Kulliyatlar - 33. Sayfa - Ekonomibanka
1. Batı Avrupa Devletleri:
O çağda hâkim olan hürriyet fikrinin tesiriyle, iktisadî faâliyetlerde devletin
müdâhele ve rolü oldukça dar ve sınırlı idi. Sanâyîleşme döneminde bu
devletlerde devlet sektörü diye bir şey yoktu. Kalkınma ve sanâyîleşme; başı
sonu itibârıyle büyük ölçüde üretici özel şahısların omuzları üzerinde
yürüyordu. Yaygın veya merkezî bir plânlama da mevcut değildi. Bilhâssa
kilisenin hâkimiyet ve müdâhalelerinden kurtulduktan sonra, hâkim olan hürriyet
prensipleri ve maddecilik nazariyesinin yayılması neticesinde kazanma arzusu,
üretimin yegâne veya baş sâiki hâline geldi. Bütünüyle iktisadî kalkınma-
insanın davranışına tesir eden- bu faktörün meyvasıdır.
Batı Avrupa ülkeleri yüzlerce sene büyük bir iktisadî gelişme göstermedi. On
sekizinci asrın sonralarına doğru nüfusun %80 kadarı çiftçi sınıfını teşkil
ediyor, bunların da çoğu, ziraî toprakların sahibi olan büyük devlet adamları ve
asillerin yanında ücretle çalışıyorlardı. Bu azınlığa göre sosyal mevkî,
zenginlik ve servetten daha önemli idi. Tüccar sınıfının faâliyetlerinde artan
bir gelişme başlamış ise de, asiller onlara yukarıdan bakıyorlar ve onları hakîr
görüyorlardı. Sosyal değerlerin değişmesi tedricen ve yavaş olmakla beraber, güç
dengesi, ellerinde likit maddî servetin toplanmaya başladığı iş adamları ve
tüccarlar lehine kayma gösteriyordu. Bu servetlerin mülkiyeti, kuvvetlerin
merkezi ve içtimaî mevkî âmili olarak, ziraî toprak mülkiyetinin yerini tutmaya
başlamıştı. Şehirlerde ve ziraî bölgelerde, sanâyî inkılâbından sonra sosyal
değerlerde ve iktisadî durumda meydana gelen sür'atli değişmeler, artan nüfusa
lâzım olan gıdâyı temine de yardımcı oldu. Şehirlerdeki sanâyî kesimi iki şeyden
faydalanarak, büyük kârlarla üretimini arttırdı:
a) Zirâat kesiminden şehirlere göç neticesinde artan işçi arzı ve azalan
ücretler;
b) Dış ticaret ve sömürgelerdeki dış pazarlar ve bilhâssa yatırımcıların elinde
toplanan büyük kârlar. Bu şöyle oluyordu: Onlar ham maddeyi dışardan yok
pahasına alıyor, işçiye az ücret ödüyor, ürettikleri malı dışarıya yüksek
fiatlarla satıyorlardı. Böylece kazanç artıyor, artan kazanç tekrar üretime
sokuluyor ve kazanç katlanıyordu... Muayyen ellerde toplanan bu büyük servet
birçok kimseyi, onları taklîde, dolayısıyle yeni üreticilerin ortaya çıkmasına
âmil oluyordu. Bu grubun yayılması ve faâliyetlerinin genişlemesine yardım eden,
büyük ve hızlı kalkınmaya imkân hazırlayan âmilleri, "sübjektif âmiller" ile -
hâkim olan içtimaî ve iktisadî şartlarla ilgili bulunan- "objektif âmiller"
çerçevesinde toplamak mümkündür.
Sübjektif âmiller: O zamanki siyasî ve içtimaî vaziyete dayanır. Bu durum,
kazancı ve onun için çalışmayı hâkim değerlerin en önemlisi, insan davranışının
en güçlü yönlendiricisi sayan, yaygın ve hemen tek bir düşünüşün doğmasına imkân
hazırlamıştır.
Objektif âmiller: Sömürgecilik, dış ticaret, büyüyen yatırım ve üretim hızı,
sanâyî inkılâbının getirdiği teknoloji, ticaret gemileri ve demir yolları gibi
ulaşım vâsıtalarının gelişmesi ve bunun eseri olan iç ve dış pazar genişlemesi,
hükümetlerin müdâhale etmeme siyâseti gibi - hâkim iticileri güçlendirmeye,
mevcut kıymetleri gerçekleştirmeye uygun- şartlardan ibarettir.
Bütün bu âmiller, birçok üretim gruplarının ortaya çıkmasına yardımcı oldu:
bunlar da hızlı bir iktisadî kalkınmanın gerçekleşmesinde ve ağır basan
problemlerin yenilmesinde lokomotif rolünü oynadılar.
Hemen zikretmek gerekir ki, durmadan artan üretimin meyvası ve gelirdeki büyük
artış, üretici patronların cebine gidiyordu. Servet veya gelirin dağıtılması
eşit ve âdil değil idi. İşçiler ve çalışan nüfusun çoğu karın tokluğuna
çalışıyorlardı. Hükûmetlerin iktisadî faâliyetlere müdâhale etmeme siyâsetine
bağlı kalmaları sebebiyle, durum uzun zaman böyle devam etti. İş aramak için
şehirlere işçi göçünün devam etmesi ve buna bağlı olarak işçi arzının artması ve
bilhâssa sanâyî inkılâbını takip eden teknik gelişmenin, âleti işçi yerine ikâme
etmesi işsizliğin artmasına yardımcı oldu. İşçiler durumlarını düzeltecek bütün
vâsıtalardan mahrum, direnmekten âciz, perişan bir vaziyet içinde kaldılar.
İşçilerin böyle ayaklar altında sürünmesi Marksist görüşlerin filizlenmesine
zemin hazırladı.
Bu görüşler, "kapitalist düzen içinde işçinin sömürülmesi önlenemez, onun için
bu düzenin yıkılması ve hakkından gelinmesi zarûrîdir" tezini savunuyordu.
Ne kadar tenkit edilirse edilsin, kapitalist düzenin, yüksek tasarrufların,
büyük üretimlerin ve göz kamaştıran bir iktisadî gelişme hızının
gerçekleşmesindeki tesirini de unutmamamız gerekir. Bunlar zaman ilerledikçe,
kademeli olarak hem işçilerin, hem de nüfusun çoğunluğunun durumunu düzeltme
yönünde çalışma imkânları getirdi. Artık hükûmetler, halkın iktisadî ve içtimaî
hayatını islâh için sosyal kanunlar çıkararak müdâhele etmeye başladılar. Seçim
hakları, demokrasi prensipleri ve hükûmetlerin desteklediği işçi kuruluş ve
temsilciliklerinin ortaya çıkışı da bu yeni çığırı güçlendirdi. Bu, servet ve
gelir dağılımı piramidinin büyük ölçüde değişmesini sağladı; ücretler arttı,
bütün halkın hayat seviyesi yükseldi.
Fakat bütün bunlar, iktisâdî kalkınmanın temelleri atılmadan, direkleri
dikilmeden önce olamadı. Yâni önce kalkınma süreci harekete geçti, sonra
iktisâdî gelişmenin kendiliğinden devamı mümkün hale geldi.
İktisâdî kalkınma dönemiyle uzun zaman, bütün nevilerinde ücretlerin düşmesi
beraber yürüyordu. Bunun yanında iş ve işçi için çok güç şartlar, halkın çoğu
için hayat seviyesinin düşüklüğü, fakirlik ve perişanlık bahis mevzû idi.
Yukarıdaki açıklamalar açıkça ortaya koyuyor ki; Batı Avrupa ülkelerindeki
kalkınma dönemi, kalkınmakta olan ülkelerin önünde, yeni kalkınma hareketi için
en yakın (veya ilk) âmelî örnektir. Yavaş, fakat istikrarlı ve devamlı olan bu
dönemin mümeyyiz vasıfları şunlardır; yeni teknoloji, üreticilerin sermâye
teşkili faâliyetleri, dış ticaretin gelişmesi, yüksek kazançlar, iç ve dış
ulaşım vâsıtalarının gelişmesi sonunda genişleyen pazarlar, düşük ücretler,
sömürgelerden getirilen ucuz ham maddeler, hükümetlerin iktisâdî hayata
karışmamaları... Öyle ki; üretim vâsıta ve kaynaklarını îcâd etme vazifesini; bu
devrede; yalnızca üretimci ve iş adamları (özel teşebbüs) üstlenmektedir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi