Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

IV- GÜNÜMÜZDE “ÎSTİÂZE ANLAYIŞI - Istiaze - 10. Sayfa

IV- GÜNÜMÜZDE “ÎSTİÂZE ANLAYIŞI

 

Allah'ın, canlılar içersinde yarattığı üs­tün varlık insandır. O, sadece et ve kemik­ten ibaret değildir. O'nun maddi varlığının yanında ruhi yönünün de var olduğu bilmen bir gerçektir. İnsan'ın diğer canlı varlıklar­dan daha üstün olması, Allah'ın bahşettiği özellikleri iyi yönde kullanması ve onları geliştirmesiyle mümkündür. Bu özellikleri ile iyiye de kötüye de yönelebilme imkânı­na sahip olan insanı, Allah'ın dininin gerek­lerini yerine getirmek, mutlak iyiliğe götü­rür. Bilinmelidir ki günümüzde sadece islam dini insanları gerçek iyiliğe yönelten tek ilahi nizamdır. Bu hakikate inanmamak, insan gerçeğini inkâr etmek anlamına gelir. Nitekim Allah'ın hak dini yerine, beşeri sis­temlerle insanı iyiliğe sevketmenin ve kötü­lüklerden  korumanın imkânsızlığı artık açıkça ortadadır.

İnsanların, her türlü kötülüklerden korunabilmeleri için, Allah'a sığınma istemle­rini ifade eden “istiâze” kavramı, günümüz­de büyük önem taşımaktadır. Çünkü asrı­mızda insanlar, her zamankinden daha çok şeytanî tahriklerle karşı karşıya bulunmak­tadırlar. Günümüz insanının Allah'a sığın­ma konusundaki durumu, pek çok yönlere giden yolların ortasında, karanlıkta kalmış bir insanın durumuna benzemektedir. İs­lam dininin bildirdiği gerçeklerin unutul­duğu günümüzde, insanlar iyiyi ve kötüyü ayırt edemez hale gelmişlerdir. Bu durum onların işini daha da zorlaştırmaktadır. Çün­kü kötülüğe açılan pek çok kapılar yanın­da iyiliğe açılan tek bir kapı vardır. Bu ka­pı da gerçeğe açılan İslâm kapısıdır. İnsanları her yönden kaplamış olan şerler kâbu­su, Kur'an ve Sünnet ışığı ile yok edilme­dikçe, insanlığın, kötülüklerden kurtulması ve Allah'a sığınması mümkün olamaz.

Kur'an ve Sünnet den, istiâze'nin, an­lam yönüyle iman ve onun gereği olan iyi işleri (A'mâl’i Sâliha) kapsayan bir terim olduğunu öğrenmekteyiz. İnsanların yaşantı şekilleri, onların sahip oldukları inanç duygu ve düşünceleri ile yakından ilgilidir. İslamın iyi olarak bildirdiğini iyilik, kötü olarak bildirdiğini de kötülük kabul etmek öncelikle bir iman işidir. İslam'a göre, nele­rin iyilik, nelerin kötülük olduklarının bilinmesi ve iyiliklerin yapılıp, kötülüklerden sakınılması da bir uygulama (amel) mese­lesidir. Bu açıklamalardan sonra günümüz insanının istiâze anlayışını ve inancını üç bölümde özetleyebiliriz.

a- Allah tarafından, iyilik ve kötülük olarak bildirilen hüküm ve değerleri, kabul etmeyip, Allah'a ve O'nun dininin hükümle­rine sığınmayı reddedenler.

b- Sözle, yani dilleri ile Allah'a sığın­dıkları halde yaptıkları işleriyle şeytanın peşinden gidip, pek çok kötülüğü işleyenler. Bu durumdaki insanlar, Allah'a sığınmış değillerdir. Ancak O'na sığınmış olduklarını zannedenlerdir.

c- Allah'ın bildirdiği ve yapılmasını emrettiği ilahi emirlerin tümünü iyilik (ha­yır), yasaklarını da kötülük (şer) kabul edip, bu inancın gereğini yerine getirenler. Bu özelliğe sahip olanlar, gerçek anlamda Allah'a sığınmış ve kötülüklerden korun­muşlardır.

Kur'an'daki ayetlerde ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in mübarek sözlerinde, insanların kaçınmak durumunda oldukları kötülükler açık olarak ortaya konulmuştur. Gü­nümüzde, insanları, her türlü kötülüklerden korumak için öncelikle onlara bu kötülük­leri tanıtmak gerekmektedir. Çünkü şeyta­nın ve onun temsilcisi olanların hilelerinden biri de kötülüğü, iyilik gibi göstermeleridir.

Ayet ve Hadislerde bildirilen kötülük­lerden en önemlileri;

Şeytan, şirk (Allah'a eş koşma), Kibir ve büyüklenme, cehalet, vesvese, şehvet, neva, hased, şüphe, zulüm, gazab cinler, tüm korkunç şeyler, sihir, büyü, büyücü kadınlar, korkaklık, cimrilik, kötü ömür, fitne, kabir azabı, acizlik, tembellik, cehennem azabı, deccal fitnesi, yoksulluk sefaleti, zen­ginlik gurur ve şımarıklığı, iyiliklerin azlı­ğı, batıl inançlar vb. pek çok kötülerdir.

İslam'ın kendilerinden Allah'a sığınıl­masını istediği kötülükler, işlendiği takdir­de şeytanın, insana hakim olmasını sağlar­lar. Bu kötülükler şeytanın giriş yollarıdır. Bunlarla şeytan kime yaklaşırsa yada kim şeytanın yer yüzündeki temsilcisi olursa o kişi, artık gerçeği göremez.

İnsanı kötülüklere sevkeden sebepler genel olarak iki bölümde incelenebilir:

a- İnsanın içindeki (dahili)  sebepler.

b- İnsanın dışındaki (Haricî) ler

Bu sebeplerden ilk bölümde ele aldığımız iç sebepleri, öncelikle belirtmek istiyoruz. İn­san arzu edebilen, her hangi bir şeye ilgi duyabilen sosyal bir varlıktır. Bu arzu ve il­giyi tahrik eden etkenler, düşünceler ve ha­tıralardır. Bunlar insanı ya iyiliğe yada kö­tülüğe çağırırlar.

Genelde, onu iyiliğe çağıran duygu ve düşüncenin sebebine melek, kötülüğe çağı­ran sebebe ise şeytan denilmiştir. Şu halde, insanı içinden tahrik edip O'nu Allah'a isya­na sevkeden her türlü duygu ve düşünce şeytanidir.

İnsanlığı kötülüğe sevkeden dış sebep­ler ise pek çoktur. Bunların başında Allah'­tan ve O'nun dininden uzaklaştıran insan­lar, sistemler, görüşler ve bunların temsil­cileri gelir.

İnsanı, içten veya dıştan, tahrik ederek Allah'a isyana sevk eden her şey, Mü'min için bir zarar unsurudur. Bunun için O' ken­disini Allah'a isyana sevkeden gizli ve acık düşmanıyla savaşmakla emrolunmuştur. İş­te bu savaşta insanın ilk kullanacağı silahı istiâze'dir. Kur'andaki şu ayetler bu gerçeği ifade ederler. “Allah'a ve Ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan, dinini din edin­meyen kimselerle, küçülüp (boyun eğerek) elleriyle cizye verecekleri zamana ka­dar savaşın.”[1]

“Şeytan sizin düşmanınızdır, sizde onu düşman tutun...”[2]

Sana gelen her kötülükde kendi (işle­diğin günah yüzü)ndendir.”[3]

İnsan, dünyada iyilikle kötülüğün savaşını yaşar. Bu savaş karanlıkla aydınlık gibidir. Biri galip olursa diğeri bulunmaz. Bu savaşa insan, düşmanını iyi tanıyarak başlamalıdır. Burada bilinmesi gereken hakikat, insanın, içindeki düşmanla savaşının, dışındaki düşmanla savaşından daha önem­li olduğudur. Çünkü içteki şeytanî duygu ve düşünceler yok edilmeden dış düşmanla savaşılamaz. Ayrıca insan, dıştaki düşmanla savaşında ölürse şehit olur. Allah'ın bir em­rini yerine getirdiği için de sevabını alır. Fakat iç düşmanıyla mücadelesinde yenilir­se müslüman olarak ölememe durumuna düşer. Bu durum ise Allah'a sığınılacak bir kötülüktür. Hz. Peygamber (s.a.v.) in “Al­lah'ını ölüm anında şeytanın beni istila ede­rek (yaptıklarımı) boşa çıkarmasından, se­nin doğru yolundan (dininden) yüz çevir­miş olarak ölmekten sana sığınırım,” buyu­rarak Allah'a sığınması bu hakikati bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır.

Her asırda olduğu gibi günümüzde de insanlığın uğradığı en büyük felaketler, kendi içinden gelen ve zihnine hakim olan kötülüklerdir. İnsanın, îç dünyasındaki bo­zukluk, imansızlık, iradesizlik, yanlış düşün­ce, aldanış, şüphecilik ve vesvesecilik insani özelliklerin yok olmasına yol açmıştır.

İnsanın kalbinde ve düşüncesindeki kö­tülükler ya yanlış itikad'lardan veya kötü işlerden oluşur. Kim yaptığı işleriyle şeyta­nın peşinden giderse, dili ile Allah'ı ansa da o şeytanın yolundadır. Bu duruma düşmüş insanların gizlice itaat edip dostluk kurduk­ları şeytandan gelen vesveseyi yok edebilme­leri, Allah'a imanla mümkündür. Peygamberimiz'e gelip, Ey Allah'ın Resulü, içimizde, (vesveseden) olduğuna inandığımız bazı şeyler buluyoruz. Onları size söylemeyi uy­gun bulmuyoruz diyen sahabilere Resulullah'ın “Bu, imanın açık belirtisidir” buyur­ması bu gerçeğin isbatıdır. Gerçek anlam­da Allah'a iman, şeytanın içinize attığı ves­veseyi, kabullenmenize engel olan imandır. Şeytanın vesvesesini küçük görmemek, Al­lah'ın azabına sebep olmasından korkmak, kişinin imanının açık belirtisidir. Şeytan ve onun işi olan tüm kötülüklerden kaçınılmadıkça, Allah'a itaat edilmiş olunamaz. Mü'minin görülebilen ve görülemeyen pek çok düşmanı vardır. O halde bu düşmanlar ins­anı hak yoldan uzaklaştırmaya kasd ettikleri zaman insan her şeve galip olan mutlak Rabb'a sığınmalıdır. Çünkü Allah, emirlerine uyup yasaklarından kaçınmayı kötülükleri yok etmek için bir vesile kılmıştır. Nitekim Allah'ın insanların çeşitli ihtiyaç­larını gidermek için yarattığı diğer pek çok vesilelerde bu durumdadır. Allah, insanın açlığını ve susuzluğunu gidermesi için ye­meyi ve içmeyi nasıl sebep kılmışsa, insan­lığa bildirdiği ilahi buyrukların gereğini de onların mutluluğuna bir sebep kılmıştır. Cafer b. Sadık, “Kur'an okunmak istendiğin­de ve diğer ibadetlerden önce, istiâze'nin emredilmesinin sebebi, dilini gıybet, yalan ve dedikodu gibi kötü işlerle kirleten insa­nın İstiâze ile onu temizlemesi böylece her türlü noksanlıklardan uzak olan Rabb'inin kelâmını temiz bir lisanla “okumasıdır.” de­miştir.

Günümüzde gerek sözleriyle, gerekse yaptıkları davranışlarıyla Allah'a sığınma­yı anlamsız bulanlar, yemeyi içmeyi, nefes alıp vermeyi niçin anlamsız bulmazlar? Bu duruma düşenler, Allah'a sığınmakta nasip­siz olanlardır. O'nun irşadına uymayan­lar her zaman sapıklık içinde kalmaya mahkûmdur. İnsanlığın fikir ve yaşantısı­nın karanlıklardan kurtulması, sapıklık dal­galarından korunması, ancak Alemlerin Rabb'i Allah'ın yardımıyla  mümkün olur.

Allah'ı Rabb tanımayanlar, O'nun emirle­rini anlamak istemeyenler, kendi arzu ve heveslerinin gereğini yerine getirmek için hiç bir ölçü tanımayanlar, hakka, gerçeğe saygı duymazlar. Kötüyü iyi zannederler. Onların bu tarzdaki yaşayışları, gerçeği görmelerine engeldir. İslam bilginlerinin şu sözü bu konuya açıklık getirmektedir. “Ye­diği, içtiği haram olan bir insan iyiliği ve kötülüğü ayıramaz”. Batıl peşinde koşan­lar, hangi asırda olurlarsa olsunlar Kur'an'dan hidayet alamazlar.

İnsanları, Allah tarafından emrolundukları şeyleri yapmaktan alıkoyacak, on­ları Allah'ın emrinin hilafına sevkedecek tuzaklar günümüzde her zamankinden da­ha fazladır... Öyleyse nasıl Allah'a sığınmalıyız? O'na sığmış tarzımız nasıl olmalı­dır?

Bu soruların açık cevabını Kur'an'da buluruz: “Ne zaman şeytandan bir kötü dü­şünce seni dürterse (hemen) Allah'a sığın. Çünkü O işitendir bilendir”.[4] İn­san, ne zaman şeytani bir tahrikle karşıla­şırsa, hemen Allah'a sığmmalıdır. O kötü­lüğün doğuracağı cezadan sakınarak Allah’ın dinine iltica etmelidir. Allah'ın nime­tinin büyüklüğünü, azabının şiddetini düşü­nerek hayatında kötülüğe yer vermemelidir. Allah'a sığmış tarzı budur. Allah, gönülden kendine bağlananları bilir. Kendisine sığın­mak için söylenen her sözü işitir. İnsanın görüş ufkunun genişlemesi, Allah'a tesli­miyetle olur.

Gerçekten Allaha sığman insanların belirgin özellikleri şu Ayetlerde çok açık olarak bildirilmiştir.

Musa Kavmine: “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demişti. (Onlar): “Bi­zimle alay mı ediyorsun dediler?” (Musa) : “Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım.”[5]Allah'a sığman insan, O'nun dininden ve hükümlerinden cahil habersiz olamaz. “Allah'dan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu za­man (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlar, hemen gerçeği görürler”! Allah'a sığınan insanların bir özelliği de şeytan vesvesesi kar­şısında bilinçli olarak Allah'ın nizamına sığınmalarıdır. Allah'ın emir ve yasaklarının gereğini yerine getirip şeytanın vesvesesini yok edebilmek, böylece gerçeği görmek bu insanların belirgin bir vasfıdır.

“Yusuf'un evinde kaldığı kadın, O'nun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip: “Haydi gelsene;” dedi. (Yusuf) Al­lah'a sığınırım dedi...”[6]

“Eğer Rabb'inin doğruyu gösteren deli­lini görmeseydi Yusuf'da onu arzu etmiş­ti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik. Çünkü O, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandır.”[7]

Allah'a gerçekten sığınan insanın özel­liklerinden biri de, bildiği ilahi emri her du­rumda kesin olarak uygulamasıdır. Haramın çirkinliğini bütün hakikatiyle anlamak, an­cak Allah'ın kesin burhanını (açık delil) görmek ve emrini tatbik etmekle mümkün­dür. İşte gerçek anlamda Allah'a sığınış... Bu sığınışın, en güzel örneğini, şerrin en şiddetli ve tesirli anında gösteren Yusuf (a.s.), korkunç teklifi, Allah'a bağlılığı ve ona sığınmakla reddetmiştir. O, Allah'ın, yasak­ladığı sınırları aşanların zarara uğrayacaklarını hatırlıyor ve böylece sığınıyordu Al­lah'ına. Allah'ın emir ve yasaklarını bilmek, bilinçli olarak Allah'ın nizamına sığınmak, ilahi emirlerini uygulamak, Allah'a tam bir teslimiyet içinde bağlanmak, Allah'a sığı­nan insanların Kur'an’da belirtilen vasıfla­rıdır.

Allah'a sığınmayı reddeden kişilerin sa­hip olduğu özellikler de Kur'an'da açıkça be­lirtilmiştir.

“Musa dedi ki, Ben hesap gününe inan­mayan, her kibirliden, benim de Rabb'im si­zin de Rabb'iniz olan Allah'a sığınırım.”[8]

Allah'a sığınmayı kabullenmeyen însanların en belirgin özelliği, kibirliliktir. Oysa Hz. Musa, işini, her zorbayı yenmeye muktedir olan yüce Allah'a havale etmiştir.

“Kendilerine gelmiş hiç bir delil olmadan, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanlar yok mu, onların göğüslerinde, hiç bir zaman erişemiyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur...”[9]

Bu ayetten Allah'a, sığınmayı kabul etmiyenlerin cehalet ve büyuklenmek özellikle­rine sahip olduklarını öğrenmekteyiz. Hak­kı kabul etmeye tenezzül etmeyen büyük­lük davası bir büyüklük kuruntusu, gerçeği kabul etmeye engel olan kibir bu tür in­sanların açık özellikleridir. Allah'ın yarat­tığı şu kâinatın, göklerin ve yerin büyüklü­ğüne kıyasla, insanların küçüklüğüne dik­kati çeken ayetlerden büyüklenmenin, insa­nın hakkı olmadığını, böyle bir kötülükten Allah'a sığınılması gerektiğini anlıyoruz. Kalbini kibir sarmış olan bir kısım nisanlar, çoğu kez kendilerini unuturlar. Bu duruma düşmelerinin sebebi kibirdir. Allah'ın uluhiyetine karşı büyüklük taslamadırki, gü­nümüzde de sahibini Yüce Rabb'in hük­müne karşı mücadeleye itmiştir. İnsanın bu kötü durumdan kurtulması kendi hakikati­ni ve varlığını idrak etmesi, varlıklar ale­mindeki yerini ve görevini bilmesi, Allah'a teslim olmasıyla mümkündür. Allah'a sığın­mayı emreden ayetlerden, O'na karşı büyüklenmenin, çok kötü ve çirkin bir şey ol­duğunu anlamaktayız. Çünkü o en kötü huy olduğu için, şerrinden Allah'a sığınılması emredilmiştir.

Allah'a sığınmayı kabullenemeyenlerin özelliklerinden bir diğeri de hasedcilikdir. Bunun yanında Taassub, gazab ve kin de bu insanların özellikleri arasındadır.

İslamı değiştirmek ve yok etmek iste­yenlerin her türlü fitne ve kötülüğünden, Allah'ın ilahî nizamına sığınmak gerektiği­ni daha önce de geçmiş bulunan “korunma sûreleri” adı verilen “Felâk ve Nâs” surele­rinden öğreniyoruz.

Dünyayı kaplayan ve her yerde parla­yan islâm'ın nurunu söndürmek isteyenler, insanlık tarihinin her döneminde olagelmiş­lerdir. Günümüzde insanların inançlarını bozmak için pek çok kötülüklerle, insanları büyüleyerek İslama saldırılmaktadır. Ger­çeği asıl şeklinden çıkarıp değiştirmek an­lamına gelen “sihir” günümüz insanlığını çok etkilemiş görünmektedir. Maddi ve Ru­hi bir takım sebepleri kullanarak gerçeği değiştirmek, şeytanî tuzaklarla bir kısım insanları etkileyerek Allah'ın yolundan uzaklaştırmak günümüzde bir sanat hali­ne gelmiştir. Medeniyetin gelişmesi karşı­sında sihrin kaybolduğunu sanmak doğru değildir. Aksine onun tekniğin ve medeniyetin gelişmesi içinde çeşitli isimler ve şe­killerde daha fazla genişlediğini kabullen­mek gerekir. Bu durum karşısında daha dik­katli olunup onun şerrinden Allah'a sığınılmalıdır. Allah'a isyana sevkeden şehvet ve onu tahrik eden tüm sebeplerin kötülüğün­den, ihtirasla dolup kabaran, Allah'ın niza­mına saldıran, bütün serlerden ve şer kuv­vetlerden, ancak Allah'ın dinine sarılmakla korunulabileceğini günümüz insanı artık iyice anlamalıdır. Yüce Allah'ın nizamını uygulamadan, müslümanca bir yaşamdan söz edemeyiz. Gerçek bir müslüman olma­dan da sahip olduğumuz ömrümüzü ve var­lığımızı şeytanın şerrinden koruyamayız. Bunun sonucu olarak da kötü sonuçtan Al­lah'a sığınmamış oluruz. Oysa insan, son anda, imanını yitirmiş olarak Allah'a ka­vuşmaktan yani gerçek müslüman olarak ölmemekten Allah'a sığınmalıdır.

“Nâs ve Felâk” surelerinden, kaçınılma­sı gereken şerlerin, bilhassa insanlara düş­manlıkla tanınan şeytan ve onun yolundan gidenlerin kötülükleri olduğunu anlıyoruz. Bu surelerde, kötülüklere sevkeden büyücü nefislere, sahip oldukları kadınlara, kötü toplumlara, her türlü vesvese kaynaklarına ve hasedcilere daha da dikkat çekilerek in­sanların bunlardan Allah'a sığınmaları is­tenmiştir: Günümüz insanlığını en çok etkileyen ve sakınılması gereken kötülükle­rin başında hilebaz kadınlar, şehevî kuvvet­ler, gelmektedir. Özellikle erkeklerin karar ve azimleri üzerine kadın hilesinin, kadın tuzaklarının kötülüğü veya kadın cazibesi­nin yüreklere işleyen tesiri inkâr edilemez. Günümüzdeki şer kuvvetler, kadının bu özelliğinden yararlanarak onu insanları Al­lah yolundan uzaklaştıran bir vasıta haline getirmişlerdir.

Hak ve iyilik fikrinden ayrılarak insan aldatmak, kötülük yaymak için nefes sarfetmenin, yazılar yazmanın bir hüner ka­bul edildiği günümüzde bu tür kötülükler­den Allah'a sığınmak gereklidir. Allah'tan korkmayan isyankârların, insanları saptır­mak ve inançlarını bozmak için sarfedilen nefeslerin, güzelliklerini erkeklere arzederek onları fitneye düşürmek için çalışan ka­dınların ve her türlü şer tuzaklarının varlı­ğını kim inkâr edebilir? Hasedlik hissiyle harekete geçerek her hileye baş vuran ve ellerinden gelen fenalığı göze alanların var olduğu bilindikten sonra, Allah'a sığınma­dan başka bir çareden elbette söz edilemez.

Allah'ı tek Rabb, tek Melik ve tek bir ilah kabul ederek O'na sığınanlara, Allah'­ın, yardımı erişecektir. Unutulmamalıdır ki insanlığın saadeti şuurlu bir   iman ve her türlü kötülüklerden Allah'ın dinine sığınıp sakınmalanyla mümkün olacaktır.

“En iyi koruyan Allah'tır ve O' merha­metlilerin merhametlisidir.” “O, ne güzel dost ne güzel vekildir.” [10]



[1] Tevbe: 9/23.

[2] Fatır: 35/6.

[3] Nisa: 4/79.

[4] A'raf: 7/200.

[5] Bakara: 2/67.

[6] Yusuf: 12/23.

[7] Yusuf: 12/24.

[8] Mü'min: 40/27.

[9] Mü'min: 40/56.

[10] Yusuf: 12/64.