| HADİS TETKİKLERİ
DERGİSİ-2
Milli Gazete - 27 Mart 2004
İslamî ilimler sahasında cereyan eden ve kitle
iletişim vasıtaları marifetiyle kitleyi de içine çeken yoğun
tartışmaların yol açtığı fikrî ve hatta "itikadî" bulanıklık, ancak
yine aynı vasıtalar yoluyla yerini "durulma"ya bırakacaktır.
Özellikle çekirdek kadrosunu akademisyenlerin oluşturduğu dergiler
–ki önceleri bir anlamda "kapalı devre" yayın yaparken, bilahare
geniş kitleleri yönlendirici bir özelliğe kavuşmuşlardır– böyle bir
ortamın oluşmasına inkârı mümkün olmayan bir katkı bahşetti!
Elbette ilim adamının görevi "araştırmak"tır ve
vardığı sonucu ilim aleminin dikkatine sunmak onun en tabii hakkı,
hatta sorumluluğudur. Ancak herhangi bir görüş veya düşüncenin geniş
toplum kesimlerine yansıtılmadan önce ilmî çevrelerce gerekli ölçüde
tartışılması bir zorunluluktur. Konunun ilgilileri tarafından her
yönüyle eleştiri süzgecinden geçirildikten ve sahibi tarafından bu
eleştiriler doğrultusunda yeniden ve yeniden gözden geçirildikten
sonradır ki o görüş veya düşünce topluma yansıtılır. Zira yazıya
dökülen her düşünce "kalıcı" hale getirilmiş, hele de iletişim
vasıtaları yoluyla kitlelere ulaştırılmış olmakla, tabir yerindeyse
artık kontrolden çıkmıştır. Nerede, nasıl bir etki oluşturacağı ve
kitleleri nasıl yönlendireceği asla tam olarak kestirilemez...
Böyle bir ahvalde bir süre "tek kanallı" yayın
yapan ilmî dergilere şahit olduk. Allahtan, durumu dengeleyici
periyodiklerin zuhuru için fazla beklemek gerekmedi. Hatta Tasavvuf
dergisi örneğinde olduğu gibi belli bir ihtisas alanıyla sınırlı,
dolayısıyla derinlikli dergiler çıktığını görmek doğrusu içimize su
serpti.
Hadis Tetkikleri Dergisi de içimizi serinleten
soluklardan birisi olarak yayın hayatındaki yerini aldı çok şükür.
Altı ayda bir yayımlanacak olan HTD'nin Yayın ve Danışma kurullarını
yurt içinden ve dışından isim yapmış akademisyenlerin oluşturması,
derginin ciddiyet ve seviyesini göstermek için yeterli olmakla
birlikte, Hadis sahasının ilgilisi herkesi olduğu gibi beni de
yakından ilgilendiren muhtevasını oluşturan makalelerin her birinden
–kısa da olsa– ayrı ayrı söz etmek istiyorum.
Editör imzasıyla yazdığı sunuş yazısında "...
Yaşanan bunca tecrübe, meselelerin, gerek krizin kaynağı, gerekse
krizden etkilenenler açısından daha geniş ve kuşatıcı bir bakış
açısıyla, akademik bir zeminde ve uluslar arası boyutta ele
alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu anlamda, tayin edici rolünü ve bu
doğrultuda şekillenmiş ayırt edici ilmî niteliklerini çoktan
unuttuğumuz, buna bağlı olarak da inşâî yönünü görmek ve takdir
etmekten aciz kaldığımız değerlerimizin yeniden keşfi ve bunların
ihtiyaçlara göre yeniden yorumu kanaatimizce yaşanan düşünce krizini
aşmada belirleyici bir rol oynayacaktır..." diyerek yayın çizgisini
ortaya koyan Doç. Dr. İbrahim Hatiboğlu'nun ardından Doç. Dr.
Mustafa Ertürk, "Nebevî Sünnet'in Târihî Gerçeklikteki Konumu
Açısından 'Kur'an İslâm'ı' Söyleminin İlmî Değeri" başlıklı
makalesinde, özellikle son yıllarda "Kur'an'a dönüş", "Kur'an
İslamı", "Kur'an'daki İslam"... gibi söylemlerle geniş kitleleri
etkileyen bakış açısını teşrih masasına yatırıyor. Bu söylemin
tarihî arka planını verdikten ve günümüzdeki durumu özetledikten
sonra şu tesbiti yapıyor:
"Ancak gerek tarihte gerekse günümüzde İslâm
dünyasının değişik bölgelerinde bu ve benzeri söylemleri dile
getirenlerin tamamının Hz. Peygamber'in sünnetini reddetme
eğiliminde olmadıklarını, daha ziyade hadislere/rivayetlere tenkidî
açıdan yaklaşılması gerektiği görüşünü taşıdıklarını söylemekte
fayda vardır."
Doç. Dr. Ertürk'ün bu tesbiti, özellikle
günümüzdeki muhataplarının "Sünnet inkârcısı" olarak yaftalanmaktan
hayli şikâyetçi oldukları göz önünde bulundurulduğunda doğrunun
ifadesi olmaktadır. Ancak kendisinin de makalesinin ilerleyen
bölümlerinde ortaya koyduğu gibi "gerek tarihî gerçeklikleriyle
bağlantısı koparılarak gerekse kendi içerisindeki tutarsızlıklarıyla
Nebevî Sünnet'in yok sayılıp oluşturulmaya çalışıldığı Kur'an İslamı
söyleminin (keşke daha güzel ifade edilseydi, E.S.) anlamlılığından
ve ilmîliğinden bahsetmenin ve onun pratik bir değer ifade ettiğini
ileri sürmenin isabetli olmayacağı" aşikârdır.
İkinci makale Arş. Gör. Ayşe Esra Şahyar'a ait ve
"Zayıf Hadisle Fezâil Konusunda Amel Edilebilirlik Fikrinin Doğuşu
ve Gelişimi" başlığını taşıyor. Şahyar, özet olarak makalesinde,
en-Nevevî'ye gelene kadar zayıf hadisin sadece "rivayet
edilebileceği" düşüncesi mevcutken, en-Nevevî ile birlikte bunun,
zayıf hadisle "amel edilebileceği" fikrine evrildiğini söylüyor.
İmam el-Buhârî'nin Ahlak Hadisleri adıyla tercüme
edilmiş olan el-Edebü'l-Müfred'inin Alperen yayınevi tarafından
gerçekleştirilen yeni baskısına hasbelkader bir "giriş" yazısı
yazmış ve es-Sahîh'de yer alan zayıf rivayetlere birkaç örnek
zikretmiştim. Belki Şahyar'ın bu konudaki çalışmasına bir katkısı
olur...
|