BÜYÜK İNANÇ KURUMLARI: - Islamdainanc - 7. Sayfa
BÜYÜK İNANÇ KURUMLARI:
1- HAK (VAHYE DAYALI) DİNLER (Semâvî Dinler):
«Semâvî» göksel ya da gök rengi anlamında Arapça bir sözcüktür. [1]
Bu kelime vahye dayanan ilâhî dinlerin genel adı olarak literatüre geçmiştir. Gök, zihne ve hayal dünyasına yansıyan ilhamların, daima engin kaynağını ve saygın yüksekliğini temsil ettiği için insan, Allah'ın inen mesajlarına semalardan esen gizemli esinlemeler diye bakmış, dolayısıyla ilâhî kitaplara «semâvî kitaplar» demiştir. Oysa vahiy, Allah (cc) katından peygamberlerin duyularına yansıtılıncaya kadar tamamen metafizik bir fenomendir. Beşeri kapasiteyle bu olayın kavranması mümkün değildir. Dolayısıyla ilâhî mesajların, semâvî diye nitelenmesi mecâzîdir.
Bütün semâvî dinler, temelde hak ve gerçektirler. Çünkü her biri, başlangıçta bir peygamber aracılığıyla Allah (cc) tarafından insanlara gönderilmiş bir mesaja dayanırlar. Dolayısıyla hepsinin ortak yanları vardır. Bu ortak noktalar şöyle özetlenebilir:
* Bütün varlıkların yaratıcısı Allah Teâlâdır.
* Allah (cc) emir ve yasaklarını, bir elçiye vahyederek insanlara bildirir.
* İnsanlar Allah (cc) a karşı sorumludurlar. Öldükten sonra tekrar dirilecek ve bir gün O'na hesap vereceklerdir.
* İnsanlar Allah Teâlâ’dan başka hiçbir şeye ve hiçbir kimseye kulluk edemezler.
Ne varki insanoğlunun duygusallığı, aşırı merakı, hırs ve arayışları, zaafı, kompleksleri ve saplantıları onun, birçok gerçekler üzerinde yaptığı yönlendirici değişikliklerde olduğu gibi Allah (cc) ın mesajları üzerinde de kişisel yaklaşımlarıyla yeltendiği yorumların sonucu olarak Kur’ân-ı Kerîm'den önceki semâvî kitapların içerikleri çarpıtılmıştır. Buna, ilim dilinde «tahrif», bu şekilde çarpıtılmış dinlere de «muharref dinler» denir.
Kur’ân-ı Kerîm'den önceki semâvî kitapların hepsi tahrife uğramıştır. Yani Tevrat, Zebûr ve İncîl olmak üzere Kur’ân-ı Kerîm'den önce indirilmiş olan ilâhî kitapların hepsi –az veya çok- çarpıtılmıştır. Gerek bu kitaplar gerek onlardan önceki sahifeler [2] vahyedildikleri şekilde artık mevcut değildirler. Bu nedene bağlı olarak semâvî dinler ikiye ayrılırlar:
a) Makbul ve Geçerli Din:
Bu, yalnızca İslâm Dini'dir.[3] Dolayısıyla İslâm'ın dışında hiçbir din geçerli değildir.[4] Kur’ân-ı Kerîm'in inmesiyle birlikte önceki dinler yürürlükten kaldırılmışlardır.
b) Muharref (çarpıtılmış) Dinler: [5]
Bu dinlere ait semâvî kitaplar (yukarıda da açıklandığı üzere ) çarpıtılmış ve asıllarından farklı hale getirilmişlerdir.[6]
Kur’ân-ı Kerîm, vaktiyle yaşayıp yok olmuş birçok ümmetlerin yanında, halen büyük kitlelerden bağlıları bulunan iki semâvî dinden haber vermektedir. Bu iki din hakkındaki bilgiler özetle şöyledir:
Bu dinlerin birincisi: Allah Teâlâ'nın, Hz. Musa'ya indirdiği Tevrat adlı kitapla varlık gösteren dindir [7] ve literatüre Yahudilik adı altında geçmiştir.
Hz. Musa (as) ın, kendi kavminden olmayan Mısır Firavunu'na da, Allah (cc) ın davet ve tekliflerini iletmesinden, evrensel olduğu açıkça anlaşılan bu din, İsrailoğulları tarafından daha sonraları her bakımdan çarptırılarak millî bir din haline getirilmiştir.
Yahudi milletinin kutsal kitabı olan «Ahd-i Atıyk» yani Muharref Tevrat: Tekvin, Huruc, Levililer, Âdât, ve Tesniye olmak üzere beş bölümden oluşur ve birbirine uymayan üç ayrı nüshası vardır. Talmud ve Kabal adını taşıyan başlıca iki tane de tefsiri bulunmaktadır. Tevrat'ın değişikliğe uğratıldığı ve çarpıtıldığı kesindir. Bunun en açık kanıtı içindeki çelişkilerdir. Örneğin Tesniye'nin Bap: 34/5 te aynen şöyle denilmektedir: «Ve Rabbin sözüne göre Rabbin Kulu Musa orada Moab Diyarında öldü.» Tevrat bizzat Hz. Musa'ya indiğine göre O'nun ölmüş olduğundan nasıl söz edebilir ?!
Talmud, Yahudiler nezdinde Tevrat'ın önemli bir tefsiridir. Miladi 200 yılından itibaren Tevrat'ın çeşitli açıklamaları olarak yaklaşık iki asır boyunca yapılmış olan çalışmaları kapsar. M. 408 tarihinde Taberiye'de tamamlanmış olan bu kitaba Urişâlim Talmudu denir. Ayrıca Babil Talmudu diye bir tefsir daha vardır ki hacmı 20 cildi geçmektedir. Talmud'un bir bölümünü oluşturan Mişna ise ilk çağ Yahudi hukukudur. İlk defa M.1402 de Napoli'de basılmıştır. Mişna'nın da Gemara adı verilen bir tefsiri vardır.
Kabala'ya gelince, bu kitabın konusu daha çok metafiziktir. Yahudi tasavvufunun sembollerini tefsir eder. Bu kitap Hıristiyanlık henüz doğmadan önceki dönemde Yahudiler arasında dolaşan egzoterik söylentilerden oluştu.
Dünyada başka dinlerin bağlılarını en çirkin şekilde aşağılayan Talmud gibi diğer bir din kitabı daha yoktur. Bu nedenledir ki kendilerinden başka bütün insanlar Yahudilere göre köpek ve domuz gibidirler. Yine Yahudilere göre bütün insanlar: Juif ve Juim olmak üzere iki kısma ayrılırlar. «Yahudiler Juif'tir, yani asildir; Diğer insanlar ise Juim'dir, yani rezil, aşağılık ve pisliktirler.» Onlara göre: «Yahudi ruhlarının kaynağı Allah'ın Ruhu'dur; Diğer insanların ruhlarının ise kaynağı pis ruhlardır.» [8]
Evet, İslâm'a göre de bütün müşrikler pis ve aşağılıktırlar. Öyle ki müşrik kişi peygamber çocuğu bile olsa bu hüküm değişmez. Fakat İslâm'daki bu hükmün gerekçesi, müşriklerin Müslümanlarla soydaş olmaması değil, onların Allah'a ortak koşmalarıdır. Halbuki yahudilere göre bu ırkın çocukları Allah'a karşı isyankar bile olsalar yine de soyludurlar ve diğer milletlerin çocuklarından üstündürler.
***
Yahudilikte birçok mezhep varsa da en eskileri ve başlıcaları üçtür. Bunlar: Sadûkî, Essenî ve Ferîsî adları altında bilinirler.
Muharref Dinlerin ikincisi ise: Hıristiyanlıktır. (Kur’ân-ı Kerîm'deki adıyla) «Nesrânîlik» tir. Bu din Hz. İsa Mesih (as)'e Allah (cc) tarafından indirilen İncîl adlı kitapla varlık göstermeye başlamıştır.[9] Ancak gerçek İncîl o zamanın kargaşası içinde korunamamış, orijinal metni kaybolup gitmiştir. İncîl'in asıl metni hiçbir yerde bulunmamaktadır.
Buna karşın «Ahd-i Cedîd» olarak bilinen dört muharref İncîl, «Rasullerin İşleri » adı altındaki başka bir metin ile yirmiiki mektuptan oluşan bölüm, Tevrat'la birlikte Hıristiyanlarca «Kitâb-ı Mukaddes» olarak adlandırılmakta ve gerçek İncîl diye benimsenmektedir. Konunun aslına bakılacak olursa dört muharref İncîl'den: Matta, Markos ve Luka'nın yazdıkları metinler sinsi bir yahudi olan Tarsus'lu Aziz Pavlos'un düzmecelerinden ibarettir. Yuhanna tarafından yazılan İncîl'de de Hz. İsa (as) nın, (haşa !) «Allah'ın oğlu » olduğu ileri sürülmektedir. Bu nedenle Yuhanna İncîli'nin de muharref olduğu açıktır. Zâten Hıristiyan otoriteleri de bu kitapların, belli şahıslar tarafından kaleme alınmış Hz. İsa'nın hayat hikayesi olduğunu açıkça ifade etmektedirler.
Esasen Hıristiyanlığı oyuncak haline getirerek onu bugünkü duruma düşürenler yahudilerdir. Kendi milletlerinin bir ferdi olmasına rağmen Hz. İsa (as) yı, yeni bir ilâhî mesajla geldiği için, dinlerine ihanet ettiği düşüncesine kapılarak O'na ve dinine karşı derin bir düşmanlık beslediler. Onların bu kinleri hiçbir zaman sönmemiştir. Hıristiyanlığı her çağda biraz daha değiştirme plan ve komploları devam etmektedir. Çeşitli dönemlerde ortaya çıkan Cizvitler, Maronîler, Russel Tarikatı, Yahova Şahitleri ve benzeri çeşitli örgütler, mezhep ve tarikatlar, Hıristiyanlığı son derece farklı yorumlarla sunmakta, ona yeni yeni içerikler kazandırmaktadırlar. Bundan da anlaşıldığı üzere kavgalı ve karışık bir tarihe sahip olan Hıristiyanlıkta inanışlar, tarih boyunca değişe değişe üç farklı mezhebin görüşleri olarak ayrışmıştır. Daha ne kadar değişeceği belli olmayan Hıristiyanlıktaki bu üç inanç grubunun adları:
* Katolik Mezhebi,
* Ortodoks Mezhebi ve
* Protestanlıktır.
2- BATIL (VAHYE DAYANMAYAN, GEÇERSİZ) DİNLER: [10]
Bilindiği üzere yaratıcıyı arama ve O'na inanma duygusu insanın zaten fıtratında mevcuttur.[11]
İnsanın fizik varlığının yanında son derece karmaşık bir de ruh ve moral yapısı vardır. Tam anlamıyla keşfedilmesi mümkün olmayan insanın işte bu yapısı, onu daima madde ötesi gerçeklere doğru iter. Bu muamma itiliş sebebiyledir ki insan, ilâhî bir mesaj alamadığı zaman bile kendi düşüncesinin, kendi hayallerinin, kavrayış gücünün ve sınırlı bilgilerinin ölçüleri içinde yaratıcıyı sembolize ettiğine inandığı bir şey bularak ona tapınmaya başlar. Ancak burada önemle belirtelim ki, Animizm ve Fetişizm gibi tüm ilkel şirk dinlerinin böyle bir tapınma biçimiyle başlayarak varlık gösterdiği yolundaki tezlerle buradaki açıklama arasında hiçbir ilişki yoktur. Nitekim bu tezler çürütülmüştür.
Esasen batıl dinlerin de geriye doğru halkalarından biri –çok eskilerde- yine herhangi bir tevhid dininden kopmuştur. Ancak zaman içinde aşırı yozlaşma ile tamamen ilkel bir kimliğe bürünmüşlerdir. Burada, çok eski çağlarda tevhidden kopmuş batıl dinler için söz konusu olan "aşırı yozlaşma" ile son çağlarda inen vahiyler üzerinde yapılmış “tahrîf“ ya da çarpıtma niteliklerini birbirine karıştırmamak gerekir !
İşte batıl dinlerin esasen çıkış noktası budur. Aksine, hiçbir din, materyalist filozofların ileri sürdüğü gibi «doğa güçleri karşısında insanın ürküp korkuya, dehşete ve paniğe kapılmasının sonucu olarak ortaya çıkan» hayalî inanışlar değildir. İlkel bir hayat içinde yaşayan insan, herhangi bir ilâhî mesaja muhatap olmaması halinde (fıtratındaki yaratıcıyı arama duygusu) ile kendi kendine icat edeceği inanma biçimi elbetteki ilkel olur. Ancak bu, hiçbir zaman toplumlara mal olan bir din kurumuna dönüşmemiştir.
Ruhlara, tabiat olaylarına, kahramanlara ve totemlere tapınmak şeklinde gelişmiş olan bütün batıl dinlerin de geriye doğru en son halkası yine herhangi bir tevhid dininden kopmuştur. Yani insanlık tarihinin çok eski dönemlerinde, büyük ihtimalle peygamberlerin getirmiş olabileceği vahiyler üzerinde zamanla yapılan çarpıtmaların sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Nitekim Hindistan'daki Sikh Dini birçok noktalarda İslâm'ı model olarak almıştır.
Bunlara, Konfiçyüs Dini, Tao Dini, Buda Dini ve Şamanlık gibi Uzakdoğu dinleriyle Sâbiîlik, Mecûsîlik, Zerdüş Dini, Mani Dini gibi Mezopotamya ve Yakındoğu’da yayılan dinler örnek olarak gösterilebilir.
***
[1]. Bu sözcügün başındaki «se» hecesi Türkçede, renk anlamındaki kullanımda, zamanla
kaybolmuştur. Onun için günümüzde gök rengine
[2]. Bk. Kitaplara İmân.
[3]. Kur’ân-ı Kerîm 3/19
[4]. Kur’ân-ı Kerîm 3/85 Bu hüküm, diğer dinlere ve bağlılarına haksız yere düşmanlık yapılması anlamını asla taşımamaktadır. Müslümanların, diğer din mensupları ile ilişkilerini nasıl sürdürecekleri İslâm Hukukun'da belirlenmiştir.
[5]. Muharref dinlere bağlı olan (yahudi ve Hıristiyan) lar, gerek Kur’ân-ı Kerîm'de, gerekse İslâm Hukuku'nda «Ehl-i Kitap» yani kitaplılar diye geçerler. «Zimmet sözleşmesi», yani bunların İslâm ülkesinde vatandaş olması ve Müslümanların bu kitleden kadınlarla evlenmeleri hakkında kitaplılar, müşriklerden farklı bir statüye sahiptirler.
[6]. Kur’ân-ı Kerîm 2/75
[7]. Kur’ân-ı Kerîm 2/53 , 2/87, 4/164 , 6/154 , 11/110 , 17/2 , 21/48 , 23/49 , 25/35 , 28/43 , 32/23 , 40/53 , 41/45) ; Ayrıca bk. Kitaplara İmân.
[8]. Fuad b. Seyyid Abdirrahman er-Rifâi, Hakika't-ül-Yehûd S.16-17. Kuveyt
[9]. Kur’ân-ı Kerîm 5/46
[10]. Batıl dinlerin bağlılarından, gerek Kur’ân-ı Kerîm'de (98/6), gerekse İslâm Hukuku kaynaklarında «müşrikler» diye bahsedilmektedir. Bunlar «Ehl-i kitab»'a tanınan statü dışında kalırlar. Ancak Arap kökenli müşriklere karşı, İslâm mezheplerinden bazılarının görüşleri daha katıdır. Fazla bilgi için İslâm Hukuku kaynaklarına bakılmalıdır.
[11]. Bk. şirkin İçyüzü.
İslami Okul Okulların En Önemlisi