Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kısa Bir Ara - Külliyat - 127. Sayfa

KISA BİR ARA

 

Milli Gazete - 11 Aralık 2004

 

"Okuyucu Soruları" serisine bugünlük ara verip biraz soluklanalım.

Meşgalelerden sıyrılma fırsatı bulduğumda günlük gazeteleri internet üzerinden izlemeye çalışıyorum.

Gündem yoğun…

Türkiye'nin, dolayısıyla İslam aleminin ve dünyanın geleceğini derinden etkileyecek olan bir gelişmenin eşiğindeyiz. AB'den müzakere tarihi almak için siyasiler oradan oraya koşuşturup duruyor. Bu kritik dönemeci fırsat bilenler de boş durmuyor tabii. Güney Kıbrıs, Ermeniler, Patrikhane ve diğerleri…

Müzakere tarihi alınsa bile Türkiye'nin önüne konacak faturanın ağırlığını öngörmek kimse için kehanet değil…

AB sürecinin gündeme ağırlığını koymasıyla birlikte ivme kazanan misyonerlik faaliyetleri şu ara hız kesmiş gibi görünse de, görünüşe aldanmamalı. Kimse iddiasından vaz geçmiş değil ve misyonerler böylesi elverişli ahval ve şeraiti bir daha kolay kolay ele geçiremeyeceklerinin farkında…

Diyalog ve hoşgörü adı altında yürütülen faaliyetlerin hem yeni boyutlar kazanması, hem de periyotlarının sıklaşması ile misyonerlik faaliyetlerinin gündemde eksisi kadar yer tutmaması arasında bir ilişki var mıdır bilmem ama, diyalogu misyonun bir parçası olarak görenler bakımından, ilkinin ikincisinin ikamesi olarak işlev gördüğü kesin…

* * *

Irak'taki direniş bütün olumsuz şartlara rağmen inadına devam ediyor, edecek. Küresel medyanın bütün filtreleme gayretlerine rağmen Irak'ta işgalciler için işlerin yolunda gittiğini söylemenin hayli zor olduğunu görebiliyoruz. Afganistan'da da durum farklı değil.

Küresel bir işgal ile karşı karşıya bulunan Müslümanlar için duaya ara vermeden devam etmemiz gerekiyor.

* * *

Ancak kendileri için duadan daha fazlasını yapabileceklerimiz de var: Başörtüsüne özgürlük için Urfa'dan Ankara'ya yürüyen ay yüzlüler...

Ankara'da, ikamet edip de bu aziz misafirleri bağrına basmamış olanlara, hatta civar illerde yaşayanlara sesleniyorum:

Hafta sonu bir gününüzü boşaltın ve Abdi İpekçi Parkı'ndaki derme çatma çadıra gidin.

Haksızlığa onurla direnmenin timsali bu güzel insanların yüreğindeki itmi'nanı ve gözlerindeki ışıltıyı paylaşmak için, dayanışmanın sıcak ikliminde erimek için, kendi yüreğinize kıvam devşirmek için gidin. Ellerinizi, yüreklerinizi açın onlara.

Allah için bir şey yapmış olmak için gidin...

50 bine dayanan ve 100 binleri bulması işten bile olmayan imzalar muhatapları nazarında bir şey ifade etmese de, devletlu kapılara iletilen randevu talepleri cevapsız kalsa da, dünyaya açık gözler ve kulaklar onlar için kör ve sağır kesilse de, hatta kendilerine açılan hiçbir el bulunmasa da onlar başardılar.

Mü'minin niyeti amelinden daha hayırlı ise eğer, Allah için bir şey yapmış olmak başarmanın ta kendisi değil midir?

Onlar ki, kar demeden kış demeden patlayan ayaklarına rağmen, 45 gün boyunca yürüdüler; sponsorsuz, profesyonel organizatörsüz, reklamsız, gösterişsiz ve hasbi…

Onlar ki, karınlarını çay ve çörekle doyurdukları halde, "fazlası israftır, bizden daha zor durumda olanlar bulunduğunu unutmayın" diyecek kadar mutmain…

Onlar zamandan ve mekândan anlam alanlardan değil, zamana ve mekâna anlam katanlardan.

Onlar sadece başörtüsü mağdurları için değil, hepimiz için oradalar; onlar hepimizin onuru…

"Bugün Allah için ne yaptın?" sorusuna bugün net bir cevabımız olsun…