| YENİ HADİS
METODOLOJİSİ ARAYIŞLARINA "TAZE" BİR KATKI DENEMESİ ÜZERİNE-1
Milli Gazete - 11 Ocak 2005
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre hocanın, "Umran"
dergisinin Haziran-2004 sayısında yer alan "Taklîdî Îmândan Tahkîkî
Îmâna Geçişin Dramı" başlıklı makalesi, Pınar Yayınları arasında
neşredilen "Din İlim Medeniyet (düşünceler)" adlı kitabında (99 vd.)
yer alan bir makalenin ("Hadislerin Sıhhati" Meselesine "Objektif
Bir Metodoloji" Çerçevesinde Bakış) bir miktar tasarrufa uğramış
halinden ibaret.
Daha önce (2 Eylül 2003'te) bu köşede "Sahîh-i
Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh" üzerine yaptığı çalışma dolayısıyla
konuğumuz olan muhterem Abdullah Feyzi Kocaer'in, mezkûr kitaptaki
varyantı tenkit eden bir yazısının "Marife" dergisinde (IV/I, 235
vd.) yayımlandığını biliyoruz. Kocaer'in "İhtisasın Önemi Ve Hadis
Konusundaki Bir Makalenin Düşündürdükleri" başlıklı makalesine
Özemre hocanın mukabelede bulunup bulunmadığını bilmiyorum.
"Marife"nin mezkûr sayısı 2004 baharına ait olduğuna ve Özemre
hocanın makalesinin "Umran"daki versiyonu, bu derginin Haziran-2004
sayısında yer aldığına göre Hoca ya Kocaer'in tenkidinden habersiz
kalmış veya cevap vermeye değer bulmamış yahut da "Umran"daki
versiyonu "cevap niyetine" (!) kaleme almış olmalı…
Kocaer'in dikkat çektiği ve bahse konu makalenin
her iki varyantında da göze çarpan husus, Özemre hocanın, "yeni
hadis Metodolojisi" çerçevesindeki görüş ve argümanlarını, sadece
Türkçe (telif veya çeviri) kitaplardan refere etmesi.
Bu durum Hocanın söylediklerinin doğruluğuna ya
da yanlışlığına doğrudan etki eder mi? Yahut Hoca Arapça bilseydi ve
konunun ana kaynaklarına inme noktasında herhangi bir sıkıntı
yaşamasaydı söylediklerinin doğru olduğuna mı hükmedecektik?
Şüphesiz hayır! Kocaer'in, makalesinin başlığına
alarak ön plana çıkardığı "ihtisas" meselesi "en az" yukarıdaki
mesele kadar önemlidir. Benim, ilgili birkaç kitabı okuyunca konunun
allamesi kesilerek "nükleer bilimler" hakkında ileri-geri konuşmaya
kalkmamın "ukalalık"tan öte bir değeri olmayacağı gibi, Özemre
hocanın, konu hakkında "tek yanlı" beslenerek Hadis ilminin hem de
"Usulü"yle ilgili bu kadar iddialı konuşması da ilim adına en
azından "yakışıksız" bir tavırdır!
Bir bilim adamı olarak "ciddiyet"in sadece "aklî
ilimler" için söz konusu olmadığını, hatta "naklî ilimler"in –en
azından ilkine oranla daha ağır –dünyevî ve uhrevî sorumluluklara
müncer olması hasebiyle daha fazla "ciddiyet" gerektirdiğini en iyi
bilenlerden olan Özemre hocanın konuyla bu seviyede ilgilenmesinin
"dinî ve ilmî sorumluluk duygusu"ndan neş'et etmesi, yazık ki başına
açtığı sıkıntının def'ine çare değil.
Bir kısmını muhterem Kocaer'in –değindiğim
makalede– bahse konu etmesi dolayısıyla Hocanın söylediklerinin
tamamını burada ele almayacağım. Üzerinde durmayı tercih edeceğim
hususlar ya Kocaer'in ele almadığı ya da "Umran"daki versiyonda yer
aldığı halde Hocanın adı geçen kitabına aldığı yazıda geçmeyenlerden
müteşekkil olacak.
1. "Hz. Peygamber'den rivayet edilen şu üç hadîs
de aklın hem bu âlemdeki, hem de âhiretteki önemini çok iyi bir
şekilde vurgulamaktadır" dedikten sonra Hoca üç rivayet zikrediyor.
Birisi şöyle: "Doğru yolu akıllıdan öğrenin; sözüne isyân etmeyin;
sonra nâdim olursunuz."
Yukarıda Hocanın, görüş ve argümanlarını sadece
Türkçe eserlerden refere ettiğini söylemiştim ya; o sözümü geri
alıyorum. Hoca bu rivayeti –tıpkı sonraki iki rivayet gibi– Arapça
eserlerden almış!
Zikrettiğim rivayetin kaynağı es-Süyûtî'nin
"el-Câmi'u's-Sağîr"i olarak gösterilmiş. Ancak Hoca, istifade ettiği
kaynakların künyelerini dipnotlarda bütün detaylarıyla zikrettiği
halde bu ve diğer iki rivayet için sadece eser adı zikretmekle
yetinmiş.
Bunun ne kadar ilmî olduğu ya da ilim dilinde bu
durumun hangi kelimeyle ifade edildiği üzerinde durmayacağım. Zira
burada daha önemli bir problem var: es-Süyûtî, "el-Câmi'u's-Sağîr"de
("Feydu'l-Kadîr" ile birlikte, I, 489) bu rivayetin sonuna "dat"
harfi koymuş; yani rivayetin zayıf olduğunu belirtmiş. Sebebi,
el-Hatîbu'l-Bağdâdî'nin "Ruvâtu Mâlik"inde ve el-Kudâ'î'nin
"Müsnedu'ş-Şihâb"ında zikredilen senedindeki Selmân b. İsa es-Siczî.
"ed-Du'afâ ve'l-Metrûkûn" kitaplarında (zayıf ve
rivayeti terk edilmiş ravilerin isimlerinin zikredildiği eserlerde)
bu zat hakkında cerhin en ağır tabirlerinin kullanılmış olması,
elbette bu rivayetin "zayıf" değil, "uydurma" olarak
nitelendirilmesini gerektirir.
Bu rivayetin, bu ravinin yer almadığı bir başka
senedi daha vardır. Ancak bu senette yer alan ravi Ömer b. Ahmed de
sika (güvenilir) raviler adına yalan rivayet uyduran birisidir. (İbn
Hacer, "Lisânu'l-Mîzân", IV, 283.)
es-Süyûtî'nin bu rivayete –"uydurma" demeyip–
sadece taz'if remzi koymakla yetinmesinin bir diğer (belki de
"asıl") sebebi, "Akıl sahipleri ile istişare edin ki doğruyu
bulasınız" (el-Münâvî, IV, 490) şeklindeki rivayetin bunu takviye
ettiği düşüncesi olmalı.
Ancak belirttiğim yerde el-Münâvî, bu rivayetin
senedinin "vâh" olduğunu belirtir ki bu tabir, Din'de delil olarak
kullanılamayacak derecede zayıf olan ravi ve rivayetleri niteler.
Bununla birlikte böyle rivayetler büsbütün terk edilmez; aynı
muhtevadaki başka rivayetleri takviye edici olarak
değerlendirilirler.
Sözü özü Hocanın ihticac amacıyla ve –doğal
olarak(!)– zaafı hakkında en küçük bir uyarıda bulunmaksızın
zikrettiği ilk hadisin durumu gerçekten "vah vah" dedirtecek
nitelikte.
Devam edecek.
|