Okuyucu Soruları - 70. Sayfa
| Okuyucu Soruları-45 TEVRAT
VE İNCİL'DEKİ NUR-5
Milli Gazete - 26 Haziran 2006
Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu Hz. İsmail (a.s) Kâbe'yi inşa ederken şöyle dua etmişlerdir: "Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle ve soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. (…) Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyacak, kendilerine Kitab'ı ve Hikmet'i öğretecek ve onları (her bakımdan) temizleyecek bir peygamber gönder…" (2/el-Bakara, 128-9) Keza –bir önceki yazıda da geçtiği gibi– Hz. İsa (a.s) da Efendimiz (s.a.v)'in geleceğini haber vermiş, dolayısıyla O'nun bi'setine yetişen ümmetini, O'na tabi olmaya çağırmıştır. (61/es-Saff, 6.) Bunun için Efendimiz (s.a.v), "Ben atam İbrahim'in duası, İsa'nın müjdesi ve annemin rüyasıyım…" buyurmuştur.[1] Esasen Efendimiz (s.a.v)'in geleceği haberinin daha önceki peygamberlere bildirilmiş ve onlardan O'na uyacakları ve çağrısını destekleyip kendisine yardım edecekleri konusunda söz alınmış olması, her peygamberin bu hususta ümmetini uyarmasını tazammun etmektedir. Dolayısıyla Ehl-i Kitab'ın Tevrat ve İncil ile hükmetmesi demek, Efendimiz (s.a.v)'in bi'setinden haberdar olmaları dolayısıyla O'na iman ve ittiba etmesi demektir. "Hani Allah, peygamberlerden, "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişlerdi. Bunun üzerine Allah, "O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim" buyurmuştu." (3/Âl-i İmrân, 81.) Bu ayet, Efendimiz (s.a.v)'in bi'setinin önceki peygamberler ve onların ümmetleri tarafından bilindiğini açık bir şekilde göstermektedir. Peygamberlerin, Efendimiz (s.a.v)'in bi'setine yetiştikleri takdirde kendisine itaat ve yardım etmeleri konusunda kendi ümmetlerine gerekli talimatı vermiş olmaları, bu ayette zikredilen ahdin tabii bir parçası ve gereğidir. Ehl-i Kitab'ın, Efendimiz (s.a.v)'i, "kendi çocuklarını tanıdıkları gibi", yani şüphe ve tereddüde düşmeksizin tanımalarının (6/el-En'âm, 20), dolayısıyla peygamber olduğunu bilmelerinin dayanağı da budur. Şu halde Ehl-i Kitab'ın kendi kitaplarıyla amel etmesi, Efendimiz (s.a.v)'in çağrısına yetişenlerin kendisine olumlu cevap vermesini de içermektedir. 5/el-Mâide, 48. ayette geçen, "Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı. Fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı işlerde yarışın" cümleleri de günümüzde hayli yanlış istidlallere konu edilen nasslar cümlesindendir: Burada, Kur'an indirildikten sonra dahi Ehl-i Kitab'ın kendi ellerinde bulunan kitaplarla amele devam etmesi isteniyor yahut meşru görülüyor değildir. Onların şeriat ve yollarının ("şir'a" ve "minhâc"; müfessirlerden, bu iki kelimenin farklı şeyleri anlattığını söyleyenler olduğu gibi, aynı şeyi anlattığını söyleyenler de vardır) farklı olması ifadesinden anlaşılması gereken şudur: İncil gönderilmeden önce Tevrat ehli belli bir şeriat ve yol ile mükellef idi. İncil gönderildikten sonra o şeriatin bazı ahkâmı nesh edildi. Dolayısıyla İsrailoğulları İncil tarafından vaz edilen ahkâmı –yani Tevrat'ın mensuh hükümlerini değil, İncil'in nasih hükümlerini– uygulamakla mükellef oldu. Buradaki "şir'a" ve "minhac" farklılığını, Pavlus Hristiyanlığı'nın ortaya çıkmasıyla birlikte gerçekleşen Yahudi-Hristiyan ayrımı ekseninde anlamak anakronizmden başka bir şey değildir. Aksi takdirde İsrailoğulları'na gönderilmiş bulunan İncil'in bazı Tevrat ahkâmını nesh etmesinin pratik bir anlamı olmazdı! Aynı durum, daha geniş kapsamlı olmak üzere Kur'an'ın indirilmesinden sonraki süreç için de söz konusudur. Şu halde "Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik" ayetini, Yahudiler için ayrı, Hristiyanlar için ayrı ve Müslümanlar içi ayrı "şir'a" ve "minhac" tayin edildiği tarzında anlamak yanlıştır. Doğrusu, "şir'a" ve "minhac" farklılığının, Tevrat, İncil ve Kur'an'ın gönderildiği ve yürürlükte bulunduğu dönemler için söz konusu olduğudur. Ki bunun bir imtihan için böyle takdir buyurulduğu, ayetin devamında tasrih edilmektedir. Konuyu böyle anlamaz da Yahudiler'in elde mevcut Tevrat, Hristiyanlar'ın elde mevcut İnciller ve Müslümanlar'ın da Kur'an ile hükmetmesinin bu ayetle normal kabul edildiği sonucunu çıkarmaya kalkarsak, Ehl-i Kitab'ı Kur'an'a ve Efendimiz (s.a.v)'e imana çağıran ayetleri anlamlandırmakta sıkıntıya düşeriz. Önemine binaen bu konuya devam edeceğim.
[1] Ahmed b. Hanbel, IV, 127-8; İbn Hibbân, XIV, 312; el-Hâkim, II, 418, 600 (her iki yerde bulunan üç rivayetin sıhhati ez-Zehebî tarafından onaylanmıştır); et-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, XVIII, 252-3… |
İslami Okul Okulların En Önemlisi