Kulliyatlar - 32. Sayfa - Ekonomibanka
2. Kalkınmış Devletlerin Hayat Tarzının Kalkınmakta Olan
Devletlere Tesirleri:
Regnar Nergis bu görüşü ileri sürenlerin ilkidir: Yeryüzünün doğusunda ve
batısındaki cemiyetler arasındaki yeni iletişim yöntemleri, bunların sür'at ve
kolaylığı kalkınmakta olan ülkelerde tüketim meylinin artmasına sebep oldu; bu
da mezkûr devletlerin üretim ve tasarruf hacimlerini olumsuz etkiledi. Yeni
tüketim âdet ve şekilleriyle karşılaşmak insanların dikkatini yeni hayat
tarzlarına çekti; daha önce bilinmeyen birtakım ihtiyaçlar îcâd etti. Bu tüketim
mallarının çoğu; kalkınmakta olan ülkelerde bulunmayan, dışarıdan ithal edilen
mallardır. Problemin düğümlendiği nokta şudur; bu gibi malların bulunması veya
sadece bulunduğunun bilinmesi, tüketim meylinin artmasına tesir etmekte, bu da
kalkınmakta olan ülkelerde sermâye birikimini önleyen fâsid dâireyi, daha dar ve
içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
Burada iletişim araçlarının sür'at ve kolaylığının, kalkınmakta olan ülkeler
için bir musîbet değil, nimet olması gerektiğine işâret etmek isterim. Yeni
üretim vâsıtalarıyle karşılaşmak, bunları tanımak, üretimde bunların
mehâretlerinden faydalanma imkânı bahşeder Sonra yeni tüketim maddelerini elde
etmek; ancak, gelirin artmasıyle mümkün olabilir. Bu maddeleri alıp kullanma
meyli, gelirin artması için tasarruf ve üretime teşvik olur. Üretimin getirdiği
gelir ile tüketim artışlarının beraber yürümesi istenir. Bu devlet gelirinin
artmasını ve artan gelirin, üretimi arttırma istikâmetine yöneltilmesini...
temin eder.
Nihayet geçmişte, geri kalmış Avrupa'nın son zamanlarında İslâm ülkelerinin lüks
ve ihtişâmiyle temâs hâline gelmesi, onun kalkınmasına engel bir âmil
olmamıştır, bunun tam tersi doğrudur.
Geçen ifadelerden anlaşılan odur ki; mezkûr iki nazariyeyi olduğu gibi kabûl
etmek; makûl bir sebebe dayanmadığı gibi, bunlara ihtiyatsızca bağlanmakta
ayrıca tehlike de vardır. Çünkü bu kabûl, kalkınmakta olan devletlerin, maddeten
kalkınmış devletler ile aralarındaki açığı kapatarak, uçurumu aşacak en sâlim
yolu bulmalarını, problemin esasını anlamalarını güçleştirir. Hatta bazı
devletlerin ümitsizliğe kapılıp baş eğmelerine veya her başarısız kalkınma
politikasına meşrûiyet tanımalarına sebep olur.
İşâret etmeye değer diğer bir husûs da; iktisatçılardan büyük bir kısmının, bu
fâsid daireyi tahlil ederken çeşitli sebepler göstermeleridir. Bu sebeplerin en
önemli ve yaygın olanı, üretim unsurlarına ve bilhâssa sermâyeye nisbetle
nüfusun fazla olmasıdır. Biz bunun tam tersine kâni bulunuyoruz; nüfus değil,
geri kalmışlık, üretim unsurlarının eksik olmasına sebeptir.
Batı Avrupa'da sanâyîleşmenin başlangıcında nüfus çokluğu problemlerin çıkmasına
ve kalkınmanın aksamasına değil, kalkınmaya sebep teşkil etmiştir. Bu
devletlerdeki demografik gelişmeyi takip edersek, büyük ölçüde kalkınma ile
paralel yürüdüğünü görürüz.
Kalkınmakta olan ülkelerdeki iktisâdî problemlerin esası hakkındaki görüşümüzü
açıklamadan önce, geri kalmışlıktan maddî kalkınma merhalesine geçmiş devletlere
mahsus örnek (kalkınma modeli) üzerinde kısaca durmayı faydalı buluyoruz.
Özellikle de nisbeten kısa bir zamanda büyük kalkınma seviyesine ulaşan
devletleri ele almak istiyoruz. Önümüzde apaçık üç örnek var:
1. Batı Avrupa devletleri örneği.
2. Rusya örneği.
3. Japonya örneği.
İslami Okul Okulların En Önemlisi