Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

BÜYÜK İNANÇ KURUMLARI: - Islamdainanc - 7. Sayfa

 

BÜYÜK İNANÇ KURUMLARI:

 

1- HAK (VAHYE DAYALI) DİNLER (Semâvî Dinler):

 

«Semâvî» göksel ya da gök rengi anlamında Arapça bir sözcüktür. [1] 

 

Bu kelime vahye dayanan ilâhî dinlerin genel adı olarak literatüre geç­miştir. Gök, zihne ve hayal dünyasına yansıyan ilhamların, daima en­gin kaynağını ve saygın yüksekliğini temsil ettiği için insan, Allah'ın inen me­sajlarına semalardan esen gizemli esinlemeler diye bakmış, do­la­yısıyla ilâhî kitaplara «semâvî kitaplar» demiştir. Oysa vahiy, Allah (cc) katından pey­gamberlerin duyularına yansıtılıncaya kadar tamamen meta­fizik bir feno­mendir. Beşeri kapasiteyle bu olayın kavranması mümkün değildir. Dolayısıyla ilâhî mesajların, semâvî diye nitelen­mesi mecâzîdir.

 

Bütün semâvî dinler, temelde hak ve gerçektirler. Çünkü her biri, baş­langıçta bir peygamber aracılığıyla Allah (cc) tarafından insanlara gön­de­ril­miş bir mesaja dayanırlar. Dolayısıyla hepsinin ortak yanları vardır. Bu or­tak noktalar şöyle özetlenebilir:

 

* Bütün varlıkların yaratıcısı Allah Teâlâdır.

 

* Allah (cc) emir ve yasaklarını, bir elçiye vahyederek insanlara bil­di­rir.

 

* İnsanlar Allah (cc) a karşı sorumludurlar. Öldükten sonra tekrar di­ri­lecek ve bir gün O'na hesap vereceklerdir.

 

* İnsanlar Allah Teâlâ’dan başka hiçbir şeye ve hiçbir kimseye kulluk edemezler.

 

Ne varki insanoğlunun duygusallığı, aşırı merakı, hırs ve arayış­ları, za­afı, kompleksleri ve saplantıları onun, birçok gerçekler üzerinde yaptığı yönlendirici değişikliklerde olduğu gibi Allah (cc) ın mesajları üzerinde de kişisel yaklaşımlarıyla yeltendiği yorumların sonucu ola­rak Kur’ân-ı Kerîm'den önceki semâvî kitapların içerikleri çarpıtılmış­tır. Buna, ilim di­linde «tahrif», bu şekilde çarpıtılmış dinlere de «muharref dinler» de­nir.

 

 Kur’ân-ı Kerîm'den önceki semâvî kitapların hepsi tahrife uğramıştır. Yani Tevrat, Zebûr ve İncîl olmak üzere Kur’ân-ı Kerîm'den önce in­diril­miş olan ilâhî kitapların hepsi –az veya çok- çarpıtılmıştır. Gerek bu ki­taplar gerek onlar­dan önceki sahifeler [2] vahyedildikleri şekilde artık mevcut değildir­ler. Bu nedene bağlı olarak semâvî dinler ikiye ayrılır­lar:

 

a) Makbul ve Geçerli Din:

 

Bu, yalnızca İslâm Dini'dir.[3] Dolayısıyla İslâm'ın dışında hiçbir din ge­çerli değildir.[4] Kur’ân-ı Kerîm'in inmesiyle birlikte önceki din­ler yü­rür­lükten kaldırılmışlardır.

 

b) Muharref (çarpıtılmış) Dinler: [5] 

 

Bu dinlere ait semâvî kitaplar (yukarıda da açıklandığı üzere ) çarpı­tıl­mış ve asıllarından farklı hale getirilmişlerdir.[6] 

 

Kur’ân-ı Kerîm, vaktiyle yaşayıp yok olmuş birçok ümmetlerin ya­nında, halen büyük kitlelerden bağlıları bulunan iki semâvî dinden haber vermek­tedir. Bu iki din hakkındaki bilgiler özetle şöyledir:

 

Bu dinlerin birincisi: Allah Teâlâ'nın, Hz. Musa'ya indirdiği Tevrat adlı kitapla varlık gösteren dindir [7] ve literatüre Yahudilik adı al­tında geçmiş­tir.

 

Hz. Musa (as) ın, kendi kavminden olmayan Mısır Firavunu'na da, Allah (cc) ın davet ve tekliflerini iletmesinden, evrensel olduğu açıkça an­la­şılan bu din, İsrailoğulları tarafından daha sonraları her bakımdan çarp­tırı­larak millî bir din haline getirilmiştir.

 

Yahudi milletinin kutsal kitabı olan «Ahd-i Atıyk» yani Muharref Tevrat: Tekvin, Huruc, Levililer, Âdât, ve Tesniye olmak üzere beş bö­lüm­den oluşur ve birbirine uymayan üç ayrı nüshası vardır. Talmud ve Kabal adını taşıyan başlıca iki tane de tefsiri bulunmaktadır. Tevrat'ın de­ğişikliğe uğratıldığı ve çarpıtıldığı kesindir. Bunun en açık kanıtı içindeki çelişkiler­dir.  Örneğin Tesniye'nin Bap: 34/5 te aynen şöyle denilmektedir: «Ve Rabbin sözüne göre Rabbin Kulu Musa orada Moab Diyarında öldü.» Tevrat bizzat Hz. Musa'ya indiğine göre O'nun ölmüş olduğundan nasıl söz edebi­lir ?!

 

Talmud, Yahudiler nezdinde Tevrat'ın önemli bir tefsiridir. Miladi 200 yılından itibaren Tevrat'ın çeşitli açıklamaları olarak yaklaşık iki asır bo­yunca yapılmış olan çalışmaları kapsar. M. 408 tarihinde Taberiye'de ta­mam­lanmış olan bu kitaba Urişâlim Talmudu denir. Ayrıca Babil Talmudu diye bir tefsir daha vardır ki hacmı 20 cildi geç­mektedir. Talmud'un bir bö­lümünü oluşturan Mişna ise ilk çağ Yahudi hukuku­dur. İlk defa M.1402 de Napoli'de basılmıştır. Mişna'nın da Gemara adı verilen bir tefsiri vardır.

 

Kabala'ya gelince, bu kitabın konusu daha çok metafiziktir. Yahudi ta­savvufunun sembollerini tefsir eder. Bu kitap Hıristiyanlık henüz doğ­ma­dan önceki dönemde Yahudiler arasında dolaşan egzoterik söy­lentiler­den oluştu.

 

Dünyada başka dinlerin bağlılarını en çirkin şekilde aşağılayan Talmud gibi diğer bir din kitabı daha yoktur. Bu nedenledir ki kendile­rin­den başka bütün insanlar Yahudilere göre köpek ve domuz gibidirler. Yine Yahudilere göre bü­tün insanlar: Juif ve Juim olmak üzere iki kısma ayrı­lırlar. «Yahudiler Juif'tir, yani asildir; Diğer insanlar ise Juim'dir, yani re­zil, aşağılık ve pislik­tirler.» Onlara göre: «Yahudi ruhlarının kaynağı Allah'ın Ruhu'dur; Diğer insanların ruhlarının ise kaynağı pis ruhlar­dır.» [8]

 

Evet, İslâm'a göre de bütün müşrikler pis ve aşağılıktırlar. Öyle ki müş­rik kişi peygamber çocuğu bile olsa bu hüküm değişmez. Fakat İslâm'daki bu hükmün gerekçesi, müşriklerin Müslümanlarla soydaş olmaması değil, onların Allah'a ortak koşmalarıdır. Halbuki yahudilere göre bu ırkın çocuk­ları Allah'a karşı isyankar bile olsalar yine de soyludurlar ve diğer milletle­rin çocuklarından üstündürler.

 

***

 

Yahudilikte birçok mezhep varsa da en eskileri ve başlıcaları üçtür. Bunlar: Sadûkî, Essenî ve Ferîsî adları altında bilinirler.

 

Muharref Dinlerin ikincisi ise: Hıristiyanlıktır. (Kur’ân-ı Kerîm'deki adıyla) «Nesrânîlik» tir. Bu din Hz. İsa Mesih (as)'e Allah (cc) tarafın­dan in­dirilen İncîl adlı kitapla varlık göstermeye başlamıştır.[9] Ancak gerçek İncîl o zamanın kargaşası içinde korunamamış, orijinal metni kaybolup gitmiş­tir. İncîl'in asıl metni hiçbir yerde bulunmamaktadır.

 

Buna karşın «Ahd-i Cedîd» olarak bilinen dört muharref İncîl, «Rasullerin İşleri » adı altındaki başka bir metin ile yirmiiki mektuptan oluşan bölüm, Tevrat'la birlikte Hıristiyanlarca «Kitâb-ı Mukaddes» ola­rak adlandırılmakta ve gerçek İncîl diye benimsenmektedir. Konunun as­lına bakılacak olursa dört muharref İncîl'den: Matta, Markos ve Luka'nın yaz­dıkları metinler sinsi bir yahudi olan Tarsus'lu Aziz Pavlos'un düz­mecele­rinden ibarettir. Yuhanna tarafından yazılan İncîl'de de Hz. İsa (as) nın, (haşa !) «Allah'ın oğlu » olduğu ileri sürül­mektedir. Bu nedenle Yuhanna İncîli'nin de muharref olduğu açıktır. Zâten Hıristiyan otorite­leri de bu ki­tapların, belli şahıslar tarafından ka­leme alınmış Hz. İsa'nın hayat hikayesi olduğunu açıkça ifade etmektedirler.

 

Esasen Hıristiyanlığı oyuncak haline getirerek onu bugünkü du­ruma düşürenler yahudilerdir. Kendi milletlerinin bir ferdi olmasına rağmen Hz. İsa (as) yı, yeni bir ilâhî mesajla geldiği için, dinlerine iha­net ettiği dü­şünce­sine kapılarak O'na ve dinine karşı derin bir düşman­lık beslediler. Onların bu kinleri hiçbir zaman sönmemiştir. Hıristiyanlığı her çağda bi­raz daha değiştirme plan ve komploları de­vam etmektedir. Çeşitli dö­nem­lerde or­taya çıkan Cizvitler, Maronîler, Russel Tarikatı, Yahova Şahitleri ve benzeri çeşitli örgütler, mezhep ve tarikatlar, Hıristiyanlığı son derece farklı yorum­larla sunmakta, ona yeni yeni içerikler kazandır­maktadırlar. Bundan da an­laşıldığı üzere kavgalı ve karışık bir tarihe sa­hip olan Hıristiyanlıkta inanış­lar, tarih boyunca değişe değişe üç farklı mezhebin görüş­leri olarak ayrışmış­tır. Daha ne kadar değişeceği belli ol­mayan Hıristiyan­lıktaki bu üç inanç gru­bunun adları:

 

* Katolik Mezhebi,

* Ortodoks Mezhebi ve

* Protestanlıktır.

 

2- BATIL (VAHYE DAYANMAYAN, GEÇERSİZ) DİNLER: [10] 

 

Bilindiği üzere yaratıcıyı arama ve O'na inanma duygusu insanın za­ten fıtratında mevcuttur.[11] 

 

İnsanın fizik varlığının yanında son derece karmaşık bir de ruh ve mo­ral yapısı vardır. Tam anlamıyla keşfedilmesi mümkün olmayan in­sanın işte bu yapısı, onu daima madde ötesi gerçeklere doğru iter. Bu mu­amma itiliş sebebiyledir ki insan, ilâhî bir mesaj alamadığı zaman bile kendi dü­şüncesinin, kendi hayallerinin, kavrayış gücünün ve sı­nırlı bil­gi­lerinin öl­çüleri içinde yaratıcıyı sembolize ettiğine inandığı bir şey bula­rak ona ta­pınmaya başlar. Ancak burada önemle belirtelim ki, Animizm ve Fetişizm gibi tüm ilkel şirk dinlerinin böyle bir tapınma biçimiyle baş­laya­rak varlık gösterdiği yolundaki tezlerle buradaki açık­lama arasında hiçbir ilişki yok­tur. Nitekim bu tezler çürütülmüştür.

 

Esasen batıl dinle­rin de geriye doğru halkalarından biri –çok eskilerde- yine herhangi bir tevhid dininden kopmuş­tur. Ancak za­man içinde aşırı yozlaşma ile tama­men ilkel bir kimliğe bü­rünmüşlerdir. Burada, çok eski çağlarda tevhidden kopmuş ba­tıl dinler için söz konusu olan "aşırı yozlaşma" ile son çağlarda inen va­hiyler üze­rinde yapılmış “tahrîf“ ya da çarpıtma ni­teliklerini birbi­rine ka­rıştırma­mak gerekir ! 

 

İşte batıl dinlerin esasen çıkış noktası budur. Aksine, hiçbir din, ma­ter­yalist filozofların ileri sürdüğü gibi «doğa güçleri karşısında insa­nın ürküp korkuya, dehşete ve paniğe kapılmasının sonucu olarak or­taya çı­kan»  ha­yalî inanışlar değildir. İlkel bir hayat içinde yaşayan in­san, her­hangi bir ilâhî mesaja muhatap olmaması halinde (fıtratındaki yaratıcıyı arama duy­gusu) ile kendi kendine icat edeceği inanma biçimi elbetteki il­kel olur. Ancak bu, hiçbir zaman toplumlara mal olan bir din kurumuna dönüş­memiştir.

 

Ruhlara, tabiat olaylarına, kahraman­lara ve totemlere ta­pınmak şeklinde gelişmiş olan bütün batıl dinlerin de geriye doğru en son halkası yine herhangi bir tevhid dininden kop­muştur. Yani insanlık tari­hinin çok eski dönemlerinde, büyük ihti­malle peygamberlerin getir­miş olabileceği va­hiyler üzerinde zamanla yapılan çarpıtmaların sonucu ola­rak ortaya çıkmış­lardır. Nitekim Hindistan'daki Sikh Dini birçok nok­ta­larda İslâm'ı model olarak almış­tır.

 

Bunlara, Konfiçyüs Dini, Tao Dini, Buda Dini ve Şamanlık gibi Uzakdoğu dinleriyle Sâbiîlik, Mecûsîlik, Zerdüş Dini, Mani Dini gibi Mezopotamya ve Yakındoğu’da yayılan dinler örnek olarak gösterilebilir.

 

***

 



 

[1]. Bu sözcügün başındaki «se» hecesi Türkçede, renk anlamındaki kullanımda, za­manla kaybolmuştur. Onun için günümüzde gök ren­gine sadece «mavi» denmektedir.

 

[2]. Bk. Kitaplara İmân.

 

[3].  Kur’ân-ı Kerîm 3/19

 

[4]. Kur’ân-ı Kerîm 3/85  Bu hüküm, diğer dinlere ve bağlılarına haksız yere düşman­lık ya­pılması anlamını asla taşımamaktadır. Müslümanların, diğer din men­supları ile iliş­kile­rini na­sıl sürdürecekleri İslâm Hukukun'da belir­lenmiştir.

 

[5]. Muharref dinlere bağlı olan (yahudi ve Hıristiyan) lar, gerek Kur’ân-ı Kerîm'de, ge­rekse İslâm Hukuku'nda «Ehl-i Kitap» yani ki­taplılar diye geçerler. «Zimmet söz­leş­mesi», yani bunların İslâm ülke­sinde vatandaş olması ve Müslümanların bu kitleden ka­dınlarla ev­lenmeleri hakkında kitaplılar, müşriklerden farklı bir statüye sahiptir­ler.

 

[6]. Kur’ân-ı Kerîm 2/75

 

[7]. Kur’ân-ı Kerîm 2/53 , 2/87, 4/164 , 6/154 , 11/110 , 17/2 , 21/48 , 23/49 , 25/35 , 28/43 , 32/23 , 40/53 , 41/45) ; Ayrıca bk. Kitaplara İmân. 

 

[8]. Fuad b. Seyyid Abdirrahman er-Rifâi, Hakika't-ül-Yehûd S.16-17. Kuveyt

 

[9]. Kur’ân-ı Kerîm 5/46

 

[10]. Batıl dinlerin bağlılarından, gerek Kur’ân-ı Kerîm'de (98/6), ge­rekse İslâm Hukuku kaynaklarında «müşrikler» diye bahsedilmektedir. Bunlar «Ehl-i kitab»'a tanınan statü dı­şında kalırlar. Ancak Arap kö­kenli müşriklere karşı, İslâm mezheplerinden ba­zılarının gö­rüşleri daha katıdır. Fazla bilgi için İslâm Hukuku kaynaklarına bakılma­lıdır. 

 

[11].  Bk. şirkin İçyüzü.