IV- GÜNÜMÜZDE “ÎSTİÂZE ANLAYIŞI - Istiaze - 10. Sayfa
IV- GÜNÜMÜZDE “ÎSTİÂZE ANLAYIŞI
Allah'ın, canlılar içersinde yarattığı üstün varlık insandır. O, sadece et ve kemikten ibaret değildir. O'nun maddi varlığının yanında ruhi yönünün de var olduğu bilmen bir gerçektir. İnsan'ın diğer canlı varlıklardan daha üstün olması, Allah'ın bahşettiği özellikleri iyi yönde kullanması ve onları geliştirmesiyle mümkündür. Bu özellikleri ile iyiye de kötüye de yönelebilme imkânına sahip olan insanı, Allah'ın dininin gereklerini yerine getirmek, mutlak iyiliğe götürür. Bilinmelidir ki günümüzde sadece islam dini insanları gerçek iyiliğe yönelten tek ilahi nizamdır. Bu hakikate inanmamak, insan gerçeğini inkâr etmek anlamına gelir. Nitekim Allah'ın hak dini yerine, beşeri sistemlerle insanı iyiliğe sevketmenin ve kötülüklerden korumanın imkânsızlığı artık açıkça ortadadır.
İnsanların, her türlü kötülüklerden korunabilmeleri için, Allah'a sığınma istemlerini ifade eden “istiâze” kavramı, günümüzde büyük önem taşımaktadır. Çünkü asrımızda insanlar, her zamankinden daha çok şeytanî tahriklerle karşı karşıya bulunmaktadırlar. Günümüz insanının Allah'a sığınma konusundaki durumu, pek çok yönlere giden yolların ortasında, karanlıkta kalmış bir insanın durumuna benzemektedir. İslam dininin bildirdiği gerçeklerin unutulduğu günümüzde, insanlar iyiyi ve kötüyü ayırt edemez hale gelmişlerdir. Bu durum onların işini daha da zorlaştırmaktadır. Çünkü kötülüğe açılan pek çok kapılar yanında iyiliğe açılan tek bir kapı vardır. Bu kapı da gerçeğe açılan İslâm kapısıdır. İnsanları her yönden kaplamış olan şerler kâbusu, Kur'an ve Sünnet ışığı ile yok edilmedikçe, insanlığın, kötülüklerden kurtulması ve Allah'a sığınması mümkün olamaz.
Kur'an ve Sünnet den, istiâze'nin, anlam yönüyle iman ve onun gereği olan iyi işleri (A'mâl’i Sâliha) kapsayan bir terim olduğunu öğrenmekteyiz. İnsanların yaşantı şekilleri, onların sahip oldukları inanç duygu ve düşünceleri ile yakından ilgilidir. İslamın iyi olarak bildirdiğini iyilik, kötü olarak bildirdiğini de kötülük kabul etmek öncelikle bir iman işidir. İslam'a göre, nelerin iyilik, nelerin kötülük olduklarının bilinmesi ve iyiliklerin yapılıp, kötülüklerden sakınılması da bir uygulama (amel) meselesidir. Bu açıklamalardan sonra günümüz insanının istiâze anlayışını ve inancını üç bölümde özetleyebiliriz.
a- Allah tarafından, iyilik ve kötülük olarak bildirilen hüküm ve değerleri, kabul etmeyip, Allah'a ve O'nun dininin hükümlerine sığınmayı reddedenler.
b- Sözle, yani dilleri ile Allah'a sığındıkları halde yaptıkları işleriyle şeytanın peşinden gidip, pek çok kötülüğü işleyenler. Bu durumdaki insanlar, Allah'a sığınmış değillerdir. Ancak O'na sığınmış olduklarını zannedenlerdir.
c- Allah'ın bildirdiği ve yapılmasını emrettiği ilahi emirlerin tümünü iyilik (hayır), yasaklarını da kötülük (şer) kabul edip, bu inancın gereğini yerine getirenler. Bu özelliğe sahip olanlar, gerçek anlamda Allah'a sığınmış ve kötülüklerden korunmuşlardır.
Kur'an'daki ayetlerde ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in mübarek sözlerinde, insanların kaçınmak durumunda oldukları kötülükler açık olarak ortaya konulmuştur. Günümüzde, insanları, her türlü kötülüklerden korumak için öncelikle onlara bu kötülükleri tanıtmak gerekmektedir. Çünkü şeytanın ve onun temsilcisi olanların hilelerinden biri de kötülüğü, iyilik gibi göstermeleridir.
Ayet ve Hadislerde bildirilen kötülüklerden en önemlileri;
Şeytan, şirk (Allah'a eş koşma), Kibir ve büyüklenme, cehalet, vesvese, şehvet, neva, hased, şüphe, zulüm, gazab cinler, tüm korkunç şeyler, sihir, büyü, büyücü kadınlar, korkaklık, cimrilik, kötü ömür, fitne, kabir azabı, acizlik, tembellik, cehennem azabı, deccal fitnesi, yoksulluk sefaleti, zenginlik gurur ve şımarıklığı, iyiliklerin azlığı, batıl inançlar vb. pek çok kötülerdir.
İslam'ın kendilerinden Allah'a sığınılmasını istediği kötülükler, işlendiği takdirde şeytanın, insana hakim olmasını sağlarlar. Bu kötülükler şeytanın giriş yollarıdır. Bunlarla şeytan kime yaklaşırsa yada kim şeytanın yer yüzündeki temsilcisi olursa o kişi, artık gerçeği göremez.
İnsanı kötülüklere sevkeden sebepler genel olarak iki bölümde incelenebilir:
a- İnsanın içindeki (dahili) sebepler.
b- İnsanın dışındaki (Haricî) ler
Bu sebeplerden ilk bölümde ele aldığımız iç sebepleri, öncelikle belirtmek istiyoruz. İnsan arzu edebilen, her hangi bir şeye ilgi duyabilen sosyal bir varlıktır. Bu arzu ve ilgiyi tahrik eden etkenler, düşünceler ve hatıralardır. Bunlar insanı ya iyiliğe yada kötülüğe çağırırlar.
Genelde, onu iyiliğe çağıran duygu ve düşüncenin sebebine melek, kötülüğe çağıran sebebe ise şeytan denilmiştir. Şu halde, insanı içinden tahrik edip O'nu Allah'a isyana sevkeden her türlü duygu ve düşünce şeytanidir.
İnsanlığı kötülüğe sevkeden dış sebepler ise pek çoktur. Bunların başında Allah'tan ve O'nun dininden uzaklaştıran insanlar, sistemler, görüşler ve bunların temsilcileri gelir.
İnsanı, içten veya dıştan, tahrik ederek Allah'a isyana sevk eden her şey, Mü'min için bir zarar unsurudur. Bunun için O' kendisini Allah'a isyana sevkeden gizli ve acık düşmanıyla savaşmakla emrolunmuştur. İşte bu savaşta insanın ilk kullanacağı silahı istiâze'dir. Kur'andaki şu ayetler bu gerçeği ifade ederler. “Allah'a ve Ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan, dinini din edinmeyen kimselerle, küçülüp (boyun eğerek) elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.”[1]
“Şeytan sizin düşmanınızdır, sizde onu düşman tutun...”[2]
Sana gelen her kötülükde kendi (işlediğin günah yüzü)ndendir.”[3]
İnsan, dünyada iyilikle kötülüğün savaşını yaşar. Bu savaş karanlıkla aydınlık gibidir. Biri galip olursa diğeri bulunmaz. Bu savaşa insan, düşmanını iyi tanıyarak başlamalıdır. Burada bilinmesi gereken hakikat, insanın, içindeki düşmanla savaşının, dışındaki düşmanla savaşından daha önemli olduğudur. Çünkü içteki şeytanî duygu ve düşünceler yok edilmeden dış düşmanla savaşılamaz. Ayrıca insan, dıştaki düşmanla savaşında ölürse şehit olur. Allah'ın bir emrini yerine getirdiği için de sevabını alır. Fakat iç düşmanıyla mücadelesinde yenilirse müslüman olarak ölememe durumuna düşer. Bu durum ise Allah'a sığınılacak bir kötülüktür. Hz. Peygamber (s.a.v.) in “Allah'ını ölüm anında şeytanın beni istila ederek (yaptıklarımı) boşa çıkarmasından, senin doğru yolundan (dininden) yüz çevirmiş olarak ölmekten sana sığınırım,” buyurarak Allah'a sığınması bu hakikati bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır.
Her asırda olduğu gibi günümüzde de insanlığın uğradığı en büyük felaketler, kendi içinden gelen ve zihnine hakim olan kötülüklerdir. İnsanın, îç dünyasındaki bozukluk, imansızlık, iradesizlik, yanlış düşünce, aldanış, şüphecilik ve vesvesecilik insani özelliklerin yok olmasına yol açmıştır.
İnsanın kalbinde ve düşüncesindeki kötülükler ya yanlış itikad'lardan veya kötü işlerden oluşur. Kim yaptığı işleriyle şeytanın peşinden giderse, dili ile Allah'ı ansa da o şeytanın yolundadır. Bu duruma düşmüş insanların gizlice itaat edip dostluk kurdukları şeytandan gelen vesveseyi yok edebilmeleri, Allah'a imanla mümkündür. Peygamberimiz'e gelip, Ey Allah'ın Resulü, içimizde, (vesveseden) olduğuna inandığımız bazı şeyler buluyoruz. Onları size söylemeyi uygun bulmuyoruz diyen sahabilere Resulullah'ın “Bu, imanın açık belirtisidir” buyurması bu gerçeğin isbatıdır. Gerçek anlamda Allah'a iman, şeytanın içinize attığı vesveseyi, kabullenmenize engel olan imandır. Şeytanın vesvesesini küçük görmemek, Allah'ın azabına sebep olmasından korkmak, kişinin imanının açık belirtisidir. Şeytan ve onun işi olan tüm kötülüklerden kaçınılmadıkça, Allah'a itaat edilmiş olunamaz. Mü'minin görülebilen ve görülemeyen pek çok düşmanı vardır. O halde bu düşmanlar insanı hak yoldan uzaklaştırmaya kasd ettikleri zaman insan her şeve galip olan mutlak Rabb'a sığınmalıdır. Çünkü Allah, emirlerine uyup yasaklarından kaçınmayı kötülükleri yok etmek için bir vesile kılmıştır. Nitekim Allah'ın insanların çeşitli ihtiyaçlarını gidermek için yarattığı diğer pek çok vesilelerde bu durumdadır. Allah, insanın açlığını ve susuzluğunu gidermesi için yemeyi ve içmeyi nasıl sebep kılmışsa, insanlığa bildirdiği ilahi buyrukların gereğini de onların mutluluğuna bir sebep kılmıştır. Cafer b. Sadık, “Kur'an okunmak istendiğinde ve diğer ibadetlerden önce, istiâze'nin emredilmesinin sebebi, dilini gıybet, yalan ve dedikodu gibi kötü işlerle kirleten insanın İstiâze ile onu temizlemesi böylece her türlü noksanlıklardan uzak olan Rabb'inin kelâmını temiz bir lisanla “okumasıdır.” demiştir.
Günümüzde gerek sözleriyle, gerekse yaptıkları davranışlarıyla Allah'a sığınmayı anlamsız bulanlar, yemeyi içmeyi, nefes alıp vermeyi niçin anlamsız bulmazlar? Bu duruma düşenler, Allah'a sığınmakta nasipsiz olanlardır. O'nun irşadına uymayanlar her zaman sapıklık içinde kalmaya mahkûmdur. İnsanlığın fikir ve yaşantısının karanlıklardan kurtulması, sapıklık dalgalarından korunması, ancak Alemlerin Rabb'i Allah'ın yardımıyla mümkün olur.
Allah'ı Rabb tanımayanlar, O'nun emirlerini anlamak istemeyenler, kendi arzu ve heveslerinin gereğini yerine getirmek için hiç bir ölçü tanımayanlar, hakka, gerçeğe saygı duymazlar. Kötüyü iyi zannederler. Onların bu tarzdaki yaşayışları, gerçeği görmelerine engeldir. İslam bilginlerinin şu sözü bu konuya açıklık getirmektedir. “Yediği, içtiği haram olan bir insan iyiliği ve kötülüğü ayıramaz”. Batıl peşinde koşanlar, hangi asırda olurlarsa olsunlar Kur'an'dan hidayet alamazlar.
İnsanları, Allah tarafından emrolundukları şeyleri yapmaktan alıkoyacak, onları Allah'ın emrinin hilafına sevkedecek tuzaklar günümüzde her zamankinden daha fazladır... Öyleyse nasıl Allah'a sığınmalıyız? O'na sığmış tarzımız nasıl olmalıdır?
Bu soruların açık cevabını Kur'an'da buluruz: “Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürterse (hemen) Allah'a sığın. Çünkü O işitendir bilendir”.[4] İnsan, ne zaman şeytani bir tahrikle karşılaşırsa, hemen Allah'a sığmmalıdır. O kötülüğün doğuracağı cezadan sakınarak Allah’ın dinine iltica etmelidir. Allah'ın nimetinin büyüklüğünü, azabının şiddetini düşünerek hayatında kötülüğe yer vermemelidir. Allah'a sığmış tarzı budur. Allah, gönülden kendine bağlananları bilir. Kendisine sığınmak için söylenen her sözü işitir. İnsanın görüş ufkunun genişlemesi, Allah'a teslimiyetle olur.
Gerçekten Allaha sığman insanların belirgin özellikleri şu Ayetlerde çok açık olarak bildirilmiştir.
Musa Kavmine: “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demişti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun dediler?” (Musa) : “Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım.”[5]Allah'a sığman insan, O'nun dininden ve hükümlerinden cahil habersiz olamaz. “Allah'dan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlar, hemen gerçeği görürler”! Allah'a sığınan insanların bir özelliği de şeytan vesvesesi karşısında bilinçli olarak Allah'ın nizamına sığınmalarıdır. Allah'ın emir ve yasaklarının gereğini yerine getirip şeytanın vesvesesini yok edebilmek, böylece gerçeği görmek bu insanların belirgin bir vasfıdır.
“Yusuf'un evinde kaldığı kadın, O'nun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip: “Haydi gelsene;” dedi. (Yusuf) Allah'a sığınırım dedi...”[6]
“Eğer Rabb'inin doğruyu gösteren delilini görmeseydi Yusuf'da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik. Çünkü O, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandır.”[7]
Allah'a gerçekten sığınan insanın özelliklerinden biri de, bildiği ilahi emri her durumda kesin olarak uygulamasıdır. Haramın çirkinliğini bütün hakikatiyle anlamak, ancak Allah'ın kesin burhanını (açık delil) görmek ve emrini tatbik etmekle mümkündür. İşte gerçek anlamda Allah'a sığınış... Bu sığınışın, en güzel örneğini, şerrin en şiddetli ve tesirli anında gösteren Yusuf (a.s.), korkunç teklifi, Allah'a bağlılığı ve ona sığınmakla reddetmiştir. O, Allah'ın, yasakladığı sınırları aşanların zarara uğrayacaklarını hatırlıyor ve böylece sığınıyordu Allah'ına. Allah'ın emir ve yasaklarını bilmek, bilinçli olarak Allah'ın nizamına sığınmak, ilahi emirlerini uygulamak, Allah'a tam bir teslimiyet içinde bağlanmak, Allah'a sığınan insanların Kur'an’da belirtilen vasıflarıdır.
Allah'a sığınmayı reddeden kişilerin sahip olduğu özellikler de Kur'an'da açıkça belirtilmiştir.
“Musa dedi ki, Ben hesap gününe inanmayan, her kibirliden, benim de Rabb'im sizin de Rabb'iniz olan Allah'a sığınırım.”[8]
Allah'a sığınmayı kabullenmeyen însanların en belirgin özelliği, kibirliliktir. Oysa Hz. Musa, işini, her zorbayı yenmeye muktedir olan yüce Allah'a havale etmiştir.
“Kendilerine gelmiş hiç bir delil olmadan, Allah'ın ayetleri hakkında tartışanlar yok mu, onların göğüslerinde, hiç bir zaman erişemiyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur...”[9]
Bu ayetten Allah'a, sığınmayı kabul etmiyenlerin cehalet ve büyuklenmek özelliklerine sahip olduklarını öğrenmekteyiz. Hakkı kabul etmeye tenezzül etmeyen büyüklük davası bir büyüklük kuruntusu, gerçeği kabul etmeye engel olan kibir bu tür insanların açık özellikleridir. Allah'ın yarattığı şu kâinatın, göklerin ve yerin büyüklüğüne kıyasla, insanların küçüklüğüne dikkati çeken ayetlerden büyüklenmenin, insanın hakkı olmadığını, böyle bir kötülükten Allah'a sığınılması gerektiğini anlıyoruz. Kalbini kibir sarmış olan bir kısım nisanlar, çoğu kez kendilerini unuturlar. Bu duruma düşmelerinin sebebi kibirdir. Allah'ın uluhiyetine karşı büyüklük taslamadırki, günümüzde de sahibini Yüce Rabb'in hükmüne karşı mücadeleye itmiştir. İnsanın bu kötü durumdan kurtulması kendi hakikatini ve varlığını idrak etmesi, varlıklar alemindeki yerini ve görevini bilmesi, Allah'a teslim olmasıyla mümkündür. Allah'a sığınmayı emreden ayetlerden, O'na karşı büyüklenmenin, çok kötü ve çirkin bir şey olduğunu anlamaktayız. Çünkü o en kötü huy olduğu için, şerrinden Allah'a sığınılması emredilmiştir.
Allah'a sığınmayı kabullenemeyenlerin özelliklerinden bir diğeri de hasedcilikdir. Bunun yanında Taassub, gazab ve kin de bu insanların özellikleri arasındadır.
İslamı değiştirmek ve yok etmek isteyenlerin her türlü fitne ve kötülüğünden, Allah'ın ilahî nizamına sığınmak gerektiğini daha önce de geçmiş bulunan “korunma sûreleri” adı verilen “Felâk ve Nâs” surelerinden öğreniyoruz.
Dünyayı kaplayan ve her yerde parlayan islâm'ın nurunu söndürmek isteyenler, insanlık tarihinin her döneminde olagelmişlerdir. Günümüzde insanların inançlarını bozmak için pek çok kötülüklerle, insanları büyüleyerek İslama saldırılmaktadır. Gerçeği asıl şeklinden çıkarıp değiştirmek anlamına gelen “sihir” günümüz insanlığını çok etkilemiş görünmektedir. Maddi ve Ruhi bir takım sebepleri kullanarak gerçeği değiştirmek, şeytanî tuzaklarla bir kısım insanları etkileyerek Allah'ın yolundan uzaklaştırmak günümüzde bir sanat haline gelmiştir. Medeniyetin gelişmesi karşısında sihrin kaybolduğunu sanmak doğru değildir. Aksine onun tekniğin ve medeniyetin gelişmesi içinde çeşitli isimler ve şekillerde daha fazla genişlediğini kabullenmek gerekir. Bu durum karşısında daha dikkatli olunup onun şerrinden Allah'a sığınılmalıdır. Allah'a isyana sevkeden şehvet ve onu tahrik eden tüm sebeplerin kötülüğünden, ihtirasla dolup kabaran, Allah'ın nizamına saldıran, bütün serlerden ve şer kuvvetlerden, ancak Allah'ın dinine sarılmakla korunulabileceğini günümüz insanı artık iyice anlamalıdır. Yüce Allah'ın nizamını uygulamadan, müslümanca bir yaşamdan söz edemeyiz. Gerçek bir müslüman olmadan da sahip olduğumuz ömrümüzü ve varlığımızı şeytanın şerrinden koruyamayız. Bunun sonucu olarak da kötü sonuçtan Allah'a sığınmamış oluruz. Oysa insan, son anda, imanını yitirmiş olarak Allah'a kavuşmaktan yani gerçek müslüman olarak ölmemekten Allah'a sığınmalıdır.
“Nâs ve Felâk” surelerinden, kaçınılması gereken şerlerin, bilhassa insanlara düşmanlıkla tanınan şeytan ve onun yolundan gidenlerin kötülükleri olduğunu anlıyoruz. Bu surelerde, kötülüklere sevkeden büyücü nefislere, sahip oldukları kadınlara, kötü toplumlara, her türlü vesvese kaynaklarına ve hasedcilere daha da dikkat çekilerek insanların bunlardan Allah'a sığınmaları istenmiştir: Günümüz insanlığını en çok etkileyen ve sakınılması gereken kötülüklerin başında hilebaz kadınlar, şehevî kuvvetler, gelmektedir. Özellikle erkeklerin karar ve azimleri üzerine kadın hilesinin, kadın tuzaklarının kötülüğü veya kadın cazibesinin yüreklere işleyen tesiri inkâr edilemez. Günümüzdeki şer kuvvetler, kadının bu özelliğinden yararlanarak onu insanları Allah yolundan uzaklaştıran bir vasıta haline getirmişlerdir.
Hak ve iyilik fikrinden ayrılarak insan aldatmak, kötülük yaymak için nefes sarfetmenin, yazılar yazmanın bir hüner kabul edildiği günümüzde bu tür kötülüklerden Allah'a sığınmak gereklidir. Allah'tan korkmayan isyankârların, insanları saptırmak ve inançlarını bozmak için sarfedilen nefeslerin, güzelliklerini erkeklere arzederek onları fitneye düşürmek için çalışan kadınların ve her türlü şer tuzaklarının varlığını kim inkâr edebilir? Hasedlik hissiyle harekete geçerek her hileye baş vuran ve ellerinden gelen fenalığı göze alanların var olduğu bilindikten sonra, Allah'a sığınmadan başka bir çareden elbette söz edilemez.
Allah'ı tek Rabb, tek Melik ve tek bir ilah kabul ederek O'na sığınanlara, Allah'ın, yardımı erişecektir. Unutulmamalıdır ki insanlığın saadeti şuurlu bir iman ve her türlü kötülüklerden Allah'ın dinine sığınıp sakınmalanyla mümkün olacaktır.
“En iyi koruyan Allah'tır ve O' merhametlilerin merhametlisidir.” “O, ne güzel dost ne güzel vekildir.” [10]
İslami Okul Okulların En Önemlisi