| OKUYUCU SORULARI-16
Bir Mezhebe Uymak
Milli Gazete - 19 Aralık 2005
Soru:
Bazı kardeşlerimiz herhangi bir mezhebe bağlanmak
farzdır diyor. Ama ben biliyorum ki (eğer yanlış biliyorsam lütfen
düzeltin) haram, helal, farz, vacip… bu gibi kavramların bize Kur'an
ve Sünnetten gelmesi gerekmez mi? Bir insanın böyle bir şeyi ümmetin
önüne dayatarak şu şu mezhebi mutlaka takip etmen şarttır yoksa
günahkar olursun deme yetki ve hakkı var mıdır? Varsa hangi ayet
veya hadise dayanarak bunu yapar? Bir ara okuduğum Yusuf el
Kardavinin Fetvalar isimli kitabında her hangi bir mezhebe bağlı
kalınır mı adlı soruda: Bazı İslam büyüklerimizin (İbni Teymiyye
v.b) verdikleri hükme göre her kim ki diyor herhangi bir mezhebi
takip etmek farzdır derse tevbeye davet edilir; eğer tevbe etmezse
boynu vurulur diyor. Bu çelişki nedir; yani kısacası bir mezhebi
takip etmenin veya etmemenin hükmü nedir?
Cevap:
İçtihad seviyesinde bulunmayan kimselerin,
içtihadları ve içtihad usulü istikrar bulup yerleşmiş mezheplerden
birini taklid etmesi, bedihiyyattandır; bunun böyle olduğuna ayrıca
delil göstermek gerekmez. Aksi, herkesin doktor, avukat, mühendis…
olmasını istemekten farksızdır. 2002 yılının 28-30 Kasım
tarihlerinde bu köşede okuduğunuz[1] seri yazıda da yer aldığı gibi,
pek çok büyük Hadis imamı dahi, onca hadis birikimlerine rağmen
belli bir Fıkhî mezhebi iltizam etmişlerdir. Dolayısıyla mesele,
"kör taklid" ironisine indirgenemeyecek kadar ciddi ve hassastır.
"Mezhep" bir anlama sistemidir. Yaşadığımız
hayatın ibadetten muamelata kadar her veçhesi hakkında bilmemiz
gereken Fıkhî hükümlerin içinden, ancak belli bir mezhebi iltizam
etmek suretiyle çıkabiliriz. Modern hayatın karmaşasına bir de Fıkhî
sahada yaşanacak bir karmaşa eklemeye gerek de yok, insanların böyle
bir karmaşaya tahammülü de.
Öte yandan, avama fetva vermek durumunda
bulunanların, bir mezhebi iltizam edeceğim diyerek fetva soranları
sıkıntıya sokmamaları gerekir. Diyelim ki Hanefî mezhebine bağlı bir
kimsenin başına şiddetli bir sıkıntı geldi ve o sıkıntıdan, ancak
Şafiî mezhebinin içtihadıyla kurtulabiliyor. Müftinin o kişiye bu
kolaylığın yolunu göstermesi ve sıkıntısını gidermesi gerekir. Ancak
burada da "devamlı surette işin kolay yolunu tutmak" gibi bir
yanlışlığa düşmemeye dikkat etmelidir.
İbn Teymiyye'den nakledilen görüşe gelince, bu
konuda şu anda herhangi bir bilgi sahibi değilim. Bildiğim, İbn
Teymiyye'nin, konu hakkında şu tesbitlerde bulunduğudur: "(…)
Ümmet'in her kesimden çoğunluğunun üzerinde bulunduğu görüş şudur:
İçtihad da icmalî olarak caizdir, taklid de. Bu görüşü
benimseyenler, içtihadı herkes için vacip görüp taklidin haram
olduğunu söylemediği gibi, taklidin herkes için vacip ve içtihadın
haram olduğunu da söylemez. Onlara göre kudreti yeten için içtihad
etmek ve içtihaddan aciz olan için (başkasını) taklid etmek caizdir.
"İçtihada gücü yeten kimsenin (başkasını) taklid
etmesi caiz midir? Bu konuda ihtilaf vardır. Sahih olan görüş şudur:
Bu kişinin, içtihaddan aciz kaldığı meselelerde başkasını taklid
etmesi caizdir. Bu kişinin içtihaddan aciz kalması, ya konuyla
ilgili muhalif delillerin birbirine denk olması veya içtihad için
gerekli zamanın bulunmaması yahut da delilin kendisine zahir
olmaması durumlarında söz konusu olur. Aciz kaldığı anda bu kişiye,
aciz kaldığı şeyin vücubiyeti sakıt olur ve bu kişi içtihada bedel
olan duruma intikal eder ki, o, takliddir. Bu, tıpkı suyla
temizlenmekten aciz olma durumu gibidir…"[2]
[1] Bkz. İslam ve Modern Çağ, II, 97 vd.
[2] İbn Teymiyye, Mecmû'uL-Fetâvâ, XX, 202 vd.
|