Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 42. Sayfa - Allah

III. GÜNÜMÜZDE ALLAH ANLAYIŞI

 

İnsanlığın, Allah anlayışı ve inancı, ta­rih boyunca çeşitli durumlar arz etmiştir. Tarihte ve günümüzde, insanlığın sahip ol­duğu Allah inancını ve anlayışını dört bö­lümde toplamak mümkündür.

a) Allah'ın mülkünde yaşayıp, O'nun nimetleriyle nimetlenmelerine rağmen, Al­lah'ın varlığını -az da olsa- kabul etmeyen­ler. Bunlar Kur'an ölçüsünde “kâfirler”dir.

b) Allah'ın bu kâinatın yaratıcısı ve rızık veren olduğunu kabullenmekle birlikte, Allah'la beraber, birtakım    varlıklara, sis­temlere kulluk belirtisi göstererek, çeşitli ilahlara tapanlar. Kur'an'a göre “müşrik” olanlardır,

c) Allah'a ve onun bildirdiği gerçeklere inanmadığı halde inanmış görünenler. Kur­an, bunları “münafıklar” olarak tanıtmaktadır.

d) Allah'tan başka hiçbir ilah tanıma­yıp O'na tam olarak iman edip teslim olan­lar. Kur'an ölçüsünde “mü'min” olanlar da bunlardır.

Günümüzde Allah'ın varlığı yorumun­da tartışmaya girenler pek azdır. Her za­man da azınlık halinde kalacaklardır. An­cak esas sapıklık, hayatla ilgili konularda Allah'ın emirleri yerine başkalarının emirle­rine teslim olmaktır. İnsanlığın her devirde gösterdiği karakteristik şirk çeşidi budur. Bunun için Kur'an-ı Kerim, insanların bu konuda dikkatini diğer konulardan daha çok çekmektedir, “İşte Rabbiniz Allah, O'ndan başka hiç bir ilah yok. Herşeyi ya­ratan O'dur. O'na ibadetle kulluk edin. O herşeye vekildir”[1] mealindeki ayet bu konuya açıklık getirmektedir. İnsan­ların doğru yola dönmeleri, ancak ilah ola­rak Allah'ı tanımalarıyla mümkündür. On­ların, Allah'ın emirlerini hayatlarında uy­gulamaları, ilah olarak yalnız Allah'ı tanı­maları, hiç bir ortak koşmaksızm yalnız O'na ibadet etmeleri hiç unutmayacakları hakikatler olmalıdır.

Allah'ın hakimiyeti sadece insanlara ait değildir. Herşey O'nun hakimiyeti altında­dır. Çünkü O'dur herşeyi yaratan... Bu ger­çeği kabul ediyorum ve buna inanıyorum demek bu hakikatin gereğini yerine getir­mektir. Bu da Allah'ın emirlerini kabullen­mek, sadece O'nun emirlerine teslim olmak ve bağlanmakla olur.

Müslümanlık, zahiren mü'min görün­mekten ibaret değildir. Dünyada ve ahırette kesin kurtuluş, hakkıyla iman edip, Allah katında geçerli olan (ameli salih) ile müm­kün olur. İman olmadan yani Allah'a ina­nılmadan yapılan işler görünürde iyi olsalar bile, ahirette geçerli değildirler. Allah'ın emrettiği şekilde iyi işler yapılmadan da imanda hakiki olgunluğa erişilemez.

Allah'ın kesin müjdesi, hakikî bir îman­la (ameli salih) işleyerek dünyalarını değer­lendiren gerçek mü'minleredîr. Allah'a ha­kikaten inanmak da Allah'ın zat ve sıfatla­rına, önceden ve sonradan indirdiği ve gön­derdiği herşeye, her hükme, O'nun gönder­diği ve istediği şekilde inanmakla mümkün olur. Yaptığımız tüm işlerin O'nun katında geçerli olması da yine O'nun rızası için ya­pılmalarına bağlıdır.

Allah böyle bilinmeden ve O'na bu şe­kilde inanılmadan hakikî imana ulaşılamaz. Şüphe yok ki Allah'a iman, O'ndan gelen her hakkı tanıyıp kabul ve tasdik etmektir.

Bu imana yakışan şuur da, iyi veya kötü her işin karşılığının verileceğini bilmek, buna yakinen inanmak, ömür boyu Allah'dan gelmiş olan ilahî kaideleri hakkıyla yerine getirip, gereğince O'nun yanında geçerli iyi işler yapmak ve kötülüklerin her çeşidinden kaçınmaktır. Böyle olanlar her türlü korku ve kederden kurtulacaktır. Bu kanun, her zaman için geçerli olan hak kanundur. Dün de hakti, bu gün de hak yarın da haktır. Hem de herkes için haktır... Kur'an'da “Her kim Allah'a ve Ahiret Gününe hakikaten iman edip, imanın gereğine yaraşır iyi işler (salih ameller) yaparsa bunlara ne bir kor­ku vardır, ne de bunlar mahzun olurlar.”[2] mealindeki âyet bu gerçeği ifa­de eder.

İnsan dünyada gördüğü herhangi bir üstünlüğe bağlanıp kalmamalıdır, mükem­mel gördüğü herşeye kul olmamalıdır. Ya­ratılmışlarda gördüğü üstünlük onu der­hal Allah'ın sonsuz kemâline götürmeli ve insan böylece Allah'a bağlanmalıdır.

İnsan ancak bu durumda “Allah'dan başka ilah yoktur” demiş ve yaptığı işleriyle de sözünü doğrulamış olur. Çünkü gerçek tevhîd, ilahlıkta şirki yok etmektir. Allah'­dan başka ilahlıkla sıfatlanmış, ilah ismine hak kazanmış hiçbir varlık yok demek olan kelime-i tevhid, ilahlığı, sadece Allah'a tahsis edip, bu gerçeği ilan etmektedir. Allah'ın, ilahlığındaki birliğine inanılmadıkça, ima­nın şartı olan tevhid inancına sahip oluna­maz.

Kur'an’da bildirilen Allah'ın ilahhkta tek kabul edilmesi gerçeği, günümüz insan­larının bir kısmı tarafından kabul edilme­mekte veya bu konu pek çok insan tarafın­dan yanlış anlaşılmaktadır. Allah'ın insan­lık için gönderdiği din, insan hayatının her yönünü düzenleyen bir hayat nizamıdır. Bu nizamın koyucusu ilahlıkta tek olan Allah'dır. Durmadan değişen insanlık haya­tının, düzenli bir şekilde sürmesi, Allah'ın nizamının bu hayatta uygulanması ile müm­kündür. Her an gelişen insanlık hayatının süreci içerisinde insanlar da, kendi yaşantı­larını düzene koyacak bir takım kurallar ko­yabilirler, bir takım kanunlar yapabilirler. Ancak onların koydukları bu kurallar Al­lah'ın kitabına ve peygamberin sünnetine uygun olduğu takdirde geçerlidir, onlara uyulur.

İnsanların, kendi hayatlarında ortaya koydukları kural ve kanunlar İslam'ın esas­larına, yani Kur'an ve Sünnet'e uymaz veya tamamen Kur'an ve Sünnet'in naslarının dışında olursa, bu kurallar geçerli değildir ve batıldır. Şu halde İslam'ın emir ve yasak­ları boş yere gelmemiştir. Allah'ın, insanlığa kitabını indirmesi ve peygamberini gön­dermesi, onların Allah'ın emirlerine uyma­ları ve peygamberin getirdiği gerçeklere göre hayatlarını düzenlemeleri içindir. Kim Allah Resulünün getirdiği esaslara uygun olarak bir iş yaparsa o doğrudur, çünkü Allah'ın ilahî nizamına uygundur. Kim de peygamberin bildirdiği esaslara uymayan bir iş yapar veya bir görüşü benimserse, Al­lah'ın nizamına, uymadığı için batıldır, yan­lıştır. Kur'an bu gerçeği çok açık bir şekilde belirtir:

“(Ey insanlar,) Rabbinizden si­ze indirilene uyun. O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.” [3]

İslâm’a ters düşen herşeyin haram oldu­ğunu kabul ederek yaşayan insanlar, Al­lah'ı ilahlıkta tek kabul etmiş; İslam'a uyan işleri doğru, uymayanları yanlış olarak bi­len ve buna böyle inananlar, “Allah'dan baş­ka hiçbir ilah yoktur” gerçeğine uymuş olurlar. Her konuda gerçeği, Allah'ın bildir­diği ilahî ölçü ile görmek ve Allah'ın nizamını böylece kabullenmek Kur'anî bir Allah anlayışı olur. Bunun aksi bir iman ve anla­yış İslamî değildir. Nitekim müşrikler de Al­lah'ı ve O'nun yaratıcı olduğunu tanıyorlar­dı. Ama O'nun ilahlıktaki birliğini, tekliğini tanımıyorladı. Kur'an, bu tür Allah inancı­nın varlığını da, yani Allah'ı ilahlıkta tek tanımıyanları da şöyle bildirmektedir:

“İlah­ları hep bir ilah mı yapmış? Doğrusu bu şa­şılacak birşeydir.” [4]

Allah, Kur'an’da, kendinin hakkı olan ilahlığı, uluhiyeti kimseye vermediğini, Al­lah'a eş koşma ve ortaklık davalarının her ne şekilde olursa olsun batıl olduğunu, bir Allah'ın varlığını, hiçbir yönden O'nun dengi ve benzeri olmadığını O'ndan başka­larının hep yaratılmış olduğunu, açıkça be­lirtmiştir. O halde, Allah'ın birliğini tanı­mak, O'ndan şirk ve benzerlikleri uzaklaş­tırmak için, “Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur” deyip onun dışındakilerin tamamı­nı ilah tanımamak gereklidir.

Din, tevhidden ibarettir. Geriye kalan tafsilat ise tevhid inancının kalbe yerleşme­sinin tabii neticesidir. İnsanlığın her dönem­de birtakım sapıklıklara ve kötülüklere düş­müş olduğu inkâr edilemez. Bunun en baş­ta gelen sebebi, Allah'ın varlığı ve birliği inancından uzaklaşılmasıdır. İslâm dininde­ki tevhid inancı, insan hayatını bir bütün olarak ele almakta ve hayatı bu temel üze­rine kurmaktadır. Yine İslam, bu inancı pra­tik olarak hayata indirmektedir. Tevhid inancının hayata inmesi ise, ancak Allah'ın emirlerinin ve hükümlerinin hayatta uygulanması ile mümkün olur. Bu uygulama da Allah'ı sevmek ve O'na itaat etmekle ger­çekleşir.

Her asırda olduğu gibi günümüzde de, insanlığın en çok özen göstereceği konular­dan biri de Allah sevgisidir. Gönülde O'ndan daha sevgili hiçbir varlık olmamalıdır. İdeal olan bu olmakla beraber, insanlık ha­yatında çok defa sevgi konusunda da Allah'a ortak koşulmuş, gönülde Allah'la beraber sevilmiş, hatta Allah sevgisi zannıyla Allah'dan daha çok sevilmiş varlıklar olmuştur. Canlı cansız maddî manevi Allah'dan başka herhangi bir varlık O'nun sevgisine ortak edilirse, hangi sistem ve dünya görüşü O'nun nizamından üstün tutulursa bu durum gizli veya açık bir şirk olur. İnsanların Allah'dan başka varlıkları, Allah'a denk kabul edip onları Allah'ı sever gibi sevmelerinin, Al­lah'a eş koşmak olduğunu Kur'an-ı Kerim'den açıkça öğrenmekteyiz:

 “İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eş­ler tutar, Allah'ı sever gibi onları severler. Mü'minler ise en çok Allah'ı severler. Zul­medenler azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi.” [5]

Şu halde Allah, en çok sevilen ve ken­disine itaat edilen en yüce varlıktır. Sevgi konusunda Allah'dan başkasını O'na denk kabul edip onları Allah’ı sever gibi sevme­nin, bir takım belirtileri vardır. Bunların başında onların arzularına uyup Allah'a is­yan etmek, onları Allah'dan çok sevmek ge­lir. Böyle bir davranış ister Allah'ı ve O'nun hayat nizamı olan dinini inkâr ederek olsun, isterse inkâr etmeden olsun, Allah'a ortak koşmaktan başka birşey değildir. Davra­nışlarımızın ardındaki yaptırıcı güç, Allah'a iman ve O'nun yüce emirleri değil de, O'nun dışındaki varlıkların sevgisi ve tesiri ise, bu durumda yaptığımız davranışlarımızın Allah katında geçerliliği olamaz. Çünkü bu işler, Allah için yapılmamışlardır. Allah için ya­pılacak işler O'nun dışındaki varlıklar için yapılırsa, Allah'a isyan olan işlerde onlara itaat edilip uyulursa, bu Allah'a eş koşmak değil midir?

Yukarıda geçen âyette Allah'ın tek bir Allah kabul edilebilmesi, sevgisinin bütün sevgilerden üstün olması esasına bağlanmış­tır. Allah, en çok sevilen ve sevilmesi gere­ken yüce varlıktır. Sevginin doğal sonucu ise itaattir, yani sevilen varlığın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır.

Bu açıdan bakıldığı zaman Allah, sade­ce kendisine itaat edilmesi gereken yegâne varlıktır. Buna göre Allah dışındaki varlık­ları böyle son derece sevip onlara itaat et­mek, onları ma'bud edinmek demek olur. Ayetteki “Allah'dan başka denkler” cümle­sinden maksat  Allah'a isyan konusunda itaat edilen efendiler, büyükler, reisler vb. gibi Allah'dan başka tüm yaratıklardır. İn­sanların gönlüne bu yaratıkların hakim ol­masıdır. İşte Allah-insan ilişkisinin bozul­masının, hatta yeryüzünde insanlığın huzur ve düzeninin yok olmasının sebebi, hep bu birbirine zıd olan sahte mabudlardır. Onla­rın hayata hakim kılınmak istenmesi veya insan hayatına etkili olmalarıdır. Çünkü in­sanlar, onları Allah gibi severler ve onlara mabud muamelesi yaparlar. Onlara itaat et­mek için, Allah'a rahatlıkla isyan ederler.

Günümüzde de bir kısım insanların bu durumlara düşmelerinin çeşitli sebepleri vardır. İman ve kulluk duygusu, insanlarda fıtri olduğundan, onlar için gerçek ölçü olan Hak Dinin kaide ve hükümlerinin ortadan kalkması sonucu, insanların düşünce ve gö­nüllerinde pek çok varlık ve İslam dışı pek çok sistem ilah olmuştur. Hatta yaratılmış varlıklar içerisinde, Allah'ın lütufuyla en üstün dereceye erişmiş peygamberler ve Al­lah'ın veli kulları bile Alan için sevilmeleri gerekirken, Allah gibi sevilmişlerdir. Gönül­de Allah gibi sevilen varlıklar isterse peygamberler veya Allah'ın veli kulları olsun durum değişmez. Çünkü Allah için sevmek­le, Allah gibi sevmek aynı değilâir, Allah'ı sevenler, O'nun yolundan giden Peygamber­lerini, iman sahibi mü'minleri elbette severler, sevmelidirler. Ancak Allah gibi değil, Allah için sevmelidirler. Gönüle doğan her duyguya, akla gelen her düşühceye itaat edilir, sevilen herşey mabud bilinirse (kabul edilirse) insanlık hurafelere boğulup gider. Artık ölü veya diri, canlı veya cansız, birçok putlara bağlanılır ve pek çok şey ilahlık ma­kamına yükseltilmiş olur.

İslam'da emredilen imanın genel konu­su, “Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur” an­lamındaki kelime-i tevhiddir. Yani O'nun ilahlığının tekliğidir. Buna “tevhid-i uluhiyyet” Allah'ın ilahlıkta tek kabul edilmesi denilir. Çünkü “Allah'tan başka hiçbir ilah yok” denildiği zaman bir takım putların ve­ya varlıkların birçok kimseler tarafından mabud kabul edildiği inkâr edilmiş, bunla­rın hak, gerçek mabud olmadıkları ilan edil­miş ve ancak ilah olarak bir Allah kabul edilmiş olunuyor. Her şeyi Allah görmek de­ğil, herşeyin ötesinde sadece bir Allah ka­bul etmek gerçek imandır. Fakat herşeyi Allah görüp O'nun gibi sevmek, yanılgıdır, sapıklıktır. Bu tür bir görüşte, herşey ilah kabul edildiğinden, tüm varlıklar bir ilah­lar ordusu görünümü alırlar.

Netice olarak şunu diyebiliriz ki, bütün putperestliğin, Allah'dan başkalarının ma­bud kabul edilmesi ve insanların hayatına onların hakim olmasının sebebi, bir yandan inkarcıların Allah'ı ve O'nun nizamını in­kâr etmeleri, diğer taraftan Allah'ın dışın­daki diğer varlıkların Allah'a itaati engel­leyecek bir sevgi ile sevilmeleridir. Yani Al­lah'a yapılması gereken itaatin bunlara ya­pılmasıdır. Onların Allah için değil, Allah kabul edilerek sevilmeleridir. Halbuki mü'minlerin Allah'a olan sevgisi ve Allah için olan sevgisi herşeyden fazla olmalıdır. İşte Allah-însan muamelesinde bu sevgi her du­rumda gösterilmelidir. Bu da Allah'ın emir­lerinin ve hükümlerinin herşeyin üzerinde tutulmasıyla olur. Evet, O'nun emirlerine ve hükümlerine uyulmayıp, büyüklerin, ata­ların cahilce, bilgisizce taklit edilmeleri, hakkı bırakıp batıla sarılmaktır. Ve Allah'a eş koşmaktır. O halde mü'min, hayatında bu yanlışa düşmemelidir. İlah sayılarak Allah'­tan başkasına uymak, en büyük günah ve en büyük zulümdür. Bu günahın en büyük zulüm olması ise, bütün işlerin Allah katın­da değersiz ve geçersiz olmasına sebep ol­masıdır. Allah, en büyük ve en yüce varlık­tır. O zatında büyük, isminde büyük, işle­rinde büyük ve sıfatlarında büyüktür. “O'nu tekbir ile büyükle de büyükle”[6] Allahu Ekber...

- Allah, kendinden başka hiçbir ilah olmayandır: O'ndan başka kulluk edilecek, mabudluğa layık ilah denecek hiçbir varlık yoktur. Bu durum itikadda (inançta) tevhiddir. Allah'la muamelemizde yerine geti­rilecek ilk görev budur.

- Allah, herşeye hakim olan mutlak Rabbdır: Bütün işler O'nun emriyle olmak­ta, tüm varlıkların devamını O sağlamakta, onları eğitip geliştirip yönetmekte tek Rabb Allah'tır. Yapılan işlerin değeri O'nun em­riyle ölçülmelidir. İnsanlar birbirlerini Rabb tanımamalı, bütün işlerini O yüce Rabbin emriyle yapmalıdırlar.    Herkes Allah'a kul olup, kendini O'nun emriyle mükellef bil­melidir. Her türlü ayrılığın, ihtilafın kalk­ması tek bir Allah'ın emrine uymakla müm­kündür.

- Allah, herşeyin yaratıcısıdır: Allah, ölüden diri yaratan, tekrar öldüren ve öl­dürdüklerini tekrar diriltecek olan Rabb'dir. Yaratmak O'na mahsustur. Hayatı veren ve hayat kanunları koyan O'dur. Her şeyi her yönüyle bilen Allah'dır. O'nun emriyle, ölen zamanı gelince yine, Allah tarafından var kılınacaktır.

- Allah, emrine galip olandır: O yenil­mez, yani mağlup edilemez, yanılmaz, hük­müne karşı gelinemez ve O'nunla savaşılamaz. O'nun koruduğu kahredilemez, kahret­tiği ise kurtulamaz. Allah'a galip gele­cek hiçbir kuvvet yoktur. Dilediğini yapar ve hükmünü infaz eder. Zamanı gelince dinine karşı çıkanları, tevhid hükümlerini şeytanî yolları ile bozmağa çalışanları layık oldukları cezaya çarptıracaktır. Onları ge­ciktiriyor, hemen cezalandırmıyorsa yine O'nun hikmetindendir.

- Allah, herşeye kadirdir: O, sonsuz kudretiyle herşeyi kuşatmıştır. O'nun kud­retine karşı çıkabilecek hiçbir kuvvet düşü­nülemez. Gizli-açik, olmuş-olacak herşeyi, heryönüyle bilir. O'nun bilgisinin ve kudre­tinin dışında hiçbir şey kalamaz. Bu vasfa da Allah'dan başka hiçbir varlık sahip ola­maz.

- Allah, herşeyden çok sevilen en yü­ce varlıktır. O'nun sevgisinin üstünde bir sevgi olamaz. Allah en çok   sevilmedikçe O'na gerçek manada kul olunamaz.

- Allah, kendisine itaat edilendir: İtaat sevginin eseridir. Emri dinlenen, yasakların­dan kaçınılan ve kendisine    kulluk edilen tek varlık Aîlah'dır. Kur'an'ın ele aldığı en önemli konu, ilahlığı yönüyle Allah'dır. Ya­ni Allah ile yaratıkları, özellikle insanlar arasında bir yönden O'nun ilahhğı, diğer yönden de insanların Allah'a kulluğunu tanıtmaktır.

 



[1] En'am: 6/102.

[2] Maide: 5/69.

[3] A'raf: 7/3.

[4] Sad: 38/5.

[5] Bakara: 2/165.

[6] İsra: 17/111.