Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

c) Allah'ı “Rabb” Tanımak, O'na Kulluk Etmektir - 16. Sayfa

c) Allah'ı “Rabb” Tanımak, O'na Kulluk Etmektir.

 

İbn Büreyde (r.a.), babasından, (Baba­sı da, Rasûlüllâh (s.a.v.) dan şu hadisi riva­yet etmiştir. Rasûlüllâh (s.a.v.):

“Kim akşam veya sabah, Allah'ım, sen Rabb'imsin, sen­den başka hiç bir ilâh yoktur, beni yarattın, ben senin kulunum ve senin ahdin üzerineyim (yani senin birliğine şehâdet eder, em­rini dinler, yasaklarından kaçınırım), gücü­mün yettiği nisbette senin va'din üzereyim (sevabını umarım,) yaptığım işlerin şerrin­den (günahlardan) sana sığınırım, bana olan nimetini itiraf ederim, günahımı da itiraf ediyorum, beni bağışla, günahları ancak sen bağışlarsın” diye dua eder de (bu duanın gereğini yerine getirir) o gün veya gece ölürse, Cennet'e girer” buyurdu.

Yine bir başka hadisi şerifte Rasûlül­lâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim sabah­leyin ve akşamleyin; 'Rabb olarak Allah'a, din olarak İslam'a Rasûl (Peygamber) olarak Muhammed (a.s.)'e razı olduk derse, o (ki­şinin) Allah katındaki ecri, Allah'ın rıza­sından başka bir şey değildir.”

Ebu Malik (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına şöy­le söylemelerini emretti:

“Gökleri ve yeri ya­ratan, gizliyi de açığı da bilen Allah'ım, sen her şeyin Rabb'isin. Melekler şehadet eder ki sen (gökleri ve yeri yaratan, gizli olanı da açık olanı da) bilensin. Senden başka hiç bir ilâh yok. Biz nefislerimizin (her tür­lü) kötülüğünden sana sığınırız, koğulmuş şeytanın her türlü kötülüğünden ve bizi (sa­na karşı) ortak koşturmasından (şirke dü­şürmesinden) de sana sğınırız.”

Enes b. Malik (r.a.), Rasûlüllâh (s. a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder.

“İn­sanların Rabb'i olan ve her türlü kötülük­leri, (Maddi-Manevi) hastalıkları gideren Allah'ım, sen şifa ver, zira şifa veren ancak sensin.” Yani hastalıklardan hepsini gider­meye ancak sen kadirsin. Hadisteki “her türlü kötülükler” ibaresiyle, günahlar ve is­yanlar da ifade edilmiştir.

Ebu'd Derda (r.a.) Rasûlüllâh (s.a.v.)' ın, “Sizden kim bedenindeki bir hastalıktan (ağrıdan) şikâyetçi olursa, veya bir mü'min kardeşi, gelip şikâyetini ona bildirirse, o kimse şöyle söyleyerek (dua etsin) buyurdu­ğunu rivayet etmiştir.

”Rabb'imiz, hükmünü göklerde de yerde de her şeye geçiren Alİah'dır. (Rabb'im), ismin mukaddestir. (Her tür­lü noksanlıktan uzaktır). Rahmetin göklerde olanların hepsini kapsadığı gibi, emrin (ilâ­hî hükmün ve iraden) de, gökleri ve yeri kapsamıştır. (Kuşatmıştır.) Yerde (Mü'min olan herkese) rahmetinle muamele eyle, günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla, sen (gü­nahlardan paklanmış) temizlerin Rabb'isin, bizim üzerimize (sonsuz) rahmetinden bir rahmet, (her derde çare olan) şifandan da bir şifa indir...”

Allah her şeyin Rabb'i olduğu halde, ha­disi şerifte “Sen temizlerin, (maddi ve ma­nevi kirlerden paklananların) Rabb'isin” buyurulması tek Rabb olan Allah'a teslim olup, böylece O'nu Rabb edinmiş ve günah­lardan arınmış gerçek mü'minlerin şerefini açıklamak içindir,

Ebu Hureyre (r.a.)den, Rasûlüllâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Aziz ve çok yüce olan Rabb'imiz, her gece, gecenin üçte biri kalınca (seher vakti) dün­ya semasına iner (yani ilâhî emrini ve irade­sini hükümrân kılar) ve şöyle der;

“(Bana dua eden yok mu) onun duasını kabul ede­yim, (benden isteyen yok mu) istediğini ve­reyim. (Benden af dileyen yok mu) benden bağışlanmasını isteyeni aff edeyim.”

Berra b. Azib (r.a.), şöyle demiştir: Ensardan bir adamın cenazesi için, Rasûlül­lâh (s.a.v.) la birlikte Baki' kabristanına çıktık. Kabre vardık, Rasûlüllâh (s.a.v.), (bir kenara) oturdu, biz de etrafına oturduk. San­ki başlarımızın üzerinde uçacak bir kuş var­dı (son derece sükûnet içerisinde oturduk­larını ifade ediyor) bizden hiç kimse ne komışuyqr ne de hareket ediyordu. Rasûlüllâh'ın elinde bir dal parçası vardı, onunla yeri çiziyor ve düşünüyordu. Birden başını kaldırdı, iki veya üç kere “Kabir azabından Allah'a sığınırız” buyurdu. (Sonra da söz­lerine şöyle diyerek devam etti.

“Mevta (ölüler) kabre konulup O'na 'Rabb'in kim? Di­nin ne? Peygamberin kim?’ Diye sorulduğu zaman şüphesiz o, kendisini defnedip dönen­lerin ayak seslerini bile işitir.”

Bir başka ha­dislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuş­tur:

“Onun yanına iki melek gelir ve ona şöy­le derler:

“Rabb'in kim?” O,

“Rabbim Allah” diye cevap verir. Ona

“Dinin ne?” (diye sorulunca) O:

“Dinim İslâm” diye cevap verir. Yine ona,

“Size gönderilen peygamber kim?” diye sor­duklarında o,

“Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)” der. Melekler,

“Bunları nereden bildin?” diye sorduklarında o (kimse):

“Bun­ları Allah'ın kitabında okudum, gerçek oldu­ğuna iman ettim ve (yaptığım iyi işlerimle de) bu gerçeği tasdik ettim.” Diye cevap verir. Daha sonra Peygamberimiz:

“İşte bu Allah'ın; “Allah inananları, dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder (o söz­den asla ayrılmazlar, daima tevhid sözüyle Allah'ın birliğini haykırırlar). Alİah, zalim­leri de sapıtır ve Allah dilediğini yapar.”[1] Ayetinde bildirdiği gerçektir.” buyurdu.

Hz. Ali (r.a.), Rasûlüllâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

“Şüphesiz çok yüce olan “Rabb'im, günahlarımı affet, diyen kulundan razı olur. Çünkü kul bu sö­züyle günahları Allah'dan başkasının affe­demeyeceğini itiraf etmiş ve bu gerçeği bilip kabul etmiş olur.”

Rasûlüllâh (s.a.v.) bir hadisi şeriflerin­de şöyle buyurmuşlardır:

“Erkek, kadın, hür, köle, hiç bir mü'min yoktur ki onlara, Kur'an'ı öğrenmeleri ve dinlerini anlayıp bilme­leri gerekli olmasın” (yani bu görevleri mut­laka yapmaları gerekir.) Bu, Allah'ın onlar üzerindeki bir hakkıdır” buyurdu ve sonra da “lakin Rabb'e halis kullar olun”[2] mealindeki ayeti okudu.

Ebu Ubeyde, Allah'a halis kul olmayı şöyle belirtmiştir:

“Helâli, haramı, emri ve yasağı bilip gereğini yapmaktır.”

Kur'an'ın hükümlerini çok iyi bilip uy­guladığı için kendisine “Kur'an'ın tercüma­nı” unvanı verilen İbn Abbas vefat ettiği gün, Muhammed b. Hanefiyye O'nun hak­kında “Bu gün ümmetin Rabbanisi (Allah'ın halis kulu)  öldü” demiştir.               :

(Önceden Hıristiyan olan) Adiyy b. Hâtem (r.a.), boynunda altından veya gümüş­ten bir haç olduğu halde Rasûlüllâh'ın hu­zuruna geldi. Peygamberimiz ona:

“Ya Adiyy, boynundan şu putu çıkar” buyurdu. Bu sırada Rasûlüllâh (s.a.v.): “Yahudiler ve Hıristiyanlar din adamlarını (Haham ve rahiplerini), Allah'dan başka Rabler edindi­ler...”[3] mealindeki ayeti okuyor­du. Adiyy:

“Ey Allah'ın Rasûlü, Hıristiyanlar, Rahiplere ibadet etmediler ki!” dedi. Rasûlüllâh (s.a.v.):

“Evet, ancak onlar (yani Hıristi­yan Rahipler ve Yahudi alimler) Allah'ın helâl kıldığını haram, haram ettiğini de he­lâl saydılar. Onlar da (yahudi ve hıristiyanlar ) onların, ortaya attığı bu hükümlere uy­dular. İşte onların bu tutumları, (Rahip ve hahamları)  Rabb edinmeleridir” buyurdu.

Yahudi ve Hıristiyan din adamları ve ileri gelenleri, Allah'ın hükümlerini kendi arzularına göre değiştirip halka anlattılar. Onlar da bu yanlış hükümleri benimseyip, Allah'ın gerçek hükümlerine uymayı terk ettiler, böylece onları “Rabb” edinmiş oldu­lar...

Enes b. Malik (r.a.) den rivayet edildi­ğine göre, Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Sizden biriniz (hacetini) ihtiyaç duyduğu şeylerin hepsini Rabb'inden (Allah’dan) istesin.” Yani Allah'ı her hususta tek Rabb bilip Ona kul olsun, günahları terk et­sin. Çünkü dua'nın bir anlamı da günahları terk etmektir.”                             

Selman (r.a.), Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

“Şüphesiz Rabb'imiz (hiç ölmeyen ve ölmeyecek olan) diridir. Kerimdir, kul ellerini O'na kaldırıp O'ndan istediği zaman) kulunun elini boş çevirmekten haya eder” (yani boş çevirmez).

Enes b. Malik (r.a.) şöyle der: Rasûlül­lâh (s.a.v.): “Rabb'imiz Allah deyip sonra bunda (söz ve işleriyle) doğru olanlar”[4] mealindeki ayeti okudu ve şöyle buyurdu:

“İnsanlar böyle dediler. Sonra, onların çoğu inkâr ettiler. Kim o söz (iman ve salih amel) üzere ölürlerse, ancak o, doğru olanlardandır.”

Müslim'in Sahih'inde, Süfyan b. Abdul­lah es-Sakâfi'nin şöyle dediği rivayet edilir. Ben

“Ey Allah'ın rasûlü, İslam hakkında, ba­na yapacağım bir söz söyle ki, o konuda sen­den başkasına herhangi bir şey sormaya ge­rek görmeyeyim” dedim. Rasûlüllâh (s.a.v.):

“Rabb'im Allah de ve sonra (bu sözünde) doğru ol” buyurdu.

Ebu Umame (r.a.)'den rivayete göre, Peygamberimiz bir adama,

“Rabb'im, senden sana itaat'tan mutmain olan (huzur bulan), sana kavuşacağına inanan, hükmüne razı ge­len ve verdiğine kanaat eden bir nefis iste­rim”  diyerek dua etmesini öğretti.

Abdullah İbn-i Ömer (r.a.)'den rivaye­te göre Nebi (r.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar (hesap için) âlemlerin Rabb'i di­vanında durdukları gün o kadar bekliyecekler  (ve terleyecekler ki)  onlardan biri, iki kulağının yarı yerine kadar kendi teri için­de kalacaktır.”

Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivayet edil­diğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“(Kıyamet koptuktan sonra) Al­lah hafif bir yağmur yağdırır. Onunla insan­ları yerden bitki bitirir gibi yeniden yaratır. Sonra şöyle denilir: “Rabb'inize gelin.” Sonra Basûlüllâh (s.a.v.): “Durdurun onları çünkü onlar sorguya çekileceklerdir”[5] mealindeki ayeti okudu.

Kur'an'ı Kerim'in kendine özgü üslubun­dan ve Rasûlüllâh'ın mübarek sözlerinden, bütün âlemlerin tek Rabb'inin, her şeye sa­hip ve mâlik olan, Allah olduğunu açıkça öğrenmekteyiz. Kur'an, Tek Rabb olan Al­lah'ı insanlara, içinde fiilen yaşadıkları ve yaşadıkça şahit oldukları, dünyadaki olay­larla ve canlı örneklerle anlatırken, onları bu yüce Rabb'e imana çağırıyor. Kâinatın ve tüm varlıkların Allah tarafından yaratıldı­ğını, hükümranlığın yalnız O'na ait olduğu­nu, her şeyi kendi kanun ve nizamıyla ida­re ettiğini, onlara açıkça bildirirken Allah'­ın ilâhî nizamından ayrılmamaları gerekti­ğini de belirtmiş oluyor...

İnsan Kur'an'ın bu canlı ve akılları ha­rekete geçiren beyanına kulak verince, için­de yaşadığı kâinat da cereyan eden hâdise­leri daha iyî anlar ve böylece Allah'ın Rabbliğini kesin olarak kabul eder. Modern asrın tekniğini küçümsemeyenler, hem kendilerin­de, hem de dış âlemde gördükleri ilâhî san'attaki erişilmez güzelliği nasıl küçümseyebilirler... Oysa bunlardan her biri, Rabb'in ya­ratmasının bir sonucudur. Bunlar bütün var­lıkların Rabb'i olan Allah'ın kudretini, sal­tanatını, devamlı yarattığı kâinatını nasıl idare ettiğini gösterirler. O halde insanlar ve diğer varlıklar için O'ndan başka Rabb dü­şünülebilir mi?

Konuyla ilgili geçen ayet ve hadisler, ev­rende olup bitenlerin gelişi güzel ve tesadüfen olmadığını, aksine her şeyin, başlan­gıçtan itibaren sonuna kadar ilâhi bir irade­nin eseri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Beliren bu hakikatten sonra Allah'ın Rabb'liği konusunda varılabilecek sonuçlan şöy­lece sıralamak mümkündür:

Allah, Alemlerin Rabb'idir.

Her varlığın gerçek sahibi Allah'dır.

Varlıkların tümünü yaratan, eğiten, ge­liştiren, besleyen yegane Rabb Allah'dır.

Allah'dan başka ma'bud kabul edilecek hiç bir varlık olamaz. Ma'bud ancak O'dur.

Alİah, tek Rabb'dır.

Sevilerek kendisine ibadet ve itaat edi­lecek Rabb Allah'dır.   

Rububiyyet ve uluhiyyet O'nun hakkıdır, O'ndan başka hiç bir ilâh yoktur.

İnsanlığın, ilerlemesi ve medenîleşmesi, Rabb'ini tanımasıyla mümkündür. Allah'ı gerçek Rabb olarak tanımak; O'nun emir ve hükümlerine göre yürümek, Allah'a güvene­rek başkalarının arzusunu O'nun emrinden üstün görmemek, O'nun ilâhi hükümlerine uymayan her düşüncenin ve işin batıl oldu­ğuna inanmak, her işi yönetip tanzim ede­nin, yine her şeye sonsuz kudretiyle galip olanın ancak Allah olduğunu kabul etmek­tir.

 



[1] İbrâhim: 14/27.

[2] Âl-i İmrân: 3/79. 

[3] Tevbe: 9/31.

[4] Fussılet: 41/30.

[5] Sâffât: 37/24.