Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

IV- GÜNÜMÜZDE HAMD ANLAYIŞI - 14. Sayfa

IV- GÜNÜMÜZDE HAMD ANLAYIŞI

 

İslam dini, sadece insanların öğrendik­leri nazariyeler (teoriler) den ve onların Rabb'larıyla kendi aralarındaki ilişkiyi sağ­layan, itikadi (inançla ilgili) hükümlerden ibaret değildir. Aksine İslâm dini, hareket dolu pratik bir nizamdır. Bunun için, insan­ların fiilen yaşadıkları hayatı bütün ihtiyaç­larıyla karşılayan tek din, İslâm’dır.

Kur'an'ın, tertip sırası itibarıyla ilk sû­resi olan Fatiha'da “hamd, alemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir.” buyrularak, hamdın tevhidle olan yakın ilişkisi belirtilmiştir. Ya­ni hamde layık olanın sadece Alİah olduğu, her varlığın sahibinin ve malikinin, her şeye sonsuz kudretiyle güç yetirenin yalnız Allah olduğu açıkça bildirilmiştir.

Kur'an'ın bildirdiği bu açık gerçekler karşısında, günümüz insanlığının Hamd an­layışı değişik durumlar arzetmektedir. Bun­ları şöylece belirtmek mümkündür:

Yalnız dil ile hamdedenler.

Dil ile söyleyip kalp ile inanarak, hamdı yalnız Allah'a has kılanlar.

Allah'a hamd etmeyi, dinî bir vecîbe ka­bul etmeyenler.

İnsanların bir kısmı Allah'a hamd et­mezken, bir kısmı da hamd konusunda ga­fil görünmektedirler. Günümüzde insanları Allah'a hamdetmekten alıkoyan pekçok se­bepler vardır. Bunların başında “cehalet” ve “gaflet” gelmektedir. İnsanların, Allah'ın kendilerine verdiği sayısız nimetlere karşı hamdetmeyişleri, temelde bu iki sebepten kaynaklanır. Oysa Allah'ın nimetlerinde hamd, öncelikle o nimetleri bilmekle müm­kün olur. Nimeti bilenler, bu nimetlerle Al­lah'a ibadet edilmesi gerektiğinin şuurunda olup, böylece Allah'a hamd edebilenlerdir.

Yine günümüzde bir kısım insanlar da, Allah'a hamdetmeyi “Allah'a hamdolsun” demekten ibaret saymaktadırlar. Bunu bir hamd zannederler. Oysa, gerçek anlamda hamd, sahip olunan nimetleri Allah yolunda ve Allah'ın istediği şekilde kullanmakla olur.

Bütün varlıklarda Allah'ın bir nimeti vardır. Nimet mevcut olduğu gibi, belâ da mevcuttur. Belanın bulunmaması nimet; Nimetin bulunmaması da bir beladır. İşte, Allah'a mutlak hamd, Onun bütün nimet­lerine karşı olmalıdır. Bu da, her nimetin sa­hibi ve her şeyin maliki olan Allah'a, yine Allah'ın istediği şekilde hamdetmekle müm­kün olur.

Bilinmelidir ki hamd, imanın bir gere­ğidir. Gerçek anlamda hamd, iman, ilim ve salih amelle yapılandır. Allah'a hamd, iman ve amelle tamamlanır. Yalnız dil ile hamd, sahibini görünürde hamd edenlerden yapar. Tasdiksiz olarak, sadece dilde kalan hamdin hiç bir faydası yoktur, sahibinin gafletini gösterir.

İnsan diliyle söylediği hamdi ve onun gerçek anlamını, kalbiyle de tasdik edince, bu hamd imanının kuvvetlenmesini sağlar. Allah'ı tek bir yaratıcı olarak tanıyıp ham­dı sadece O'na tahsis etmek, insanın Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda yaşamasını sağlar. Ayrıca Allah'a hamd, Allah'ın rah­metinin ve nimetlerinin genişliğine imanı da ifade eder. Bu iman da Allah'a itimadı ge­rektirir.

Allah'ın her türlü nimetini gören günümüz insanı, O'na hanıdetmesi gerekirken, aksine Allah'a şirk koşacak derecede sapık­lık içindedir. Bunun en başta gelen sebebi de; Kur'an'ın getirdiği gerçeklerin ve bildir­diği hikmetlerin, akıl ve vicdanların ilham kaynağı olamayışıdır. Kur'an'ın ilâhî hü­kümlerine teslim olan akıllar, hakikati an­lar, O'nun eşsiz hikmetinin sesine kulak ve­ren vicdanlar ancak doğruyu bulurlar ve gerçeği görürler.

Hamd ruhları Allah'a bağlayan manevi bir bağdır. Gerçek anlamda hamd Allah'la kül arasında hiç bir engele müsaade etmez. İnsanı, yer yüzünde yaşarken Allah'a bağlı bir varlık haline getirir.

İnsanlar, hiç bir zaman Kur'an'ın hamd konusunda hatırlattığı şu gerçekleri unut­mamalıdırlar.

Hamda layık olan hiç şüphesiz yalnız Yüce Allah'dır.

Hiç bir insan Allah'a hamdetmese bi­le O' kendisini tesbih ve sena etmekte olan bu kâinatta, haliyle hamdedilmekte ve bü­tün mahlûkatın lisanıyla övülmektedir.

Ahirette de hamd Allah'a mahsustur. Daha öz olarak belirtmek gerekirse mutlak hamd Allah'a aittir.

- İnsanların Allah'a muhtaç oldukları­nı, Yüce Allah'ın ise, her şeyden müstağni olduğunu, kimsenin hamdine Allah'ın ihtiyacı olmadığını, mutlak kudrete sahip Yüce Allah'ın, hiç bir konuda acze düşmeyeceğini ve her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu günümüz insanı iyice kavramalı ve gerekti­ği gibi iman etmelidir.

Günümüz insanları, Kur'an'ın bildirdiği gerçekleri devamlı hatırlamalıdırlar. Bu gerçeklerin unutulması neticesinde, geçmiş­te olduğu gibi günümüzde de pek çok insan hamd konusunda sapıklığa düşmüştür...

Yüce Allah, insanlara yardımını bahşe­der, rahmet ve keremini bol bol ihsan bu­yurur. Bu da O'nun lütuf ve kereminin sonsuzluğundandır. Hamdi yalnız Allah'a has kılmak, O'nun uluhiyyetini idrak ederek, tek bir ilâh olduğunu ve ondan başka hiç bir ilâh bulunmadığını kabul edip inanmak­tır. Varlıklar alemine olan mutlak hakimiyetini kabul etmek her şeyin en sonunda Allah'a varacağını idrak etmektir, ibadet ve salih amelle Allah'a yönelmek aynı zaman­da Allah'a hamdetmektir.

Allah'ın, bütün mahlukatını kuşatan bu nimetleri, bilhassa insan oğlunu kucakla­maktadır. Bunun içindir ki hayırlı her işin başında ve sonunda Allah'a hamdetmek, İslâmî tasavvur ve yaşantının vazgeçilmez ka­idelerinden biri olmuştur.

Davamızın sonu Alemlerin Rabbi Allah'a hamdetmektir