| HZ. İSA (A.S)
ÜZERİNE
Milli Gazete - 1 Ağustos 2005
Ülkemizde Dinler Tarihi, özellikle de
Hristiyanlık Tarihi konusunda kaleme alınmış ya da tercüme edilmiş
eserlerin büyük çoğunluğunda Hz. İsa (a.s) konusunda eni-konu bir
"dil" sıkıntısı yaşandığı göze çarpıyor. "Yabancı dil"den
bahsetmiyorum; konuyla ilgili son dönem çalışmaları büyük ölçüde bu
sorunu aşmış görünüyor. Kasdettiğim, "ifade" arızası.
Elbette "zarf"taki bu arıza, "mazruf"ta da doğru
olmayan bir şeyler bulunduğunun göstergesi. "Mazruf"taki problem de
büyük ihtimalle yabancı dillerdeki Hz. İsa çalışmalarından
kaynaklanıyor.
Bu arızalardan birisi, Hz. İsa ('a.s)'ın bir
"Yahudi" olarak dünyaya geldiğinin veya "Hristiyanlığın kurucusu"
olduğunun söylenmesi. Yahudiliğin ve Hristiyanlığın, Hz. Musa ve Hz.
İsa'nın (ikisine de selam olsun) tebliğ ettiği dinlerin beşer
müdahalesine maruz kalmış hali olduğu malum bulunduğun göre, o
peygamberlerin tahriften de, tahrif edenlerden de, tahrif sonucu
ortaya çıkan yapılardan da beri olduğu açıktır. Özellikle Kur'an'ın
Yehud ve Nasara kelimelerini "Hak Din" anlamında kesinlikle
kullanmadığına, hatta aksi doğrultuda pek çok ayet bulunduğuna
dikkat edilecek olursa yukarıdaki gibi bir kullanımın bir Müslüman
açısından hiç de uygun olmadığı daha iyi anlaşılacaktır…
Başka bir arıza Hz. İsa (a.s)'a ilk inananların
nasıl kategorize edileceği noktasında kendini gösteriyor. Bir kısım
yazarlar onlara "Yahudi Hristiyanlar" derken, bir kısmı "İlk
Hristiyanlar" demeyi tercih ediyor. Oysa onlar bir peygamber
tebliğinin ilk ve en saf izleyicileri olarak şüphesiz ki "muvahhid"
idiler. "Tarih boyunca peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin
tamamına "İslam" denip denemeyeceği tartışmasında olumsuz görüş
belirtenlerin dayanakları göz önüne alındığında Hz. İsa (a.s)'ın ilk
takipçilerine "Müslüman" demek isabetli olmaz" düşüncesine katılmak
bir yere kadar mümkün; ancak böyle bir hassasiyetin, onlar hakkında
hiç olmazsa "Muvahhid İsevîler" gibi bir kavramlaştırmaya müncer
olması gerekmez mi?..
Bir diğer arıza Hz. İsa (a.s)'ın akıbeti
konusundaki anlatımlarda kendisini gösteriyor. Özellikle bir kısım
akademisyenlerin çalışmalarında Hz. İsa (a.s)'ın "nezd-i ilahî"ye
kaldırılması hadisesinin, normal bir ölümle öldükten sonra ruhunun
veya kadrinin yüceltilmesi tarzında anlaşılıp ifade edildiği dikkat
çekiyor. Oysa ilgili ayetlerin vurgusu böyle bir yorumun ne kadar
tutarsız ve tartışmalı olduğunu yeterince açık biçimde gösteriyor.
Buna ilaveten ilgili hadisler de her ne kadar
konu hakkında hiçbir kapalı nokta bırakmıyor ise de, Müslümanlar'ın
tarih içinde, itikat ilkesi ithal edecek kadar Yahudi ve
Hristiyanlardan etkilenebileceklerine olan inanç, bu rivayetlerin
(Hristiyanlık'tan geçmiş olabileceği gerekçesiyle) "ilmî değer"ini
bir anda sıfırlıyor!.. Hadisleri bu şekilde devre harici tuttuktan
sonra Kur'an'ı şu veya bu şekilde yoruma tabi tutmanın ne kadar
mümkün ve kolay olduğunu, son yıllarda yaşadığımız dinî gündemli
tartışmalar net olarak ortaya koydu…
Oysa ironiye bakın ki, Hz. İsa (a.s)'ın öldüğünü
söyleyenler hem Hristiyanlar'la, hem de Yahudiler'le aynı çizgiye
düşmüş oluyor! Zira arkasında ve önünde farklı kabuller bulunsa da
her iki taife de bir noktada Hz. İsa (a.s)'ın öldüğünü söylemiş
olmaktadır…
|