Kulliyatlar - 16. Sayfa - Ekonomibanka
İkinci Gruptan:
1.Pakistan
Pakistan 1947 yılında, Hindistan' da yaşayan bütün Müslümanlar'ı bir bayrak ve
İslâm Devleti çerçevesinde toplamak üzere kurulmuştu.1973 yılında kabûl edilen
anayasanın 227. maddesi, ülkede yürürlükte bulunan bütün kanunların İslâm
esaslarına göre ele alınıp tâdîl edilmesini öngörüyordu. 31. madde devlete, fert
ve toplum olarak Pakistan Müslümanlar'ının hayatlarını İslâm'a uygun hâle
getirmelerini sağlamak üzere gerekli adımları atma ve tedbirleri alma vazifesini
veriyordu. 37. madde ise, devletin politikasını genel hatlarıyle belirlerken;
özellikle fâiz üzerinde duruyor ve ülke ekonomisinin fâizden temizlenmesini
istiyordu. Devletin kuruluş amacı baştan beri İslâm olduğu halde, ilk otuz yılda
ekonominin fâizden temizlenmesi konusunda önemli bir iş yapılmamıştı, nihayet
başkan Ziyâulhak İslâm Düşüncesi Konseyi'nden, fâizsiz bir ekonominin ilk
taslağını hazırlamalarını istedi (Eylül, 1977), Meclis, ülkenin konu ile ilgili
uzman ve âlimlerinden on beş kişi seçerek bir heyet teşkil etti ve bu heyetten,
fâizsiz ekonomiye geçişle ilgili bir rapor hazırlamalarını istedi, heyet 1980
yılında raporu meclise sundu, Başkan Ziyâulhak işi sıkı bir şekilde takip
ediyordu, hükûmetten raporun derhal uygulamaya konulmasını istedi, heyetin
öngördüğü üç yıllık geçiş süresi içinde gerekli tedbirler alındı.
Rapor bir giriş ve beş fasıldan oluşuyordu. Girişte fâiz yasağı ve bunun hikmeti
açıklanıyordu. Birinci fasılda önemli meseleler, hükümler ve strateji ele
alınıyor, kâr ve zarara ortakılık esasının zorlukları açıklanıyor, fâizli
ekonominin yerini alacak yeni düzenin kurulup işletilebilmesi için gerekli
tedbirler üzerinde duruluyordu. İkinci fasılda ticaret bankalarından fâizi
kaldırmanın mekanizması ele alınıyor, çeşitli sektörler ve kesimlerin finansman
ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı, geçiş döneminde gerekli yardımlar ve banka
mevdûâtına sabit fâiz yerine -kâr ve zarara ortaklık esasına göre ayarlanmış-
değişken bir gelirin verilmesi üzerinde duruluyordu. Üçüncü fasılda "özel
konulara yönelik çeşitli mâlî müesseseler"den fâizin kaldırılmasının yol ve
çâreleri ele alınıyordu. Dördüncü faslın konusu merkez bankasının faâliyetleri
ve fâizsiz bir nizâmda para politikası idi. Sonuncu fasıl ise hükûmetin bütün iş
ve muâmelelerinde fâizden uzaklaşması yollarını açıklıyordu. Buna göre hükûmet;
artık mâlî kurumlardan veya halktan fâizle kredi almayacak, fâiz ödeme şartına
bağlı olarak borçlanmayacak, fâizsiz alıp verme yollarını arayacaktı. Geçici
olarak yabancılardan fâizle borç alınabilirdi, ancak bu zarûret sınırını
aşmayacak ve kısa zamanda, İslâm Devletleri arasında sıkı işbirliği ve
yardımlaşma yoluyla, yabancılara fâizli borçlanma yolu kapatılacaktı.
Raporun sonunda, tavsiyeler bölümünde çok önemli maddeler vardır:
a) İlgili mevzûat ve özellikle banka mevzûatında yeni düzene göre gerekli
tâdilleri gerçekleştirmek üzere çeşitli komisyonlarca çalışmaların yapılması.
b) Banka çalışanlarını yeni düzene alıştırmak üzere tedbirlerin alınması ve
kurslar, seminerler yapılması, konferanslar verilmesi.
c) Fâizsiz ekonomi, hayatın bütün cephelerine şâmil bulunan İslâm Düzeni'nin bir
parçası olduğundan, bütünden ayrılarak ele alınamayacağı ve yalnızca bu parçada
başarı sağlanamayacağı; bu sebeple toplumun ahlâk yapısının ele alınması,
kapsamlı bir eğitim seferberliğine girişilmesi, vergi ve muhâsebe düzenlerinin
yeni sisteme göre ele alınarak ıslâh edilmesi.
d) Milletlerarası işlemlerde fâizsiz ekonomi ve ticârî ilişkilere geçiş daha zor
olduğu için, sistemin bütünü ile gerçekleşmesinin üç aşamada olması; önce ülke
bankaları ve mâlî kurumlarında, sonra hükûmette ve nihayet milletlerarası
ilişkilerde faizin kaldırılması.
e) Mevcut bankalar fâizli işlemlerine devam ederken örnek fâizsiz İslâm
bankaları kurmak yanlış olduğu gibi, mevcut bankalarda fâizsiz hesap açtırma
imkânının tanınması da yanlıştır; bunlar fâizli sistemin devam etmesine yardımcı
olur. Bu sebeple üç yıl içinde bütün ülkede fâizsiz ekonomiye geçilmesi.
Meclis raporunda fâizli ekonomiye karşı fâizsiz bir ekonominin iki temele
oturması istenmektedir: "Fâizsiz borç ve kâr- zararda ortaklık". Mevcut şartlar
ve alışkanlıklar karşısında ekonominin yalnızca bu iki esasa oturmasında bazı
güçlükler bulunacağı için, rapor, geçici olarak şu yolların kullanılabileceğini
ifade etmektedir:
a) Mevdûât ve ödemelerin para değerinin değişmesine bağlı kılınması:
Bu durumda bankadan para alanlar ve bankaya para yatıranlar ödeme ve
hesaplaşmayı, paranın değer kaybını göz önüne alarak yapacaklardır. Ölçü olarak
ortalama enflâsyon miktarı kullanılabileceği gibi klâsik bankaların kredi
sisteminden de istifade etmek mümkündür.
Heyet bir yandan değer kaybının çeşitli kesimlerde farklı olduğunu, diğer yandan
fıkıh kitaplarının eşya ile para ikrâzlarını birbirinden ayrı tutmadığını
gözönüne alarak bu çâreyi ihtiyatla karşılamaktadır.
b) Finansal kiralama:
Uzun vâdeli finansmanlarda gittikçe yerleşen bu usûl de iki çeşittir:
Birincisi karşılığı tam ödenen kiralamadır (full payout lease), buna mal sahibi
kılan kiralama da denir. İkincisi ise karşılığı tam ödenmeyen, kira konusu malı
kullandıran kiralamadır (operating lease). Birinci usûlde sanâyîci veya
müteşebbis kiralamak istediği şeyi belirler, banka bunu satın alır, o şeyin
ortalama ömrüne göre bedeli ve makûl bir kâr toplamı yıllara ve aylara bölünür,
çıkan rakkam şeyin aylık kirası olur, kiracı bunu bankaya öder, uzun müddet
sonunda, sembolik ödemelerle kiracının şeye mâlik olması da mümkündür. İkinci
usûlde meselâ bir bilgisayara ihtiyacı olan bunu bankaya bildirir, banka
bilgisayarı satın alarak ihtiyacı olana kiralar, ödemeler bilgisayarın ortalama
ömrü ve makûl kâr esasına göre değil, birden fazla kiralama esasına göre yapılır
ve ilk kiracı bilgisayarın bütün bedelini kira olarak ödemez.
Heyet, bu usûlün İslâm'a uygun olabilmesi için bankanın, sigorta masrafını
üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
c) Yatırım müzâyedesi:
Banka tek başına veya diğer mâlî kurumlarla bir konsorsiyum kurar, sanâyi koluna
ait çeşitli projeler hazırlar, bunlar için gerekli bulunan âlet, edevât ve
techizâtı belirler, teminini teahhüt eder, mâliyete makûl bir kâr da ekleyerek
projeleri açık arttırmaya çıkarır, en fazla fiat teklif edene verir, teahhüt
ettiklerini de yerine getirir. Projeyi alıp işleten, anlaşma şartlarına göre
zamanında ödemelerini yapar, kurum da teahhüdünü yerine getirir, hem masrafını
alır, hem de belli bir kâr elde etmiş olur.
Heyet, istisnâ akdi mâhiyetinde olan bu tasarrufun meşrû olabilmesi için,
sipariş edilen mâmûlün şartlara uygun olması hâlinde müşterinin bunu kabûl
etmesini mecbûr gören Ebû- Yûsuf ictihadını tercih etmiştir.
d) Vâdeli satış (murâbaha):
Sanâyî ve zirâat girdileri ile iç ve dış ticaretin finansmanı için uygun bir yol
olan vâdeli satışta banka, bu girdilere ihtiyacı olan kimselerle anlaştıktan
sonra onları satın almakta, makûl bir kâr ekleyerek, ihtiyaç sahiplerine veresi
olarak satmaktadır. Enflâsyon ortamında daha fazla olmak üzere bir vâde farkı da
ilâve etmektedir. Bu usûlün şerîate uygun olabilmesi için heyet, alınan malın
önce banka tarafından teslim alınmasını (kabz), sonra müşteriye satılmasını şart
koşmuş, bunun da satıcı firma tarafından banka namına ayrılıp bir tarafa
konması, sonra da bankanın talîmatına göre müşteriye teslim edilmesi ile
gerçekleşebileceğini ifade etmişlerdir. Ayrıca bu usûlün, üstü kapalı bir
fâizciliğe yol açmaması için, merkez bankasının sıkı bir kontrol sistemi
kurmasını, mezkûr finansmana tâbi malları, bunların fiatlarını, kâr ve vâde
farklarını belirlemesini... istemişlerdir.
e) Kiralama - satım yolu:
Yukarıda geçen kiralama çeşitlerinden biri de, bazı âlet ve techizât ile uzun
vâdede mallar için kullanılabilecek kiralama- satım yoludur. Banka talep eden
için bu malları alır ve ona kiralar, karşı taraf da bedelin bir miktarını öder
ve ortak mülkiyet hâsıl olur, banka kendi hissesini ortağına kiralar, ortak
zaman içinde bedelini parça parça ödeyerek malın tamamına mâlik olur, bu esnada
bankanın hissesine tekabül eden kazancı da ona öder.
f) Ortalama gelir karşılığında finansman:
Devlete bağlı bir kurum, devamlı olarak her bir kesim ve sektörün yıllık kâr
ortalamasını hesaplar ve bunu ilân eder. Banka müteşebbise muhtaç olduğu parayı
verir ve müteşebbisin yatırımının yıllık kâr ortalaması kadar bir kâr ister.
Hesaplaşma zamanında fiilî kazanç daha fazla olmuşsa, müteşebbis bunu gönüllü
olarak bankaya verir, kazanç daha az olmuş, yahut zarar edilmiş ise, ilgili
kuruma durum belgelerle açıklandıktan sonra banka az kazanca râzı olur, yahut
zarara katılır. Heyet bu usûlün; bilhâssa hesap tutamayan küçük esnaf ve
müteşebbisler için faydalı olduğunu öne sürerek kullanılmasını câiz görmüş,
ancak ahlâkın düşük olduğu ortamlarda, bu usûlün giderek fâize kapı açacağını,
muâmelenin ortalama kâra, hattâ banka fâiz oranlarına göre yürür hâle geleceğini
de düşünmüş ve bunun zarûret sınırında kalmasını tavsiye etmiştir.
g) Mevdûât karşılığı borç verme yolu:
Banka isteyene borç verir, parayı alan bunun bir miktarını derhal ve -kendi
ödeme müddetine nisbetle- daha uzun vâdeli olarak bankaya yatırır, geri kalanı
ile işini görür. Vâdesi gelince borçlu bankaya borcunu öder, fakat fâiz veya
başka bir fark ödemez, bankadaki mevdûâtını ise vâdesi dolunca çekebilir, fakat
bu mevdûât karşılığında bankadan bir şey talep etmez. Banka aldığı mevdûât ile
verdiği borcun getirileri arasındaki eşitlik ve dengeyi korur.
h) Özel borçlanmalar konusunda kolaylık sağlama yolu:
Daha ziyâde amme menfaatini ilgilendiren, amme ihtiyacını karşılayan yatırım ve
ticaret konularında banka, müteşebbise ödünç para verir, borçludan yalnızca
masraf alır, gerektiğinde hükûmet de bankaya yardımcı olur. 2
Pakistan' da bankacılığın İslâmlaşması yıllar içinde şöyle bir süreç
göstermiştir:
Aralık-1978: Meclise ön raporun sunulması.
Şubat- 1979: Sistemin uygulanması için üç yıllık plânın ilân edilmesi.
1 Temmuz- 1979 : Zirâat sektöründe fâizsiz finansmanın uygulanması.
Ağustos -1979: Konut yapımında fâizsiz finansmanın uygulanması (HBFC)
Ocak -1980: Devlet kuruluşlarının yatırım gelirlerine ortaklık sertifikalarının
uygulamaya konulması (SEMF).
Ocak -1980: Nihaî raporun meclise sunulması.
15-6-1980: Meclisin raporu görüşüp kabûl etmesi.
26-6-1980: Mâlî sistemin değiştirilmesi, Şirketler Kanunu'nun, yatırım
sertifikaları çıkarılmasına uygun hâle getirilmesi, Mudârabe Şirketleri
Kanunu'nun çıkarılması.
1-7-1980: Balıkçılar, su yollarının ıslâhı ile meşgul olan yardımlaşma
cemiyetleri ve küçük kuruluşların fâizsiz finansman kapsamına alınması.
Bankaların konut yapımı için fâizli kredi vermeyi tamamen durdurmaları.
Ekim-1980: Pakistan Yatırım Kurumu (ICP) sisteminin kâr ve zararda ortaklığa
dönüştürülmesi.
1-1-1981: Bankaların kâr ve zararda ortaklık esasına göre mevdûât kabûlüne
başlamaları ve bunu kamu kurumları ve mallarının finansmanında - peşin alıp
vâdeli satma yoluyla - nemâlandırmaya başlamaları.
Müddeti sınırlanmış yatırım sertifikalarının (PTC) çıkarılmaya başlanması.
26-1-1981: Mudârabe kanununun yürütülmesi ile ilgili kanununun ve nizâmnâmelerin
çıkarılması.
13-8-1981: Ticaret bankalarının, kâr ve zararda ortaklık sistemine göre mesken
finansmanına başlamaları.
Eylül -1981: dar gelirli öğrencilere fâizsiz ödünç verme (karz-ı hasen)
uygulamasının başlaması.
1-7-1982: Ortaklık ve mülkiyetle sonuçlanan kiralama yoluyla finansman
uygulamasının başlatılması.
12-10-1982: Kâr ve zararda ortak olmak üzere bankalar arasında, talebe açık
mevdûât uygulamasının başlatılması.
2-11-1982: Ticaret bankalarının, mudârabe sertifikalarına yatırım yapmaya
başlamaları.
31-12-1984: Banka mahkemeleri (BTO) kanununun çıkarılması.
31-12-1984: Finansal kurumlar ve bankaların hizmetlerine dair kanunun (Banking
and Financial Services Ordinance) çıkarılması. Bu kanun, bankalar, şirketler ve
vergiler ile ilgili yedi kanunu değiştirmiş ve İslâm Bankaları ile İslâm
Ekonomisine işlerlik kazandıracak ortamı hazırlamıştır.
1-1-1985: Bankaların fâizsiz olarak yalnızca kamu sektörünü, hükûmet
yatırımlarını ve şirketleri finanse etmeleri.
1-4-1985: İslâm esaslarına uygun finansmanın fertleri de kapsamına alması.
1-7-1985: Bankaların, ülke parası ile fâizli hiçbir mevdûâtı kabûl etmemeleri.
Artık ülkenin bütün bankaları ve mâlî kurumlarından fâiz kaldırılmış oluyordu.
Yalnızca yabancı paralarla yatırılan mevdûâta, alınan ve verilen krediye fâiz
uygulanıyordu.
Bundan sonra merkez bankasının talimâtına göre; bankaların mallarını
nemâlandırma ve gelir sağlama yolları, şu üç gruptaki on iki maddeye inhisar
ediyordu:
A-Ödünç verme yoluyla finansman:
1. Merkez bankasının zaman zaman belirlediği ve % 4'ü geçmeyen masraf ödeyerek
ihtiyaç sahiplerinin ödünç para almaları.
2. Muhtaç öğrencilerin, hiçbir masraf ödemeden (karz-ı hasen şeklinde) ödünç
para almaları.
B- Ticârî finansman:
3. Peşin alıp vâdeli satma( murâbaha) yoluyla sermâye temini. Bu sistemde ödeme,
vâdesinden önce yapılırsa bedelin belli ölçüde indirilmesi câiz görülmektedir.
4. Ticârî evrakı, üzerinde yazılı değerden azına satın almak (Mark-Down).
5. Bankanın müşterisinden satın aldığı malı tekrar ona satması (Buy-Back). Bu
usûl güvene dayalı bulunan açık hesapla ilgili hesaplaşmada kullanılmakta, her
ödeme emri satma, her borcu kapatma satın alma sayılmaktadır.
6. Kiralama.
7. Mülkiyet kazandıran kiralama.
8. Akar bazında kalkınmanın finansmanı.
C. Yatırım Finansmanı:
9. Kurumun kâr ve zararına katılma yoluyla finansman.
10. Şirketin senetlerini satın almak sûretiyle sermâyeye katılmak.
11. Müddeti sınırlı ortaklık sertifikaları (PTC) ve mudârabe şirketlerinin
çıkardıkları sertifikalar. (Bunların hacim, sınır ve şartlarını hükûmet
belirlemektedir.)
12. Banka ile müşterinin akar kiralama konusunda ortaklıkları.
Başlangıçta banka, vâdeli satışlarda ödeme geciktiği takdirde bir gecikme bedeli
alıyordu (alacağı meblâğa bunu da ekliyordu), ilgili dînî dairelerin buna
itirazları üzerine; 1-7-1984 tarihinden itibaren bu uygulama terkedildi (gecikme
bedeli alınmadı). Ayrıca 4.,5., ve (PTC) maddelerde geçen nemâlandırma yollarını
da dîn âlimleri şerîate uygun bulmuyor, şüpheli karşılıyorlar. 3
2. İlğâu'l-fâide mine'l- iktisâd (Rapor), Çev. Abdu'l-Alîm, Rafîk el-Mısrî, 2.
B. Cidde, 1984, s. 16-32.
3. Dr. Atıyye, a.g.e., s.40.
İslami Okul Okulların En Önemlisi