Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cüz : 7 - Külliyat - Ozlutefsiri - 6. Sayfa

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (1-8)

127

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ -1, هُوَ الَّذِى خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى اَجَلاً وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ -2, وَهُوَ اللهُ فِى السَّمَوَاتِ وَفِى اْلاَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ -3, وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ اَيَةٍ مِنْ اَيَاتِ رَبِّهِمْ اِلاَّ كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ -4, فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَ هُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ اَنْبَؤُا مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ -5, اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِى اْلاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا اْلاَنْهَارَ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اَخَرِينَ -6, وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِى قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هَذَا اِلاَّ سِحْرٌ مُبِينٌ -7, وَقَالُوا لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِىَ اْلاَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنْظَرُونَ -8,

 

6    EN’AM SÛRESİ

 

Sûrenin ana konusu İslâm inancıdır. Sûre İslâm inancının tek Allah’a, ahirete ve peygamberlere inanç gibi belli başlı ilkelerini farklı yönlerden anlatırken kâfir ve müşriklerin yanlış inançlarını reddederek yaptıklarına cevap verir ve onları uyarır. Sûre akışı içerisinde çeşitli işkencelerle karşılaşan Hz. Peygamber ve izleyicilerini teselli eder. Ayrıca Araplar İbrahim soyundan olmakla övündükleri için İbrahim peygamberin olayına değinilerek böylece putperest Arapların karşı çıktıkları Hz. Muhammed’in misyonunun İbrahim peygamberle aynı olduğu hatırlatılarak ispatlanır. Yine aynı bağlamda ayetlerde eleştirilen yahudilere Kur’ân ayetlerinin Tevrat’la karşılaştırılıp arasındaki benzerlik gösterilerek Kur’ân’a inanmamak hakkındaki gereksiz mazeretlerini bırakıp kıyamet gününün azabından kurtulmaları için Kur’ân hidayetini benimsemelerine davet ve öğretilere yer verilen bu sûreye 83. ayetinde geçen huccet kelimesinden dolayı “Huccet = Sağlam delil” adı da verilir.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Her türlü eksiksiz övgüler, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve ay-dınlığı var eden Allah’a mahsustur. Ama bunca ayet ve delillerden sonra, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, hâlâ Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştırarak, onları Allah’a denk tutuyorlar. 2 O sizi çamurdan yaratıp, dünyadaki yaşantınızı belli bir süre ile sınırlandırmıştır. Bir de yalnızca O’nun tarafından bilinip, tesbit edilen bir süre yani kıyamet vardır ki; siz ey kâfirler! Diriltileceğiniz o son süreden, hâlâ şüphe mi ediyorsu-nuz? 3 O göklerde ve yerde de Allah’tır. Sizin gizlinizi açığınızı, hayır ve şer ne kaza-nacağınızı da bilen O’dur. 4 Ama onlara ne zaman Rablerinden bir mesaj gelse, onlar O’na sırt çevirirler. 5 Ve böylece şimdi kendilerine gelen bu Kur’ân gerçeğini yalanla-yanlar; ama zaman içinde kendisiyle alay ettikleri mesajın haber verdiği şeyler başları-na gelecektir.

6 Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmezler mi? Biz onlara, yeryü-zünde size vermediğimiz tüm imkanları vermiştik, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar gönderdik, ve tüm arazilerinden ırmaklar akıttık. Günahlarından dolayı onları yok etmiş ve yerlerine başka insanlar geçirmiştik.

7 Ey peygamber! Biz sana yazılı bir kitap göndermiş olsaydık ve ona kendi elleriyle dokunmuş olsalardı, bu Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, “Kesinlikle bu apaçık bir büyüden başkası değildir” derlerdi. 8 Onlar ayrıca “O’na bizim de görebi-leceğimiz bir melek gönderilmeli değil miydi?” dediler. Eğer biz öyle bir melek indirsey-dik, herşeyin hükmü verilip yeryüzünde yok edilmeleri gerçekleşmiş olurdu da, onların tevbe etmeleri de beklenmez, hiçbir fırsat da tanınmazdı. 8

 

 

128

55 / 6 EN’AM (9-18)

Cüz : 7

 

 

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ -9, وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ -10, قُلْ سِيرُوا فِى اْلاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ -11, قُلْ لِمَنْ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ قُلْ لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ اَلَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -12, وَلَهُ مَا سَكَنَ فِى اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -13,  قُلْ اَغَيْرَ اللهِ اَتَّخِذُ وَلِيّاً فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ  قُلْ اِنِّى اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -14, قُلْ اِنِّى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّى عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ -15, مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ -16, وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ اِلاَّ هُوَ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -17, وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ -18,

 

7 9 Ve eğer biz, peygamberi bir melek olarak gönderseydik, herhal-de onu bir erkek şeklinde görünmesini sağlardık da, yine onlar bu insan mı, melek mi diye kuşkuya düşerlerdi.

10 Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edilmişti. Ama alaya aldıkları şey, peygamberleri küçümseyenleri perişan etti.

 

/ 11 De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve gerçekleri yalanlıyanların son-larının ne olduğunu görün.”

12 De ki: Göklerde ve yerde olanlar kimindir? De ki: Allah’ındır. O Allah ki, acıma ve şefkati kendine ilke edinmiştir. Hepinizi şüphe olmayan kıya-met gününe götürüp, bir araya toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar. 13 Halbuki gecenin ve gündüzün barındırdığı herşey O’nundur; ve yalnızca O’dur, herşeyi duyan ve herşeyi bilen. 14 De ki: Gökleri ve yeri hiç yoktan var eden, yedirdiği halde kendisi yedirilip beslenmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim? De ki: Bana, müslüman olanların ilki olmam emredildi. Yine Allah’la birlikte başka şeylere de, ilahlık yakıştıran-lardan olma diye emredildi. 15 De ki: Eğer ben Rabbime isyan edersem, o bü-yük günün azabından elbette korkarım. 16 O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah ona acımıştır. İşte bu kesin kurtuluştur. 17 Ve eğer Allah, sa-na bir zarar vermek istese, kendisinden başka kimse onu gideremez. Ve eğer sana iyilikte bulunursa ona da engel olacak kimse yoktur. Unutma ki O, diledi-ğini yapmaya gücü yetendir. 18 Zira yalnız O, yarattıkları üzerinde gerçek oto-rite sahibidir. Ve gerçekten O’dur, herşeyden haberdar olan ve her yaptığını yerli yerince yapan. 8

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (19-27)

129

 

 

قُلْ اَىُّ شَىْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللهُ شَهِيدٌ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَاُوحِىَ اِلَىَّ هَذَا الْقُرْاَنُ لاُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللهِ اَلِهَةً اُخْرَى قُلْ لاَ اَشْهَدُ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلَهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّنِى بَرِىءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ -19, اَلَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَ هُمُ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ -20, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاَيَاتِهِ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ -21, وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ اَشْرَكُوا اَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ -22, ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلاَّ اَنْ قَالُوا وَاللهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ -23, اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلَى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -24, وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِى اَذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اَيَةٍ لاَ يُؤْمِنُوا بِهَا حَتَّى اِذَا جَاؤُكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هَذَا اِلاَّ اَسَاطِيرُ اْلاَوَّلِينَ -25, وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْئَوْنَ عَنْهُ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلاَّ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ -26, وَلَوْ تَرَى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِاَيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ -27,

 

7 19 De ki: Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’ân bana vahyolundu ki, O’nunla sizi ve o’nun ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyor musunuz? “Ben şahitlik etmem” de. O, ancak tek ve gerçek ilahtır; ve bakın, sizin yaptığınız gibi Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştırmaktan ben u-zağım. 20 Kendilerine kitap verdiğimiz Yahudi ve Hıristiyanlar, O hak peygamberi kendi oğullarını nasıl tanıyorlarsa, öylece tanırlar; ama onlar arasında, kendilerine yazık edenler var ya işte onlardır inanmayanlar.

 

/ 21 Kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştırandan ve O’nun mesa-jını yalanlayandan, daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki, böyle zalimler mutluluğa asla ulaşamazlar. 22 Bir gün onların hepsini bir araya toplayacağız ve o zaman Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlara, Allah’ın ortakları olduğunu zannettiği-niz o varlıklar neredeler şimdi? diye soracağız. 23 Bunun üzerine çaresiz bir şaş-kınlık içinde, “Rabbimiz sana yemin ederiz ki, senden başka kimseye ilahlık yakış-tıranlardan değildik” diyeceklerdir. 24 Bakın, onlar kendi kendilerine nasıl yalan söylemişler ve düzmekte oldukları o yapma tanrılar da, nasıl kendilerinden ayrılıp kaybolup gitmiştir. 25 Onların içinde, senin okuduğun Kur’ân’a inanmaksızın alay-cı şekilde kulak verip dinleyenler vardır. Halbuki biz onu iyice anlayabilmelerine mani olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar istedikleri her mucizeyi görseler, yine de ona inanmazlar. Hatta o Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışanlar sana geldikleri zaman, seninle çekişme-ye kalkışarak: “Bu Kur’ân, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler. 26 Onlar hem insanları peygambere yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Ama bu şekilde, yalnız kendilerini mahvederler de, üstelik bunun da farkında olmazlar. 27 Ateşin önünde bekletilecekleri ve “Ah keş-ke, hayata geri döndürülseydik, o zaman Rabbimizin mesajlarını yalanlamaz ve mü’minler arasında olurduk” diyecekleri zaman onları bir görseydin. 8

 

 

130

55 / 6 EN’AM (28-35)

Cüz : 7

 

 

بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -28, وَقاَلُوا اِنْ هِىَ اِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ -29, وَلَوْ تَرَى اِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ اَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ -30, قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللهِ حَتَّى اِذَا جَاءَ تْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَاحَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ اَلاَ سَاءَ مَا يَزِرُونَ -31, وَمَا الْحَيَوةُ الدُّنْيَآ اِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ اْلاَخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -32, قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِى يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِاَيَاتِ اللهِ يَجْحَدُونَ -33, وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَاُوذُوا حَتَّى اَتَيهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللهِ وَلَقَدْ جَاءَ كَ مِنْ نَبَائِ الْمُرْسَلِينَ -34, وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِىَ نَفَقًا فِى اْلاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِى السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِاَيَةٍ وَلَوْ شَآءَ اللهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ -35,

 

7 28 Hayır, daha önce gizleyegeldikleri şeyler, onlara açıkça göründü; ondan böyle diyorlar. Eğer dünyaya geri çevrilmiş olsalardı, kendilerine yasaklan-mış olan şeylere yine dönerlerdi, unutma ki onlar yalancıdırlar.

29 İnançsızlardan bir kısmı dediler ki; bu dünyadaki hayatın ötesinde başka bir şey yoktur, öldükten sonra da dirilmeyeceğiz.

30 Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman, sen onları bir görsen: O vakit Allah onlara, bu yeniden dirilme olayı gerçek değil miymiş? diyecek, onlar da “Rabbimize andolsun ki, evet” diyeceklerdir. İşte o zaman Allah, öyleyse inkâr etti-ğinizden dolayı azabı çekiniz, diyecektir.

 

/ 31 Kıyamet saati ansızın gelip çatıncaya ve “Yazıklar olsun bize ki, onu gözardı etmişiz” diye ağlayıp dövününceye kadar, Allah’a varacaklarını yalan sayanlar, gerçekten zarar ve ziyana uğrayanlardır. Çünkü, omuzlarında günahları-nın yükünü taşıyacaklardır. Ah, o yüklenecekleri ağırlık ne kötüdür.

32 Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ve geçici bir zevkten başka birşey değildir; ama ahiret hayatı, yolunu Allah ve kitabıyla bulanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse, aklınızı kullanmaz mısınız?

33 Bu insanların söylediklerinin, seni gerçekten üzdüğünü pekala biliyo-ruz. Ama unutma ki, onların yalanladığı sen değilsin. Bu varoluş sebebi dışında yaşayanların inkâr ettiği, aslında Allah’ın mesajlarıdır. 34 Gerçek şu ki, senden önce de peygamberler yalanlanmıştır; ama onlar, bizden yardım gelinceye kadar bütün düzmece ithamlara ve kendilerine yapılan bütün eziyetlere sabırla katlandı-lar. Çünkü hiç bir güç, Allah’ın vaadettiği sözlerini değiştiremez. Hem, andolsun ki o peygamberlerin haberlerinden bazı bölümler de sana gelmiştir.

35 Eğer gerçekleri inkâr edenlerin, sana sırtlarını dönmeleri, seni sıkıntı-ya sokuyorsa ve o nedenle onlara daha ikna edici bir mesaj getirmek için yer altı-na bir tünel veyahut merdivenle göğe yükselebilecek durumda isen öyle yap ama unutma ki, Allah dileseydi, onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde, sakın Allah’ın tüm yollarını görmemezlikten gelme. 8

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (36-44)

131

 

 

اِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ -36, وَقَالُوا لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ اَيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللهَ قَادِرٌ عَلَى اَنْ يُنَزِّلَ اَيَةً وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -37, وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلاَّ اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِى الْكِتَابِ مِنْ شَىْءٍ ثُمَّ اِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ -38, وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَأِ اللهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -39, قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتَيكُمْ عَذَابُ اللهِ اَوْ اَتَتْكُمُ السَّاعَةُ اَغَيْرَ اللهِ تَدْعُونَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -40, بَلْ اِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ اِلَيْهِ اِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ -41, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلَى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَآءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ -42, فَلَوْلاَ اِذْ جَاءَ هُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلَكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -43, فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَىْءٍ حَتَّى اِذَا فَرِحُوا بِمَا اُوتُوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ -44,

 

7 36 Unutma ki, hakka ve çağrıya olumlu cevap verenler, ancak seni gönülden dinleyip kulak verenlerdir. Ölüleri ise, ancak Allah diriltir. Sonra da, hepsi O’na döneceklerdir.

37 Ve o Muhammed’e, Rabbinden herkesi inandırıcı bir başka muci-ze indirilseydi ya derler. De ki, Allah her türlü mucizeyi indirmeye güç yetiren-dir. Ne var ki, onların çoğu bu gerçeği bilmezler.

38 Yeryüzünde yürüyen hertürlü hayvan ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi, ancak sizin gibi toplum yani birer ümmettirler. Onların da durumları, rızıkları, ecelleri yazılmıştır. Biz kitapta tek bir şeyi bile ihmal edip, eksik bırakmadık. Sonra onlar Rablerinin huzuruna toplanacaklar-dır.

39 Mesajlarımızı yalanlayanlar, zifiri karanlığa gömülmüş sağırlar ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse, onu saptırır ve dilediğini de, dosdoğru yola yö-neltir.

40 De ki: Ey inkârcılar! Bana haber verin, size Allah’ın azabı gelecek olsa veya kıyamet saati gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı yalvarır, dua eder-siniz? Doğru sözlülerden iseniz, söyleyin bana gerçeği. 41 Hayır! Yalnızca O’na yalvarırsınız. O zaman O dilerse, kalkmasını istediğiniz belayı giderir de, o zaman Allah’tan başka ilahlık yakıştırdığınız herşeyi unutmuş olursunuz.

 

/ 42 Ey Muhammed! Biz, senden önceki toplumlara da mesajları-mızı gönderdik, onları sıkıntı ve zorluklara uğrattık ki, böylece sadece bize yal-varıp, yakarsınlar. 43 Onlara darlık ve sıkıntı geldiği zaman, yalvarıp yakar-saydılar ya. Ama nerede, kalpleri katılaşmış ve yapageldikleri şeyleri, şeytan onlara süsleyip çekici duruma getirmiştir. 44 Ne vakit ki, kendilerine yapılan hatırlatmayı gözardı edip unuttular. Biz de, bütün güzel şeylerin kapılarını on-lara, ardına kadar açtık ve kendilerine bağışlanan şeylerden, şımararak zevk alıp haddi aşarak yararlanmaya devam ederlerken, onları apansız yakaladık. İşte o anda bütün ümitlerini kaybettiler. 8

 

 

132

55 / 6 EN’AM (45-52)

Cüz : 7

 

 

فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -45, قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلَهٌ غَيْرُ اللهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ اْلاَيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ -46, قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتَيكُمْ عَذَابُ اللهِ بَغْتَةً اَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ اِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ -47, وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ اِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ اَمَنَ وَاَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -48, وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ -49, قُلْ لاَ اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِى خَزَائِنُ اللهِ وَلاَ اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ اَقُولُ لَكُمْ اِنِّى مَلَكٌ اِنْ اَتَّبِعُ اِلاَّ مَا يُوحَى اِلَىَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى اْلاَعْمَى وَالْبَصِيرُ اَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ -50, وَاَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ اَنْ يُحْشَرُوا اِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِىٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ -51, وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَىْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَىْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ -52,

 

7 45 Ve sonunda, varlık sebebine aykırı davranan o toplumların ardı arkası kesildi. Bütün eksiksiz övgüler, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

46 De ki: “Ne sanıyorsunuz? Eğer Allah, işitme ve görme duyularınızı elinizden alır ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah’tan başka, hangi ilah geri verebilir?” Bak! mesajlarımızı nasıl çok yönlü anlatıyoruz, ama hâlâ kü-çümseyerek yüz çeviriyorlar.

47 De ki: Allah’ın azabı aniden veya açıkca size gelecek olsa, duru-munuz ne olur söyler misiniz? O zaman yok edilenler, varlık sebebine aykırı davrananlardan başkası mı olur?

48 Biz elçilerimizi, yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Bu nedenle iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar ne korkacak, ne de üzüle-ceklerdir. 49 Mesajlarımızı yalanlayanlara gelince, doğru yoldan sapıp, ilahi sınırları aşmaları karşılığında azaba çarptırılacaklardır.

50 De ki: Ey peygamber! “Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanım-dadır, demiyorum ne de akılla bilinemiyecek şeyleri bildiğimi de söylemiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyedileni yerine getiriyorum.” De ki: “Hiç gören ile görmeyen bir olur mu? Siz hiç düşünmez mi-siniz?”

 

/ 51 Rablerinin huzuruna toplanacaklarına inanıp bu durumdan korkanları, o Kur’ân’la uyar. Çünkü onların Rablerinden başka ne dostları, ne de aracıları vardır. Onları bu şekilde uyarırsan, böylece yollarını Allah ve kita-bıyla bulmaya çalışırlar.

52 O halde, Rablerinin rızasını isteyerek, sabah akşam Allah’a yalva-ran, ekonomik ve sosyal yönden güçsüz olan insanları, inanmayan kimselerin; “çevresinde fakirler toplanmıştır” diye alay etmeleri yüzünden yanından kov-ma. Sen onların hesabından sorumlu değilsin, tıpkı onların da hiçbir şekilde senden sorumlu olmadıkları gibi. Öyleyse o fakirleri kovarsan, varlık sebebine aykırı davranmış olursun. 8

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (53-59)

133

 

 

وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا اَهَؤُلاَءِ مَنَّ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا اَلَيْسَ اللهُ بِاَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ -53, وَاِذَا جَاءَ كَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاَيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءاً بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -54, وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ -55, قُلْ اِنِّى نُهِيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ قُلْ لاَ اَتَّبِعُ اَهْوَاءَ كُمْ قَدْ ضَلَلْتُ اِذًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ -56, قُلْ اِنِّى عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّى وَكَذَّبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ اِنِ الْحُكْمُ اِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ -57, قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْدِى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِىَ اْلاَمْرُ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَاللهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ -58, وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا اِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِى ظُلُمَاتِ اْلاَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ -59,

 

7 53 Böylece ekonomik yönden güçsüz kimselerin müslüman olup ve Allah’a yakın olmalarıyla, zengin ve kibirli kimselerin İslâm’dan ve Allah’tan uzak olmaları sebebiyle insanlardan kimini, kimiyle deneyip fitneye soktuk ki, sonunda Allah aramızda, bunlara mı nimet ve lütufta bulunmuştur? desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir.?

54 Mesajlarımıza inananlar sana geldiklerinde, de ki: Size selam ol-sun! Rabbiniz, rahmet ve merhameti, kendisine ilke edinmiştir. Böylece sizden biri, bilmeyerek kötü bir iş işler ve sonra tevbe edip, dürüst ve erdemlice bir hayat yaşarsa iyi bilsin ki, Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.

55 Böylece mesajlarımızı açık şekilde anlatıyoruz ki, günaha batmış olanların yolu iyice ayırdedilebilsin.

 

/ 56 De ki: Allah’ı bırakıp da, taptığınız şeylere tapmam bana ya-sak edildi. De ki: Ben sizin arzu ve isteklerinize uymam. Yoksa, sapıklığa dü-şer ve doğru yolu bulanlardan olmazdım. 57 De ki: “Bakın, ben Rabbimden gelen gerçekleri ortaya koyan, açık bir belge üzereyim ve siz O’nu yalan say-dınız. Çabucak gelmesini istediğiniz azap, benim yanımda değildir. Bütünüyle idare ve hakimiyet, ancak Allah’a mahsustur. O size tüm gerçekleri açıklıyor. Çünkü hak ile batıl arasında, en iyi hüküm veren O’dur.” 58 De ki: Bu kadar şiddetle arzuladığınız Allah’ın azabı benim elimde olsaydı, benimle sizin ara-nızda verilmesi beklenen hüküm verilmiş olurdu. Ama kimin varlık sebebine aykırı hareket ettiğini, en iyi Allah bilir. 59 Akılla bilinemeyen tüm şeylerin a-nahtarları, O’nun katındadır. Onları Allah’tan başka kimse bilemez. O karada ve denizde olan herşeyi bilir, bir yaprak düşmez ki, O bundan haberdar olma-sın ve ne yeryüzünün karanlığında tek bir tane, ne de yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, hepsi O’nun apaçık kitabında kaydedilmiş olmasın. 8

 

 

134

55 / 6 EN’AM (60-68)

Cüz : 7

 

 

وَهُوَ الَّذِى يَتَوَفَّيكُمْ بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى اَجَلٌ مُسَمًّى ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -60, وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّى اِذَا جَاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ -61, ثُمَّ رُدُّوا اِلَى اللهِ مَوْليَهُمُ الْحَقِّ اَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ -62, قُلْ مَنْ يُنَجِّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ اَنْجَينَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ -63, قُلِ اللهُ يُنَجِّيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ -64, قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ اْلاَيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ -65, وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ -66, لِكُلِّ نَبَأٍ مُسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ -67, وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِى اَيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -68,

 

7 60 O’dur, sizi geceleyin öldürür gibi uyutan ve gündüzleyin ne yaptığı-nızı bilen. O, sizi kendisi tarafından tespit edilen ömrü tamamlamak için her gün uykudan uyandırıp, hayata geri döndürür. En sonunda, yine O’na döndürüleceksi-niz ve o zaman hayatta iken, yaptığınız tüm şeyleri size gösterecektir.

 

/ 61 O’dur, kulları üzerinde tek otorite sahibi olan. Ve üzerinize koru-yucu melekler gönderen. Sizden birinize ölüm anı yaklaşınca, elçilerimiz onun ca-nını alırlar ve bu melekler hiçbir kimseyi atlamaz, aynı vazifeyi her şahıs için ya-parlar. 62 Sonra o ölmüş olanlar, gerçek sahipleri olan Allah’ın huzuruna götürü-lürler. Dikkat edin! Her türlü emir, buyruk ve kumanda O’na aittir. Ve O hesapları en çabuk görendir.

63 De ki: Siz boynunuzu bükerek ve içinizden; “Eğer O, bizi bu sıkıntı-dan kurtarırsa, kesinlikle şükredenlerden olacağız, diye Allah’a yalvardığınızda, karanın ve denizin kapkara tehlikelerinden, sizi koruyacak olan kimdir?” 64 De ki: Yalnızca Allah, sizi bundan ve başka her türlü sıkıntıdan kurtarır, ama siz hâlâ O’nun yanısıra başka sözde güçlere de ilahlık yakıştırıyorsunuz.

65 De ki: “Yalnız O’dur, sizi tepenizden ve ayaklarınızın altından azapla kuşatma kudretine sahip olan; ve elbette sizi gurup gurup birbirinize düşürüp, bir-birinizi kırdırıp geçirmeye de güç yetirendir. Bak iyice anlasınlar diye, mesajları na-sıl her yönüyle açıklıyoruz. 66 Tüm bu gerçekler ve Kur’ân, hak olarak ortaday-ken, senin toplumun bütün bunları yalanladı. De ki: “Ben sizin davranışlarınızdan sorumlu değilim.” 67 Allah’tan gelen her haber, belli bir zaman içinde gerçekleşir ve siz zamanı gelince gerçekleri anlayacaksınız.”

68 Şimdi mesajlarımız hakkında ileri-geri konuşan, lakırdı eden kimsele-re rastladığın zaman, bu kimseler başka konulara geçinceye kadar, onlardan uzak dur; ve eğer şeytan sana yapman gerekeni unutturursa, hiç değilse hatırladıktan sonra, artık açıkça varoluş gayesine aykırı hareket eden böyle bir topluluğun için-de yer alma. 8

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (69-73)

135

 

 

وَمَا عَلَى الَّذِينَ  يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَىْءٍ وَلَكِنْ ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ -69, وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللهِ وَلِىٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَ يُؤْخَذْ مِنْهَا  اُولَئِكَ الَّذِينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ اَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ -70, قُلْ اَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللهِ مَا لاَ يَنْفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدَينَا اللهُ كَالَّذِى اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِى اْلاَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ اِنَّ هُدَى اللهِ هُوَ الْهُدَى وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ -71, وَاَنْ اَقِيمُوا الصَّلوَةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِى اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ -72, وَهُوَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ -73,

 

7 69 Yollarını, Allah’ın kitabıyla bulan kimselere inanmayanların yaptıklarından dolayı hiçbir sorumlulukları yoktur. Böylesi günahkarlara bu Kur’ân, sadece bir nasihattan ibarettir. Belki böylece onlar da, yollarını Allah ve kitabıyla bulmuş olurlar.

70 Bu dünya hayatının rahatına dalarak, eğlenceyi ve geçici zevkleri din haline getiren kimseleri, kendi hallerine bırak; ama bu durumda onlara ha-tırlat ki, ahirette her insan yaptığı yanlışlardan ve haksızlıklardan dolayı, mutla-ka rehin tutulacak ve kendisini ne Allah’a karşı koruyacak, ne de kayırıp kolla-yacak bir kimse bulacaktır. Kendisi için bütün fidyeleri vermeye gayret etse bi-le, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte yaptıkları yanlışlardan dola-yı, rehin tutulacak olanlar bu gibi insanlardır. Onlar için Allah’tan gelen gerçek-leri örtbas etmelerine karşılık, kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.

 

/ 71 De ki: Biz Allah’ın yerine, bize ne faydası dokunan, ne de za-rar verebilen şeylere mi yalvarıp, ibadet edelim? Ve Allah bizi doğru yola ilet-tikten sonra, ökçelerimizin üzerinde gerisin geri mi dönelim? Tıpkı kendisini doğru yola çağıran arkadaşları: “Bizimle gel” diye seslendikleri halde, şeytan-ların ayartmasına kapılıp, dünyevi zevkler peşinde, şaşkınca körü körüne koş-turan kimse gibi mi olalım? De ki: “Şüphe yok ki, Allah’ın gösterdiği hidayet yo-lu, doğru yolun ta kendisidir. Ve biz kendimizi bütün alemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunduk. 72 Namazlarımızda dikkatli ve devamlı olmakla, yolumu-zu Allah’ın kitabıyla bulmakla emrolunduk. Çünkü hepimiz, sonunda O’nun hu-zurunda toplanacağız.”

73 O gökleri ve yeri, gerçek bir hesap ve düzende yaratmış olandır. O, ne zaman “ol” dese, emri derhal yerine gelir. En doğru söz, O’nun sözüdür. Mahşer borusu çalındığı günde de, yöneticilik O’nundur. Herşeyi ve akılla bili-nemeyen gerçekleri de, bilen sadece O’dur. Herşeyden haberi olan ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapan da O’dur. 8

 

 

136

55 / 6 EN’AM (74-81)

Cüz : 7

 

 

وَاِذْ قَالَ اِبْرَهِيمُ لاَبِيهِ اَزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اَلِهَةً اِنِّى اَرَيكَ وَقَوْمَكَ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -74, وَكَذَلِكَ نُرِى اِبْرَهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ -75, فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَاَ كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّى فَلَمَّا اَفَلَ قَالَ لاَ اُحِبُّ اْلاَفِلِينَ -76, فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّى فَلَمَّا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنِى رَبِّى لاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ -77, فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّى هَذَا اَكْبَرُ فَلَمَّا اَفَلَتْ قَالَ يَاقَوْمِ اِنِّى بَرِىءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ -78, اِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ حَنِيفًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ -79, وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ اَتُحَاجُّونِّى فِى اللهِ وَقَدْ هَدَينِ وَلاَ اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ رَبِّى شَيْئًا وَسِعَ رَبِّى كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا اَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ -80, وَكَيْفَ اَخَافُ مَا اَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَاَىُّ الْفَرِيقَيْنِ اَحَقُّ بِاْلاَمْنِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -81,

 

7 74 Ve bir zaman, İbrahim babası Âzer’e şöyle demişti: “Sen, putla-rı ilahlar mı ediniyorsun? Görüyorum ki sen ve toplumun apaçık bir sapıklık i-çindesiniz.” 75 Böylece biz İbrahim’e, Allah’ın göklerde ve yeryüzündeki güçlü hükümranlığı ile ilgili derin bir kavrayış kazandırdık ki, kalben tatmin olup kesin bilgi edinenlerden olsun diye. 76 Nitekim gecenin karanlığı bastırdığı zaman, gökte bir yıldız gördü ve haykırdı: “Söyleyin, bu mu benim Rabbim?” Ama yıl-dız kaybolunca “Ben kaybolup, batıp giden şeyleri sevmem” dedi. 77 Bir de a-yın parlak bir şekilde, doğmakta olduğunu görünce: “Peki söyleyin, bu mu be-nim Rabbim” diye haykırdı. Ama ay da batınca “Gerçekten eğer Rabbim beni doğruya iletmese, ben kesinlikle sapıklığa düşmüş kimselerden olurum” dedi. 78 Sonra güneşin doğduğunu görünce: “Bu mu imiş benim Rabbim, bu hep-sinden de büyük” diye haykırdı. Ama o da kaybolunca “Ey halkım! Ben sizin gi-bi, Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştırmaktan uzağım. 79 Bakın, ben ger-çeklere uymayan herşeyden uzak durarak yüzümü ve özümü, gökleri ve yeri var eden Allah’a çevirmekteyim. Ve ben, O’ndan başkasına ilahlık yakıştıran-lardan değilim.”

80 Ve sonra toplumu onunla tartışmaya girdi, bunun üzerine onlara: “Beni doğru yola ileten O iken, benimle Allah hakkında hâlâ tartışıyor musu-nuz? Ama O’ndan başka ilahlık yakıştırdığınız, hiçbir şeyden korkmuyorum. Zira Rabbim dilemedikçe, bana hiçbir kötülük dokunamaz. Rabbimin ilmi her-şeyi kuşatmıştır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?”

81 Siz Allah’ın hakkında, hiçbir hüküm göndermediği şeyleri O’na or-tak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden, nasıl kor-karım? Şimdi biliyorsanız söyleyin bakalım, iki guruptan hangisi yani Allah’ı bir olarak kabul edenler mi, yoksa putlara ilahlık yakıştıranlar mı güvende olmaya daha layıktır? 8

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (82-90)

137

 

 

اَلَّذِينَ اَمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا اِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُولَئِكَ لَهُمُ اْلاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ -82, وَتِلْكَ حُجَّتُنَا اَتَيْنَاهَا اِبْرَهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ  اِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ -83, وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَرُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِينَ -84, وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَاِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ -85, وَاِسْمَعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ -86, وَمِنْ اَبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -87, ذَلِكَ هُدَى اللهِ يَهْدِى بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -88, اُولَئِكَ الَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاَءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ -89, اُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللهُ فَبِهُدَيهُمُ اقْتَدِهِ قُلْ لاَ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ -90,

 

7 82 İman edip, imanlarını varlık sebebine aykırı davranarak karartmayanlar, işte onlardır, güven içinde olacak olan ve doğru yola ulaşmış olanlar. / 83 İşte bunlar, toplumuna karşı anlatılıp kullanılmak üzere İbrahim’e verdiğimiz gerçekleri ortaya koyan delillerimizdendir. Çünkü dilediğimiz kimseyi derece-lerle yükseltiriz. Şüphe yok ki, Rabbiniz herşeyi bilen ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır. 84 Biz o İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u da bağışladık ve herbirini daha önce Nuh’u ilettiğimiz gibi doğru yola ilettik. O’nun neslinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a peygamberlik bağışladık. İşte iyilik yapanları böylece ödüllendiririz. 85 Ve Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da; onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdi. 86 Ve İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a ve Lût’a da; ve biz onlardan herbirini diğer insanlardan üstün kıldık. 87 Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşle-rinden bazısını da aynı şekilde yücelttik. Onların hepsini seçtik ve dosdoğru bir yola yönelttik. 88 İşte bu Allah’ın rehberliğidir. O, bu Kur’ân’la kullarından iste-yen kimseleri dilediği şekilde doğru yola ulaştırır. Onlar Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmış olsalardı, o ana kadar yaptıkları bütün iyi şeyler gerçekten boşa gitmiş olurdu. 89 Ama biz onlara kitap, sağlam muhakeme ve peygam-berlik bahşettik. Eğer bu toplum bu kitap ve peygamberi inkâr ederse, andol-sun biz buna karşı Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeyen bir topluluğu vekil kılmışızdır. 90 O peygamberler, Allah’ın doğru yola ulaştırdığı insanlardır. O halde sen de, onların gittiği doğru yola uy. De ki: Ben peygamberlik görevine karşılık, sizden bir ücret istemiyorum. Unutmayın ki, o Kur’ân bütün insanlığa bir öğütten ibarettir.

 

 

138

55 / 6 EN’AM (91-94)

Cüz : 7

 

 

وَمَا قَدَرُوا اللهَ حَقَّ قَدْرِهِ اِذْ قَالُوا مَا اَنْزَلَ اللهُ عَلَى بَشَرٍ مِنْ شَىْءٍ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِى جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُوا اَنْتُمْ وَلاَ اَبَاؤُكُمْ قُلِ اللهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ -91, وَهَذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاَتِهِمْ يُحَافِظُونَ -92, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُوحِىَ اِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَىْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَا اَنْزَلَ اللهُ وَلَوْ تَرَى اِذِ الظَّالِمُونَ فِى غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلَئِكَةُ بَاسِطُوا اَيْدِيهِمْ اَخْرِجُوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ  تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اَيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ -93, وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ  وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَ كُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ  اَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ -94,

 

/ 91 Nitekim Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışanların hepsi, Allah hiçbir insana hiçbir vahiy ve kitap indirmemiştir, derken Allah’ı ge-reği gibi tanımadıklarını göstermişlerdir. De ki: “Kim indirdi, Musa’nın insanlara bir ışık ve rehber olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup, işinize geleni gösterip açıkladığınız, fakat çoğunu gizlediğiniz kitap ki, o kitapla size ve atalarınıza bilmediğiniz şeyler öğretilmiştir.” Ey peygamber! O ilâhî ke-lâmı Allah vahyetmiştir diye haykır ve sonra da bırak, onlar boş laflarla oyala-nıp dursunlar.

92 Ve bu da bütün kentlerin anası olan, Mekke ve çevresinde oturan, herkesi uyarman için yücelerden indirdiğimiz bir kitaptır ki, feyz kaynağı, geç-miş vahiylerden bu güne kalmış, doğru adına ne varsa, hepsini doğrulayandır. Öteki dünyanın varlığına inananlar bu uyarıya da inanırlar; namazlarında dik-katli ve devamlı olanlar da işte onlardır.

93 Allah hakkında yalan uyduran yahut kendisine hiç birşey indirilme-diği halde, “Bu bana indirilmiştir” diyenden daha çarpık zihniyetli veya yaratılış gayesine aykırı hareket eden kim olabilir? Ve Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indirebilirim diyenden? Keşke görseydin onların halini. Bu yaratılış ga-yesine aykırı hareket edenler, kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak; “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a karşı gerçek ol-mayan şeyleri söylemenizden ve büyüklenerek O’nun mesajını inatla küçüm-semenizden dolayı, bugün alçaklık cezası ile cezalandırılacaksınız” diye ses-lendiklerinde.

94 Ve Allah şöyle diyecektir: İşte şimdi, bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi ve hayatta iken size bahşettiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah’a ortak olduğunu iddia ettiğiniz, şefaatçilerinizi yanınızda gör-müyoruz. Gerçek şu ki, dünyadaki hayatınız ile aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiştir. Dostluğunu ve ilahlığını iddia edip durduğunuz herşey de, sizden ayrılıp kaybolmuştur.

 

 

Cüz : 7

55 / 6 EN’AM (95-101)

139

 

 

اِنَّ اللهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَىِّ ذَلِكُمُ اللهُ فَاَنَّا تُؤْفَكُونَ -95, فَالِقُ اْلاِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ -96, وَهُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِى ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -97, وَهُوَ الَّذِى اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ -98, وَهُوَ الَّذِى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَىْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ اُنْظُرُوا اِلَى ثَمَرِهِ اِذَا اَثْمَرَ وَيَنْعِهِ اِنَّ فِى ذَلِكُمْ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ -99, وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ -100, بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -101,

 

/ 95 Şüphesiz ki Allah, daneyi ve çekirdeği yeniden hayat verip yeşertmek için çatlatıp yaratandır. Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıka-randır. İşte budur Allah. Bunca delillere rağmen, nasıl oluyor da aklınızı kullan-mayıp gerçeklerden çevriliyorsunuz? 96 O Allah karanlığı yarıp sabahı çıka-randır. Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı da, vakitlerin bilinmesi için birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bütün bunlar, herşeye gücü yeten ve herşeyi pek iyi bilen Allah’ın takdiridir. 97 Karanın ve denizin zifiri karanlığında, yolunuzu bulasınız diye, yıldızları sizin için var eden O’dur. Gerçek şu ki, biz bu mesajla-rı kavrama yeteneği olan insanlara, açık ve anlaşılır kılıyoruz! 98 Bir canlıdan, sizin hepinizi var eden odur ve o sizin herbiriniz için yeryüzünde yaşayacağı-nız bir müddet ve ölümden sonra bir dinlenme yeri tayin etmiştir. Biz bu mesaj-ları hakikatı kavrayabilecek insanlar için, açık ve anlaşılır kılmaktayız.

99 O Allah, gökten bulutlar vasıtasıyla su indirendir. Biz bu yolla her türlü bitkiyi yetiştirdik ve bundan çimenleri yeşerttik. Yine o yeryüzünden, birbi-rine yapışık büyüyen, tahıl tanelerini de çıkardık; ve hurma ağacının tomurcu-ğundan sık salkımlı hurmalar, üzüm bağları, zeytinler ve nar. Yaşam ve yetiş-me kurallarında hepsi birbirine çok benzeyen, fakat tad, lezzet, yapı ve görün-tü olarak çok farklı ürünlerdir bunlar. Mahsül verdiği ve olgunlaştığı zaman, onların meyvesine bakın. Şüphesiz bütün bunlarda, inanacak insanlar için me-sajlar vardır.

100 Bir de tuttular cinleri de Allah yarattığı halde cinleri O’na ortak koştular. O’na bilgisizce İsa ve Üzeyir gibi kimseleri oğullar ve melekleri de kız-lar olarak uydurup, saçmaladılar. Ama O Allah, yücelikte sınırsız, her yönde kusursuz ve eksiksizdir. Onların ileri sürdüğü niteliklerden uzak ve yücedir.

 

/ 101 Gökleri ve yeri, örneksiz ve modelsiz meydana getirendir. O’nun eşi olmadığı halde, çocuğu nasıl olabilir? O herşeyi yaratan ve herşeyi bilendir. 8

 

 

140

55 / 6 EN’AM (102-110)

Cüz : 7

 

 

ذَلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ -102, لاَ تُدْرِكُهُ اْلاَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ اْلاَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ -103, قَدْ جَاءَ كُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ -104, وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ اْلاَيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -105, اِتَّبِعْ مَا اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ -106, وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا اَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ -107, وَلاَ تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ فَيَسُبُّوا اللهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ  كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ اُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ اِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ  فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -108, وَاَقْسَمُوا بِاللهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَ تْهُمْ اَيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا اْلاَيَاتُ عِنْدَ اللهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَا اِذَا جَاءَ تْ لاَ يُؤْمِنُونَ -109, وَنُقَلِّبُ اَفْئِدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ -110,

 

7 102 İşte, Rabbiniz olan Allah, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O herşeyin yaratıcısıdır. Öyleyse, yalnızca O’na kulluk edin. Zira O’dur, herşeyi yö-neten ve gözeten. 103 Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O’dur, hikme-tine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.

104 Şimdi Rabbinizden size, bu ilâhî kitap vasıtasıyla anlama ve kavra-ma kabiliyetleri verilmiştir. O halde kim görmek isterse, kendi lehine, kim de körlü-ğü tercih ederse, kendi aleyhine davranmış olur. Kalbi katılaşmış olanlara de ki: “Ben sizin üzerinize bekçi değilim.”

105 Böylece biz mesajlarımızı, çok yönlü olarak dile getiriyoruz ki, ger-çeklere karşı körlük edenler: “Sen okumuş, öğrenim yapmış, ders yapmışsın” de-sinler. Böylece o Kur’ân’ı, kavrama yeteneğine sahip olan bir topluma açıklamış o-luyoruz. 106 Sen, Rabbinden sana vahyedilmiş olana uy ki, O’ndan başka gerçek ilah yoktur ve O’nunla birlikte başka şeylere, ilahlık yakıştıranların tümüne sırtını çevir, onlardan uzak dur.

107 Eğer Allah dilemiş olsaydı, onlar Allah’tan başka şeylere ilahlık ya-kıştırmazlardı. Biz seni, onların bekçisi yapmadık ve sen onların yaptıklarından da, sorumlu değilsin.

108 Allah’tan başka varlıklara yalvarıp sığınan kimselere sövmeyin ki, onlar da kin ve cehaletlerinden dolayı Allah’a sövmesinler. Zira biz, her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik. Ama zamanı geldiğinde, onlar Rablerine döne-ceklerdir. O zaman Allah onlara, bütün yaptıklarını en doğru şekilde anlatacaktır.

109 Şimdi en emin ve kararlı şekilde Allah’a yemin ediyorlar, eğer kendi-lerine bir mucize gelmiş olsaydı, bu ilâhî kitaba gerçekten inanacaklardı... De ki: Mucizeler yalnız Allah’ın elindedir. Ama mucize geldiğinde de, inanmayacaklarının farkında mısınız?

110 Onların kalplerini ve gözlerini, gerçekleri görmekten tersyüz edip çe-viririz de ilk olarak o Kur’ân’a inanmadıkları gibi, mucize geldikten sonra da inan-mazlar. Böylece biz, kör vaziyette, ileri geri yalpalayıp dursunlar diye onları azgın-lıkları içerisinde bırakırız.

 

 

Cüz : 8

55 / 6 EN’AM (111-118)

141

 

 

وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَا اِلَيْهِمُ الْمَلَئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَىْءٍ قُبُلاً مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ اللهُ وَلَكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ -111, وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ اْلاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ اِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ -112, وَلِتَصْغَى اِلَيْهِ اَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ -113, اَفَغَيْرَ اللهِ اَبْتَغِى حَكَمًا وَهُوَ الَّذِى اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ اَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ -114, وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -115, وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِى اْلاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلاَّ الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلاَّ يَخْرُصُونَ -116, اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ -117, فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاَيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ -118,

 

/ 111 Eğer biz onlara, melekler indirmiş olsaydık ve ölüler, kendi-leriyle konuşmuş olsalardı ve hakikati kanıtlayabilecek herşeyi karşılarına çı-karıp, önlerinde bir araya toplamış olsaydık bile, Allah dilemedikçe, yine inan-mazlardı. Ama onların çoğu, bundan tamamen habersizdirler.

112 Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık; bunlar birbirlerini aldatmak için zihin çelmeyi amaçlayan, yaldızlı parlak sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, onlar bunu yapamazlardı. Bırak onları düz-dükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar.

113 Ahirete inanmayanların kalpleri o yaldızlı sözlere kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler diye o şeytanlar böyle yaparlar. 114 Allah’tan başka bir hakem mi arıyayım ki, size her muhtaç oldu-ğunuz şeyi gerçek bir şekilde bildirip açıklayan kitabı O indirmiştir. Kendilerine daha önce kitap verdiklerimiz bilirler ki, O kitap Rabbin tarafından gerçekleri içerikli olarak indirilmiştir. Öyleyse şüphe edenlerden olmayın. 115 Zira Rabbi-nin vaadi doğruluk ve adaletle yerine getirilmiştir. O’nun vaadlerinin gerçekleş-mesini engelleyebilecek, hiçbir güç yoktur. Ve yalnızca O’dur, herşeyi duyan ve herşeyi bilen.

116 Şimdi eğer yeryüzünde yaşamakta olan insanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak başkalarının zanlarına uyarlar, yalan söyler ve saçmalarlar.

117 Muhakkak ki, senin Rabbin kendi yolundan sapanı da, doğru yol-da gideni de en iyi bilendir.

118 Öyleyse, o sapıkların sözlerine bakmayın da üzerine Allah’ın is-mi anılan şeylerden yiyin, eğer gerçekten, O’nun mesajına inanıyorsanız. 8

 

 

142

55 / 6 EN’AM (119-124)

Cüz : 8

 

 

وَمَا لَكُمْ اَلاَّ تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِ وَاِنَّ كَثِيرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ -119, وَذَرُوا ظَاهِرَ اْلاِثْمِ وَبَاطِنَهُ اِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ اْلاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ -120, وَلاَ تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكِرَ اسْمُ اللهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ اِلَى اَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ -121, اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِى بِهِ فِى النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِى الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -122, وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ اِلاَّ بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ -123, وَاِذَا جَاءَ تْهُمْ اَيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا اُوتِىَ رُسُلُ اللهِ اَللهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ -124,

 

7 119 Üzerine Allah’ın adı anılan şeyleri, yememenize sebep ne? Allah, çaresiz kaldığınız şeylerin dışında, haram kıldıklarını size açıklamıştır. Ama bakın ki, bu tür konularda birçok insan, diğer insanları hiçbir gerçek bilgi-ye dayanmaksızın, kendi temelsiz görüşleriyle saptırarak Allah’ın helal kıldıkla-rını haram, haram kıldıklarını da helal göstermektedirler. Şüphe yok ki, senin Rabbin hak ve adalet sınırlarını aşanları çok iyi bilendir.

120 Gizli açık her türlü günahı işlemekten sakının; zira unutmayın ki, günah işleyenler, işledikleri günahlar yüzünden ceza göreceklerdir. 121 Bu sebeple üzerine Allah’ın adı anılmayan şeylerden yemeyin, zira bu gerçekten yoldan çıkmaktır. Çünkü şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için fı-sıldarlar.Eğer onlara uyarsanız biliniz ki, sizler de Allah’tan başka varlıklara, ilahlık yakıştıranlardan olursunuz.

 

/ 122 Ve ölü iken, hayata kavuşturduğumuz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kimsenin durumu, hiç içinden çı-kamayacağı derin bir karanlığın içinde bulunup asla çıkamayan kimsenin duru-mu gibi midir? Ama böyle: Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere yaptıkları herşey, böyle süslenip yaldızlı gösterilmiştir. 123 İşte bunun gibi, her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız. A-ma çevirdikleri entrikalar, yalnız kendi aleyhlerine olur da, onu anlamazlar.

124 Ne zaman onlara, bir ilâhî mesaj gelse, Allah’ın peygamberlerine verdiklerinin benzeri, bize verilmedikçe inanmayız, derler. Ama peygamberliği, nereye ve kime vereceğini en iyi Allah bilir. Suç işleyen o kimselere, kirli işle-rinden ve entrikacı eğilimlerinden dolayı, Allah katında bir aşağılanma ve şid-detli bir azap vardır. 8

 

 

Cüz : 8

55 / 6 EN’AM (125-131)

143

 

 

فَمَنْ يُرِدِ اللهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلاِسْلاَمِ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى السَّمَاءِ كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ -125, وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا اْلاَيَاتِ  لِقَوْمٍ  يَذَّكَّرُونَ -126, لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -127, وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَامَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ اْلاِنْسِ وَقَالَ اَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ اْلاِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا اَجَلَنَا الَّذِى اَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَيكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا اِلاَّ مَا شَاءَ اللهُ اِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ -128, وَكَذَلِكَ نُوَلِّى بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -129, يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اَيَاتِى وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ -130, ذَلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ -131,

 

7 125 Allah, kimi doğru yola ulaştırmak isterse, kalbini O’na teslim olma arzusuyla genişletir. Kimin de sapmasına izin verirse, onun kalbini daral-tır ve sıkıştırır, adeta göklere tırmanıyormuş gibi. İşte Allah iman etmeyenlerin üzerine, böyle sıkıntı, musibet ve pislik çökertir de, dehşete düşürür. 126 İşte bu şaşmaz çizgi olan İslâm dini, Rabbinin yoludur. Gerçekten mesajlarımızı, onlardan ders almak isteyen insanlara açık şekilde anlatıyoruz. 127 Rableri katında barış ve esenlik yurdu onların olacak ve yapmakta olduklarından dola-yı Allah onların dostu olacaktır. 128 Allah onların tümünü bir araya topladığı gün: “Ey cin ve insanlar topluluğu! Siz aldatmak için insanlarla çok uğraştınız” der. Onların insanlardan olan dostları ise: “Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden ya-rarlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna, kıyamet gününe ulaştık ve yolumu-zun yanlış olduğunu görüyoruz” diyecekler. Allah da buyurur ki: “Allah’ın dile-dikleri, yani affettikleri hariç, içinde ebedi kalmak üzere kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin herşeyi yerli yerince yapandır ve herşeyi bilendir.” 129 İşte bu şekilde varlık sebebine aykırı davranmış olanları, kimini kimine kazandıkları günah ve yaptıkları azgınlık sebebiyle dost ve yoldaş ederiz, birbirlerini ayartıp baştan çıkarırlar. / 130 Allah sözlerine şöyle devam edecek: “Ey insanlar ve cinler topluluğu! İçinizden mesajlarımı size ileten ve bu hesap gününün geleceği konusunda sizi uyaran, peygamberler gelmedi mi?” Onlar: “Biz kendi aleyhimize şahitlik yaparız” diyecekler. Zira bu dünya hayatı onları aldattı da, böylece onlar, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas ettiklerine dair kendi aleyhle-rinde şahitlik yapacaklardır. 131 Gerçek şu ki, bir toplumun fertleri doğru ile eğrinin anlamından, habersiz olduğu sürece, senin Rabbin bir zulüm ve hak-sızlık ile ülkeleri helak edici değildir. 8

 

 

144

55 / 6 EN’AM (132-137)

Cüz : 8

 

 

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ -132, وَرَبُّكَ الْغَنِىُّ ذُو الرَّحْمَةِ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ  مَا يَشَاءُ كَمَا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اَخَرِينَ -133,  اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لاَتٍ وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ -134, قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ اِنِّى عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ -135, وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَاْلاَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ اِلَى اللهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ -136, وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ اَوْلاَدِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ  لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ -137,

 

7 132 Herkesin yaptıkları işlere göre bir takım dereceleri vardır. Ve Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

133 Rabbin hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır ve rahmet sahibidir. O di-lerse, sizin varlığınıza son verebilir ve daha sonra dilediğini, sizin yerinize ge-çirebilir, tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi.

134 Şüphe yok ki, size vaad olunan o hesaplaşma vakti mutlaka ge-lecektir. Ve siz ondan kaçamayacaksınız.

135 De ki: “Ey inanmayan toplumum! Gücünüz içinde olan herşeyi yapın, ben de Allah yolunda görevimi yerine getirmek üzere, gayret göstere-yim; ve zamanla anlayacaksınız gelecek kimindir. Şüphe yok ki, varoluş gaye-sine aykırı hareket edenler, asla mutluluğa erişemiyeceklerdir.”

136 Allah’la birlikte başkalarına da ilahlık yakıştıranlar, Allah’ın ya-rattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah’a pay ayırırlar ve “Bu Allah’ındır” der-ler. -Ne iddia- haksız  şekilde “Ve bu da Allah’a ortaklar koştuğumuz varlıklar i-çindir” diye iddia ederler. Kendi ortakları için olan pay, Allah tarafına aktarıl-maz ama, Allah’a ait olan pay, kendi ortakları tarafına aktarılabilir. Yani, fonlar arası aktarmalarda Allah zengindir, ihtiyacı yoktur diye putlarına ayrılan tarafı artırmaya çalışırlardı.

137 Ve aynı şekilde Allah’a ortak koştukları varlıklara veya güçlere o-lan inançları, Allah’tan başka şeylere, ilahlık yakıştıranların çoğuna, çocukları-nı öldürmelerini bile güzel gösterir ve böylece onları yok olmaya ve inançların-da şaşkınlığa götürür. Ama yine de Allah dileseydi böyle yapmazlardı. O halde ey peygamber! Onlardan ve onların uydurageldikleri hayat tarzlarından uzak dur. 8

 

 

Cüz : 8

55 / 6 EN’AM (138-142)

145

 

 

وَقَالُوا هَذِهِ اَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَ يَطْعَمُهَا اِلاَّ مَنْ نَشَاءُ بِزَعْمِهِمْ وَاَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَاَنْعَامٌ لاَ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللهِ عَلَيْهَا افْتِرَاءً عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -138, وَقَالُوا مَا فِى بُطُونِ هَذِهِ اْلاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى اَزْوَاجِنَا وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ اِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ -139, قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا اَوْلاَدَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللهُ افْتِرَاءً عَلَى اللهِ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ -140,  وَهُوَ  الَّذِى  اَنْشَاَ  جَنَّاتٍ  مَعْرُوشَاتٍ  وَغَيْرَ  مَعْرُوشَاتٍ  وَالنَّخْلَ  وَالزَّرْعَ  مُخْتَلِفًا  اُكُلُهُ  وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ اِذَا اَثْمَرَ وَاَتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُوا اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ -141, وَمِنَ اْلاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللهُ وَلاَ تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ -142,

 

7 138 Onlar haksız bir iddia ile “Şu hayvanlar ve tarla mahsülleri kutsaldır bizim izin verdiklerimiz dışında kimse onlardan yiyemez” derler. Ve bazı tür hayvanların sırtına, yük vurulmasının yasak olduğunu ilan ederler. Bir takım hayvanlar da vardır ki, onlar üzerine Allah ismini anmaz, besmelesiz ke-sip yerler. Bütün bu âdetlerin kaynağını da, Allah böyle emrediyor diye, Allah’a iftira atmaya çalışırlar. Yaptıkları iftiralar yüzünden Allah, onları cezalandıra-caktır.

139 Ve yine onlar “Şu hayvanların karnında olan yavrular canlı do-ğarsa, sadece erkeklerimiz için helaldir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır; a-ma eğer o yavru ölü doğarsa, her iki tarafta ondan pay alabilirler” derler. Allah onları, haksız yere isnat ettikleri şeylerden dolayı cezalandıracaktır. Şüphesiz ki O, yaptığı herşeyi yerli yerince yapar ve herşeyi bilir.

140 Gerçekten ziyana uğrayanlar o kimselerdir ki, dar kafalı cahillik-leriyle çocuklarını öldürürler, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği şeyleri ha-ram kılarlar ve bu tür yasakları da haksız yere Allah’a iftira ederler. Onlar sa-pıklığa düşmüşlerdir ve doğru yolu bulamamışlardır.

 

/ 141 O’dur hem ekilip biçilen ve hem de kendiliğinden yetişen bahçeleri var eden, hurma ağaçlarını, çeşit çeşit mahsüller veren tarlaları, zey-tin ağacını ve narı meydana getiren, hepsi yaratılış ve gelişme ilkelerinde birbi-rine benzer ama yapı, görüntü ve tad olarak birbirinden çok farklıdır. Olgunlaş-tığında onların meyvelerinden yiyin ve yoksullara mahsülün toplandığı gün, haklarını verin ve Allah’ın nimetlerini israf etmeyin, şüphesiz O israf edenleri sevmez.

142 Hayvanlardan yük taşıyanı ve yününden döşek ve sergi yapılan-ları da yaratan O’dur. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin, şeytanın izinde gitmeyin. Unutmayın ki o şeytan, kendisi görünmese de sizin apaçık düşmanınızdır. 8

 

 

146

55 / 6 EN’AM (143-146)

Cüz : 8

 

 

ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ اْلاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ اْلاُنْثَيَيْنِ نَبِّؤُنِى بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -143, وَمِنَ اْلاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ اْلاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ اْلاُنْثَيَيْنِ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ وَصَّيكُمُ اللهُ بِهَذَا فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ اِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -144, قُلْ لاَ اَجِدُ فِى مَا اُوحِىَ اِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ اِلاَّ اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً  اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -145, وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِى ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا اِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا اَوِ الْحَوَايَا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ -146,

 

7 143 Allah sekiz eş yaratmıştır. Koyundan iki… Ve keçiden iki… De ki: İki erkeği mi? Yoksa iki dişiyi mi? Veya o iki dişinin rahimlerinde buluna-nı mı haram kılmıştır? Bu konuda ne biliyorsanız bana söyleyin, eğer doğrular-dan iseniz. 144 Deveden iki, sığırdan da iki cins hayvanı da aynı şekilde ha-ram sayarlar. Kendilerine sor: “O neyi yasakladı? İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahminde taşıdığını mı? Yoksa Allah bütün bunları yasak-larken, siz şahit miydiniz?” Hiçbir gerçek bilgiye dayanmadan, kendi uydurdu-ğu yalanları Allah’a iftira ederek, böylece insanları saptırandan daha hain kim olabilir? Allah varoluş gayesine aykırı hareket eden böyle toplumlara, doğru yolu göstermez. /  145 De ki, ey peygamber! “Bana vahyedilenler de leş veya akan kan veya iğrenç bir şey olan domuz eti, ilâhî sınırı aşıp günah işle-yerek, Allah’tan başkası adına boğazlanan hayvandan başka yiyecek bir kim-se için, yenmesi haram olan hiçbir şey görmüyorum. Ama kişi, ölüm tehlikesi gibi bir zaruret içindeyse, aç gözlüce saldırmadan ve zaruri ihtiyacını da aşma-dan yiyebilir, bilin ki Rabbiniz acıyandır, bağışlayandır.”

146 Biz yalnızca Yahudi inancını benimseyenlere, bütün tırnaklı hay-vanları yasakladık ve onlara sığır ve koyunların iç yağlarını da yasakladık. Hayvanların sırt tarafındaki ve bağırsaklarındaki yağlar ile kemiğin içindekiler hariç. Böylece işledikleri zulümler yüzünden onları cezalandırdık. Unutmayın biz, sözümüzde duranlarız. 8

 

 

Cüz : 8

55 / 6 EN’AM (147-151)

147

 

 

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ -147, سَيَقُولُ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللهُ مَا اَشْرَكْنَا وَلاَ اَبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِنْ شَىْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتَّى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلاَّ الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ تَخْرُصُونَ -148, قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدَيكُمْ اَجْمَعِينَ -149, قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَ كُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللهَ حَرَّمَ هَذَا فَاِنْ شَهِدُوا فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ اَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاَيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ -150, قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلاَّ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُوا اَوْلاَدَكُمْ مِنْ اِمْلاَقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللهُ اِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ -151,

 

7 147 Eğer senin yalan söylediğini iddia ederlerse, onlara de ki: Rabbinizin rahmeti sonsuzdur; ama günaha batmış insanları cezalandırması da kaçınılmazdır.

148 Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlar: “Eğer Allah dilesey-di, O’ndan başkasına ilahlık yakıştırmazdık, atalarımız da öyle yapmazlardı ve O’nun izin verdiği hiçbir şeyi de yasaklamazdık” derler. Onlardan önce yaşa-mış olanlar da böyle yaparak azabımızı tadana kadar gerçekleri yalanlamışlar-dı. De ki: “Bize sunabileceğiniz kesin herhangi bir bilgiye sahip misiniz? Siz, sadece başka insanların zan ve tahminlerine uyuyorsunuz ve siz sadece saç-malıyorsunuz.” 149 De ki: Öyleyse bilin ki, yalnız Allah katındadır her gerçe-ğin kesin ve üstün delili; eğer O dileseydi tümünüzü doğru yola iletirdi.

150 De ki: “Allah’ın bütün bunları yasakladığına dair şahitlik yapacak şahitlerinizi getirin!” Eğer onlar çekinmeden yalan şahitlik yaparlarsa, sakın on-ların bu düzmece şahitliklerine katılmayın ve mesajımızı yalanlayanların, öteki dünyaya inanmayanların ve başka güçleri Rablerine denk görenlerin, hatalı görüşlerine uymayın!

 

/ 151 De ki: “Gelin Allah’ın gerçekten neyi yasakladığını size anla-tayım: O’ndan başka şeylere asla ilâhlık yakıştırmayın; anne-babanıza iyilik yapın ve onlara karşı saygısızlıkta bulunmayın; ve çocuklarınızı yoksulluk kor-kusuyla öldürmeyin; çünkü sizin de, onların da rızıklarını sağlayacak olan bi-ziz. Açık veya gizli hiçbir utanç verici fiil işlemeyin ve adaleti yerine getirmek dışında, Allah’ın kutsal saydığı insan hayatına haksızca kıymayın. Allah size aklınızı kullanasınız diye bunları emreder. 8

 

 

148

55 / 6 EN’AM (152-157)

Cüz : 8

 

 

وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلاَّ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلاَّ وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللهِ اَوْفُوا ذَلِكُمْ وَصَّيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ -152, وَاَنَّ هَذَا صِرَاطِى مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ -153, ثُمَّ اَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِى اَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ -154, وَهَذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ -155, اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ -156, اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا اَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَ كُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاَيَاتِ اللهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِى الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اَيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ -157,

 

7 152 Ergenlik çağına erişinceye kadar, yetimin mal varlığına, onun iyiliği için olmadıkça dokunmayın. Bütün alışverişlerinizde ölçü ve tartıyı tam o-larak, adaletle yapın. Biz hiçbir insana, taşıyabileceğinden daha fazla yük yük-lemeyiz. Ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanıza karşı olsa da, adaletli o-lun. Allah’a karşı verdiğiniz sözlere daima riayet edin. Allah bunu düşünüp ö-ğüt alırsınız diye emretti.” 153 Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. O hal-de ona uyun, diğer yollardan gitmeyin ki, sizi O’nun yolundan ayırıp saptırmış olurlar. Allah bütün bunları size emretti ki, yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmuş olasınız.

154 Ve sonra iyilik edenlere, nimetimi tamamlamak ve herşeyi açık-lamak ve doğru yolu göstermek ve aynı zamanda rahmet olmak üzere, Mu-sa’ya Tevrat’ı verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varıp, O’na kavuşacakla-rına iman ederler.

 

/ 155 İşte bu Kur’ân, bizim indirdiğimiz, hürmete layık, kutlu bir ki-taptır. Öyleyse Kur’ân’a uyun ve yolunuzu Kur’ân’la bulun ki, Allah’ın merha-metine layık olabilesiniz. 156 O’nu size indirdik ki, “Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa, yani Yahudi ve Hıristiyanlara indirilmişti de, biz onların eğitim ve öğretimlerinden habersizdik” demeyesiniz diye, 157 yahut “Eğer bize de bir ki-tap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye bu kitabı indirdik. İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet gel-di. Kim Allah’ın ayetlerini yalanlayıp, insanları O’na yönelmekten alıkor ve ken-disi de O’ndan yüz çevirirse, ondan daha zalim kim olabilir? Mesajlarımızdan yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri yüzünden, azabın en kötüsüyle cezalandıraca-ğız! 8

 

 

Cüz : 8

55 / 6 EN’AM (158-165)

149

 

 

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلاَّ اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَئِكَةُ اَوْ يَأْتِىَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِىَ بَعْضُ اَيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِىَ بَعْضُ اَيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا اِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اَمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فِى اِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ -158, اِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِى شَىْءٍ اِنَّمَا اَمْرُهُمْ اِلَى اللهِ  ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ -159, مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى اِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -160, قُلْ اِنَّنِى هَدَينِى رَبِّى اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرَهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -161, قُلْ اِنَّ صَلاَتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ -162, لاَ شَرِيكَ لَهُ  وَبِذَلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ -163, قُلْ اَغَيْرَ اللهِ اَبْغِى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى ثُمَّ اِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ -164, وَهُوَ الَّذِى جَعَلَكُمْ خَلاَئِفَ اْلاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِى مَا اَتَيكُمْ اِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ -165,

 

7 158 O Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıranlar, inanmak için kendileri-ne meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ancak Rabbinin onları imana mecbur edecek bazı ala-metleri geldiği gün, iman etmenin daha önce inanmamışsa veya inancıyla bir iyilik kazanmamışsa, o günkü imanı ona bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin öyleyse ahiret gününü ey inançsızlar! Biz de bekliyoruz başınıza gelecekleri. 159 Dinleri-nin bütünlüğünü bozup, gurup ve parçalara ayrılanlar var ya, senin onlara yapa-bileceğin bir şey yoktur. Unutma ki, onların işi Allah’a kalmıştır. Ve zamanı gelin-ce, Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir. 160 Kim Allah’ın huzuruna iyi bir iş ve davranışla çıkarsa, bu yaptığının on katını kazanacaktır. Ama kim de kötü bir iş ile Rabbinin huzuruna çıkarsa, onun aynısıyla cezalandırılacaktır. Ve kim-seye de haksızlık yapılmayacaktır. 161 De ki: “Bakın benim Rabbim beni, düzgün ve saf bir inanç aracılığı ile dosdoğru bir yola; her türlü batıldan uzak durarak Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştırmayan İbrahim’in yoluna yöneltti.”

162 De ki: “Bakın benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölü-müm yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah adınadır. Yani tüm yaptığım şeyleri O emretti diye yapar, yapmadığım şeyleri de, O yasakladığı için yapmam. 163 Ki O’-nun ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben benliklerini Allah’a teslim eden-lerin daima öncüsü olacağım.”

164 De ki: Öyleyse O, herşeyin Rabbi iken Allah’tan başka bir Rab mı a-rayacağım? İnsanların işlediği kötü fiiller yalnızca kendilerini ilgilendirir. Ve sorum-luluk taşıyan hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez. Zamanı geldiğinde hepiniz Rabbinize döneceksiniz ve o zaman Allah üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyi, size haber verip gösterecektir.

165 Zira O sizi, karakter, güç, bilgi, sosyal statü ve servetleriniz vasıta-sıyla dünyaya mirasçı yapmış, bir kısmınızı diğerlerine derecelerle üstün kılmıştır ki, bahşettiği şeylerle sizi sınayabilsin. Şüphe yok ki, Rabbiniz cezalandırmada çok hızlıdır. Ama unutmayın ki, O gerçekten çok acıyan ve bağışlayandır.