| TE'VÎLÂTU'L-KUR'ÂN VE
"HANEFÎ-MÂTURÎDÎ ÇİZGİ"-2
Milli Gazete - 30 Nisan 2006
Bugün ve yarın İmam el-Mâturîdî'nin
Te'vîlâtu'l-Kur'ân'ının neşredilen ciltlerinden seçtiğim bahisleri
paylaşalım istiyorum:
* Kur'an'ın Hz. Peygamber (s.a.v)'e lafız ve mana
olarak mı, yoksa sadece mana olarak mı indirildiği konusunda bazı
modernistlerin (mesela Fazlur Rahman'ın) tavrı ikinci şıktan yanadır.
İmam el-Mâturîdî de Te'vîlât'ta 2/el-Bakara 97 ayetinin tefsiri
esnasında, Kur'an'ın sadece mana olarak indirildiği, lafızların
Efendimiz (s.a.v)'e ait olduğu iddiasının Batınîler'e ait olduğunu
vurguluyor ve karşı delillerle geçersizliğini ortaya koyuyor. (Te'vîlât,
I, 185)
* "Nesh"in, önceki hükmün uygulanma süresinin
dolduğunun beyanından ibaret olduğunu (aynı yaklaşımı el-Cassâs'ta ve
daha başka Usulcüler'de de görüyoruz) söyler.
* "Varise vasiyet yoktur" hadisinin vasiyet ayetini
(2/el-Bakara, 180) nesh etmesi ve mezkûr hadisin tevatürü üzerinde
dururken, hadisin mütevatir olmadığı itirazına cevaben şöyle der: "Bunun
ahad haberlerden olduğunu söyleyenin iddiasına gelince, burada aslolan
şöyle demektir: Bu hadis rivayet yönünden ahad haberlerdendir;
kendisiyle amel edildiğinin bilinmesi yönünden ise mütevatirdir. Bizim
kabul ettiğimiz Usul'e göre amelî tevatür, kendisiyle amel edilen en
üstün haberdir. Zira asırdan asıra tanınan/bilinen mütevatirle insanlar,
(aslını teşkil eden haberin) zuhuru sebebiyle amel ederler. Böyle
haberlerin zuhuru ise insanları (senediyle) rivayetten müstağni kılar.
Çünkü böyle haberlerin kimseye gizli kalmayacağını bilir (bu sebeple onu
çok çok fazla sayıda senetle rivayete gerek görmez) ler. Bu sebeple biz,
Hz. Peygamber (s.a.v)'den gelen ve O'nun, köpek dişleri (parçalayıcı yan
dişleri) bulunan yabani hayvanların etini yemeyi yasaklayan rivayeti
doğrultusunda hüküm veririz. (…) Bu, rivayet bakımından ahad
haberlerdendir; ancak insanların kitleler halinde kendisiyle amel
edegeldiklerinin bilinmesi, kendisiyle ameli gerektirir…" (I, 333-4)
Burada son derece önemli bir ilke ile karşı karşıya
bulunuyoruz. İmam el-Mâturîdî, rivayet yönünden ahad olsa bile, Ümmet'in
ameli sebebiyle tevatür özelliği kazanan haberleri, ayeti nesh edecek
güçte görmekte, dolayısıyla "tevatür" olgusuna farklı bir boyut
getirmektedir. "Hanefî-Mâturîdî" tamlamasına "abanarak" Sünnet'i devre
dışı bırakmaya ve "Kur'an İslamı", "Ilımlı İslam"… gibi ifsat
projelerine Hanefîlik/Mâturîdîlik'ten yol bulmaya çabalayanların
önündeki en büyük engelin yine bizzat Hanefî/Mâturîdîler olduğu burada
alabildiğine net olarak ortaya çıkmaktadır. (el-Keşmîrî'nin "tevatür"
meselesinde, yukarıdaki açılımı genişleten ve tevatürü 4 çeşit olarak
ele alan orijinal yaklaşımı için bkz. Feydu'l-Bârî, I, 70-1)
* Gerek varise vasiyet meselesinde, gerekse
meleklerin Hz. Adem (a.s)'a secdesi ile ilgili ayet üzerinde dururken
Sünnet'in Kitab'ı nesh ettiği konusunda net bir tavır sergiler. (I, 88,
333-4)
* "Kulun kudreti" konusunda İmam el-Mâturîdî'nin,
söyledikleri (II, 370-1) ile İmam el-Eş'arî'nin söyledikleri (Risâle ilâ
Ehli's-Seğr, 260 vd.) arasında şu noktada son derece çarpıcı bir
paralellik var: Kul, olumlu fiil işleyebilmek (mesela iman edebilmek)
için olumsuz fiil işlemeyi (mesela küfürde oyalanmayı) terk etmelidir.
İmam el-Eş'arî'ye göre kul, olumlu fiil için ayrı, olumsuz fiil için
ayrı olmak üzere iki kudrete sahiptir. İmam el-Mâturîdî ise kulda tek
bir kudret olduğunu söylemektedir. Ancak kul şer işlemeyi bırakmadıkça
hayır işleyememektedir. Dolayısıyla her iki imam bakımından da sonuç
aynı yere çıkmaktadır. Bu nokta behemehal üzerinde daha fazla durulmayı
hak ediyor…
Devam edecek
|