Bugün içinde bulunduğumuz durum - Ekonomibanka - 37. Sayfa
Bugün içinde bulunduğumuz durum:
İslâm dünyamızın marûz kaldığı sayısız şiddetli savaşlar, arkadan vurulmalardan
sonra; harîminde - (emperyalistlerin) kendi gâye ve hedeflerine hizmet eden-
birçok prensipler ve fikirler yayıldıktan sonra; İslâm ülkeleri sonbahar
yaprakları gibi, birbiri ardından sömürgecilerin eline düştükten sonra
sömürgeciler, mümkün olan çabuklukla onların gelişme çarkını tersine çevirmeye
başladılar; sonra güçlerinin gizli kaynağı olan inançlarına yönelip, onu
zayıflatmaya ve tel tel koparmaya koyuldular; sonunda onu da aslına benzemez
hâle getirdiler. Sonra ağız dolusu bağırdılar; "Sizin geri kalışınızın tek ve
kesin sebebi, gericiliğe çağıran şu dine sarılmanızdır."
Ne yazık ki Arap dünyasının içinden, kendi yetiştirdikleri yandaşlar da
buldular; bunlar bazen ilim, bazen araştırmada tarafsızlık, bazen de fikir
hürriyeti adına dine şüphe sokuyor, onlarla ağız birliği ediyorlardı.
İslâm dünyası; bu savaş yerinde derin uykusundan uyanınca uzaktan Doğu ve
Batının felsefelerini gördü; düşmanlarının bunca yaptıkları ve kendinden
olanların da cehâleti yüzünden kendi iman manzûmesi bozulmuş, meflûç hâle gelmiş
ve unutulmuş olduğu için bu medeniyet ve felsefeler onun gözünü aldı, parlaklığı
basîretini bağladı. Bu iki kitlenin felsefe ve medeniyeti ona yegâne cankurtaran
simidi, hayat kurtaran iksir gibi göründü; sihrine kapılmış olarak bu iki
kitleye yönelmeyi ve onlar arasında bir sentez yapmayı zarûrî telâkki etti. Aynı
zamanda, köhnemiş mâzîye karışmış, bir daha hayata gelmiyecek tarihî semboller
arasına girmiş bulunan şu eski inançlarını da geride bırakmak gerektiğini
düşündü. Böylece bu ümmetin düşmanları, îtinâ ile kurdukları tuzakta başarılı
oldular; av tuzağa düşmüş oldu.
Bunun cemiyetimizde çok tehlikeli akisleri ve tesirleri oldu; çünkü atılan
tohumların derinliği ve yaygınlığı sebebiyle bu inanç, bu tutum, dînin temel
prensiplerinden ve terkibinin unsurlarındanmış gibi oldu. İzin verirseniz buna"
İslâm'a karşı ithal edilmiş düşünce yapısı" diyeceğim.
Herhalde bu yansımalardan biri olacak ki; aramızda yaşayan bazı fikir
adamlarından zaman zaman "dinin cemiyet ve hayattan çıkarılması, Avrupa'da
kilise duvarları arasına hapsedildiği gibi, burada da câmi duvarları arasına
hapsedilmesi gerektiği" sözlerini işitiyoruz. Size bu mevzûda nice kitaplar
yazılmış, konferanslar verilmiştir. Onlar bunu yaparken bu dünya insanının
dinamik, güçlü ve müessir yanını yıkacaklarına inanıyorlar. Dedikleri olunca
İslâm zayıflayacak ve sonunda bunların beklediği gibi tükenecektir. İslâm
aslında düşmana karşı güçlü olmayı;" Onlar için elinizden geldiği kadar güç
hazırlayın" (Enfâl;8/60), çalışmayı: "Yeryüzünün çeşitli rızk yollarından
yürüyün" (Mülk:67/ 15) işi: "Davud oğulları, şükrü yerine getirmek için çalışın,
iş görün" (Sebe: 34/13), imarı: "Orada imar yapmanızı istedi, (Hûd:11/61),
"Çalışma yorgunluğu ile akşamlayan kimse geceyi bağışlanmış olarak geçirir" 1
düsturları ile emrettiği, böyle bir din olduğu halde bazıları onu tevekkül,
ihmal, tembellik dini olarak tasvir etmiş, ona mensup olan işsiz güçsüz tembel
taburunu da delîl olarak göstermiş, maalesef onların şahıslarında bu dine sembol
ve çocuklarına örnek bulabilmişlerdir.
Madrabazlığı daha da ileri götürerek bu dîni ilim ve marifet düşmanı, ölümden
sonraki âhiret ve cennet dîni, dünya ile alâkası olmayan, milletlere cennet
yolunu göstererek onları afyonlayıp uyuşturan bir din olarak tasvir etmişlerdir.
Bu dînin düşmanları, maddî ilerleme yolunda hızla yürürken ve fezâ savaşına,
teknolojik fetihlere doğru önemli adımlar atarken müslümanlar, uçurumu
derinleştirmek, mesâfeyi büyütmek ve yıkılışı hızlandırmak için, düşmanları
tarafından kurnazca hazırlanmış bulunan ve hayatın her safhasında buldozerler
gibi işleyen faktörlerin tesiriyle, durmadan geriye gidiyorlardı.
Aslında yapay bir gerileme olan bu durumun en belirgin rengi; mahkûm olmuş
dünyamızın üzerine vesâyet konulmasında ve bu ısrarlı sloganların şöyle
yükselmesinde görülüyordu: "Bu geriliğin yegane âmili bu iptidaî dîndir". Evet
böyle söyleniyordu ki gıdâlanmak üzere, zengin Batı medeniyetinin sofra
kırıntıları üzerine uçarcasına atılalım!
Bu plânlı çalışmalar sonunda zihinlerde yerleşen düşünce şu oldu: Bu ümmetin
ilerleyebilmesi, terakkî arabasına binebilmesi, daha doğrusu bunun arkasına
asılabilmesi için maddî âmil, tartışma götürmez çare dünya ile alâkası
bulunmayan bu dîni reddetmekdir. Tek çâre budur ve kalkınmak için başka çâre
yoktur.
Kurnazca hazırlanan plân, çevirilen dolap böylece tamamlandıktan sonra mesele
"hangi medeniyet şeklini alalım; bilhâssa maddî medeniyetin can damarını temsil
eden iktisad düzeni içinde Marksizmi mi, kapitalizmi mi benimseyelim" şekline
dönüştü. İslâm dünyası siyâsî ve coğrafî bakımlardan parçalanmış bulunduğundan,
bazen birine bazen diğerine yönelmeye başladı. Gâh Marksist doğuya, gâh Haçlı
batıya dönüp bakmaktan boyunlarımız tutuldu, gözlerimiz yoruldu. Sanki biz
kendine mahsus inancı, görüşü ve felsefesi olmayan bir toplum idik. Ve sanki biz
ot gibi bitmiştik; asırlar boyunca okyanustan okyanusa hükmettiğimiz bir
dünyamız olmamıştı!
Fikrî durumumuz ve inanç esaretimiz bizi böyle, önümüzde Marks veyâ Adam
Smith'ten başka çıkış kapısı olmayan bir yolun sonuna mı getirecekti?
Bir üçüncü yol yok mu? Bu dar boğazdan çıkmak için yolumuzu aydınlatacak bir
ışık mevcut değil midir?
Konferansın sonunda vereceğim cevabı hemen vermek istemiyorum. Ben İslâm'a karşı
dışardan idhal edilen düşünce yapısı üzerinde konuşurken. İslâm inancının
şahsiyetini şekillendirdiği insanlara uygun düşecek modeli takdime geçmeden
önce, kapitalizm ve Marksizmden başka çıkar yol görmeyen kardeşlerime bazı
sorular yöneltmek istiyorum:
1. Bu iki doktrinden herhangi birisi İslâm dünyasının manevî (psikolojik)
iklîmine uygun düşer mi?
2. Bu iki doktrinden birisi İslâm dünyasının düşünce zeminine oturabilir mi?
3. İslâm inancı üzerine kurulmuş o sağlam binanın bütün izleri müslümanların
rûhundan silinmiş midir ki, siz emin olarak, eski terkibin enkâzını tamamen
kaldırıp yerine yeni bir medeniyet terkîbi koymaktan bahsedebiliyorsunuz?
4. Bu gövdeden, öldüğü söylenen uzuvları çıkarıp onun yerine Batıdan devşirme
organları takınca, bu gövde büsbütün ölmez mi?
5. Zayıflık ve bakımsızlığın bu hâle getirdiği organları aynı gövdeden besleyip
geliştirme ümidi hiç mi kalmadı?
6. Bizim kendimize ve milletimize hiç mi saygımız kalmadı ki; kendimizi herhangi
bir medeniyet kökünden mahrum olmakla ittiham ediyor ve kendilerini dev
aynasında gördüğümüz bu kişilerin ardından koşuyoruz?
7. Bu aşağılık uyduluk, İslâm milletlerine ait tarihi ilgâ ve inkâr ederek
-birçok Batılı âlimin bile keşke devam etseydi dediği- dünya tarihinin bir
devresine sünger çekmek değil midir?
8. İktisad dünyasında bile olsa, medeniyet mirasımıza titizlikle sahip çıkmak,
topluluğumuz için bir çıkış yolu arama fikrine temel teşkil edecek malzemeyi
orada aramak daha uygun değil midir?
9. Nihâyet bu, Allah tarafından gönderilen dinlerin sonuncusu ve semânın
yeryüzüne hediye ettiği ilâhî irşâd belgesi olan ve bu husûsîyet yalnızca
kendisine mahsus bulunan İslâm'ı suçlamak değil midir?
Bizi; iki kitle veya medeniyetten birinin vesâyeti altına girmesi gerekli, uydu
bir topluluk hâline getirmek üzere kurulan tuzaklar ve çevrilen dolapları kısaca
arzettikten sonra, bu sorularla iktifâ ederek mevzûumuza dönebiliriz. Şimdi
aslına uymayan yabancı maddeleri temizlemeye çalışarak, imân ve nazariye
yönlerinden İslâm cemiyetine (toplumuna) ait orijinal medeniyet sentezini bulma
mevzûuna geçiyoruz.
Cemiyeti ferdler teşkil ettiği ve ferd, cemiyetin birimi olduğu, İslâm
toplumunda din, medeniyet sentezinin özünü teşkil ettiği için, konferansımın bu
bölümünde kucağında büyüdüğümüz bu dînin tabîtını teşkil eden vasıfları
araştıracağım. Sonra, beraberce Batıda ve Doğuda bir yığın felsefenin insan
tipleri arasında İslâm insanını inceleyeceğiz; onu maddî ve manevî, ferdî ve
içtimâî, millî ve insanî bakımlardan; kısmen hür ve mutlak mânâda hür olarak ele
alacağız. Asıl medeniyetini tanıdıktan, İslâm insanının medenî sentezini
öğrendikten sonra ona, kendisini ilmî dilencilik ve medenî uyduluktan kurtaracak
müessese veya modeli sunmamız mümkün olacaktır.
Batı medeniyetinin peşinde gözleri kamaşmış, dilleri dışarda, nefesleri kesilmiş
olarak koşanları, -lâfı uzatmadan- o medeniyeti boykot eden, terkeden nesle
hâvâle etmeyi ne kadar isterdim. O medeniyeti fırsatçılık, maddecilik, enâniyet,
açgözlülük, savaş ticâreti ve çıkarcılıkla, kendinden başkasını düşünmemek veya
egoizm ile suçlayarak ilkelliğe dönen; rûhî arzularını tatmin etmediği gibi, onu
paramparça eden, mahveden medeniyeti terkeyleyen nesle ( o medeniyetin
hayranlarını, hipiler gibi o medeniyetten kaçanlara) havâle etmeyi nasıl da
isterdim.! (Bu medeniyeti bizimkiler dönüp onlara sorsunlar isterdim!)
1. Süyûtî, el- Câmi'u's-sağîr, aynı mânâda: Buhârî, Büyü', 15; İbn Hanbel,
Müsned, c. IV, sh. 141.
İslami Okul Okulların En Önemlisi