IV- GÜNÜMÜZDE DÎNGÜNÜ ANLAYIŞI - Dingunu - 24. Sayfa
IV- GÜNÜMÜZDE DÎNGÜNÜ ANLAYIŞI
Dingünü'ne iman etmek, öldükten sonra tekrar dirilmek, hesab ve ceza meselelerini kabullenmek, İslâm dininin inanç esaslarının bir bölümüdür. Allah'ın tek bir İlâh olduğunu kabul etmenin hemen ardından bunlara inanmak gereklidir. İslâm en mükemmel bir dindir. Ondaki Uluhiyyet gerçeği ile ahiret hayatının hakikati birleştirilip tek temel üzerine oturtulmuş, böylece itikadi, amelî ve ahlâkî değerler birleştirilerek bir bütün haline getirilmiştir.
İslâm tasavvurunda hayatın manâsı, insan ömrünün teşkil ettiği şu kısa zaman değildir. Hatta bu anlamı ne bir milletin yüzyıllar süren ömrü, ne de bütün insanların süre gelen hayatı ifade edebilir. İslâm tasavvurundaki hayat, şu görünen dünya hayatını içine aldığı gibi, Allah'dan başka kimsenin bilmediği Ahiret hayatını da içine almaktadır. Mekân itibariyle de, üzerinde insanların yaşamakta olduğu şu yeryüzünü içine aldığı gibi; ahiret yurdunu da ihtiva etmektedir. Yine âlemleri kucaklarcasına şu görünen kâinata şâmil olduğu gibi, her türlü gerçeklerini Allah'dan başka kimsenin bilmediği “gayb” âlemini de kapsamaktadır. O gayb âlemi, ölüm anı ile başlayıp ahiret hayatıyla son bulur. Mahiyet itibariyle hayat, dünya hayatındaki şu bilinen yaşayışı kapsadığı gibi, ikinci hayat dediğimiz ahiret yaşayışını da içine almaktadır.
İşte din gününe iman etmek, böylesine zamanın sonsuz mesafesini, mekânın hudutsuz ufuklarını, hayat ve âlemlerin bitmeyen derinliklerini ve yüceliklerini ifade etmektedir. Bu inanç, kesinlikle kişinin dünya görüşünü değiştiren ve davranışlarını etkileyen bir inançtır. Her asırda olduğu gibi günümüzde de en önemli hususlardan biri din gününe iman etmek konusudur. Bunun içindir ki, Kur'an, tevhit inancıyla beraber bu inanç üzerinde ısrarla durmuş. Hz. Peygamber de pek çok sözleriyle bu inancın önemini belirtmiştir. Her konuda hakkı bildiren Allah, hâk olan ahiret konusunda da önemle duruyor. Eğer insan yaptıklarından sorumlu olmasaydı, o zaman iyilik ve kötülüğün farkı ortadan kalkmış olur, insan yaşayışı tamamen maksatsız ve gayesiz hale gelir, her iş neticesiz kalırdı. Oysa insan maksatsız ve gayesiz olarak yaratılmamıştır. Her insan, kendi iradesiyle yaptıklarının karşılığını tabii ki görmelidir, İyilik ve kötülük yapanlar, kendi yaptıklarının karşılığını görmeyecek olsalardı iyilik ve kötülük aynı şey olur, günah ve sevabın anlamı kalmazdı.
İnsanlar, bu dünya hayatında da az çok yaptıklarının karşılığını görürler. Bununla beraber şunu da unutmamalıdır ki, pek çok zâlim günahkârlar, kötülük yapan insanlar, bu dünyada rahat yaşarlar da, bir çok iyi insanlar musibetlere maruz kalırlar. Çünkü bu dünya, yapılan işlerin asıl karşılığının görüleceği yer değildir. İşte tüm işlerin karşılığının verileceği ve rabbânî adaletin tecelli edeceği an Dingünüdür.
Her asırda olduğu gibi, günümüzde de bir kısım kimselerin kıyamet gününe iman etmeyişlerinin sebebi, öldükten sonra dirilmeyi uzak bir ihtimal görmeleridir. İnanmayanların görüşüne göre hayat, sebepsiz, hedefsiz ve gayesiz bir hareketten ibarettir. Oysa her şeyde bir sır, o sırrın gerisinde bir hedef ve hedefin gerisinde de bir hikmet vardır. İnsan bir ölçü dahilinde bu dünyaya getirilir, yine aynı şekilde takdir edilmiş olan akibete, ceza ve hesab gününe döndürülmüş olur. Dünya hayatı da, her insan için bir imtihandır. İnsanların bütün bu gerçekleri bilip, bunların gerisinde kudret ve hikmet sahibi Yüce Yaratıcıyı düşünmesi gerekir. İşte bu bilgi ve düşünce insanı ahiret inancına götürür.
İnsanların çokça hatırlaması gereken ölüm, her canlının kendisine erişeceği bir hadisedir. Ölüm, kendi yolunda sapmadan ve durmaksızın ilerler. Ne geride bıraktıklarına, ne de ızdırap çekenlerin feryadına bakar. Korkanların korkusu, sevenlerin de sevgisi bunu önleyemez.
Kur'an'ın, geleceğini haber verdiği ve inanılmasını istediği Dingününe inanma konusunda, günümüz insanları çeşitli durumlar arzederler. Bir çok kimseler bunun imkânsız olduğunu söyleyerek inkâr ederler. Bir kısım insanlar da dilleriyle bu günün hâk olduğunu söylemekle beraber, yaptıkları işleriyle o günü adeta yalanlarlar. Bazı kişiler ise, bu günün geleceğini düşünerek tam bir iman ve teslimiyetle Allah'a itaat ederler.
Asrımızda bilim ve tekniğin ilerlemesine rağmen, Kıyamet gününü inkâr eden bir kısım insanların bulunması düşündürücüdür. Hayatı sadece dünya hayatından ibaret görmek, çok ilkel bir düşüncedir. Kur'an, düşüncesi gelişmemiş bu tür kişilerin sözlerini ve durumlarını şöyle dile getirir.
“Onlar derler ki: Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yok! Tekrar dirilecek değiliz.” [1]
Oysa insan düşünürse, zaman ve olaylar içinde geçen ömrünün, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanlarla sıkı sıkıya bağlı olduğunu anlar. Ancak her tür bilginin geçerliliği, ruhlardaki ve düşüncelerdeki tesirine bağlıdır. İnsan ruhunu etkilemeyen ve insan aklını yanılgıdan kurtarmayan bilim, pek bir şey ifade etmez. Aksine bu durumda bilim, tekniğin ilerlemesinden ve o nisbette de insanlığın gerilemesinden ibaret kalır. Halbuki, insanlık gerilerken, ilerleyen teknikten daha büyük bir felâket olamaz... Çünkü her asırda inkâr edenlerin aynı özellikleri taşıdıklarını görürüz. İnkarcı düşünceye göre, çürümüş darmadağın olmuş kemiklerin bir araya gelmesi imkânsızdır. Onun bu duruma düşmesi aklınin gelişmemiş ve yanılmış olduğunu gösterir. Yine ahiret hayatı inancına karşı çıkanlar, bu inancın insanları dünya hayatında pasifleştirdiğini ileri sürerler.
Bu sözleri de, onların, İslâmın ahiret inancını tam olarak bilmediklerini gösterir. İslâm'da dünya, ahiretin bir tarlasıdır. Dünya hayatını ıslâh etmek, ondan her tür kötülükleri ve bozgunculukları kaldırmak, bütün insanlar için iyilik ve adaleti gerçekleştirmek vb. gibi işlerde sarfedilen emek ve uğraşıların hepsi, ahiret sermayesidir. Böyle bir inançla çalışan ve Allah'ın rızasını dileyerek gönülden bu güne inananların yer yüzünü ihmal etmeleri, azgınlıklara ve bozgunculuklara göz yumarak dünyayı terk etmeleri söylenebilir mi?
Eğer günümüzde bir kısım insanlar -Ahirete iman ettiklerini iddia etmekle beraber- kendilerini, cahilliğin ve azgınlığın akıntısına kaptırmışlarsa; bu Allah'a ve ahiret gününe inandıkları için değil, ahirete inançlarının zayıf oluşundandır.
Her asırda, ahireti inkâr edenler veya bu güne gerçek olarak inanmamış olanlar, devamlı günâh işlemeyi arzu edip buna karşı bir engelin çıkmasından ve her şeye kadir. Yaratıcının huzurunda hesap vermek istemiyenlerdir. İşte bunun için de öldükten sonra dirilmeyi ve ahireti hayâl zannederler...
Dingünü'ne inanmak ve bu inancın gereğini yapmak, kötülüğe koşan her nefis için bir gem, günâhı seven her insan için de bir engeldir.
Bütün insanlığa hitap eden Kur'an bu günün olmasını imkânsız görenlere en kesin ve doğru cevabı vermiştir.
“İnsan, kendini bir nutfeden nasıl yarattığımızı görmedi mi ki şimdi apaçık bir hasım kesildi” [2]
İnsanın yaratılışındaki hayret verici durumlar, organlarının yapısındaki çeşitli özellikleri onun tekrar diriltilmesinden çok daha önemli ve dikkat çekicidir. Allah'ın, san'at ve kudretindeki bu incelikleri ve mükemmellikleri bilip görenler, öldükten sonra dirilmeyi artık nasıl inkâr edebilirler? Ne yazık ki ünsiyet etmediği her şeyi inkâr, insan oğlunun tabiatındadır. Eğer o yılanı yüzüstü şimşek gibi yürür görmese, ayaklarından başkası üzerinde yürümeyi kabul etmezdi. Hatta insan, dünyayı görmeden, dünyadaki acaip haller ona anlatılsa, onları bile çoktan inkâra kalkardı. Şu halde dingününü yakinen tasdik etmemek veya bundan kusur etmek, bu kavramı anlamaktaki noksanlıktan ileri gelmektedir. Görünmediğinden dolayı, din gününe inanmayanlar, ilim adına cehalet gösterenlerdir.
“Ahiret yurdu, sakınan muttakîler için daha hayırlıdır, düşünmüyor musunuz?” [3]
[1] En'am: 6/29.
[2] Yasin: 36/77.
[3] En'am: 6/32.
İslami Okul Okulların En Önemlisi