Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

IV- GÜNÜMÜZDE DÎNGÜNÜ ANLAYIŞI - Dingunu - 24. Sayfa

IV- GÜNÜMÜZDE DÎNGÜNÜ ANLAYIŞI

 

Dingünü'ne iman etmek, öldükten sonra tekrar dirilmek, hesab ve ceza meselelerini kabullenmek, İslâm dininin inanç esasları­nın bir bölümüdür. Allah'ın tek bir İlâh ol­duğunu kabul etmenin hemen ardından bunlara inanmak gereklidir. İslâm en mü­kemmel bir dindir. Ondaki Uluhiyyet gerçe­ği ile ahiret hayatının hakikati birleştirilip tek temel üzerine oturtulmuş, böylece itika­di, amelî ve ahlâkî değerler birleştirilerek bir bütün haline getirilmiştir.

İslâm tasavvurunda hayatın manâsı, in­san ömrünün teşkil ettiği şu kısa zaman de­ğildir. Hatta bu anlamı ne bir milletin yüz­yıllar süren ömrü, ne de bütün insanların süre gelen hayatı ifade edebilir. İslâm tasavvurundaki hayat, şu görünen dünya ha­yatını içine aldığı gibi, Allah'dan başka kim­senin bilmediği Ahiret hayatını da içine almaktadır. Mekân itibariyle de, üzerinde in­sanların  yaşamakta olduğu şu yeryüzünü içine aldığı gibi; ahiret yurdunu da ihtiva etmektedir. Yine âlemleri kucaklarcasına şu görünen kâinata şâmil olduğu gibi, her tür­lü gerçeklerini    Allah'dan başka kimsenin bilmediği “gayb” âlemini de kapsamakta­dır. O gayb âlemi, ölüm anı ile başlayıp ahi­ret hayatıyla son bulur. Mahiyet itibariyle hayat, dünya hayatındaki şu bilinen yaşayı­şı kapsadığı gibi, ikinci hayat dediğimiz ahi­ret yaşayışını da içine almaktadır.

İşte din gününe iman etmek, böylesine zamanın sonsuz mesafesini, mekânın hudut­suz ufuklarını, hayat ve âlemlerin bitmeyen derinliklerini ve yüceliklerini ifade etmekte­dir. Bu inanç, kesinlikle kişinin dünya görü­şünü değiştiren ve davranışlarını etkileyen bir inançtır. Her asırda olduğu gibi günü­müzde de en önemli hususlardan biri din gününe iman etmek konusudur. Bunun için­dir ki, Kur'an, tevhit inancıyla beraber bu inanç üzerinde ısrarla durmuş. Hz. Peygam­ber de pek çok sözleriyle bu inancın önemi­ni belirtmiştir. Her konuda hakkı bildiren Al­lah, hâk olan ahiret konusunda da önemle duruyor. Eğer insan yaptıklarından sorumlu olmasaydı, o zaman iyilik ve kötülüğün far­kı ortadan kalkmış olur, insan yaşayışı tama­men maksatsız ve gayesiz hale gelir, her iş neticesiz kalırdı. Oysa insan maksatsız ve gayesiz olarak yaratılmamıştır. Her insan, kendi iradesiyle yaptıklarının karşılığını ta­bii ki görmelidir, İyilik ve kötülük yapanlar, kendi yaptıklarının karşılığını görmeyecek olsalardı iyilik ve kötülük aynı şey olur, gü­nah ve sevabın anlamı kalmazdı.

İnsanlar, bu dünya hayatında da az çok yaptıklarının karşılığını görürler. Bununla beraber şunu da unutmamalıdır ki, pek çok zâlim günahkârlar, kötülük yapan insanlar, bu dünyada rahat yaşarlar da, bir çok iyi insanlar musibetlere maruz kalırlar. Çünkü bu dünya, yapılan işlerin asıl karşılığının görüleceği yer değildir. İşte tüm işlerin kar­şılığının verileceği ve rabbânî adaletin tecel­li edeceği an Dingünüdür.

Her asırda olduğu gibi, günümüzde de bir kısım kimselerin kıyamet gününe iman etmeyişlerinin sebebi, öldükten sonra diril­meyi uzak bir ihtimal görmeleridir. İnanma­yanların görüşüne göre hayat, sebepsiz, hedefsiz ve gayesiz bir hareketten ibarettir. Oysa her şeyde bir sır, o sırrın gerisinde bir hedef ve hedefin gerisinde de bir hikmet vardır. İnsan bir ölçü dahilinde bu dünya­ya getirilir, yine aynı şekilde takdir edilmiş olan akibete, ceza ve hesab gününe döndü­rülmüş olur. Dünya hayatı da, her insan için bir imtihandır. İnsanların bütün bu gerçek­leri bilip, bunların gerisinde kudret ve hik­met sahibi Yüce Yaratıcıyı düşünmesi gere­kir. İşte bu bilgi ve düşünce insanı ahiret inancına götürür.

İnsanların çokça hatırlaması gereken ölüm, her canlının kendisine erişeceği bir ha­disedir. Ölüm, kendi yolunda sapmadan ve durmaksızın ilerler. Ne geride bıraktıklarına, ne de ızdırap çekenlerin feryadına bakar. Korkanların korkusu, sevenlerin de sevgisi bunu önleyemez.

Kur'an'ın, geleceğini haber verdiği ve inanılmasını istediği Dingününe inanma ko­nusunda, günümüz insanları çeşitli durum­lar arzederler. Bir çok kimseler bunun im­kânsız olduğunu söyleyerek inkâr ederler. Bir kısım insanlar da dilleriyle bu günün hâk olduğunu söylemekle beraber, yaptık­ları işleriyle o günü adeta yalanlarlar. Ba­zı kişiler ise, bu günün geleceğini düşüne­rek tam bir iman ve teslimiyetle Allah'a ita­at ederler.

Asrımızda bilim ve tekniğin ilerle­mesine rağmen, Kıyamet gününü inkâr eden bir kısım insanların bulunması düşün­dürücüdür. Hayatı sadece dünya hayatından ibaret görmek, çok ilkel bir düşüncedir. Kur'an, düşüncesi gelişmemiş bu tür kişilerin söz­lerini ve durumlarını şöyle dile getirir.

“On­lar derler ki: Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yok! Tekrar dirilecek değiliz.” [1]

Oysa insan düşünürse, zaman ve olaylar içinde geçen ömrünün, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanlarla sıkı sıkıya bağlı olduğu­nu anlar. Ancak her tür bilginin geçerliliği, ruhlardaki ve düşüncelerdeki tesirine bağlı­dır. İnsan ruhunu etkilemeyen ve insan ak­lını yanılgıdan kurtarmayan bilim, pek bir şey ifade etmez. Aksine bu durumda bilim, tekniğin ilerlemesinden ve o nisbette de in­sanlığın gerilemesinden ibaret kalır. Halbu­ki, insanlık gerilerken, ilerleyen teknikten daha büyük bir felâket olamaz... Çünkü her asırda inkâr edenlerin aynı özellikleri taşı­dıklarını görürüz. İnkarcı düşünceye göre, çürümüş darmadağın olmuş kemiklerin bir araya gelmesi imkânsızdır. Onun bu duru­ma düşmesi aklınin gelişmemiş ve yanılmış olduğunu gösterir. Yine ahiret hayatı inan­cına karşı çıkanlar, bu inancın insanları dün­ya hayatında pasifleştirdiğini ileri sürerler.

Bu sözleri de, onların, İslâmın ahiret inancı­nı tam olarak bilmediklerini gösterir. İs­lâm'da dünya, ahiretin bir tarlasıdır. Dünya hayatını ıslâh etmek, ondan her tür kötü­lükleri ve bozgunculukları kaldırmak, bü­tün insanlar için iyilik ve adaleti gerçekleş­tirmek vb. gibi işlerde sarfedilen emek ve uğraşıların hepsi, ahiret sermayesidir. Böyle bir inançla çalışan ve Allah'ın rızasını dile­yerek gönülden bu güne inananların yer yü­zünü ihmal etmeleri, azgınlıklara ve boz­gunculuklara göz yumarak dünyayı terk et­meleri söylenebilir mi?

Eğer günümüzde bir kısım insanlar -Ahirete iman ettiklerini iddia etmekle be­raber- kendilerini, cahilliğin ve azgınlığın akıntısına kaptırmışlarsa; bu Allah'a ve ahi­ret gününe inandıkları için değil, ahirete inançlarının zayıf oluşundandır.

Her asırda, ahireti inkâr edenler veya bu güne gerçek olarak inanmamış olanlar, devamlı günâh işlemeyi arzu edip buna kar­şı bir engelin çıkmasından ve her şeye ka­dir. Yaratıcının huzurunda hesap vermek istemiyenlerdir. İşte bunun için de öldükten sonra dirilmeyi ve ahireti hayâl zanneder­ler...                                   

Dingünü'ne inanmak ve bu inancın ge­reğini yapmak, kötülüğe koşan her nefis için bir gem, günâhı seven her insan için de bir engeldir.                                     

Bütün insanlığa hitap eden Kur'an bu günün olmasını imkânsız görenlere en kesin ve doğru cevabı vermiştir.

“İnsan, ken­dini bir nutfeden nasıl yarattığımızı görme­di mi ki şimdi apaçık bir hasım kesildi” [2]

İnsanın yaratılışındaki hayret verici durumlar, organlarının yapısındaki çeşitli özellikleri onun tekrar diriltilmesinden çok daha önemli ve dikkat çekicidir. Allah'ın, san'at ve kudretindeki bu in­celikleri ve mükemmellikleri bilip görenler, öldükten sonra dirilmeyi artık nasıl inkâr edebilirler? Ne yazık ki ünsiyet etmediği her şeyi inkâr, insan oğlunun tabiatındadır. Eğer o yılanı yüzüstü şimşek gibi yürür görmese, ayaklarından başkası üzerinde yürü­meyi kabul etmezdi. Hatta insan, dünyayı görmeden, dünyadaki acaip haller ona an­latılsa, onları bile çoktan inkâra kalkardı. Şu halde dingününü yakinen tasdik et­memek veya bundan kusur etmek, bu kav­ramı anlamaktaki noksanlıktan ileri gelmek­tedir. Görünmediğinden dolayı, din gününe inanmayanlar, ilim adına cehalet gösteren­lerdir.

“Ahiret yurdu, sakınan muttakîler için daha hayırlıdır, düşünmüyor musunuz?” [3]

 



[1] En'am: 6/29.

[2] Yasin: 36/77.

[3] En'am: 6/32.