Kulliyatlar - 42. Sayfa - Allah
III. GÜNÜMÜZDE ALLAH ANLAYIŞI
İnsanlığın, Allah anlayışı ve inancı, tarih boyunca çeşitli durumlar arz etmiştir. Tarihte ve günümüzde, insanlığın sahip olduğu Allah inancını ve anlayışını dört bölümde toplamak mümkündür.
a) Allah'ın mülkünde yaşayıp, O'nun nimetleriyle nimetlenmelerine rağmen, Allah'ın varlığını -az da olsa- kabul etmeyenler. Bunlar Kur'an ölçüsünde “kâfirler”dir.
b) Allah'ın bu kâinatın yaratıcısı ve rızık veren olduğunu kabullenmekle birlikte, Allah'la beraber, birtakım varlıklara, sistemlere kulluk belirtisi göstererek, çeşitli ilahlara tapanlar. Kur'an'a göre “müşrik” olanlardır,
c) Allah'a ve onun bildirdiği gerçeklere inanmadığı halde inanmış görünenler. Kuran, bunları “münafıklar” olarak tanıtmaktadır.
d) Allah'tan başka hiçbir ilah tanımayıp O'na tam olarak iman edip teslim olanlar. Kur'an ölçüsünde “mü'min” olanlar da bunlardır.
Günümüzde Allah'ın varlığı yorumunda tartışmaya girenler pek azdır. Her zaman da azınlık halinde kalacaklardır. Ancak esas sapıklık, hayatla ilgili konularda Allah'ın emirleri yerine başkalarının emirlerine teslim olmaktır. İnsanlığın her devirde gösterdiği karakteristik şirk çeşidi budur. Bunun için Kur'an-ı Kerim, insanların bu konuda dikkatini diğer konulardan daha çok çekmektedir, “İşte Rabbiniz Allah, O'ndan başka hiç bir ilah yok. Herşeyi yaratan O'dur. O'na ibadetle kulluk edin. O herşeye vekildir”[1] mealindeki ayet bu konuya açıklık getirmektedir. İnsanların doğru yola dönmeleri, ancak ilah olarak Allah'ı tanımalarıyla mümkündür. Onların, Allah'ın emirlerini hayatlarında uygulamaları, ilah olarak yalnız Allah'ı tanımaları, hiç bir ortak koşmaksızm yalnız O'na ibadet etmeleri hiç unutmayacakları hakikatler olmalıdır.
Allah'ın hakimiyeti sadece insanlara ait değildir. Herşey O'nun hakimiyeti altındadır. Çünkü O'dur herşeyi yaratan... Bu gerçeği kabul ediyorum ve buna inanıyorum demek bu hakikatin gereğini yerine getirmektir. Bu da Allah'ın emirlerini kabullenmek, sadece O'nun emirlerine teslim olmak ve bağlanmakla olur.
Müslümanlık, zahiren mü'min görünmekten ibaret değildir. Dünyada ve ahırette kesin kurtuluş, hakkıyla iman edip, Allah katında geçerli olan (ameli salih) ile mümkün olur. İman olmadan yani Allah'a inanılmadan yapılan işler görünürde iyi olsalar bile, ahirette geçerli değildirler. Allah'ın emrettiği şekilde iyi işler yapılmadan da imanda hakiki olgunluğa erişilemez.
Allah'ın kesin müjdesi, hakikî bir îmanla (ameli salih) işleyerek dünyalarını değerlendiren gerçek mü'minleredîr. Allah'a hakikaten inanmak da Allah'ın zat ve sıfatlarına, önceden ve sonradan indirdiği ve gönderdiği herşeye, her hükme, O'nun gönderdiği ve istediği şekilde inanmakla mümkün olur. Yaptığımız tüm işlerin O'nun katında geçerli olması da yine O'nun rızası için yapılmalarına bağlıdır.
Allah böyle bilinmeden ve O'na bu şekilde inanılmadan hakikî imana ulaşılamaz. Şüphe yok ki Allah'a iman, O'ndan gelen her hakkı tanıyıp kabul ve tasdik etmektir.
Bu imana yakışan şuur da, iyi veya kötü her işin karşılığının verileceğini bilmek, buna yakinen inanmak, ömür boyu Allah'dan gelmiş olan ilahî kaideleri hakkıyla yerine getirip, gereğince O'nun yanında geçerli iyi işler yapmak ve kötülüklerin her çeşidinden kaçınmaktır. Böyle olanlar her türlü korku ve kederden kurtulacaktır. Bu kanun, her zaman için geçerli olan hak kanundur. Dün de hakti, bu gün de hak yarın da haktır. Hem de herkes için haktır... Kur'an'da “Her kim Allah'a ve Ahiret Gününe hakikaten iman edip, imanın gereğine yaraşır iyi işler (salih ameller) yaparsa bunlara ne bir korku vardır, ne de bunlar mahzun olurlar.”[2] mealindeki âyet bu gerçeği ifade eder.
İnsan dünyada gördüğü herhangi bir üstünlüğe bağlanıp kalmamalıdır, mükemmel gördüğü herşeye kul olmamalıdır. Yaratılmışlarda gördüğü üstünlük onu derhal Allah'ın sonsuz kemâline götürmeli ve insan böylece Allah'a bağlanmalıdır.
İnsan ancak bu durumda “Allah'dan başka ilah yoktur” demiş ve yaptığı işleriyle de sözünü doğrulamış olur. Çünkü gerçek tevhîd, ilahlıkta şirki yok etmektir. Allah'dan başka ilahlıkla sıfatlanmış, ilah ismine hak kazanmış hiçbir varlık yok demek olan kelime-i tevhid, ilahlığı, sadece Allah'a tahsis edip, bu gerçeği ilan etmektedir. Allah'ın, ilahlığındaki birliğine inanılmadıkça, imanın şartı olan tevhid inancına sahip olunamaz.
Kur'an’da bildirilen Allah'ın ilahhkta tek kabul edilmesi gerçeği, günümüz insanlarının bir kısmı tarafından kabul edilmemekte veya bu konu pek çok insan tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Allah'ın insanlık için gönderdiği din, insan hayatının her yönünü düzenleyen bir hayat nizamıdır. Bu nizamın koyucusu ilahlıkta tek olan Allah'dır. Durmadan değişen insanlık hayatının, düzenli bir şekilde sürmesi, Allah'ın nizamının bu hayatta uygulanması ile mümkündür. Her an gelişen insanlık hayatının süreci içerisinde insanlar da, kendi yaşantılarını düzene koyacak bir takım kurallar koyabilirler, bir takım kanunlar yapabilirler. Ancak onların koydukları bu kurallar Allah'ın kitabına ve peygamberin sünnetine uygun olduğu takdirde geçerlidir, onlara uyulur.
İnsanların, kendi hayatlarında ortaya koydukları kural ve kanunlar İslam'ın esaslarına, yani Kur'an ve Sünnet'e uymaz veya tamamen Kur'an ve Sünnet'in naslarının dışında olursa, bu kurallar geçerli değildir ve batıldır. Şu halde İslam'ın emir ve yasakları boş yere gelmemiştir. Allah'ın, insanlığa kitabını indirmesi ve peygamberini göndermesi, onların Allah'ın emirlerine uymaları ve peygamberin getirdiği gerçeklere göre hayatlarını düzenlemeleri içindir. Kim Allah Resulünün getirdiği esaslara uygun olarak bir iş yaparsa o doğrudur, çünkü Allah'ın ilahî nizamına uygundur. Kim de peygamberin bildirdiği esaslara uymayan bir iş yapar veya bir görüşü benimserse, Allah'ın nizamına, uymadığı için batıldır, yanlıştır. Kur'an bu gerçeği çok açık bir şekilde belirtir:
“(Ey insanlar,) Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.” [3]
İslâm’a ters düşen herşeyin haram olduğunu kabul ederek yaşayan insanlar, Allah'ı ilahlıkta tek kabul etmiş; İslam'a uyan işleri doğru, uymayanları yanlış olarak bilen ve buna böyle inananlar, “Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur” gerçeğine uymuş olurlar. Her konuda gerçeği, Allah'ın bildirdiği ilahî ölçü ile görmek ve Allah'ın nizamını böylece kabullenmek Kur'anî bir Allah anlayışı olur. Bunun aksi bir iman ve anlayış İslamî değildir. Nitekim müşrikler de Allah'ı ve O'nun yaratıcı olduğunu tanıyorlardı. Ama O'nun ilahlıktaki birliğini, tekliğini tanımıyorladı. Kur'an, bu tür Allah inancının varlığını da, yani Allah'ı ilahlıkta tek tanımıyanları da şöyle bildirmektedir:
“İlahları hep bir ilah mı yapmış? Doğrusu bu şaşılacak birşeydir.” [4]
Allah, Kur'an’da, kendinin hakkı olan ilahlığı, uluhiyeti kimseye vermediğini, Allah'a eş koşma ve ortaklık davalarının her ne şekilde olursa olsun batıl olduğunu, bir Allah'ın varlığını, hiçbir yönden O'nun dengi ve benzeri olmadığını O'ndan başkalarının hep yaratılmış olduğunu, açıkça belirtmiştir. O halde, Allah'ın birliğini tanımak, O'ndan şirk ve benzerlikleri uzaklaştırmak için, “Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur” deyip onun dışındakilerin tamamını ilah tanımamak gereklidir.
Din, tevhidden ibarettir. Geriye kalan tafsilat ise tevhid inancının kalbe yerleşmesinin tabii neticesidir. İnsanlığın her dönemde birtakım sapıklıklara ve kötülüklere düşmüş olduğu inkâr edilemez. Bunun en başta gelen sebebi, Allah'ın varlığı ve birliği inancından uzaklaşılmasıdır. İslâm dinindeki tevhid inancı, insan hayatını bir bütün olarak ele almakta ve hayatı bu temel üzerine kurmaktadır. Yine İslam, bu inancı pratik olarak hayata indirmektedir. Tevhid inancının hayata inmesi ise, ancak Allah'ın emirlerinin ve hükümlerinin hayatta uygulanması ile mümkün olur. Bu uygulama da Allah'ı sevmek ve O'na itaat etmekle gerçekleşir.
Her asırda olduğu gibi günümüzde de, insanlığın en çok özen göstereceği konulardan biri de Allah sevgisidir. Gönülde O'ndan daha sevgili hiçbir varlık olmamalıdır. İdeal olan bu olmakla beraber, insanlık hayatında çok defa sevgi konusunda da Allah'a ortak koşulmuş, gönülde Allah'la beraber sevilmiş, hatta Allah sevgisi zannıyla Allah'dan daha çok sevilmiş varlıklar olmuştur. Canlı cansız maddî manevi Allah'dan başka herhangi bir varlık O'nun sevgisine ortak edilirse, hangi sistem ve dünya görüşü O'nun nizamından üstün tutulursa bu durum gizli veya açık bir şirk olur. İnsanların Allah'dan başka varlıkları, Allah'a denk kabul edip onları Allah'ı sever gibi sevmelerinin, Allah'a eş koşmak olduğunu Kur'an-ı Kerim'den açıkça öğrenmekteyiz:
“İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allah'ı sever gibi onları severler. Mü'minler ise en çok Allah'ı severler. Zulmedenler azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi.” [5]
Şu halde Allah, en çok sevilen ve kendisine itaat edilen en yüce varlıktır. Sevgi konusunda Allah'dan başkasını O'na denk kabul edip onları Allah’ı sever gibi sevmenin, bir takım belirtileri vardır. Bunların başında onların arzularına uyup Allah'a isyan etmek, onları Allah'dan çok sevmek gelir. Böyle bir davranış ister Allah'ı ve O'nun hayat nizamı olan dinini inkâr ederek olsun, isterse inkâr etmeden olsun, Allah'a ortak koşmaktan başka birşey değildir. Davranışlarımızın ardındaki yaptırıcı güç, Allah'a iman ve O'nun yüce emirleri değil de, O'nun dışındaki varlıkların sevgisi ve tesiri ise, bu durumda yaptığımız davranışlarımızın Allah katında geçerliliği olamaz. Çünkü bu işler, Allah için yapılmamışlardır. Allah için yapılacak işler O'nun dışındaki varlıklar için yapılırsa, Allah'a isyan olan işlerde onlara itaat edilip uyulursa, bu Allah'a eş koşmak değil midir?
Yukarıda geçen âyette Allah'ın tek bir Allah kabul edilebilmesi, sevgisinin bütün sevgilerden üstün olması esasına bağlanmıştır. Allah, en çok sevilen ve sevilmesi gereken yüce varlıktır. Sevginin doğal sonucu ise itaattir, yani sevilen varlığın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır.
Bu açıdan bakıldığı zaman Allah, sadece kendisine itaat edilmesi gereken yegâne varlıktır. Buna göre Allah dışındaki varlıkları böyle son derece sevip onlara itaat etmek, onları ma'bud edinmek demek olur. Ayetteki “Allah'dan başka denkler” cümlesinden maksat Allah'a isyan konusunda itaat edilen efendiler, büyükler, reisler vb. gibi Allah'dan başka tüm yaratıklardır. İnsanların gönlüne bu yaratıkların hakim olmasıdır. İşte Allah-insan ilişkisinin bozulmasının, hatta yeryüzünde insanlığın huzur ve düzeninin yok olmasının sebebi, hep bu birbirine zıd olan sahte mabudlardır. Onların hayata hakim kılınmak istenmesi veya insan hayatına etkili olmalarıdır. Çünkü insanlar, onları Allah gibi severler ve onlara mabud muamelesi yaparlar. Onlara itaat etmek için, Allah'a rahatlıkla isyan ederler.
Günümüzde de bir kısım insanların bu durumlara düşmelerinin çeşitli sebepleri vardır. İman ve kulluk duygusu, insanlarda fıtri olduğundan, onlar için gerçek ölçü olan Hak Dinin kaide ve hükümlerinin ortadan kalkması sonucu, insanların düşünce ve gönüllerinde pek çok varlık ve İslam dışı pek çok sistem ilah olmuştur. Hatta yaratılmış varlıklar içerisinde, Allah'ın lütufuyla en üstün dereceye erişmiş peygamberler ve Allah'ın veli kulları bile Alan için sevilmeleri gerekirken, Allah gibi sevilmişlerdir. Gönülde Allah gibi sevilen varlıklar isterse peygamberler veya Allah'ın veli kulları olsun durum değişmez. Çünkü Allah için sevmekle, Allah gibi sevmek aynı değilâir, Allah'ı sevenler, O'nun yolundan giden Peygamberlerini, iman sahibi mü'minleri elbette severler, sevmelidirler. Ancak Allah gibi değil, Allah için sevmelidirler. Gönüle doğan her duyguya, akla gelen her düşühceye itaat edilir, sevilen herşey mabud bilinirse (kabul edilirse) insanlık hurafelere boğulup gider. Artık ölü veya diri, canlı veya cansız, birçok putlara bağlanılır ve pek çok şey ilahlık makamına yükseltilmiş olur.
İslam'da emredilen imanın genel konusu, “Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur” anlamındaki kelime-i tevhiddir. Yani O'nun ilahlığının tekliğidir. Buna “tevhid-i uluhiyyet” Allah'ın ilahlıkta tek kabul edilmesi denilir. Çünkü “Allah'tan başka hiçbir ilah yok” denildiği zaman bir takım putların veya varlıkların birçok kimseler tarafından mabud kabul edildiği inkâr edilmiş, bunların hak, gerçek mabud olmadıkları ilan edilmiş ve ancak ilah olarak bir Allah kabul edilmiş olunuyor. Her şeyi Allah görmek değil, herşeyin ötesinde sadece bir Allah kabul etmek gerçek imandır. Fakat herşeyi Allah görüp O'nun gibi sevmek, yanılgıdır, sapıklıktır. Bu tür bir görüşte, herşey ilah kabul edildiğinden, tüm varlıklar bir ilahlar ordusu görünümü alırlar.
Netice olarak şunu diyebiliriz ki, bütün putperestliğin, Allah'dan başkalarının mabud kabul edilmesi ve insanların hayatına onların hakim olmasının sebebi, bir yandan inkarcıların Allah'ı ve O'nun nizamını inkâr etmeleri, diğer taraftan Allah'ın dışındaki diğer varlıkların Allah'a itaati engelleyecek bir sevgi ile sevilmeleridir. Yani Allah'a yapılması gereken itaatin bunlara yapılmasıdır. Onların Allah için değil, Allah kabul edilerek sevilmeleridir. Halbuki mü'minlerin Allah'a olan sevgisi ve Allah için olan sevgisi herşeyden fazla olmalıdır. İşte Allah-însan muamelesinde bu sevgi her durumda gösterilmelidir. Bu da Allah'ın emirlerinin ve hükümlerinin herşeyin üzerinde tutulmasıyla olur. Evet, O'nun emirlerine ve hükümlerine uyulmayıp, büyüklerin, ataların cahilce, bilgisizce taklit edilmeleri, hakkı bırakıp batıla sarılmaktır. Ve Allah'a eş koşmaktır. O halde mü'min, hayatında bu yanlışa düşmemelidir. İlah sayılarak Allah'tan başkasına uymak, en büyük günah ve en büyük zulümdür. Bu günahın en büyük zulüm olması ise, bütün işlerin Allah katında değersiz ve geçersiz olmasına sebep olmasıdır. Allah, en büyük ve en yüce varlıktır. O zatında büyük, isminde büyük, işlerinde büyük ve sıfatlarında büyüktür. “O'nu tekbir ile büyükle de büyükle”[6] Allahu Ekber...
- Allah, kendinden başka hiçbir ilah olmayandır: O'ndan başka kulluk edilecek, mabudluğa layık ilah denecek hiçbir varlık yoktur. Bu durum itikadda (inançta) tevhiddir. Allah'la muamelemizde yerine getirilecek ilk görev budur.
- Allah, herşeye hakim olan mutlak Rabbdır: Bütün işler O'nun emriyle olmakta, tüm varlıkların devamını O sağlamakta, onları eğitip geliştirip yönetmekte tek Rabb Allah'tır. Yapılan işlerin değeri O'nun emriyle ölçülmelidir. İnsanlar birbirlerini Rabb tanımamalı, bütün işlerini O yüce Rabbin emriyle yapmalıdırlar. Herkes Allah'a kul olup, kendini O'nun emriyle mükellef bilmelidir. Her türlü ayrılığın, ihtilafın kalkması tek bir Allah'ın emrine uymakla mümkündür.
- Allah, herşeyin yaratıcısıdır: Allah, ölüden diri yaratan, tekrar öldüren ve öldürdüklerini tekrar diriltecek olan Rabb'dir. Yaratmak O'na mahsustur. Hayatı veren ve hayat kanunları koyan O'dur. Her şeyi her yönüyle bilen Allah'dır. O'nun emriyle, ölen zamanı gelince yine, Allah tarafından var kılınacaktır.
- Allah, emrine galip olandır: O yenilmez, yani mağlup edilemez, yanılmaz, hükmüne karşı gelinemez ve O'nunla savaşılamaz. O'nun koruduğu kahredilemez, kahrettiği ise kurtulamaz. Allah'a galip gelecek hiçbir kuvvet yoktur. Dilediğini yapar ve hükmünü infaz eder. Zamanı gelince dinine karşı çıkanları, tevhid hükümlerini şeytanî yolları ile bozmağa çalışanları layık oldukları cezaya çarptıracaktır. Onları geciktiriyor, hemen cezalandırmıyorsa yine O'nun hikmetindendir.
- Allah, herşeye kadirdir: O, sonsuz kudretiyle herşeyi kuşatmıştır. O'nun kudretine karşı çıkabilecek hiçbir kuvvet düşünülemez. Gizli-açik, olmuş-olacak herşeyi, heryönüyle bilir. O'nun bilgisinin ve kudretinin dışında hiçbir şey kalamaz. Bu vasfa da Allah'dan başka hiçbir varlık sahip olamaz.
- Allah, herşeyden çok sevilen en yüce varlıktır. O'nun sevgisinin üstünde bir sevgi olamaz. Allah en çok sevilmedikçe O'na gerçek manada kul olunamaz.
- Allah, kendisine itaat edilendir: İtaat sevginin eseridir. Emri dinlenen, yasaklarından kaçınılan ve kendisine kulluk edilen tek varlık Aîlah'dır. Kur'an'ın ele aldığı en önemli konu, ilahlığı yönüyle Allah'dır. Yani Allah ile yaratıkları, özellikle insanlar arasında bir yönden O'nun ilahhğı, diğer yönden de insanların Allah'a kulluğunu tanıtmaktır.
[1] En'am: 6/102.
[2] Maide: 5/69.
[3] A'raf: 7/3.
[4] Sad: 38/5.
[5] Bakara: 2/165.
[6] İsra: 17/111.
İslami Okul Okulların En Önemlisi