Kulliyatlar - 9. Sayfa - Ozlutefsiri
|
|
186 |
113 / 9 TEVBE (1-6) |
Cüz : 10 |
|
بَرَاءَ ةٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ اِلَى الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ -1, فَسِيحُوا فِى اْلاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللهِ وَاَنَّ اللهَ مُخْزِى الْكَافِرِينَ -2, وَاَذَانٌ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ اْلاَكْبَرِ اَنَّ اللهَ بَرِىءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ -3, اِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلَى مُدَّتِهِمْ اِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ -4, فَاِذَا انْسَلَخَ اْلاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَاَتَوُا الزَّكَوةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -5, وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَعْلَمُونَ -6,
9 TEVBE SÛRESİ
Besmele ile başlanmayan tek sûredir. Enfâl sûresinde anlatılanlara devamla sûre savaş ve barış problemlerini bu sefer Tebük seferini örnekleyerek anlatır. Karşı tarafla yapılan antlaşmalarda diğer tarafın buna uymadığı hallerde antlaş-maya son vermeden önce göz önünde bulundurulması gereken prensipleri ortaya koyar. Her türlü olumsuz şartlarda ve nor-mal zamanlarda Allah düşmanları ile cihada çağrı vardır. Ayrıca savaşta ve barışta münafıklara takınılacak tavırlar belirtil-mekte ve münafıkların maskesi indirilmektedir. “Berâe” sûresi de denilir. Ayrıca altı ismi daha vardır; el-Hâfira, el-Azâb, el-Fâdıha, el-Müba’sira, el-Mukaşkışe, el-Buhûs.
/ 1 Bu sûre Allah ve Rasûlünden: Kendileriyle antlaşma yaptığınız, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran kimselere kesin, son bir ihtar ve ültimatomdur! 2 Duyurun o müşriklere: Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın, fakat bilin ki, Allah’ı asla aciz bırakabilecek değilsiniz; ve yine bilin ki, Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas etmeye çalışanları, Allah rezil ve perişan edecektir. 3 Ve yine Allah’tan ve O’nun elçisinden, bu büyük hac günü, bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur şu: “Allah’ın, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlarla, hiçbir bağlantısı yoktur. O’nun elçisinin de, öylece bağlantısı yoktur.” Hal böyleyken artık tevbe ederseniz, kendi iyiliğinize olacak-tır bu. Eğer bu fırsatı da teperseniz, o zaman bilin ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve bütün bunlardan sonra ey peygamber! Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere, çok çetin bir azabı müjdele.
4 Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız, Allah’tan başkalarına ilahlık yakış-tıranlardan, sözlerinde duran ve antlaşma şartlarındaki hiçbir şeyi, size eksiltmeksizin uygulayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye, arka çıkmayanlar bu hükmün dı-şındadır. Bundan dolayı onların antlaşmalarına süreleri bitinceye kadar bağlı kalın. Çünkü Allah her haliyle yolunu, Allah’ın kitabıyla bulanları ve sözünde durup, haksız-lıktan sakınanları sever. 5 Ve bu ölçülere uyularak geçirilen haram aylar sona erince, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranları, nerede kıstırırsanız öldürün, esir olarak ya-kalayın, size düşman olan orduları, çevirip kuşatın, savaş durumunda yapılması ge-rekli ne varsa, herşeyi yapın, yani gözetlenebilecek her yerde bekleyip, gözetleyin on-ları. Ama eğer dönüp, tevbe ederlerse, tevbe ve imanlarının gereği namazı kılarlar, ze-katı da verirlerse, artık yollarını serbest bırakın gitsinler. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır. 6 Kendileriyle savaşılması emredilen, Allah’tan başkasına ilahlık ya-kıştıranlardan biri, korunmasını isteyip sana gelip, senin korumana başvurursa, onu koruma altına al. Olur ki senden Allah’ın sözünü işitip anlayabilir ve sonra onu emniyet bulacağı yere bırak yani yurduna yuvasına kavuşsun. Böyle yap, çünkü onlar gerçek-leri bilmez bir topluluktur. Böylece belki, gerçeklere yönelip müslüman olmaları umula-bilir.
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (7-13) |
187 |
|
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ اِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ اِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ -7, كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لاَ يَرْقُبُوا فِيكُمْ اِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَاْبَى قُلُوبُهُمْ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ -8, اِشْتَرَوْا بِاَيَاتِ اللهِ ثَمَنًا قَلِيلاً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -9, لاَ يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ اِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ -10, فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلَوةَ وَاَتَوُا الزَّكَوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدِّينِ وَنُفَصِّلُ اْلاَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -11, وَاِنْ نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِى دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لاَ اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ -12, اَلاَ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ اَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ -13,
/ 7 Ey inananlar! Mescid-i Haram’ın yanında, kendileriyle antlaşma yaptıklarınız hariç, diğer Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranların, Allah ve O’nun elçisiyle antlaşma sağlamaları nasıl mümkün olabilir ki? Sizin antlaşma yaptıklarınıza gelince, onlar size karşı dürüst oldukları sürece, siz de onlara karşı dürüst olun. Çünkü unutmayın ki Allah, yalnızca yolunu Allah ve kitabıyla bulanları sever.
8 Antlaşmaları nasıl mümkün olabilir ki? Eğer düşmanlarınız size karşı üstünlük sağlasalardı, size karşı ne bir sorumluluk, ne de akrabalığı gö-zetirlerdi. Onlar size dilleriyle yaranmaya çalışırlar, ama kalpleriyle kötülüğünü-zü istiyorlar; ve onların çoğu ilâhî sınırları aşan günahkarlardır. 9 Basit bir ka-zanç uğruna, Allah’ın ayetlerini az bir dünyalık karşılığında sattılar da, insanla-rı Allah’ın yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür. 10 Onlar hiçbir mü’min hakkında, ne bir yemin, ne de antlaşma gözetirler. Doğru yoldan çıkıp, çizgiyi aşanlar işte bunlardır. 11 Ama yine de tevbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse, artık dinde kardeşlerinizdir. Bilmek ve öğrenmek iste-yen toplumlara biz, ayetleri ayrıntılı olarak dile getiriyoruz.
12 Eğer düşmanlarınız bir antlaşma yaptıktan sonra, yeminlerini bo-zar da, dininizi karalamaya kalkarlarsa, o zaman Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas etmekle liderlik ve öncülük yapan bu kimseleri öldürün, onların yeminleri-ne itibar etmeyin. Çünkü onların yemin diye birşeyleri yoktur. Onlara karşı sa-vaşırsanız umulur ki, küfür ve azgınlıklarından vazgeçerler. 13 Yeminlerini bo-zan, Rasûlü Mekke’den sürüp çıkarmak için, yapmadıklarını komayan ve ilk önce kendileri sizinle, savaşa başlamış olan bir kavimle savaşmayacak mı-sınız? Onlardan çekiniyor musunuz yoksa? Yoo, esas çekinmeniz gereken Allah’tır, eğer gerçekten inanan kimseler iseniz! 8
|
|
188 |
113 / 9 TEVBE (14-20) |
Cüz : 10 |
|
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللهُ بِاَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ -14, وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -15, اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللهِ وَلاَ رَسُولِهِ وَلاَ الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ -16, مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللهِ شَاهِدِينَ عَلَى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ اُولَئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ وَفِى النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ -17, اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللهِ مَنْ اَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَاَقَامَ الصَّلَوةَ وَاَتَى الزَّكَوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلاَّ اللهَ فَعَسَى اُولَئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ -18, اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَجَاهَدَ فِى سَبِيلِ اللهِ لاَ يَسْتَوُنَ عِنْدَ اللهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -19, اَلَّذِينَ اَمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِى سَبِيلِ اللهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللهِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ -20,
7 14 Savaşın onlarla! Allah sizin elinizle cezalandıracak onları; hor ve hakir kılacak; sizi de onlara karşı yardımıyla destekleyecek; ve inananların göğüslerini ferahlatıp, 15 kalplerindeki öfkeyi yatıştıracak. Ve Allah, isteyen kimseye tevbe nasib eder. Çünkü Allah, sınırsız bilgi sahibidir ve yaptığı her-şeyi yerli yerince yapar.
16 Ey inananlar! Allah, aranızdan cihad edenleri, Allah’tan, peygam-berinden ve mü’minlerden başkasını dost ve sırdaş edinmeyenleri, kendi ilmiy-le ayırt etmeden, sizi kendi halinize terkedeceğini mi sanıyorsunuz? Allah yap-tığınız herşeyden haberdardır.
/ 17 Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranların, Allah’tan gelen her türlü gerçeği örtbas etmelerine, bizzat kendileri şahit iken, Allah’ın mescid-lerini ziyaret etmek veya onarıp gözetmeye ve canlı tutmaya ne hakları olabi-lir? Onların hayır adına yaptıkları herşey, boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte temelli kalıcıdırlar. 18 Allah’ın mescidlerini ziyaret etmek, yahut onarıp gözetmek, canlı tutup zirvede kalmasını sağlamak ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazlarında sürekli ve dosdoğru olan, zekatlarını veren, Allah’tan başka kim-seden korkup çekinmeyen kimselere aittir. İşte doğru yola ermişlerden olmala-rı umulanlar bunlardır.
19 Bir tek hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarıp gözetmeyi, Allah’a ve ahiret gününe inanıp, Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren birinin üstlendiği görevlerle bir mi tutuyorsunuz? Bu görevler Allah katında, hiç de denk değildir. Ve Allah yaratılış gayesine aykırı hareket edenle-ri, asla doğru yola eriştirmez.
20 Ama inanan, zulüm ve kötülük diyarını terkeden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla her türlü çabayı gösteren kimselere gelince, Allah ka-tında en yüksek dereceler onlarındır ve sonunda kazanacak olanlar da onlar-dır. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (21-26) |
189 |
|
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ -21, خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا اِنَّ اللهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظِيمٌ -22, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا اَبَاءَ كُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى اْلاِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ -23, قُلْ اِنْ كَانَ اَبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ نِاقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِى سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِىَ اللهُ بِاَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ -24, لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللهُ فِى مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ اْلاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ -25, ثُمَّ اَنْزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ -26,
7 21 Rableri onları, kendi katından bir rahmet ve ebedi hoşnutluğuy-la sonsuz ve devamlı nimet bulunan cennetlerle müjdeler. 22 İçlerinde ebedi olarak yerleşip kalacakları cennetler. Şüphesiz ki, en büyük mükafat Allah ka-tındandır.
23 Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü yani Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas etmeyi seviyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar ve ya-kınlar bilip yönetme yetkisi vermeyin. Çünkü içinizden kimler onlarla dostluk kurarsa, bilin ki onlar yaratılış gayesi dışında hareket eden kimselerdir.
24 De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, men-sup olduğunuz oymak ve kabile, kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kötüye gitmesin-den kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size göre, Allah’tan ve O’-nun elçisinden ve O’nun yolunda savaşmaktan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu getirinceye kadar, yani dünya ve ahirette başınıza bir bela gelince-ye kadar bekleyin. Şüphesiz ki, Allah kendi yasalarını çiğneyenleri asla doğru yola iletmez.
/ 25 Gerçekten de Allah, sayıca az olduğunuz zaman, pekçok sa-vaş meydanında ve Huneyn gününde size yardım etmişti. Hani o Huneyn gü-nü, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de, size hiçde yararı olmamıştı. Bütün ge-nişliğine rağmen, yeryüzü size dar gelmişti ve sonra da bozularak arkanızı dö-nüp geri çekilmiştiniz. 26 Bunun üzerine Allah, elçisinin ve inananların içlerine katından bir sükûnet ve emniyet indirmiş, görmediğiniz ordularla yardım etmişti de, böylece Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri azaba uğratmıştı ki, ger-çekleri örtbas edenlerin cezası da böyledir zaten. 8
|
|
190 |
113 / 9 TEVBE (27-31) |
Cüz : 10 |
|
ثُمَّ يَتُوبُ اللهُ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -27, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ اِنْ شَاءَ اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -28, قَاتِلُوا الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ -29, وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ نِ ابْنُ اللهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللهُ اَنَّى يُؤْفَكُونَ -30, اِتَّخَذُوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا اُمِرُوا اِلاَّ لِيَعْبُدُوا اِلَهًا وَاحِدًا لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ -31,
7 27 Ama bütün bunlara rağmen, Allah tevbe isteyen kimsenin tev-besini dilediği şekilde kabul eder. Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır.
28 Ey iman edenler! Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlar, düpe-düz kirli, pis, murdar olup, kirlenmiş kimselerdir. Bu yüzden bu yıldan sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Bazı kimselerin Mescid-i Haram’a yaklaş-maması sebebiyle, iktisadi hayatınız bozulup, yoksulluğa düşmenizden kaygı duyarsanız, o zaman bilin ki, Allah dilerse sizi bolluk ve cömertliğiyle zengin kı-lacaktır. Çünkü Allah sınırsız bilgi sahibidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince ya-pandır.
29 Bize de kitap verildi diyenlerden Allah’a da, ahiret gününe de inanmayan Allah’ın ve peygamberinin haram ettiği şeyleri haram tanımayan, gerçek din olan İslâm’ı din olarak kabul etmeyen kimselerle Allah’ın dininin e-gemenliğini kabul edinceye kadar, savaş yoluyla baş eğdirilip kendi elleriyle cizye denilen mal ve canlarını koruma bedeli olan vergiyi ödeyinceye kadar savaşın.
/ 30 Yahudiler: “Uzeyr Allah’ın oğludur” diyorlar. Hıristiyanlarsa: “İsa Allah’ın oğludur” diyorlar. Bu sözler, daha önce inkâra sapanların söyle-diklerine benzer şekilde ağızlarıyla geveledikleri cahilce sözleridir ki, Allah kahretsin onları, nasıl da haktan sapıp yüz çeviriyorlar. 31 Bunlar Allah’tan başka hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabb edindiler. Halbuki onlar ancak gerçek olan bir ilaha kulluk ve ibadetle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden bütünüyle uzak-tır, yücedir. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (32-36) |
191 |
|
يُرِيدُونَ اَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللهُ اِلاَّ اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ -32, هُوَ الَّذِى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ -33, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّ كَثِيرًا مِنَ اْلاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِى سَبِيلِ اللهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ -34, يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ -35, اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِى كِتَابِ اللهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلاَ تَظْلِمُوا فِيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ -36,
7 32 Allah’ın yol gösterici nurunu, ağızlarındaki laf kalabalığıyla, ba-tıl söylentilerle söndürmek istiyorlar. Fakat Allah, bunun gerçekleşmesine izin vermeyecektir. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamayı diliyor. 33 O Allah ki, Allah’tan başkasına ilahlık ya-kıştıranlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, peygam-berlerini doğru yol ve gerçek din üzere göndermiştir.
34 Ey iman edenler! Bilin ki, hahamların, rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyor ve onları Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Fa-kat bütün o altını, gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlara, işte onlara sonraki hayatta çok çetin azabı müjdele. 35 Bu toplanıp saklanan altının, gü-müşün cehennem ateşinde kızdırılıp, onların alınlarının, böğürlerinin ve sırtla-rının damgalanacağı gün, bu günahkarlara “İşte kendiniz için topladığınız hazi-neler” denecek. “Şimdi tadın bakalım, sarılıp sakladığınız hazinelerin başınıza açtığı belanın tadını!”
36 Biliniz ki, Allah’a göre ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattı-ğı gün koyduğu ölçü uyarınca onikidir; ve bunlardan dördü haram aylardır. İşte Allah’ın her zaman geçerli ve sapasağlam yasası budur. O halde bu aylar ko-nusunda, kendinize yazık etmeyin. Bununla beraber onlar sizinle, nasıl topye-kün savaşıyorlarsa, siz de Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlarla, öyle topyekün savaşın; ve bilin ki, Allah, yolunu yordamını kendi kitabıyla bulmaya çalışanlarla beraberdir. 8
|
|
192 |
113 / 9 TEVBE (37-40) |
Cüz : 10 |
|
اِنَّمَا النَّسِئُ زِيَادَةٌ فِى الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِؤُا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ اَعْمَالِهِمْ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ -37, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِى سَبِيلِ اللهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى اْلاَرْضِ اَرَضِيتُمْ بِالْحَيَوةِ الدُّنْيَا مِنَ اْلاَخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا فِى اْلاَخِرَةِ اِلاَّ قَلِيلٌ -38, اِلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -39, اِلاَّ تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِىَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ اِنَّ اللهَ مَعَنَا فَاَنْزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللهِ هِىَ الْعُلْيَا وَاللهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -40,
7 37 Kendisinde savaşmak yasaklanan haram ayları, değiştirmek veya başka bir aya ertelemek, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmekte daha da ileri gitmektir. Öyle yapmakla kâfirler büsbütün şaşırtılıp, saptırılırlar. Allah’ın kutsal kıldığı ayların sayısına uydurmak için onu bir yıl kutsal sayıp, bir yıl da kutsal saymazlar ve böylece Allah’ın kutsal kıldığını saygısızlık kabul e-diverirler. Kötü işleri kendilerine süslenip, güzel gösterilmiştir. Zaten Allah, kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insanları doğru yola yöneltmez.
/ 38 Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çı-kın” diye çağrıldığınızda, yere çakılıp kalıyorsunuz. Sonraki hayatın iyiliklerini gözden çıkarıp, bu dünya hayatının rahatlığıyla kendinize, doyum sağlama pe-şindesiniz. Fakat bu dünya hayatının verdiği haz ve doyum, sonraki hayatın vereceği yanında, değersiz bir şeyden başka nedir ki!
39 Bakın, eğer Allah yolunda savaşa çıkmazsanız, sizi çok çetin bir azapla cezalandırıp, yerinize başka bir topluluk getirir; ki O’nun böyle yapma-sına hiçbir şekilde engel olamazsınız. Çünkü Allah’ın herşeye gücü yeter.
40 Eğer siz elçiye yardım etmezseniz, o zaman bilin ki, ona yine Allah yardım edecektir. Tıpkı Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, onu yurdundan sürüp çıkardıkları zaman yardım ettiği gibi; ki o gün o, yalnızca iki kişiden biriydi ve bu iki kişi saklandıkları mağaradayken elçi, arkadaşına “Üzül-me” dedi, “Allah bizimle beraberdir.” Ve derken Allah, ona katından bir sükûnet ve bir güven duygusu bahşetti. O’nu sizin göremeyeceğiniz ordularla destekle-di ve böylece Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin davalarını bütünüyle alçalttı. Allah’ın davası ise, böylece her zamanki gibi üstün ve yüce kaldı. Çün-kü Allah, daima üstündür ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (41-47) |
193 |
|
اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فِى سَبِيلِ اللهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -41, لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لاَتَّبَعُوكَ وَلَكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -42, عَفَا اللهُ عَنْكَ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ -43, لاَ يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ -44, اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ -45, وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلَكِنْ كَرِهَ اللهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ -46, لَوْ خَرَجُوا فِيكُمْ ماَزَادُوكُمْ اِلاَّ خَباَلاً وَلاَ اَوْضَعُوا خِلاَلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ -47,
7 41 Sizin için kolay da olsa, zor da olsa gerek hafif, gerek ağır ola-rak yani genç-ihtiyar, atlı-yaya, küçük birlikler ve ordularla, bekar-evli, cesur-korkak hangi halde bulunursanız bulunun, mutlaka savaşa çıkın ve mallarınız-la, canlarınızla Allah yolunda yürekten çaba gösterin. Çünkü eğer bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğiniz içindir.
42 O çağrıldıkları hedef, yakın bir kazanç ve uzak olmayan olağan bir yolculuk olsaydı, ey peygamber! Şüphesiz o münafıklar arkandan gelirlerdi. Fakat çıkılacak yol, onlara çok uzun geldi de, savaşa katılmadılar. Savaşa ka-tılmadıkları yetmiyormuş gibi, bir de ey iman edenler! Sizin savaştan dönüşü-nüzden sonra o sefere katılmayan kimseler, Allah’a yemin edip, bu yeminle kendilerini tehlikeye sokarak, “Gücümüz olsaydı, mutlaka sizinle beraber çıkar-dık” diyecekler. Oysa Allah, onların düpedüz yalan söylediklerini elbette biliyor.
/ 43 Allah seni affetsin, ey peygamber! Doğru söyleyenler, sana i-yice belli olup, yalan söyleyenleri bilinceye kadar, niçin onlara evde kalmaları yolunda izin verdin?
44 Allah’a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad et-meleri hususunda senden izin isteyip, savaştan geri kalmazlar. Allah, yolunu kendi kitabıyla bulanları bilmektedir. 45 Ancak Allah’a ve ahiret gününe inan-mayan, kalpleri kuşkuya düşmüş ve şüpheleri içinde bocalayıp duranlar, sa-vaştan geri kalmak için senden izin isterler.
46 Eğer o münafıklar, seninle gerçekten sefere çıkmak isteselerdi, el-bette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını hoş görmedi de, bu yüzden onları savaştan alıkoydu ve kendilerine “Peki, sizler de evlerinizde oturun bakalım, öteki oturan kadın ve çocuklarla beraber” denildi.
47 Bu münafıklar, sizinle beraber savaşa çıksalardı. Size bozguncu-luktan başka bir katkıları olmazdı. Sizi fitneye düşürmek arzusuyla aranıza so-kulup, entrikalar çevirirlerdi. İçinizde o münafıklara, kulak veren casuslar da vardır. Allah yaratılış maksadına aykırı davrananları çok iyi bilendir. 8
|
|
194 |
113 / 9 TEVBE (48-54) |
Cüz : 10 |
|
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ اْلاُمُورَ حَتَّى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللهِ وَهُمْ كَارِهُونَ -48, وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِى وَلاَ تَفْتِنِّى اَلاَ فِى الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ -49, اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ -50, قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا اِلاَّ مَا كَتَبَ اللهُ لَنَا هُوَ مَوْلَينَا وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ -51, قُلْ هَلْ تَربَّصُونَ بِنَآ اِلاَّ اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُصِيبَكُمُ اللهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ اَوْ بِاَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ -52, قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ -53, وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلاَّ اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللهِ وَبِرَسُولِهِ وَلاَ يَأْتُونَ الصَّلَوةَ اِلاَّ وَهُمْ كُسَالَى وَلاَ يُنْفِقُونَ اِلاَّ وَهُمْ كَارِهُونَ -54,
7 48 Aslında o münafıklar, bundan önce de fitne çıkarmaya çalış-mışlar ve sana karşı, birtakım entrikalar çevirmişlerdi. Nihayet gerçek din olan İslâm geldi de, onlar istemedikleri halde Allah’ın emri, yani İslâm dini üstünlük sağladı. 49 Ve onlardan kimi de: “Evde kalmam için bana izin ver, beni böyle-sine çetin bir sınava sokma” diyecektir. Haberiniz olsun ki, böyle bir istekte bu-lunmakla, zaten sınavı başından kaybetmiş ve kötülüğe yenik düşmüş oldular. Ve bunun bir sonucu olarak ta bilin ki, cehennem Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye devam edenlerin hepsini, ergeç kuşatacaktır.
50 Ey peygamber! Senin başına iyi bir hal gelse, onları üzüp tasalan-dırır. Ama sana bir kötülük ulaşsa, kendi kendilerine, “Biz önceden kendimiz için, savaşa katılmamakla gerekli tedbirleri almıştık” derler ve sevinç içinde dö-nüp giderler. 51 De ki: “Bizim başımıza, asla Allah’ın bizim için yazdığından başka bir şey gelmez. O bizim koruyucumuz ve dostumuzdur. O halde inanan-lar, sadece Allah’a güvenip dayanmalılar.” 52 De ki: “Bizim hakkımızda gözet-leyip, bekleye durduğunuz, iki iyilikten başkası mıdır? Yani ya gazi oluruz, ya da şehid. Ama biz “Allah’ın size ya bizzat kendi tarafından veya bizim elleri-mizle, bir azap ulaştırmasını gözlüyoruz. O halde siz de gözleyin ama bilin ki biz de sizinle birlikte gözleyeceğiz.” 53 De ki: “Allah’ın rızası görüntüsü altında ister gönüllü, ister gönülsüzce harcayın, bu sadakalar sizden asla kabul edil-meyecektir. Çünkü siz, ilâhî emirleri dinlemeyen, hak yolundan çıkmış bir top-luluksunuz.”
54 Sadakalarının kabul edilmesine engel olan sadece şudur: “Onlar Allah’ı ve O’nun elçisini tanımaktan kaçındılar, namaza da istemeyerek, üşene üşene geldiler, iyi amaçlar için yapılacak harcamaları da gönülsüzce yap-tılar. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (55-61) |
195 |
|
فَلاَ تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلاَ اَوْلاَدُهُمْ اِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ -55, وَيَحْلِفُونَ بِاللهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ -56, لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً اَوْ مَغَارَاتٍ اَوْ مُدَّخَلاً لَوَلَّوْا اِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ -57, وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِى الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ -58, وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَا اَتَيهُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللهُ سَيُؤْتِينَا اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَرَسُولُهُ اِنَّا اِلَى اللهِ رَاغِبُونَ -59, اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِى سَبِيلِ اللهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللهِ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -60, وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ اُذُنٌ قُلْ اُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذِينَ اَمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللهِ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -61,
7 55 Öyleyse onların geçici ekonomik ve sayısal çokluğu, seni im-rendirmesin. Allah bütün bunlarla dünya hayatında, onlara sadece azap etmek ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmiş oldukları halde iken canlarının çık-masını istemektedir.
56 O münafıklar sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Halbu-ki onlar, sizden değillerdir. Fakat onlar korkak bir topluluktur. 57 Oysa sığına-cak bir yer, yahut bir mağara, bir kovuk bulabilselerdi, önünü ardını düşünme-den, panik içinde dönüp oraya başlarını sokarlardı.
58 Onlardan kimi de, sadakaların bölüştürülmesi hususunda sana dil uzatır. Eğer o sadakalardan kendilerine, diledikleri bir şey verilirse hoşlanırlar, verilmezse de bakarsın kızıp öfkelenirler. 59 Oysa Allah’ın kendilerine verdiği ve O’nun elçisinin de verilmesini sağladığı şeylerle yetinip, hoşnut olsalardı ve “Allah bize yeter! Allah bolluk ve bereketinden bize dilediğini verecektir. O’nun elçisi de, bize o malların verilmesini sağlayacaktır. Doğrusu biz umutla ve yü-rekten, Allah’a yönelmişiz” deselerdi, bu onlar için elbette daha iyi olurdu.
/ 60 Devlet gelirlerinden olan zekatlar, Allah’tan bir farz olarak an-cak fakirlere, düşkünlere, zekat toplamakla görevli memurlara, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimselere boyunduruklarından kurtarılacak tüm insanlara, borçlarını ödeyemeyecek durumda olup, borca batmış kimselere, Allah uğruna girişilebilecek her türlü çabayı sarfedenlere ve yolda kalmış kimseler içindir. Allah herşeyi en iyi bilen ve herşeyi yerli yerince yapandır.
61 Yine o münafıklardan, o peygamber her söyleneni dinleyen bir ku-laktır, diyerek Peygambere eziyet edenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır, Allah’a inanıp, mü’minlere güveniyor. Çünkü içinizden iman edenler için Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir o. Ve Allah’ın elçisini yerip kınayan o kim-selere gelince, öte dünyada pek çetin bir azap bekliyor böylelerini. 8
|
|
196 |
113 / 9 TEVBE (62-68) |
Cüz : 10 |
|
يَحْلِفُونَ بِاللهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللهُ وَرَسُولُهُ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ -62, اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَاَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْىُ الْعَظِيمُ -63, يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ قُلِ اسْتَهْزِؤُا اِنَّ اللهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ -64, وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللهِ وَاَيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُنَ -65, لاَ تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ اِيمَانِكُمْ اِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ -66, اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللهَ فَنَسِيَهُمْ اِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ -67, وَعَدَ اللهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِىَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ -68,
7 62 O münafıklar, sizi hoşnut etmek için iyi niyetle edip eyledikleri konusunda, yüzünüze karşı Allah’a yemin ederler. Oysa gerçekten inanmış ol-salardı, herkesten önce Allah’ı ve O’nun elçisini hoşnut etmeye çalışmaları ge-rekirdi. 63 Hem bilmiyorlar mı ki, Allah’a ve O’nun elçisine karşı koyan kimse-yi, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi beklemektedir. İşte bu alçalma-nın en büyüğüdür.
64 Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri haber verecek bir sûrenin baş-larına inmesinden çekinip, endişe etmekteler. De ki: İstediğiniz gibi alay edin bakalım. Nasıl olsa Allah, tasalandığınız asıl şeyi er geç açığa vuracaktır.
65 Yine de sen onlara her türlü meselede soracak olsan, mutlaka şöyle cevap verirler: “Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle, O’nun Rasûlü ile mi alay ediyordunuz?”
66 Boşuna anlamsız mazeret ileri sürmeyin. Böylece sizler iman ettiğinizi açıkladıktan sonra, düpedüz gerçekleri inkâr etmiş oldunuz. Bu olayla ilgi derecesine göre, içinizden bir kısmınızın günahını bağışlasak bile, günah-lara gömülüp gitmelerinden dolayı, diğerlerini azaba uğratacağız.
/ 67 Münafıkların erkek ve kadın hepsi aynı türden, aynı yapıda birbirlerinin kopyasıdırlar. Kötülüğü emreder, iyilikten alıkorlar ve ellerini cimri-liklerinden dolayı, sımsıkı tutarlar. Allah’ı umursamazlar, Allah ta onları gözden çıkarır. Şüphesiz ki münafıklar, ilâhî buyrukları çiğneyip, günaha gömülüp gi-den kimselerdir.
68 Hem erkek ve hem kadın münafıklara, hem de Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere Allah, içinde yerleşip kalacakları cehennemi va-adetmiştir. Onların payına düşecek olan budur. Allah onları rahmetinden uzak tutmuştur ve devamlı bir azap beklemektedir onları. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (69-72) |
197 |
|
كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَاَكْثَرَ اَمْوَالاً وَاَوْلاَدًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلاَقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلاَقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلاَقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِى خَاضُوا اُولَئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ -69, اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرَهِيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ -70, وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَوةَ وَيُطِيعُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ اُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللهُ اِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ -71, وَعَدَ اللهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللهِ اَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -72,
7 69 Ey münafıklar! Sizler tıpkı kendinizden evvel yaşayıp giden, münafık kimseler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha güçlü, servetçe sizden daha zengin ve sayıca daha kalabalıktılar. Onlar bu dünyadan kendi paylarını aldılar. Siz de kendi payınızı alıp yararlandınız; tıpkı sizden öncekilerin payları-nı aldıkları gibi. Ve işte siz de, tıpkı onlar gibi çürük ve asılsız davalara dalıp gittiniz. İşte bunların amelleri hem dünyada, hem de ahirette boşa gitti ve işte bunlardır kaybedenler. 70 O halde hiç göz önüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerinin başlarına gelenleri, Nuh toplumunun başlarına gelenleri, Ad ve Semud toplumlarının başına gelenleri, İbrahim toplumunun, Medyen halkının altüst olmuş o şehirlerin başına gelenleri? Bunların hepsine kendi içlerinden çıkarılan elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi. Fakat bu top-lumlar onlara karşı çıktılar, dolayısıyla Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmederek, yaratılış gayelerine aykırı hareket etmişlerdi.
71 Erkek ve kadın mü’minlere gelince, onlar birbirlerinin yakını ve dostlarıdırlar; hep iyi ve doğru olanın yapılmasını emrederler, kötü ve zararlı o-lanın yapılmasına engel olurlar; ve onlar namazlarında kararlı ve devamlıdır-lar, zekatlarını verirler. Allah’a ve O’nun elçisine yürekten bağlılık gösterirler. İşte bunlardır, Allah’ın rahmetiyle kuşatacağı kimseler. O Allah ki, en yüce ikti-dar sahibi olan ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapan. 72 Allah inanan erkekle-re ve kadınlara içinde yerleşip kalacakları, içlerinde derelerin, ırmakların çağıl-dadığı cennetleri vaadetmiştir. Ayrıca Adn cennetlerinde güzel, gönül çekici konaklar da vaadetmiştir. O gün orada Allah’ın razı olması ise hepsinden bü-yük bir nimet. İşte budur en büyük ve en yüce bahtiyarlık.
|
|
198 |
113 / 9 TEVBE (73-79) |
Cüz : 10 |
|
يَآاَيُّهَا النَّبِىُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَيهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ -73, يَحْلِفُونَ بِاللهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلاَمِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا اِلاَّ اَنْ اَغْنَيهُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللهُ عَذَابًا اَلِيمًا فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِى اْلاَرْضِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -74, وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللهَ لَئِنْ اَتَينَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ -75, فَلَمَّا اَتَيهُمْ مِنْ فَضْلِهِ بَخِلُوا بِهِ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ -76, فَاَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِى قُلُوبِهِمْ اِلَى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا اَخْلَفُوا اللهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ -77, اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَيهُمْ وَاَنَّ اللهَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ -78, اَلَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِى الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ اِلاَّ جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -79,
/ 73 Ey peygamber! Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle ve münafıklarla, yılmadan savaş ve onlara karşı kararlı, çetin ol. Pişman olup tevbe etmezlerse, varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir duraktır orası.
74 Münafıklar, senin hakkında kötü birşey söylemedikleri konusunda, Allah’a yemin ediyorlar. Andolsun ki, o küfür sözünü söylediler. İslâm olduktan sonra, gerçekleri örtbas ederek kâfir olmuş oldular ve başaramadıkları bir şeye, yani peygamberi öldürmeye de yeltendiler. Halbuki peygambere ve mü’minlere karşı, kin besleyip intikam almaya yeltenmeleri için, Allah ile peygamberinin kendi-lerini zenginleştirmiş olmasından başka, meydanda bir sebep de yoktu. Bundan sonra eğer pişman olup tevbe ederlerse, bu onların kendi iyiliklerine olacaktır. A-ma yüz çevirirlerse, Allah onları hem bu dünyada, hem de öte dünyada, pek çetin bir azaba uğratacak ve onlar bu dünyada kendilerine ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulacaklardır.
75 Ve o münafıklar arasında, “Doğrusu eğer Allah, bize cömertliğinden birşeyler bahşederse, şüphesiz biz de hayır yollarına harcar, dürüst ve erdemli kimselerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de var. 76 Fakat böyleleri, Allah cö-mertliğiyle kendilerine birşey verir vermez, hemen ona cimrice sarılır, ettikleri bü-tün yeminlerden inatla geri dönerler. 77 Bunun üzerine Allah da, kendisiyle karşı-laşacakları güne kadar, içlerinde taşıyacakları bir ikiyüzlülük sokar onların kalple-rine. Bu onların Allah’a verdikleri sözü, yerine getirmekten geri durmaları ve yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmeleri yüzündendir.
78 O münafıklar bilmiyorlar mı ki, onların bütün sırlarından, bütün gizli görüşmelerinden Allah’ın haberi var? Ve yine bilmiyorlar mı ki, Allah insan idrakini aşan şeyler hakkında da, eksiksiz bilgi sahibidir.
79 Bu münafıklar, Allah yolunda vermekle yükümlü olduğundan fazlasını veren zengin mü’minlere, hem de mevcut güçlerinin elverdiği mütevazi şeylerin dı-şında verecek şeyler bulamayan, fakir mü’minlere dil uzatıp, onlarla alay eden kimselerdir. Allah onların bu alay ve küçümsemelerini, geri çevirecek ve maskara-ya çevirecektir onları. Nitekim onlar için pek çetin bir azap vardır. 8
|
|
Cüz : 10 |
113 / 9 TEVBE (80-86) |
199 |
|
اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لاَ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللهُ لَهُمْ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ -80, فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلاَفَ رَسُولِ اللهِ وَكَرِهُوا اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ اللهِ وَقَالُوا لاَ تَنْفِرُوا فِى الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ اَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ -81, فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلاً وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -82, فَاِنْ رَجَعَكَ اللهُ اِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِىَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِىَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ -83, وَلاَ تُصَلِّ عَلَى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلاَ تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ -84, وَلاَ تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلاَدُهُمْ اِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ -85, وَاِذَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اَمِنُوا بِاللهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُولُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ -86,
7 80 Şimdi o münafıkların bağışlanmaları için, Allah’a ister dua et, ister etme, hiç birşey değişmeyecektir. Onlar için istersen, yetmiş kez af dile, Allah’ı ve O’nun elçisini inkâra yeltenmelerinden dolayı Allah onları bağışlama-yacaktır. Çünkü Allah, böylesine kötülüğe batmış bir toplumu, doğru yola çı-karmaz.
/ 81 Geride kadın ve çocuklarla bırakılan bu münafık kimseler, Allah elçisinin sefer için ayrılmasının ardından, kendilerinin savaştan uzak kal-malarına sevindiler. Çünkü Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmak dü-şüncesi, bunların hoşuna gitmiyor ve hatta birbirlerine “Bu sıcakta savaşa çık-mayın” diyorlardı. De ki: “Cehennem ateşi, çok daha sıcaktır.” Tabii bu gerçeği kavrayabilirlerse.
82 Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak, az gülsünler çok ağ-lasınlar.
83 Eğer Allah, seni Tebük savaşından döndürür de, onlardan bir gu-rupla karşılaşırsan, onlar da başka bir savaşa çıkmak için, senden izin isterler-se, de ki: Artık benimle birlikte, hiçbir zaman çıkmayacaksınız ve benimle bir-likte hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız. Çünkü siz, ilk önce evinizde oturma-ya razı oldunuz, artık geride kalanlarla birlikte hep oturun…
84 Ey peygamber! O münafıklardan, ölen kimsenin asla namazını kıl-ma, mezarı başında da ne maksatla olursa olsun, durma sakın. Çünkü onlar, Allah’ı ve O’nun elçisini inkâr ettiler ve ilâhî buyrukları hiçe sayarak çiğneyip can verdiler.
85 Onların dünyevî zenginlikleri ve çocuklarının çokluğundan umduk-ları bahtiyarlık, seni imrendirmesin. Allah bütün bunlarla dünyada onları, azaba uğratmayı ve kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
86 Allah’a iman edin ve peygamberiyle birlikte savaşın, diyen bir sûre indiği zaman, onlardan servet sahipleri, senden izin isterler. Bizi bırak ta, sa-vaştan geri kalanlarla birlikte kalalım derler. 8
|
|
200 |
113 / 9 TEVBE (87-93) |
Cüz : 10 |
|
رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لاَ يَفْقَهُونَ -87, لَكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاُولَئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ -88, اَعَدَّ اللهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -89, وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ اْلاَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -90, لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلاَ عَلَى الْمَرْضَى وَلاَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ اِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِنْ سَبِيلٍ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ -91, وَلاَ عَلَى الَّذِينَ اِذَا مَا اَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لاَ اَجِدُ مَا اَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَاَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا اَلاَّ يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَ -92, اِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ اَغْنِيَاءُ رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ -93,
7 87 Geride kalanlarla beraber olmaya istekli çıktılar da, bu yüzden onların kalpleri mühürlendi; öyle ki artık hakkı kavrayamazlar.
88 Fakat o peygamber ve onunla birlikte bulunan mü’minler mallarıy-la, canlarıyla savaştılar. İşte öte dünyada en üstün armağanlara kavuşacak olanlar bunlardır; sonu gelmez bir mutluluğa erişecek olanlar da bunlardır. 89 Allah içlerinde derelerin, ırmakların aktığı ve sonsuza kadar yaşanacak, cen-netler hazırlamıştır onlar için; işte en büyük kurtuluş da budur.
/ 90 Ve bu arada, savaştan bağışlanmalarını istemeleri yönünde, arzedilecek birtakım özürleri olan bedevîler, izin almak için peygambere gel-diler. Allah’ı ve O’nun elçisini yalanlamaya kalkışanlarsa, sadece evde kal-makla yetindiler. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere, pek çetin bir azap gelip çatacaktır.
91 Zayıflar, hastalar ve kendilerine savaş için donanım sağlama im-kanına sahip olmayanlar, Allah’a ve O’nun elçisine karşı bağlı kalıp, hayırlı davrandıkları takdirde, sorumlu tutulmayacaklardır. İyilik yapanları, sorumlu tutmak için bir sebep yoktur. Çünkü Allah çok acıyıp, esirgeyen ve gerçek ba-ğışlayandır. 92 Ve sana kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, “Sizi bindirecek birşey bulamıyorum” dediğin zaman, bu yolda harcayacak im-kanları olmadığı için, üzüntüsünden gözleri yaşararak dönüp gidenler de, so-rumlu tutulmayacaklardır.
93 Yalnızca savaşa katılmak için, her bakımdan müsait ve varlıklı ol-dukları halde, senden katılmamak yönünde izin isteyenler, haklı olarak kınanıp sorumlu tutulabilir. Böyleleri geri kalanlarla birlikte oturup kalmaya razı oldular. Allah da bu yüzden, onların kalplerini mühürledi. Öyle ki, artık ne yaptıklarını ve sonlarının ne olacağını bilmiyorlar. 8
|
|
Cüz : 11 |
113 / 9 TEVBE (94-99) |
201 |
|
يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْ قُلْ لاَ تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -94, سَيَحْلِفُونَ بِاللهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْ اِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَيهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -95, يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَاِنَّ اللهَ لاَ يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ -96, اَلاَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَاَجْدَرُ اَلاَّ يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا اَنْزَلَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -97, وَمِنَ اْلاَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -98, وَمِنَ اْلاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلاَخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ اَلاَ اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللهُ فِى رَحْمَتِهِ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -99,
7 94 Münafıklar, savaştan döndüğünüz vakit, sizden özür dilerler. De ki: Asılsız özürler ileri sürmeyin, çünkü size inanmıyoruz. Allah sizin hakkı-nızda, gerekli bilgiyi bize vermiş bulunuyor. Zaten Allah ve elçisi bundan son-raki yapıp edeceklerinize bakacak, sonra gizli ve açık herşeyi, hakkıyla bilen Allah’a dödürüleceksiniz de, O size neler yapıyordunuz, hepsini haber vere-cektir. 95 Savaştan o münafıkların yanına döndüğünüz zaman, kınama ve a-yıplamadan vazgeçesiniz diye, Allah adına yemin edecekler. O halde bırakın peşlerini, çünkü tiksinti veren kimselerdir onlar. Kazandıkları işlerin cezası ola-rak da, varacakları yer cehennemdir. 96 Sizi hoşnut etmek için yemin edecek-lerdir ama siz onlardan hoşnut olsanız bile bilin ki, Allah ilâhî sınırları aşıp, ita-at dışında kalanlardan asla razı olmayacaktır.
97 Bedevîler, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etme ve iki yüzlülük bakımından, diğerlerinden daha beter ve Allah’ın Rasûlüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah böyle diyorsa, bu böyledir; çün-kü Allah, herşeyi bilen ve her yaptığını yerli yerince yapandır. 98 Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah yolunda harcayacağını, angarya sayar ve sizin başını-za belaların gelmesini bekler. Bekledikleri o kötü bela, kendi başlarına gelmiş-tir. Allah onların söylediklerini pek iyi işiten ve belaların kimin başına geleceği-ni çok iyi bilendir. 99 Ama bedevîler arasında, Allah’a ve ahiret gününe ina-nan, Allah yolunda harcadıklarını, kendilerini Allah’a yaklaştıran ve peygambe-rin dualarına layık olmaya vesile olarak görenler de var. Dikkat edin! İşte bu Allah’ın onlara yakınlık göstermesi için, gerçek bir vesile olacaktır. Çünkü Allah onları, rahmetiyle kuşatacaktır. Gerçek şu ki, Allah çok bağışlayan ve çok acı-yandır.
|
|
202 |
113 / 9 TEVBE (100-106) |
Cüz : 11 |
|
وَالسَّابِقُونَ اْلاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَاْلاَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِىَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى تَحْتَهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -100, وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ اْلاَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لاَ تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ -101, وَاَخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلاً صَالِحًا وَاَخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ -102, خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ -103, اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -104, وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ -105, وَاَخَرُونَ مُرْجَوْنَ لاَمْرِ اللهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -106,
/ 100 Zulüm ve kötülüğün egemen olduğu memleketten göç eden-ler ile, dine ve göç edenlere sahip çıkan ve koruyanların önde gelenlerine ve bir de iyilik, doğruluk yolunda onları izleyenlere gelince, Allah onlardan hoşnut-tur ve onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Ve O, onlar için içlerinde yerleşip, sonsuza kadar yaşayacakları dere ve ırmakların çağıldadığı cennetler hazırla-mıştır. İşte en büyük bahtiyarlık budur.
101 Çevrenizdeki bedevîlerden ve Medîne halkından, iki yüzlülüğe iyice alışmış insanlar vardır. Sen onları her zaman tanımıyorsun, ama biz on-ları biliyoruz. Onlara bu dünyada rüsvaylık, ölüm, pişmanlık gibi sıkıntılarla iki defa azap edeceğiz. Sonra da onlar, ahiretin büyük azabına terkedileceklerdir.
102 Tebük seferine katılamayanlardan diğer bir kısmı da, günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah bunların tevbesini kabul eder. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır. 103 Bunun içindir ki, ey Peygamber! Bundan sonra artık onların mallarından zekat al ki, bununla onları günahlarından temizleyesin, onların sevaplarını artırıp, yücelte-sin ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlar için bir huzur vesilesi olacaktır; ve bütün bunların da üstünde bil ki; Allah herşeyin ve herkesin özünü bilen, mutlak bilgi sahibi olarak olup-biten herşeyi işitmektedir.
104 Bilmiyorlar mı ki, kulların tevbesini kabul eden Allah’tır. Sadaka-ları da alıp kabul eden O’dur. Ve iyi bilin ki, tevbeleri çok kabul eden ve kulları-na acıyan da O’dur.
105 De ki ey peygamber: “Ey münafıklar! Yapın, yapmak istediğinizi. Çünkü tüm hareket ve çabalarınızı Allah da, Rasûlü de, mü’minler de görüp gerekeni yapacaklardır. Sonra da gizli açık herşeyi bilen Allah’ın huzuruna çı-karılacaksınız ve O da size yapageldiğiniz şeyleri bir bir haber verecektir.”
106 Tebük seferine katılmayanlardan başka bir kısmı da, Allah’tan gelecek bir emir için bekletiliyorlar. Allah dilerse onlara azap eder veya tevbe nasip edip, pişmanlıklarını kabul eder. Allah mutlak ve sınırsız bilgi sahibi olup, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır. 8
|
|
Cüz : 11 |
113 / 9 TEVBE (107-111) |
203 |
|
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَا اِلاَّ الْحُسْنَى وَاللهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -107, لاَ تَقُمْ فِيهِ اَبَدًا لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ -108, اَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِى نَارِ جَهَنَّمَ وَاللهُ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -109, لاَ يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِى بَنَوْا رِيبَةً فِى قُلُوبِهِمْ اِلاَّ اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ -110, اِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِى سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْرَيةِ وَاْلاِنْجِيلِ وَالْقُرْاَنِ وَمَنْ اَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِى بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ -111,
7 107 Birtakım zararlı eylemlerde bulunmak, insanları İslâm’dan çe-virmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah ve O’nun elçi-sine karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme yeri sağlamak için, ayrı bir mescid kuran münafıklar da var. Bunlar size, muhakkak şöyle yemin ede-cekler: “Biz bu mabedi yapmakla, ancak iyilik arzu ettik.” Oysa Allah onların yalancı olduklarına bizzat şahittir.
108 Ey peygamber! Böyle bir yere asla adımını atma. İçine adım ata-cağın en uygun mescit, daha ilk günden beri, Allah’tan yana sağlam bir bilinç ve duyarlılık temeli üstünde yükseltilen mesciddir ki, orada arınmak isteğiyle dolup taşan adamlar vardır. Allah da zaten kendini arındıranları sever.
109 O halde hangisi daha iyidir? Yapısını, Allah’a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ve O’nun hoşnutluğunu kazanma çabası üzerinde yükselten mi yoksa kaygan bir yar kenarına kuran ve sonra da onunla beraber yuvarla-nıp, cehennem ateşini boylayan mı? Allah yaratılış gayesine aykırı hareket e-denleri, doğru yola iletmez. 110 Böylelerinin kurduğu mescid, kalpleri parçala-nıp ölünceye kadar yüreklerinde devamlı olarak bir huzursuzluk kaynağı ol-maktan öteye gitmeyecektir. Bu gerçekleri böylece açıklayan Allah, sınırsız bil-gi sahibi olup, her yaptığını yerli yerince yapandır.
/ 111 Bilesiniz ki, Allah yolunda savaşan, öldüren ve öldürülen mü’minlerden, Allah, canlarını ve mallarını satın almıştır; hem de karşılığında onlara cenneti vaadederek. Bu O’nun yerine getirilmesini Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da bizzat güvence altına aldığı gerçek bir vaattir. Kimdir verdiği sözü Allah’tan iyi tutan? O halde yaptığınız alım satımdan dolayı, müjdelenip sevi-nin; çünkü en büyük kurtuluş ve bahtiyarlık budur. 8
|
|
204 |
113 / 9 TEVBE (112-117) |
Cüz : 11 |
|
اَلتَّآئِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّآئِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ اْلاَمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ -112, مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَالَّذِينَ اَمَنُوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا اُولِى قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ -113, وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرَهِيمَ لاَبِيهِ اِلاَّ عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا اِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّاَ مِنْهُ اِنَّ اِبْرَهِيمَ لاَوَّاهٌ حَلِيمٌ -114, وَمَا كَانَ اللهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَدَيهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ اِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ -115, اِنَّ اللهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يُحْيىِ وَيُمِيتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ نَصِيرٍ -116, لَقَدْ تَابَ اللهُ عَلَى النَّبِىِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَاْلاَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُفٌ رَحِيمٌ -117,
7 112 Bu alışverişi yapanlar: Pişmanlık içinde tevbe ederek Rab-lerine yönelenlerdir. O’na yürekten kulluk edenlerdir. O’nu coşkuyla övenler ve O’nun hoşnutluğunu aramaya, durmaksızın devam edenler, O’nun önünde eğilen ve O’nun önünde yere kapananlar, doğru ve güzel olanın yapılmasını emredenler, eğri ve kötü olanın yapılmasına engel olanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları gözetenlerdir bunlar. Öyleyse ey peygamber! Allah’ın bu vaadiyle müj-dele, bütün o mü’minleri.
113 Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran kimselerin cehennemlik oldukları besbelli olduktan sonra, yakın akrabalar olsa bile, onların bağışlan-malarını dilemek, artık ne peygambere, ne de iman edenlere yakışır. 114 İb-rahim’in buna benzer bir durumda babasının bağışlanması için yaptığı duaya gelince, bu sadece onun babasına daha sağlığında vermiş olduğu bir söze da-yanıyordu. (Bunun için bkz. 19/47-48; 60/4; 26/86-87 ayetleri) Babasının sırf bir Allah düşmanı olduğu ona belli olunca, İbrahim ondan ilgisini kesip, uzaklaştı. Zaten İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu biri idi.
115 Allah doğru yola ilettikten sonra, ne gibi şeylerden sakınmaları gerektiğini bir topluma açıklamadıkça, onları doğru yoldan saptıracak değildir. Gerçek şu ki, Allah herşeyi aslıyla ve bütünüyle bilir.
116 Şüphe yok ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca Allah’ındır. Hayatı bahşeden de, ölümü takdir eden de yalnız O’dur. Allah’tan başka sizi koruyabilecek ve yardım edebilecek kimse yoktur.
117 Gerçek şu ki, mü’minlerden bir kısmının, kalpleri kaymak üzerey-ken Allah, peygamberi sıkıntılı bir zamanda, O’na uyan muhacirleri ve ensarı affetti sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü o Allah, gerçekten mü’min-lere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. 8
|
|
Cüz : 11 |
113 / 9 TEVBE (118-122) |
205 |
|
وَعَلَى الثَّلَثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ اْلاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لاَ مَلْجَأَ مِنَ اللهِ اِلاَّ اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ -118, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ -119, مَا كَانَ لاَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ اْلاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللهِ وَلاَ يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ لاَ يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلاَ نَصَبٌ وَلاَ مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ اللهِ وَلاَ يَطَؤُنَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلاَ يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلاً اِلاَّ كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللهَ لاَ يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ -120, وَلاَ يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلاَ كَبِيرَةً وَلاَ يَقْطَعُونَ وَادِياً اِلاَّ كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -121, وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلاَ نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِى الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ -122,
7 118 Ve savaştan geriye kalan üç kişinin (ki onlar: Ka’b b. Mâlik, Hi-lâl b. Ümeyye, Mürâre b. er-Rabî’dir.) de tevbesini kabul etti. Yeryüzü genişliğine rağmen, onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah’tan, yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da, yine merhametle o üç kişiye yöneldi ki, pişmanlık duyup tevbe etsinler; çünkü kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi, acıması-esirge-mesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden, yalnızca Allah’tır.
/ 119 Ey iman edenler! Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalı-şın; ve doğrulardan olun ve hem de doğrularla beraber olun.
120 Ne Medîne halkının, ne de onların çevresinde bulunan bedevî Arapların, savaş ve diğer hususlarda, Allah’ın Rasûlünden geri kalmaları ve onun canından önce, kendi canlarının kaygısına düşmeleri, onlara yakışmaz. Çünkü onlar, Allah yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk, ya da açlık çekse-ler veya kâfirlerin öfkesini kabartacak bir yere ayak bassalar ve düşmana karşı bir başarı sağlasalar, mutlaka karşılık olarak iyi bir iş yaptıkları yazılır. Çünkü Allah, iyilik yapanların emeklerini asla boşa çıkarmaz, mutlaka onları mükafat-landıracaktır.
121 Ve yine o mü’minler, az ya da çok, Allah için ne zaman bir har-camada bulunsalar, yeryüzünde Allah için ne zaman bir yol alsalar, bu onların hesabına sevap olarak kaydedilmektedir ki, Allah onları yaptıklarının en güze-liyle mükafatlandırsın.
122 Bütün bunlarla birlikte, savaş zamanı mü’minlerin hepsinin top-tan savaşa çıkması doğru olmaz. Onların arasında her guruptan bazılarının sı-cak savaştan geri kalmaları, bunun yerine din hakkında derin ve sağlam bir bil-gi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve böylece savaştan dönen kardeşle-rini aydınlatmaya çalışmaları, aynı zamanda savaş ortamında hayatı anlayan-ların bu bilgileriyle geride kalanları eğitip uyarmaları daha yerinde olacaktır. Böylece onlar da, kötülüklere karşı kendilerini daha iyi korumuş olacaklardır. Bir başka savaşta da bu savaştan geri kalanların savaşa katılıp diğerlerinin bu işi yapması hayatı tanımak açısından daha uygundur.
|
|
206 |
113 / 9 TEVBE (123-129) |
Cüz : 11 |
|
يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ -123, وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ اِيمَانًا فَاَمَّا الَّذِينَ اَمَنُوا فَزَادَتْهُمْ اِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ -124, وَاَمَّا الَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ -125, اَوَلاَ يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ -126, وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلَى بَعْضٍ هَلْ يَرَيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَفْقَهُونَ -127, لَقَدْ جَاءَ كُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ -128, فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ -129,
/ 123 Ey iman edenler! Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler-den size coğrafi ve soy yönünden yakın olanlarla savaşın; öyle ki sizi kendileri-ne karşı sert ve dirençli bulsunlar; ve bilin ki Allah, yolunu Allah ve kitabıyla bulanlarla beraberdir. 124 Ne zaman bir sûre indirilse, münafıklar arasından: “Bu haber hanginizin imanını pekiştirip artırdı” diye küçümseyerek soran birile-ri, çıkar. Ama iman edenlere gelince inen sûreler, onların imanlarını artırır ve onlar Allah’ın kendilerine ulaştırdığı müjdenin sevincini duyarlar. 125 Öte yan-dan kalplerinde bir hastalık bulunanlarınsa, her yeni haber inançsızlıklarına inançsızlık katar ve böylece Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eder bir yaşantıy-la ölüp giderler. 126 Görmüyorlar mı o münafıklar, her yıl bir iki defa çeşitli be-lalarla sınanıyorlar, yine de tevbe edip, ibret alıp Allah’ı anmıyorlar? 127 Öyle ki, ne zaman bir sûre indirilse, “Kalplerinizde olanı bilebilecek veya sizi göre-cek biri mi var?” der gibi birbirlerine bakıyor, sonra da sıvışıp gidiyorlar. Ger-çekleri kavrayamayacak bir topluluk olmalarından dolayı Allah, onların kalpleri-ni haktan ve imandan çevirmiştir.
128 Gerçek şu ki ey insanlar! Size kendi aranızdan bir elçi gelmiştir ki, sizin öte dünyada çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan dolayı kendini büyük yük altında hisseden; ve size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir O. 129 Fakat bütün bunlara rağmen, onlar yine de inan-maktan ve senden yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O’ndan başka ger-çek ilah yok, hep O’na dayanıp, O’na güvendim. Çünkü O’dur en yüce hüküm-ranlığın Rabbi.”
İslami Okul Okulların En Önemlisi