Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

HAYATI İSLAM'LA BÜTÜNLEŞTİRMEK - Fahrettinyildiz - 9. Sayfa

HAYATI İSLAM'LA BÜTÜNLEŞTİRMEK.. 1

HAYATI İSLAM'LA BÜTÜNLEŞTİRMEK

 

“Ey iman değerine ermiş ulanlar, hep birlikte İslam'ın emrine gir in'kendinizi Allah'a tam ola­rak teslim edin. Şeytanın ardından gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.” [1]

Vahiy adına en doğru ve güvenilir bilgi kaynağı olan Kur’an, [2] bütün insanları İslam'ın aydınlığına davet etmekte ve on­lara tam mutluluğa ermenin yollarını göstermektedir. Ayrıca her çeşit kötülüklerden korunmak için, hayatı İslam'la güzel­leştirmek gerektiği mesajını vermektedir. Kaynaklarda belirtil­diğine göre yukarıdaki ayet, Kur’an mesajına inandıklarını söy­ledikleri halde onu, ihtiva ettiği bütün manalarıyla pratiğe dök­mekte ve hayatlarını İslam'la bütünleştirmekte gevşeklik göste­renler hakkında inmiştir. [3] Demek ki ayet, insanları, İslam'ı öz­gün şekliyle, ebedi ilkeleriyle ve yüce prensipleriyle yaşamaya çağırmaktadır.

İslam, Allah'ın iradesini yansıtan, hayatın bütününü kucak­layan tam ve mükemmel bir sistemdir. [4] Çünkü Peygamber (as)'e gelen ve onun tarafından hayata geçirilen Kur’an vahyi, hiçbir konuyu eksik ve kapalı bırakmamıştır. [5] O, hayatın bütün yönle­rini düzenleyen hükümleri içerdiği için, İslami kişiliğin ve kül­türün temelini de oluşturur. İslam'ın en bariz özelliği, hayatın bütün alanlarım kapsayan bir sistem olması, çağdaş dünyanın karşılaştığı çeşitli problemlere çözümler sunması, birtakım kri­terler çerçevesinde aklın ve içtihadın kullanılmasına geniş bir alan bırakmasıdır. Şu halde İslam, insanın taşıması gereken sıradarı bir isim değil, aksine güven, huzur ve hepsinden de öte bir hayat kaynağıdır.

İnsan, Allah'ın yarattığı bir varlıktır. [6] O, Allah'a ibadet etme ve O'nup halifesi olma liyakatini gösterebilmesi için özgür ira­de, akıl ve duygusal değerlerle donatılmış. [7] "yaratılış" gayesini gerçekleştirebilmesi için de kendisine belirli bir süre tanınmış­tır. [8] Ayrıca dünyanın bütün nimetleri, onun emrine verilmiştir. [9] Demek ki her insan, Kur’an'ın mümini olmasa da onun muhata­bıdır. İşte Kur’an'ın muhatap aldığı insan, onun ayetlerini düşü­nerek okursa iman değerine ulaşır. Kur’an'ın hükümlerini bilgi­li, iradeli ve şuurlu olarak uygulayan kimse de sağlam bir kişi­lik kazanır. Müslüman, iradeli ve şuurlu biçimde Allah'a teslim olan, ilahi iradeyi temsilen konulmuş ilkelere uyan ve bunlar karşısında sorumluluk duyan insandır. Peygamber (as)'in tarif ettiği gibi: "Elinden ve dilinden bütün Müslümanların selamette kaldığı/kötülük görmediği kimsedir."[10] Görüldüğü gibi Allah'a teslimiyet, İslam'ı yaşamayanların değil, hayatlarını İslam'la bütünleştirip davranışlarını ibadet haline getirenlerin vasfı ol­maktadır. Çünkü, yaratılış gayesinin Allah'a ibadet olduğunu bilen insan, O'na karşı ilgisiz ve saygısız olmayı kendisine yakıştıramayacaktır. Şu halde, insanı, Müslüman bir şahsiyet, İs­lam'ı da bir hayat sistemi haline getirmek gerekmektedir. Bi­lindiği gibi, İslam’i bir kişilik kazanıp bu kişiliği koruyan kim­seler, İslam'ı yaşanılabilir hale getirebilirler. İşte insan bu amaçla çalışacak, yiyeceklerini üretecek, dünyayı işleyerek kent­ler, kültür ve medeniyetler oluşturacaktır. [11] Yüce Allah bütün bu gerçekleri, dinin bir gereği, insanoğlunun da var oluş nedeni saymaktadır. [12] Bu durum karşısında İslam insanı, hayata pozitif ve aktif olarak katılan, hayırlı yenilikler içeren sosyal değişik­liklere öncülük eden dinamik bir şahsiyet olmalıdır. Hemen be­lirtelim ki, İslam’i hedeflerin gerçekleşmesi, İslam'ı tanı olarak hayata katacak aktif insan ve toplumun bulunmasına bağlıdır. [13] Çünkü İslam insanı, ulaşabildiği her yerde, toplumun bütün hücrelerinde dini, hayata geçirmekle görevlidir. [14] Zayıf insan­larla ve sorumsuz kişilerle sağlıklı bir sistem kurup hayatı İs­lam'la bütünleştirmek ve güzelleştirmek mümkün değildir.

Hz. Muhammed (sa)'in Allah'tan getirdiği dini kendi hayatı ile pratiğe aktarması, hem İslam devletinin, hem de İslam'ın in­sanlık için ortaya koyduğu dünya sisteminin örneğini oluşturur. Onun sunduğu ve savunduğu dünya, bir barış ve huzur dünya­sıdır. Ne var ki barış için savaşın bitmesi, düşmanlıkların da so­na ermesi gerekmektedir. [15] İslam, farklı etnik yapıları kendi sosyal düzeni içinde bir araya getiren evrensel bir dindir. [16] Bu sistemde insanlara dayanışma bilincini veren temel değer ise, her şeyin üstündeki İslam kardeşliğidir. [17] Böyle bir ortamda fertler, yüksek değerlerde özgür, vasıta değerlerde ve temel haklarda eşit olurlar.

Her türlü olumsuzluktan kurtulmanın makul ve meşru yolu, Kur’an ve sünnetin her şeyi aşan otoritesinin, müspet biçimde yeniden ortaya konulmasıdır. İlim, ibadet, gayret ve ciddiyetten yoksun dindarlık ile, günümüzde de gelecekte de İslam'ın ha­yatı yönlendirici ve umut verici rolüne bir katkıda bulunmak mümkün değildir. Müslümanların artık savunmacı ve sığınmacı ruh halinden kurtulup hayatlarına yön verecek olan toplumsal projeleri temellendirmeleri gerekmektedir. Ne var ki İslam'ın bugünkü hayatımıza nasıl taşınacağı, sosyal ve kültürel açıdan İslami hayatı nasıl pratize etmek gerektiği konusu, bu alana yö­nelmiş ilmi mesaileri ve gayretleri beklemektedir.

İslam'ın inancı, ibadetleri, ahlakı ve ahkâmı bir bütündür. Bu bütünlüğü bozan olgu ve uygulamalar, İslami değildir. İn­san, kendisine bahşedilen ömrü, yaratılış gayesini gerçekleştire­cek tarzda kullanmalı ve onu kazançla sona erdirmelidir. Bu da hayatı İslam'la bütünleştirip onu eksiksiz uygulamakla gerçekleşir. Zaten insan, yaşadığı hayatın hesabını Allah'a verecek, Kur’an'ın da belirttiği gibi, Hesap Günü de her sorumlu cana, kendi kitabı okutulacak, yeryüzündeki öz benliği gösterilecek­tir. O gün insana:

“Şimdi oku kitabını, hayat tutanağını! Çünkü bu gün, kendi hesabını kendin çıkaracak durumdasın.” [18] dene­cek.

Müminler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan Kur’an, [19] dava­sından emin olanlara saadet yolunu gösterir [20] Kur’an, bir teoloji kitabı değildir. O, Allah'ın, insan hayatındaki, bütün varlık ve oluştaki icraatını açıklayan değişmez vahyidir. Muhatap alıp seslendiği her benliği harekete geçiren Allah kelamıdır. Kur’an, çağrısını duymamakta ısrarlı olanlar için, uzakta kalan bir ses­tir. [21]

Hz. Muhammed (as), Kur’an'ın ihtiva ettiği ilahi sistem ve bizzat yaşadığı hayatla âlemlere rahmet; [22] İslami bir hayata talip olanlar için de örnek olarak gönderilmiş son peygamberdir.[23] Akli ve irade sahibi her insan, Kur’an’ı anlamak ve hayatını onun ışığında yürütmekle mükelleftir. Bu yükümlülük, Allah'ın teşri buyurduğu sistemi, Resulünün duyurduğu ve uyguladığı şekil­de yaşamakla yerine getirilebilir. [24]

İslam, ona gönülden bağlananların dünya ve ahiret saadetini temin edecek tek kurtarıcı yoldur. O, sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. İnsanca yaşamak Kuran'ca yaşamakla eş anlamlıdır.

İslam'ı bir bütün olarak benimseyip yaşamadan, gerçek Müslüman olunamaz. Bunun için, hayatı yaşanabilir ve anlamlı kılan İslam'ın, sosyal hayattan tecrit edilmesi doğru olmaz.

Yanlışı tespit etmekten daha önemli olan şey, onun düzel­tilmesidir. İslam toplumlarında yaşanan krizin temel sebebi, Müslümanların pratik hayatlarını yanlış esaslara dayandırmaları; Kur’an ve Sünnetin genel prensiplerini büyük ölçüde ihmal etmeleridir. Hemen belirtelim ki, yaşanan olumsuzlukların de­ğinilen hatadan kaynaklandığını düşünemeyen toplumların, yanlışı düzeltme imkânı yoktur. Şu halde yanlışı düzeltmenin ilk şartı, onun İslam'dan değil, insan hatasından kaynaklandığı­nın bilinmesidir. Ayrıca toplumsal sorumluluk, dünya hayatı için geçerli olduğundan, toplumda işlenen kötülükler sadece ya­panları değil, toplumun tümünü ilgilendirir; bedelleri de çoğu kez dünya hayatında ödenir. Kur’an, bu konuda müminleri şöyle uyarır:

“İçinizden sadece zulmedenlere çatmakla kalmayacak kötülük yönündeki bir ayartıya karşı uyanık ve duyarlı olun. Bilin ki Allah'ın gazabı çok çetindir. ”[25] Demek ki Müslümanla­rın sıkıntıları, İslam'ı yaşamaktan değil, İslam dışı bir hayat tarzı benimsemiş olmalarından kaynaklanmaktadır.

Müslümanların sağlıklı bir toplum oluşturabilmeleri için, ha­yatın gerçekleri karşısında hedeflerini belirleyip bu hedefleri gerçekleştirecek yöntemleri geliştirmeleri; Kur’an ve Sünnet'in genel prensipleri doğrultusunda fikir ve çözüm üretmeleri gere­kir. Hayatın dinamik akışına gerektiği gibi cevap veremeyen toplumlar, krize girerler. Eğer bu kriz döneminde doğru fikirler ve bunları hayata taşıyacak sağlıklı çözümler üretilemezse, çö­küşü yaşamak kaçınılmaz olur.

Kur’an açısından, İslam'ı hayattan ayırmak mümkün değil­dir. İslam'ın, Hz. Peygamber'in önderliğinde bütün hayatı kuşa­tıcı nitelikte tecelli etmesi de bunu kanıtlamaktadır. [26]



[1] Ba­kara: 2/208.

[2] Bkz. İsra: 17/9

[3] Bkz. Râzi. et-Tefsiru'l kebir, li 207; İzzet Derveze, et-tefsiru'l hadis, VII,  318 vd.

[4] Bkz. Mâide: 5/3

[5] Bkz. Enam: 6/38

[6] Bkz. Hicr: 15- 26. 28, 33; Enam: 6'2 vb.

[7] Bkz. İnsan: 76- 3: Bakara: 2/30; Nahl: 16/78

[8] Bkz Hicr: 15/99

[9] Bkz. Câsiye: 45/13

[10] Bkz. Ahmed ez-Zebidi. Tecrid Terccmesi, I, 29

[11] Bkz. En’am: 6/165

[12] Bkz. Hud: 11/7 vb.

[13] Bkz. Âl-i İmran: 3/104, 110 vb.

[14] Bkz. Hac: 22/41 

[15] Bkz. Enfâl: 8/61 vb.

[16] Bkz. Enbiyâ: 21/92 

[17] Bkz. Hucurât: 49/10

[18] Bkz. İsra: 17/14 2

[19] Bkz. İsrâ: 17/82 1

[20] Bkz. Yûnus: 10/57

[21] Bkz. Fussitet 41/44

[22] Bkz. Enbiyâ: 21/107

[23] Bkz. Ahzâb: 33/21, 24

[24] Bkz. Enfâl: 8/20. 24 vb.

[25] Enfâl: 8/25

[26] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 39-43.