c) Allah'ı “Rabb” Tanımak, O'na Kulluk Etmektir - 16. Sayfa
c) Allah'ı “Rabb” Tanımak, O'na Kulluk Etmektir.
İbn Büreyde (r.a.), babasından, (Babası da, Rasûlüllâh (s.a.v.) dan şu hadisi rivayet etmiştir. Rasûlüllâh (s.a.v.):
“Kim akşam veya sabah, Allah'ım, sen Rabb'imsin, senden başka hiç bir ilâh yoktur, beni yarattın, ben senin kulunum ve senin ahdin üzerineyim (yani senin birliğine şehâdet eder, emrini dinler, yasaklarından kaçınırım), gücümün yettiği nisbette senin va'din üzereyim (sevabını umarım,) yaptığım işlerin şerrinden (günahlardan) sana sığınırım, bana olan nimetini itiraf ederim, günahımı da itiraf ediyorum, beni bağışla, günahları ancak sen bağışlarsın” diye dua eder de (bu duanın gereğini yerine getirir) o gün veya gece ölürse, Cennet'e girer” buyurdu.
Yine bir başka hadisi şerifte Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim sabahleyin ve akşamleyin; 'Rabb olarak Allah'a, din olarak İslam'a Rasûl (Peygamber) olarak Muhammed (a.s.)'e razı olduk derse, o (kişinin) Allah katındaki ecri, Allah'ın rızasından başka bir şey değildir.”
Ebu Malik (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına şöyle söylemelerini emretti:
“Gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de açığı da bilen Allah'ım, sen her şeyin Rabb'isin. Melekler şehadet eder ki sen (gökleri ve yeri yaratan, gizli olanı da açık olanı da) bilensin. Senden başka hiç bir ilâh yok. Biz nefislerimizin (her türlü) kötülüğünden sana sığınırız, koğulmuş şeytanın her türlü kötülüğünden ve bizi (sana karşı) ortak koşturmasından (şirke düşürmesinden) de sana sğınırız.”
Enes b. Malik (r.a.), Rasûlüllâh (s. a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder.
“İnsanların Rabb'i olan ve her türlü kötülükleri, (Maddi-Manevi) hastalıkları gideren Allah'ım, sen şifa ver, zira şifa veren ancak sensin.” Yani hastalıklardan hepsini gidermeye ancak sen kadirsin. Hadisteki “her türlü kötülükler” ibaresiyle, günahlar ve isyanlar da ifade edilmiştir.
Ebu'd Derda (r.a.) Rasûlüllâh (s.a.v.)' ın, “Sizden kim bedenindeki bir hastalıktan (ağrıdan) şikâyetçi olursa, veya bir mü'min kardeşi, gelip şikâyetini ona bildirirse, o kimse şöyle söyleyerek (dua etsin) buyurduğunu rivayet etmiştir.
”Rabb'imiz, hükmünü göklerde de yerde de her şeye geçiren Alİah'dır. (Rabb'im), ismin mukaddestir. (Her türlü noksanlıktan uzaktır). Rahmetin göklerde olanların hepsini kapsadığı gibi, emrin (ilâhî hükmün ve iraden) de, gökleri ve yeri kapsamıştır. (Kuşatmıştır.) Yerde (Mü'min olan herkese) rahmetinle muamele eyle, günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla, sen (günahlardan paklanmış) temizlerin Rabb'isin, bizim üzerimize (sonsuz) rahmetinden bir rahmet, (her derde çare olan) şifandan da bir şifa indir...”
Allah her şeyin Rabb'i olduğu halde, hadisi şerifte “Sen temizlerin, (maddi ve manevi kirlerden paklananların) Rabb'isin” buyurulması tek Rabb olan Allah'a teslim olup, böylece O'nu Rabb edinmiş ve günahlardan arınmış gerçek mü'minlerin şerefini açıklamak içindir,
Ebu Hureyre (r.a.)den, Rasûlüllâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Aziz ve çok yüce olan Rabb'imiz, her gece, gecenin üçte biri kalınca (seher vakti) dünya semasına iner (yani ilâhî emrini ve iradesini hükümrân kılar) ve şöyle der;
“(Bana dua eden yok mu) onun duasını kabul edeyim, (benden isteyen yok mu) istediğini vereyim. (Benden af dileyen yok mu) benden bağışlanmasını isteyeni aff edeyim.”
Berra b. Azib (r.a.), şöyle demiştir: Ensardan bir adamın cenazesi için, Rasûlüllâh (s.a.v.) la birlikte Baki' kabristanına çıktık. Kabre vardık, Rasûlüllâh (s.a.v.), (bir kenara) oturdu, biz de etrafına oturduk. Sanki başlarımızın üzerinde uçacak bir kuş vardı (son derece sükûnet içerisinde oturduklarını ifade ediyor) bizden hiç kimse ne komışuyqr ne de hareket ediyordu. Rasûlüllâh'ın elinde bir dal parçası vardı, onunla yeri çiziyor ve düşünüyordu. Birden başını kaldırdı, iki veya üç kere “Kabir azabından Allah'a sığınırız” buyurdu. (Sonra da sözlerine şöyle diyerek devam etti.
“Mevta (ölüler) kabre konulup O'na 'Rabb'in kim? Dinin ne? Peygamberin kim?’ Diye sorulduğu zaman şüphesiz o, kendisini defnedip dönenlerin ayak seslerini bile işitir.”
Bir başka hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Onun yanına iki melek gelir ve ona şöyle derler:
“Rabb'in kim?” O,
“Rabbim Allah” diye cevap verir. Ona
“Dinin ne?” (diye sorulunca) O:
“Dinim İslâm” diye cevap verir. Yine ona,
“Size gönderilen peygamber kim?” diye sorduklarında o,
“Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)” der. Melekler,
“Bunları nereden bildin?” diye sorduklarında o (kimse):
“Bunları Allah'ın kitabında okudum, gerçek olduğuna iman ettim ve (yaptığım iyi işlerimle de) bu gerçeği tasdik ettim.” Diye cevap verir. Daha sonra Peygamberimiz:
“İşte bu Allah'ın; “Allah inananları, dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder (o sözden asla ayrılmazlar, daima tevhid sözüyle Allah'ın birliğini haykırırlar). Alİah, zalimleri de sapıtır ve Allah dilediğini yapar.”[1] Ayetinde bildirdiği gerçektir.” buyurdu.
Hz. Ali (r.a.), Rasûlüllâh (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
“Şüphesiz çok yüce olan “Rabb'im, günahlarımı affet, diyen kulundan razı olur. Çünkü kul bu sözüyle günahları Allah'dan başkasının affedemeyeceğini itiraf etmiş ve bu gerçeği bilip kabul etmiş olur.”
Rasûlüllâh (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Erkek, kadın, hür, köle, hiç bir mü'min yoktur ki onlara, Kur'an'ı öğrenmeleri ve dinlerini anlayıp bilmeleri gerekli olmasın” (yani bu görevleri mutlaka yapmaları gerekir.) Bu, Allah'ın onlar üzerindeki bir hakkıdır” buyurdu ve sonra da “lakin Rabb'e halis kullar olun”[2] mealindeki ayeti okudu.
Ebu Ubeyde, Allah'a halis kul olmayı şöyle belirtmiştir:
“Helâli, haramı, emri ve yasağı bilip gereğini yapmaktır.”
Kur'an'ın hükümlerini çok iyi bilip uyguladığı için kendisine “Kur'an'ın tercümanı” unvanı verilen İbn Abbas vefat ettiği gün, Muhammed b. Hanefiyye O'nun hakkında “Bu gün ümmetin Rabbanisi (Allah'ın halis kulu) öldü” demiştir. :
(Önceden Hıristiyan olan) Adiyy b. Hâtem (r.a.), boynunda altından veya gümüşten bir haç olduğu halde Rasûlüllâh'ın huzuruna geldi. Peygamberimiz ona:
“Ya Adiyy, boynundan şu putu çıkar” buyurdu. Bu sırada Rasûlüllâh (s.a.v.): “Yahudiler ve Hıristiyanlar din adamlarını (Haham ve rahiplerini), Allah'dan başka Rabler edindiler...”[3] mealindeki ayeti okuyordu. Adiyy:
“Ey Allah'ın Rasûlü, Hıristiyanlar, Rahiplere ibadet etmediler ki!” dedi. Rasûlüllâh (s.a.v.):
“Evet, ancak onlar (yani Hıristiyan Rahipler ve Yahudi alimler) Allah'ın helâl kıldığını haram, haram ettiğini de helâl saydılar. Onlar da (yahudi ve hıristiyanlar ) onların, ortaya attığı bu hükümlere uydular. İşte onların bu tutumları, (Rahip ve hahamları) Rabb edinmeleridir” buyurdu.
Yahudi ve Hıristiyan din adamları ve ileri gelenleri, Allah'ın hükümlerini kendi arzularına göre değiştirip halka anlattılar. Onlar da bu yanlış hükümleri benimseyip, Allah'ın gerçek hükümlerine uymayı terk ettiler, böylece onları “Rabb” edinmiş oldular...
Enes b. Malik (r.a.) den rivayet edildiğine göre, Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz (hacetini) ihtiyaç duyduğu şeylerin hepsini Rabb'inden (Allah’dan) istesin.” Yani Allah'ı her hususta tek Rabb bilip Ona kul olsun, günahları terk etsin. Çünkü dua'nın bir anlamı da günahları terk etmektir.”
Selman (r.a.), Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
“Şüphesiz Rabb'imiz (hiç ölmeyen ve ölmeyecek olan) diridir. Kerimdir, kul ellerini O'na kaldırıp O'ndan istediği zaman) kulunun elini boş çevirmekten haya eder” (yani boş çevirmez).
Enes b. Malik (r.a.) şöyle der: Rasûlüllâh (s.a.v.): “Rabb'imiz Allah deyip sonra bunda (söz ve işleriyle) doğru olanlar”[4] mealindeki ayeti okudu ve şöyle buyurdu:
“İnsanlar böyle dediler. Sonra, onların çoğu inkâr ettiler. Kim o söz (iman ve salih amel) üzere ölürlerse, ancak o, doğru olanlardandır.”
Müslim'in Sahih'inde, Süfyan b. Abdullah es-Sakâfi'nin şöyle dediği rivayet edilir. Ben
“Ey Allah'ın rasûlü, İslam hakkında, bana yapacağım bir söz söyle ki, o konuda senden başkasına herhangi bir şey sormaya gerek görmeyeyim” dedim. Rasûlüllâh (s.a.v.):
“Rabb'im Allah de ve sonra (bu sözünde) doğru ol” buyurdu.
Ebu Umame (r.a.)'den rivayete göre, Peygamberimiz bir adama,
“Rabb'im, senden sana itaat'tan mutmain olan (huzur bulan), sana kavuşacağına inanan, hükmüne razı gelen ve verdiğine kanaat eden bir nefis isterim” diyerek dua etmesini öğretti.
Abdullah İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayete göre Nebi (r.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar (hesap için) âlemlerin Rabb'i divanında durdukları gün o kadar bekliyecekler (ve terleyecekler ki) onlardan biri, iki kulağının yarı yerine kadar kendi teri içinde kalacaktır.”
Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet koptuktan sonra) Allah hafif bir yağmur yağdırır. Onunla insanları yerden bitki bitirir gibi yeniden yaratır. Sonra şöyle denilir: “Rabb'inize gelin.” Sonra Basûlüllâh (s.a.v.): “Durdurun onları çünkü onlar sorguya çekileceklerdir”[5] mealindeki ayeti okudu.
Kur'an'ı Kerim'in kendine özgü üslubundan ve Rasûlüllâh'ın mübarek sözlerinden, bütün âlemlerin tek Rabb'inin, her şeye sahip ve mâlik olan, Allah olduğunu açıkça öğrenmekteyiz. Kur'an, Tek Rabb olan Allah'ı insanlara, içinde fiilen yaşadıkları ve yaşadıkça şahit oldukları, dünyadaki olaylarla ve canlı örneklerle anlatırken, onları bu yüce Rabb'e imana çağırıyor. Kâinatın ve tüm varlıkların Allah tarafından yaratıldığını, hükümranlığın yalnız O'na ait olduğunu, her şeyi kendi kanun ve nizamıyla idare ettiğini, onlara açıkça bildirirken Allah'ın ilâhî nizamından ayrılmamaları gerektiğini de belirtmiş oluyor...
İnsan Kur'an'ın bu canlı ve akılları harekete geçiren beyanına kulak verince, içinde yaşadığı kâinat da cereyan eden hâdiseleri daha iyî anlar ve böylece Allah'ın Rabbliğini kesin olarak kabul eder. Modern asrın tekniğini küçümsemeyenler, hem kendilerinde, hem de dış âlemde gördükleri ilâhî san'attaki erişilmez güzelliği nasıl küçümseyebilirler... Oysa bunlardan her biri, Rabb'in yaratmasının bir sonucudur. Bunlar bütün varlıkların Rabb'i olan Allah'ın kudretini, saltanatını, devamlı yarattığı kâinatını nasıl idare ettiğini gösterirler. O halde insanlar ve diğer varlıklar için O'ndan başka Rabb düşünülebilir mi?
Konuyla ilgili geçen ayet ve hadisler, evrende olup bitenlerin gelişi güzel ve tesadüfen olmadığını, aksine her şeyin, başlangıçtan itibaren sonuna kadar ilâhi bir iradenin eseri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Beliren bu hakikatten sonra Allah'ın Rabb'liği konusunda varılabilecek sonuçlan şöylece sıralamak mümkündür:
Allah, Alemlerin Rabb'idir.
Her varlığın gerçek sahibi Allah'dır.
Varlıkların tümünü yaratan, eğiten, geliştiren, besleyen yegane Rabb Allah'dır.
Allah'dan başka ma'bud kabul edilecek hiç bir varlık olamaz. Ma'bud ancak O'dur.
Alİah, tek Rabb'dır.
Sevilerek kendisine ibadet ve itaat edilecek Rabb Allah'dır.
Rububiyyet ve uluhiyyet O'nun hakkıdır, O'ndan başka hiç bir ilâh yoktur.
İnsanlığın, ilerlemesi ve medenîleşmesi, Rabb'ini tanımasıyla mümkündür. Allah'ı gerçek Rabb olarak tanımak; O'nun emir ve hükümlerine göre yürümek, Allah'a güvenerek başkalarının arzusunu O'nun emrinden üstün görmemek, O'nun ilâhi hükümlerine uymayan her düşüncenin ve işin batıl olduğuna inanmak, her işi yönetip tanzim edenin, yine her şeye sonsuz kudretiyle galip olanın ancak Allah olduğunu kabul etmektir.
[1] İbrâhim: 14/27.
[2] Âl-i İmrân: 3/79.
[3] Tevbe: 9/31.
[4] Fussılet: 41/30.
[5] Sâffât: 37/24.
İslami Okul Okulların En Önemlisi