Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

C- Hamdın Yeri ve Hakikati: - 3. Sayfa

C- Hamdın Yeri ve Hakikati:

 

Hamdetmenin yerini bilmek de önemlidir. Demek ki yerinde hamdetmek gerekir. Yani daha çok dünya nimetlerinden çok âhiret nimetleri, maddi nimetlerden çok manevi nimetler için hamdetmek gerekir.

O halde hamdin hakikati nedir? Yalnız “Allah'a hamdolsun” demek midir? Allah'a hamdetmek, bize her iyiliği her nimeti ihsan eden Allah'a karşı, bu ihsan ve nimeti ver­mesi yüzünden yalnız sözle değil, fiil ile de ta'zim etmektir. Bu hamd işi de kalp, dil ve organlarla yapılabilir. Kalp ile yapılanı, Al­lah'ın kemâl ve celâl sıfatlarını duymak, ta­nımaktır ve itikat etmektir. Dil ile yapılanı, bu kemâl ve celâl sıfatlarını anlatmaktır. Âzâ ile yapılanı, organları kemâl ve celâl sıfatlarıyla vasıflanan Yüce Allah'ın yolun­dan ayırmamaktır. Demek ki hamd, yalnız dil ile yapılan birşey değil, gönül ve bütün organlar ile ifâ edilen bir vazifedir.

Bu vazifenin yerine getirilmesinden maksat nedir? Cenab-ı Hakk'ın her hangi bir lütuf ve ihsanını karşılıksız bırakmamak mı? Cenab-ı Hakk, her hamd-ü senâ'dan müstağni olduğuna göre, O'na hamdetmekle meşgul olmak boşuna uğraşmak değil mi? Hamd ile meşgul olmak, asıl nimetleri ihsan eden Allah'ı düşünmekten alıkoymağa sebep olmaz mı? gibi sorular akla gelebilir.

Ancak Allah'a hamdetmekten maksat bunların hiç birisi değildir. Hamd bir nime­te karşılık değildir. Hamd kulun nimet içinde yaşamasından dolayı iç âleminden coşan şükrandır. Kişi sağlam karakterli bir insan ise, vicdanında ve maneviyatında sağlam yapılı ise, şükranın içinden kaynadığını his­seder ve içinizde kaynayan bu his, onu bütün varlıkları var eden Mevlaya kavuşturan en samimi bağlantı olur. Bu bağlantının kuv­veti, dilimizin gönlümüzle, gönlümüzün bü­tün aza ve organlarımızla uyumlu olarak hamd vazifesini yerine getirmesiyle kendini gösterir.

Hamd, insanın Rabb'ine karşı duyduğu terbiyenin ana kaynağıdır. Onu hissetmek, var olduğunu ve varlığını çevreleyen nimetleri hissetmenin ilk neticesidir. Bunu boş bir his, yahut Allah'ın nimetlerini ödeyen bir karşılık saymak için .terbiye hissinden mah­rum olmak lazımdır. Gerçek mü'min bu ter­biye hissinden mahrum değildir. Mü'min bu terbiye hissini, geliştirmek isteyen ve Allah’a hamdettikçe de hissin kalbinde daha fazla kök saldığını duyan insandır.

Hamdin mana ve "mahiyeti bu merkez­dedir. Bütün bunlara bir de şunu ilâve ede­lim ki, biz bir çok dilleri araştırdık ve “hamd” in karşılığını aradık. Hiç bir dilde “hamd” in tam karşılığını bulamadık. Bu da hamdin Kur'an terimlerinden ve İslâm'a ait nimetlerden biri olduğunu göstermektedir. Bu yüzden de Allah'a hamdolsun.

Hamd, bütün anlamıyla Allah'a aittir. Çünkü övülmeğe layık her şey Allah'tandır ve onun övgüsü de Allah'ındır. Hamd, Kur’an'da yirmidört yerde geçtiği için normal olarak Müslümanların alışık oldukları bir kavramdır. Hamdele denilen “Elhamdülil­lah” sözü, namazın sonundaki teşbihin be­lirli bir kısmını oluşturur.

Bir hadiste Peygamberimiz (a.s.) “Al­lah'a hamdederek başlanılmayan her iş sa­kat olur.” buyurmuştur. Onun için hamdele, her yazının başlangıcında bulunması gere­ken üç kısımdan birini oluşturur.

Hamd, aynı zamanda kemâl sıfatlarını ortaya çıkartmaktır. Yüce Allah insanı yer ve gökte olanların bir sureti ve içinde çeşitli alemleri bulunduran kâinat kitabının bir fih­risti özelliğinde yaratmıştır. Allah'ın “esmau’l-hüsnâ”sından her birinin tecelli yeri olan, her bir alemden bir örnek, insanın temel ya­pısında gizli olarak vardır. Eğer insan mad­di ve manevi her çeşit varlığını Allah'ın em­rettiği yerde kullanarak hamdeder ve İslâm dinine bütün gücüyle sarılırsa, özünde bulu­nan o örneklerin her birisi, kendi dünyasına açılan bir pencere olur; İnsan da o dünyayı görür. O dünyaya tecelli eden ilâhî sıfatla, o alemde tezahür eden ilâhi isme bir ayna olur. İşte bu durumda insan, ruhu ve cismi île görünen ve beş duyu organıyla idrak edi­lemeyen gayb dünyasının bir özeti olur. Bu her iki dünyaya tecelli edenler insana da te­celli ederler. Yani insan onları idrak eder. Bu açıdan insan Yüce Allah'ın sıfatlarının hem görüntü yeri ve hem de görüntüleyeni olur.