A-Fâizsiz Banka Düşüncesinin Doğuşu ve Gelişmesi - Külliyat - Ekonomibanka - 10. Sayfa
A-Fâizsiz Banka Düşüncesinin Doğuşu ve Gelişmesi:
Son yüzyıl içinde klâsik bankalar İslâm dünyasına girip faâliyetlerini
yaygınlaştırınca, İslâm âlimleri- halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir
alternatif kuruluş teklif etmek yerine- mevcut bankalarla muâmele yapmanın câiz
olup olmadığı konusunu tartıştılar. Kimi "haramdır, bu bankalarla herhangi bir
muâmele yapılamaz" dedi, kimi de zarûret prensibinden hareket ederek; sınırlı
veya mutlak olarak fâizli bankalarla muâmele yapmanın câiz olduğunu ileri sürdü.
Prof. Neccâr'ın, 1963-66 yılları arasında Mısır'ın bir bölgesinde kurup denediği
fâizsiz banka modeli ilk alternatif denemedir. Onun hikâyesini ve esaslarını bu
kitapta okuyacaksınız. 1974 yılında Cidde'de kurulup, 1975 yılında faâliyete
geçen ve halen faâliyetini devam ettiren İslâm Kalkınma Bankası; yaşayan fâizsiz
bankaların ilkidir. 1940 yılından 1974 yılına kadar, klâsik fâizli bankalara
karşı kurulması gereken İslâm bankaları konusunda yazılan kitaplar ve raporların
sayısı yirmi civarındadır.1
Bu erken devir yazarlarının teorilerini şu noktalarda özetlemek mümkündür:
1) Dar gelirlilere zarar verdiği için ticârî bankaların kredi vermelerine izin
verilmemelidir; bu husûs, para musluğu elinde bulunan devlete bırakılmalıdır.
2) Banka bütün faâliyetlerini, fâiz temeline değil, kâr ve zararda ortaklık
temeline oturtur. Bu ortaklık şirket şeklinde olabileceği gibi, sermâye bir
yandan iş ve emek diğer taraftan olan "mudârebe" şeklinde de olabilir. Konu
üzerinde düşünen ve yazanların büyük çoğunluğu, bankaya para yatıran ile
bankanın ve banka ile onun sermâyesini kullananın ilişkisini "mudârebe"
ortaklığı temeline oturtmuşlardır.
3) Prof. Dr. Hamîdullah, tüketmek ve harcamak maksadı ile alınan ödünç paraların
fâizsiz olarak alınıp verilebilmesi için, Haydarabad'da başarı ile uygulanan
yardım derneklerinin genelleştirilmesine çağrıda bulunmaktadır.
4) Kureyşî'nin modeline göre; banka ne mûdîlere fâiz öder, ne de alanlardan fâiz
ister; devlet diğer amme hizmetleri gibi, bu maksada yönelik faâliyet gösteren
bankaların da giderlerini karşılar. Mevdûdî de er- Ribâ isimli eserinde aynı
modeli tavsiye etmektedir. Kureyşî ve Mevdûdî'ye göre bankalar, aynı zamanda
kârlı proje ve yatırımların sermâyelerine de ortak olabilirler.
5) Ahmed Erşâd 'ın araştırması zirâat, sanâyî, iskân gibi belli konularla meşgul
olan bankaların kurulmasını öngörmekte, aynı zamanda merkez bankasının
faâliyetleri ile bunun devletlerarası ticaretle ilgisini de ihtivâ etmektedir.
6) Muhammed Abdullah el- Arabînin kitabında ve 1972 yılında Cidde'de toplanan
İslâm Ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansı'na sunulan raporda - ki bu raporu
hazırlayanlar arasında Prof. En- Neccâr da vardır- ticaret ve kalkınmaya yönelik
devletlerarası bankaların kurulması ve bu bankaların iç ve dış ticaret ile
yatırım ve kalkınma konularında düzenleyici rol oynamaları üzerinde durulmuştur.
7) Kitabında genişçe görüleceği üzere Prof. Neccâr, kurulacak bölge bankalarında
tasarruf ve yatırım yanında -zekât fonundan da faydalanılarak- sosyal
hizmetlerin îfâ edilmesini, böylece bölge kalkınmasına katkı sağlanmasını
istemektedir.
8) Muhammed Azîz yurtdışı işlemlerinin tamamen devlet bankalarına bırakılmasını,
yurt içinde, kurumların faâliyetlerinin finansmanında-bir ilâ üç aylık-kısa
vâdeli finansman gelirinin, kurumun yıllık kazancının ortalamasına göre hesap
edilmesi fikrini savunmaktadır.
9) Muhammed Necâtullah Sıddîkî İslâmî bir düzende merkez bankasının rolünü ve
ticârî bankalarla ilişkisini, bankalar için gerekli bulunan likiditenin
sağlanması, kamu sektörünün finansmanı için devlet sertifikalarının
kullanılması, bir teşvik faktörü olarak bu sertifikaları satın alanlara bazı
muâfiyetlerin tanınması.... açısından ele almıştır.
10) Kureyşî ve Mevdûdî gibi - yukarıda sözü edilen raporu hazırlayan - Mısırlı
iktisatçılar da teşvik tedbiri olarak, bankada cârî hesabı bulunanların banka
masraflarından muâf tutulmalarını, zekât fonundan bunlara fâizsiz ödünç para
verilmesini, cârî hesabında belli bir miktar parayı bulunduranlara ve kâr- zarar
ortaklığı belgesi alanlara, finansman kolaylığı (fâizsiz) sağlanmasını ileri
sürmüşlerdir.
11) Ali Abdurrasûl, diğer yazarlardan ayrılarak - tek başına- ticârî evrakta
iskontoyu câiz görmüştür.
12) Mevdûdî bankaların, zekâtı toplama ve dağıtma işi ile meşgul olmamaları
gerektiği görüşündedir.
13) Muhammed Bâkır es-Sadr, Küveyt Finans Kurumu'nun hazırlık çalışmalarını
yapan komisyonun isteği üzerine hazırladığı raporunda, klâsik bankalar arasında
çalışacak ve faâliyetlerini fâizsiz olarak yürütecek olan bir banka modelini ele
almış ve şu konularda diğer yazarlardan ayrılmıştır: a) Parasını bankaya
koyanlar zarara katılmamalıdırlar. b) Fâizsiz bankalar, giderlerini karşılamak
üzere bazı mallarını - bir kısım sermâyesini - klâsik bankalara yatırmalı ve
bunlardan fâiz almalıdır. c) Banka işlemlerinin büyük kısmı, mudârebe değil
cu'âler (belirsiz bir iş veya hizmete karşılık olarak önceden belirlenmiş meblağ
esasına göre iş ve hizmet) esasına dayanmalıdır.
14) Küveyt Finans Kurumu'nun hazırlık çalışmalarını yapan komisyon ise; mudârebe
temeline dayalı yatırımların çeşitlendirilmesine, ortakların ve kâr- zarar
hesabına para yatıranların zararlarını karşılamak maksadı ile ihtiyat ve
tahsisat ayrılmasına önem vermiştir.
15) Bazı yazarlar dönmeyen alacaklar ve bu mâhiyetteki kayıpları karşılamak
üzere, karşılıklı yardımlaşma esasına göre çalışan bir sigorta sisteminin
kurulmasını, buraya sermâye kullananlar ile zekât fonunun da katkıda bulunmasını
teklif etmektedirler.
1. Bu kitapların tam listesi için bak. Dr. Cemâlüddîn Atiyye, "İslâm Bankaları,
Katar, 1986, s. 168-170.
İslami Okul Okulların En Önemlisi