Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

c) Kıyamette Azab Görecekler: - Dingunu - 15. Sayfa

c) Kıyamette Azab Görecekler:

 

Ebû Hureyre (r.a.)den rivayet edilen hadisi şerifde Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Üç kişi vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlara (iyilikle) hitap etmez (ilti­fat buyurmaz.) Onlara (merhamet nazarı ile) bakmaz. Onları tezkiye etmez. Onlar için acıklı bir azab vardır. Birincisi: Çölde ihtiyacından fazla suyu olup da, onu yolcu­lardan esirgeyen kimse. İkincisi: Malını ikindiden sonra pazara çıkararak “daha ev­vel bu mala şu kadar, bu kadar para verdim (veya fazla fiat verdiler de vermedim)” diye yalan yere yemin ederek müşteriyi inandı­ran ve malını yüksek fiatla satan kimse. Üçüncüsü. Dünyevî bir maksat için "devlet reisine biat ve itaat edip, istediği kendisine verilince sadık kalan, verilmeyince de buğz eden ve sözünü yerine getirmeyen kimse.”

Yine Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edilen bir hadisi şerifde de, Peygamber (s.a. v.) şöyle buyurmuştur:

“Üç sınıf insan vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlara iltifat et­mez, onlar için can sıkıcı azab vardır. Birin­cisi: Zina eden ihtiyar, İkincisi: Yalancı ida­reci (emir.) Üçüncüsü: Kibirli fakir.”

Geçen hadisi şeriflerde sayılan kötülükleri işleyen­lerin Kıyamet gününde Allah'ın azabına uğrayacakları bildiriliyor. Ancak, Allah'ın azabına uğrayacak kişiler sadece bunlardan ibaret değildir. Gerek Allah'ın hakkına, ge­rekse kulların hakkına riayet etmeyerek is­yan yolunu seçenler, bu davranışlarının ce­zasını Kıyamet gününde mutlaka çekecek­lerdir.

Ebû Hureyre (r.a.)'den, şöyle demiştir: Meclisin birinde Rasûlüllâh (s.a.v.) huzurundakilere söz söylerken, ansızın bir A'rabî gelip

“Kıyamet ne zamandır?” diye sor­du. Rasûlüllâh (s.a.v.) sözünü kesmeyip de­vam etti. Oradakilerden kimi (kendi kendi­ne): A'rabî'nin ne dediğini duydu ama so­rusundan hoşlanmadı, kimi de: Belki işitme­di, diye hükmetti. Nihayet Rasûlüllâh (s.a. v.) sözünü bitirince:

“O Kıyameti soran nerede?” diye sor­du. A'rabî:

“Benim Ey Allah'ın Rasulü,” dedi. Bu­nun üzerine Rasûlüllâh:

“Emanet zayi edildi mi, Kıyameti bekle,” buyurdu. A'rabî:

“Emaneti zayi etmek nasıl olur?” diye tekrar sorunca:

“İş, ehil olmayana verildi mi, kıyame­ti bekle,” buyurdu. Bir başka rivayette yine A'rabî:

“Ey Allah'ın Rasûlü, emanetin zayii (kaybolması)  nasıl olur? diye sordu, Rasû­lüllâh (s.a.v.) :

“Dinî ve dünyevî işler, ehliyetsiz in­sanlara verildi mi Kıyameti bekle,” buyur­du.

Hadisi şerifde geçen “emanet” kelimesi, lugatta “eminlik”, yani başkalarının huku­ku emniyet edilip inanılabilir olma” anlam­larına gelmektedir. Pek çok İslâm bilgini “emanetin”, insanların yükümlülüklerini ve yapmakla sorumlu oldukları her tür farzla­rı” ifade eden bir kelime olduğunu söyle­mişlerdir. Şu halde gerek Allah'ın hukuku­na gerekse insanların hukukuna ait emir ve yasakların hükümlerine uyulmadıkça, on­lar yerine getirilmedikçe emanet kaybedil­miş demektir. Buradan emanet kelimesinin “vazife ve mükellefiyetleri” kapsayan bir isim olduğunu anlıyoruz.