| DİYANÎ HÜKÜM - KAZAÎ
HÜKÜM
Milli Gazete - 17 Haziran 2003
Bu köşede bu konuda daha önce de yazmıştım.
Hassasiyetine binaen ve önemli yanlış anlamalara sebebiyet verecek
bir iddia vesilesiyle tekrarında mutlak fayda var.
İddia şu: "Hanefîler, telkin neticesinde söylenen
sözlerin sonuçlarının bağlayıcı olduğu görüşündedirler. Mesela bir
kişi bir kadına manasını anlamadığı Arapça ifadelerle "tezevvectü"
(seni eş olarak kabul ettim) demesini telkin etse ve kadın bunu
tekrarladıktan sonra o şahıs da "kabul ettim" dese, evlilik akdi
kurulmuş olur. (...) Bir şahsın hata ile, farkında olmadan veya
gafil avlanarak karısını boşaması da böyledir. Çünkü bunlara rıza
şart değildir..."
Böyle bir konuyu, bütün Hanefîler'i kapsayacak
şekilde ve genel-geçer bir kaide tarzında takdim etmek mümkün değil,
bir. Konuyu, diyani hüküm ile kazai hükmün birbirinden ayrıldığı
noktaları gözden uzak tutarak değerlendirmek mutlak bir eksikliktir,
iki.
Konuyu olabildiğince kısa işlemeye çalışacağım.
el-Hamevî, Ğamzu Uyûni'l-Basâir'de (I, 81 vd.) der ki:
"el-Bezzâziyye sahibi şöyle demiştir: "Kadın, Arapça bilmeyen
kocasına Arapça olarak boşama (...) kelimesini söylemesini veya
koca, Arapça bilmeyen karısına Arapça olarak mehir ve iddet
nafakasından ibra ifadesini söylemesini telkin etse, fakih
Ebu'l-Leys, bu durumda telkin ile hedeflenen şeyin diyaneten; Özcend
fukahası ise, aslen (gerek diyaneten, gerekse kazaen) vaki
olmayacağını söylemiştir..."
Bu konuda sarih ifadelerle kinaye ifadeleri
arasında da hükmün diyani ve kazai yönü bakımından farklılık
bulunduğunu görüyoruz. Nitekim el-Bahru'r-Râik'te, boşamada
kullanılan sarih ifadede boşama niyeti bulunup bulunmadığı kazai
hükümde itibara alınmazken, diyani hükümde itibara alınacağı; hatta
kazai hükümde de boşama kasdı taşımadığını gösteren bir delil
bulunması halinde kazai olarak da boşamanın vuku bulmayacağına
hükmedilmesi gerektiği söylenmektedir. Söz gelimi bir kimse
karısının yanında talak meselelerini bir kitaptan okurken, kitapta
geçen "sen boşsun" ifadesini –eşini boşama niyeti bulunmaksızın–
telaffuz etse, boşama vuku bulmaz. Konuyla ilgili olarak el-Kunye'de
de şöyle denir: "Bir kadın, kâğıda "sen boşsun" cümlesini yazıp
kocasına, "Bunu oku" dese (ki bunun "telkin" olduğu açıktır), kocası
da okusa, kadın boşanmış olmaz."
İmam es-Serahsî, el-Mebsût'da (XVI, 86) kazai
hüküm ile diyani hüküm arasındaki farkı şöyle ifade eder: "En sahih
olan görüş, kadılık görevi yapan kimsenin, gerek ibadetler, gerekse
muamelat konusunda ve gerek mahkemede, gerekse mahkeme dışında hem
fetva, hem de kazai hüküm verebileceği şeklindedir. (...) Gerçekte
kazai hükümde de fetva vardır. Şu kadar ki, kazai hüküm
bağlayıcıdır. Öte yandan kadı için mekruh olan, kendisine getirilen
dava hakkında kazai hükmü vermeden önce fetva vererek görüşünü
açıklamaktır. Zira bu durumda hasımlardan birisi onun görüşünü
öğrenme imkânı bulmuş olacağından, o hükmün muhatabı olmaktan
kaçınmanın yollarını aramaya yönelebilir."
Yazının başında naklettiğim müddea, gerek
meseleyi Hanefî mezhebinin kaynaklarını taramadan, gerekse kazai
hüküm-diyani hüküm tefrikini göz ardı ederek genelleme yapma yoluna
gittiği için hatalıdır...
|