
57 Elbette gökleri ve yeryüzünü yaratmak, insanları yaratmaktan da-ha büyük bir olaydır. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
58 Öyleyse, gören ile görmeyen bir olmaz, iman edip doğru dürüst iş-ler yapanlar ile, kötülük edenler de bir değildir. Bundan ne kadar da az ders çı-karıyorsunuz. 8
|
|
Cüz : 24 |
60 / 40 MÜ’MİN (59-66) |
473 |
|
اِنَّ السَّاعَةَ لاَتِيَةٌ لاَ رَيْبَ فِيهَا وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ -59, وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ -60, اَللهُ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ اللهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ -61, ذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ فَاَنَّا تُؤْفَكُونَ -62, كَذَلِكَ يُؤْفَكُ الَّذِينَ كَانُوا بِاَيَاتِ اللهِ يَجْحَدُونَ -63, اَللهُ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَآءَ بِنَآءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ ذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ -64, هُوَ الْحَىُّ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -65, قُلْ اِنِّى نُهِيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ لَمَّا جَآءَ نِىَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبِّى وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ -66,
7 59 Kıyamet elbette kopacak, şüphe yok bunda. Fakat insanların çoğu, buna inanmazlar. 60 Ama Rabbiniz buyuruyor ki: “Bana dua edin, dua-nızı kabul edeyim. Şüphesiz ki, bana kulluk etmekten ululuk taslayarak çeki-nenler, aşağılık bir halde cehenneme gireceklerdir.”
/ 61 Öyle bir Allah’tır ki, dinlenmeniz için size geceyi; göre göre iş-lerinizi yapmak için de gündüzü yarattı. Şüphe yok ki, Allah insanlara karşı sonsuz lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler. 62 İşte herşeyin yaratıcısı olan, Rabbiniz Allah budur, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O hal-de nasıl olup da, Allah’a ibadetten putlara tapmaya döndürülüp çevriliyorsu-nuz. 63 Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr edenler, böylece gerçeklerden döndü-rülürler. 64 Yeryüzünü sizin için bir dinlenme yurdu ve göğü de bir kubbe ya-pan, size şekil veren ve şeklinizi de en güzel hale sokan O’dur. Sizi tertemiz rı-zıklarıyla rızıklandıran O’dur. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Bütün alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. 65 O daima diridir, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Öyleyse içten bir inançla yalnız O’na bağlanarak, O’na yalvarın. Tüm eksiksiz övgüler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
66 Ey Muhammed! de ki: “Bana Rabbimden apaçık deliller gelince, o sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza kulluk etmem, bana yasaklanmıştır. Ben alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum. 8
|
|
474 |
60 / 40 MÜ’MİN (67-77) |
Cüz : 24 |
|
هُوَ الَّذِى خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُوآ اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوآ اَجَلاً مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -67, هُوَ الَّذِى يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاِذَا قَضَى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ -68, اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِى اَيَاتِ اللهِ اَنَّى يُصْرَفُونَ -69, اَلَّذِينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَآ اَرْسَلْنَا بِهِ رُسُلَنَا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ -70, اِذِ اْلاَغْلاَلُ فِى اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلاَسِلُ يُسْحَبُونَ -71, فِى الْحَمِيمِ ثُمَّ فِى النَّارِ يُسْجَرُونَ -72, ثُمَّ قِيلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ -73, مِنْ دُونِ اللهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُو مِنْ قَبْلُ شَيْئًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللهُ الْكَافِرِينَ -74, ذَلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَ -75, اُدْخُلُوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ -76, فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ -77,
7 67 O öyle bir Allah’tır ki, sizi topraktan, sonra spermden, sonra kan pıhtısından yaratmıştır, sonra sizi çocuk olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra güçlülük çağına erişmeniz ve ihtiyar olmanız için sizi yaşatır. İçinizden kimi de daha ergenlik ve ihtiyarlık çağına ermeden önce öldürülür ve kiminiz de belli bir zamana kadar yaşar gider. Ola ki, aklınızı kullanmayı öğrenir de, Allah’ın gücü ve kudreti karşısında O’na teslim olursunuz.
68 Hayat veren de O’dur, ölüm de O’nun elindedir. Derken birşeyin olmasını istedimi, ona sadece “ol” der ve o şey de hemen oluverir.
/ 69 Ey peygamber! Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenle-rin, hakkı tanımaktan nasıl yüz çevirdiklerini görmüyor musun? 70 Onlar öyle kişilerdir ki, kitabı ve peygamberimizle gönderdiğimiz şeyleri yalanlamışlardır. Ama yakında bilip anlayacaklardır. 71 Boyunlarına demir halkalar ve zincirler takılıp, cehenneme sürüklendikleri zaman, 72 kaynar sulara sürüklenecek, sonra ateşte cayır cayır yanacaklar. 73 Sonra onlara denilecektir: “Ortak koş-tuklarınız nerede? 74 Allah’ın yanısıra ilahlık yakıştırdıklarınız?” Onlar şöyle cevap verecekler: “Onlar bizi yüzüstü bırakıp, uzaklaşıp kayboldular. Daha doğrusu geçmişte yalvarıp yakardıklarımız aslında hiçbirşey değillerdi.” İşte Allah, kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri, böylece şaşırtıp saptırır. 75 Bu durum, sizin yeryüzünde haksızlıkla şımarmanızdan ve aşırı derecede sevinip böbürlenmenizden dolayıdır. 76 Şimdi cehennemin kapılarından girin, orada ebedi kalacaksınız. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.
77 Sen, ey peygamber! Her türlü sıkıntıya karşı sabırlı ol. Çünkü Al-lah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir ve şu gerçekleri inkâr edenler için hazır-ladıklarımızı, sana ister bu dünyada gösterelim, ister bunların gerçekleşmesin-den önce, seni ölüme götürelim. Unutma ki, sonunda onlar bize döndürülecek-ler. 8
|
|
Cüz : 24 |
60 / 40 MÜ’MİN (78-85) |
475 |
|
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِىَ بِاَيَةٍ اِلاَّ بِاِذْنِ اللهِ فَاِذَا جَآءَ اَمْرُ اللهِ قُضِىَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ -78, اَللهُ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ -79, وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فِى صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ -80, وَيُرِيكُمْ اَيَاتِهِ فَاَىَّ اَيَاتِ اللهِ تُنْكِرُونَ -81, اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِى اْلاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوآ اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاَثَارًا فِى اْلاَرْضِ فَمَآ اَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -82, فَلَمَّا جَآءَ تْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -83, فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُوآ اَمَنَّا بِاللهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِ مُشْرِكِينَ -84, فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ اِيمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا سُنَّةَ اللهِ الَّتِى قَدْ خَلَتْ فِى عِبَادِهِ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ -85,
7 78 Gerçek şu ki ey Muhammed! senden önce de birçok peygam-berler gönderdik, onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da ve hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadıkça bir ayet, bir mucize getiremez. Allah’ın emri gerek bu dünyada, gerekse öbür dünyada geldiği zaman, hak ve adaletle hükmedilir ve işte o zaman boş şeylere uyanlar, zarar etmiş olacaklar-dır.
/ 79 O Allah ki, binesiniz diye size hayvanlar var edendir, hem de onlardan yersiniz. 80 Onlardan başka faydalar da sağlarsınız ve birçok önemli ihtiyacınızı da karşılarsınız, onlarla gönlünüzün istediği yere varırsınız, karada onların üzerinde, denizde gemilerin üzerinde taşınırsınız. 81 Allah size her tür-lü delillerini göstermektedir. Allah’ın bunca delillerinden hangisini inkâr edebi-lirsiniz?
82 Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce yaşamış olan inkârcıların sonunun ne olduğuna bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha ka-labalık ve daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı. Fa-kat elde ettikleri şeylerin onlara hiçbir faydası olmadı. 83 Peygamberleri onla-ra apaçık delillerle gelince, kendilerinde bulunan tüm boş bilgi ve becerilerine güvenip küstahca böbürlendiler de, böylece alay ettikleri şey başlarına geliver-di. 84 Onlara şiddetli azabımız geldiğinde, Allah’ın birliğine inandık dediler ve şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik. 85 Fakat azabımızı gördükleri zaman, inanmaları onlara bir fayda sağlamadı. Allah’ın kulları için, her zaman uygula-dığı yöntem budur. İşte kâfirler o zaman, gerçekten zarar etmiş olurlar.
İslami Okul Okulların En Önemlisi