YİNE MİRAÇ BAHSİ - 14. Sayfa
YİNE MİRAÇ BAHSİ
Milli Gazete - 4 Şubat 2003
"Hamidullah hocanın hiçbir eserinde miracı inkâr ettiğine ben rastlamadım."
CEVAP
"Pes doğrusu. Hamidullahın miracı manevi olarak olduğunu beden ile olmadığını bizzat siz bu yazınızda söylemediniz mi? Kudüse gittiği ayetle sabit olan bir husus için, manevi olarak gitti demek ayeti inkârdan başka nedir ki?"
Miraç diye bir hadisenin hiç vuku bulmadığını söylemekle, bu olayın "ruhen" gerçekleştiğini söylemek arasındaki farkı burada uzun uzadıya izaha girişmenin gereksiz olduğu açık. (Bkz. Abdülganî el-Meydânî, Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, 75) Konuyla ilgili hemen her eserde Mirac'ın ruhen gerçekleştiği görüşünün Hz. Aişe (r.anha) validemiz, Hz. Mu'âviye (r.a) ve Tabiun'dan Hasan-ı Basrî (rh.a)'e nisbet edildiğini biliyoruz. Her ne kadar bu görüşün onlara nisbeti tartışılmış ise de (bkz. İbn Dıhye, el-İbhâc, 78-9; Ali el-Karî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 410 vd.), şahsen Mirac'ın ruhî olarak gerçekleştiğini söylemenin Mirac'ı –ve dolayısıyla İsra ayetini– inkâr anlamına geleceğini söyleyen bir alim bilmiyorum.
"Merhum A. Davudoğlu hoca, Din Tahripçileri'nde Hamidullah'a 1,5 sayfadan daha az bir yer ayırmış (249-50) ve orada Hamidullah'ın bir tek eserinden –isim vermeden– bahsetmiştir. Söylediklerinin çoğu yorum ağırlıklıdır."
CEVAP
"Bu ifadelerinizde sanki rahmetli Davudoğlu hocanın, Hamidullaha iftira ettiği anlaşılıyor. Merhum Davudoğlu hocanın Hamidullah ile ne alıp vereceği var da iftira etsin. Yani Davudoğlu hoca ve üstad Necip Fazıl, hiç onun eserlerini incelemeden mi tenkit etmişlerdir? Biz onun kitaplarına hiç mi bakmadık?"
Benim yukarıdaki sözlerimden, merhum Davudoğlu hocanın Hamidullah'a iftira ettiğini söylediğim şeklinde bir sonuç çıkarmak nasıl mümkün olmuştur anlayamadım. En iyisi merhum Davudoğlu hocanın yazdıklarını aynen aktararak, benim yukarıdaki ifademin mi, yoksa muhatabımın bu ifadeden çıkardığı sonucun mu doğru olduğunu birlikte görelim:
"Hamidullah'a göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) kırk yaşına kadar gezmiş; birçok memleketler görmüş; o memleketlerin âdet ve geleneklerinden istifade etmiş; sonra peygamber olmuş. Yani kırk yıl malûmat toplamış; sonra Kurân'ı yazmış demek istiyor. Eserde melek, vahiy, inzal gibi şeylerden bahis yok. Bu gibi şeyler tevile benzer, lâstikli sözlerle yaldızlanıvermiş. Zaten sayın Profesörün, kendine mahsus bir mezhebi olduğunu, ömrünü Paris'te Fransızlara hizmetle geçirdiğini işitirdim. Profesör Hamidullah eserinde Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve selem) Habeşistan'a, hatta Çin'e gitmiş olması imkânından bahsediyor. Mevzu bir hadis olan "İlmi Çin'de de olsa arayınız" sözünün ona nisbet edildiğini söyleyerek müddeasına istidlâl etmek istiyor. Hülasa eserleri memleketimizde pek yaygın olan bu Profesörün kitapları da büyük bir ihtiyatla okunmalıdır."(Din Tahripçileri, 249-50)
Merhum Davudoğlu hocanın bu ifadelerine ilk değindiğim yazıda (28 Aralık) Hamidullah'ın konuyla ilgili söylediklerinden birkaç cümle aktarmıştım. Başka pek çok ifadesi de mevcut. Keşke merhum Davudoğlu hoca o kitabın adını zikretseydi de durumu netleştirebilseydik...
(Devam edecek)
İslami Okul Okulların En Önemlisi