Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sonuç Kâinatta En Gelişmiş Canlı Yaratık İnsandı - Külliyat - Islamdainanc - 29. Sayfa

 

SONUÇ

 

Kâinatta en gelişmiş canlı yaratık insandır. Onun, diğer bütün canlı­lar­dan en önemli ayrıcalığı ise sahip bulunduğu akıldır. Bu yüzdendir ki bü­tün canlılar arasında eşya ve olayların içyüzünü araştıran yalnızca in­san tü­rüdür.

 

Taşıdığı olağanüstü öneme ve bizzat kendisini hayretler içinde bıra­kan ilginç yapısına bakarak insan, kâinâtın karmaşık sırları ve olayların kalaba­lığı içinde hemen her şeyi öğrenmek, madde ötesine ulaşmak ve kendini aşmak iddiasındadır. Binlerce yıldır insanın merak ve heyecanla sürdür­düğü, gerçekleri yakalama yarışında onun bulabildikleri elbetteki küçüm­se­nemez. Buna rağmen kendini keşfetmekte uzun bir yol aldığı da söyle­ne­mez.

 

Aslında insanoğlu, bu hummalı arayışla ruhunun derinliğinde yatan bir özlemi ortaya koymaktadır. En büyük gerçeğe kavuşma özlemi de di­yebi­leceğimiz bu arayışın cevabını ise kısaca şu şekilde vermek müm­kündür:

 

İnsan, hayattaki bütün avantajlarını aklına borçludur. Dolayısıyla in­san aklı, her şeyden önce temel görevini fark etmeli ve bu görevi titizlikle ye­rine getirmeye çalışmalıdır. Bu göreve kısaca “Allah'a imân etmektir." diyebiliriz. İnsan, bu suretle ancak uğrunda yaratıldığı amaca uygun ola­rak dünya hayatındaki yerini doldurabilir ve misyonunu tamamlayabilir. Bunu yaparken çok iyi bilmelidir ki onu ebedî kurtuluşa götürecek tek çı­ğır, gerçek vahyin (yani Kurân-ı Kerîm'in)  ve aklın birlikte klavuzluk et­tikleri yoldan başkası değildir. Bu yolda rahatça yürüyebilmek ve amaca ulaşmak için in­sanın, önce kendisini çok iyi tanıması ve özellikle şu ger­çekleri bilmesi ge­rekir:

 

Basit düşünenlerce sanıldığı gibi nsan, sırf bir yığın et, kemik ve kandan oluşan basit ve sıradan bir canlı değil, bilakis zeki, bilinçli, sosyal ve rû­hânî bir varlıktır; Düşünür, yorumlar, muhâkeme eder, sorgular ve tasarlar; Zamanı, mekânı ve şartları hesaplar; İnanır, güler ve ağlar...

 

Bu harika özellikler ve bilimin henüz sırlarını çözemediği bu tarife sığmaz üstünlükler insanın çok büyük bir sorumluluk taşıdığını kanıt­la­maktadır. Bu sorumluluğun «En büyük gerçeğe inanmak»  olduğunu keş­fetmek zor değildir. İnsan, her şeyden önce Alemlerin Rabb'i olan Allah Teâlâ'ya ve O'nun bildirdiklerine inanmaktan sorumlu olduğunu idrak etmelidir. Çünkü insanın, bu dünya hayatında yerine getirmek du­rumda olduğu görevlerin hepsi bu noktadaki sorumluluğa dayanır. Ayrıca belirt­mek gerekir ki Allah Teâlâ’ya ve O'nun bildirdiği gerçeklere iç­tenlikle imân eden insan, daha bu dünya da bile pembe bir âlemin kuca­ğında, mükemmel bir doyumun, erişilmez bir zevkin ve kesintisiz bir mutluluğun serinliği içinde yaşama imkânını elde edebilir. 

 

Allah Teâlâ, Zahir ve Batın'dır. Yüce sıfatları ve «Esmâ'ül-Hüsnâ» sı ile gizli ve aşikar, her şeyde kendini insana tanıtmış, onu imâna davet etmiştir.  Hulûlden münezzeh olarak yaratmış bulunduğu her zerredeki tecellisinden yola çıkarak O'nu anlamak akıl ve iz'an sahibi insan için zor iş değildir.

 

İhsan ettiği akıl nimetiyle birlikte son bir fırsat olarak insanlığa ile­til­mek üzere Hz. Muhammed Mustafa Sallellahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri'ne indirmiş bulunduğu Kur’ân-ı Kerîm ile Rasûlullâh (sav)'ın mübarek sözleri ve O'nun nezih hayatı, üzerimize nurdan hüzmeler ha­linde ışık saçmakta, yollarımızı aydınlatmaktadır. Dolayısıyla bu son fırsatı kaçıranların, yarın Allah (cc) huzurunda hiçbir mazeretleri bulunmayacak­tır![1]   

 



 

[1]. Kur’ân-ı Kerîm  8/42