Fâizsiz Bankaların Dayandığı Varsayım ve Düşünceler - Ekonomibanka - 40. Sayfa
Fâizsiz Bankaların Dayandığı Varsayım ve Düşünceler:
1. Dînin Fonksiyonu:
Şüphesiz İslâm dünyasının her köşesinde din, davranışları belirleyen kesin ve
güçlü bir âmil olarak kabûl olunmaktadır. Bu, bütün faâliyet ve projelerimizde
unutmamamız gereken bir husûstur.
Bilhâssa Avrupa'da çok kimse, umûmiyetle dînin modern iktisadî kalkınma önünde
engel teşkil ettiğine inanmaktadır. Bu inanç bütün dinler için bahis mevzûu
iken, Ernest Renan ve R. Charles gibi bazıları, özellikle İslâm'ın gelişmeyi ve
dinamizmi önlediğini ileri sürmektedirler.
Öte yandan üçüncü bir grup; Avrupa'nın ilerleme ve gelişmesinde dînin önemli bir
rolü olduğunu iddiâ etmişlerdir. Max Weber ve Muller Hermeque de bunlardandır.
Dördüncü bir grup; İslâm ile yeni iktisadî kalkınma arasında hiç bir çatışma
olmadığını teyit ediyor ve "üçüncü yol"a çağırıyorlar, Jacques Austruy, Ebu'l-A'lâ
el-Mevdûdî, Bâkır es-Sadr ve daha yüzlerce İslâm mütefekkiri de bu grup içinde
yer almışlardır.
Biz burada şu veya bu görüşün uygunluğunu münâkaşa etmiyoruz. Bizi ilgilendiren
husûs dînin -müsbet olsun, menfî olsun- tesirli ve önemli bir âmil, işleyen bir
silâh olduğudur. Bunda da şaşılacak bir taraf yoktur. Çünkü tarih boyunca din,
duygular üzerine tesir için itici güç, hisleri besleyen gıdâ, insanın -hayatı ve
bütün değerlileriyle- gölgesinde mesut olduğu bayrak olmuştur.
Kır ve köy bölgelerindeki içtimaî hayatı tahlil edersek çiftçinin âciz ve tembel
olmadığını açıkça görürüz. Aksine o çalışmakta, fakat en güç şartlar içinde
verimsiz sonuçlar almaktadır. Onu çepeçevre kuşatan bir gerilik varsa bunun
mesuliyeti bizzat çiftçiye ait değildir. Sorumluluk toplumun içindeki
müesseselerin ve buna bağlı olarak, itici güç, düzenleme, organizasyon gibi
etkili araçların eksikliğine aittir.
Resmî kurumların çoğu hâlihazır şekilleriyle, muhâfazakâr çoğunluğun güvenini
kazanamadıkları için bu kesimin, devletin müessese ve organlarının vazifelerini
gerçekleştirmeleri yolunda gönüllü iştirâkleri yok gibidir. Bu müesseselere
büyük ümit bağlanamaz. Olsa olsa dînî vasıf taşıyan müesseseler bu mevzûda iş
görebilir ki, bunların da başında câmî vardır; orası insanların, irşât ve yöne
yönlendirmeyi kabûle en müsait oldukları yerdir.
Eğer bugün câmî, İslâm'ın altın çağındaki vazifesini yapamıyorsa, hattâ bazıları
daha fenâsını yapıyorsa - bazı mıntıkalarda câmî imamlarının yeni iktisâdî
gelişmeye veya modern tabiriyle kalkınmaya engel diyebileceğimiz sözler
söylediklerine bizzat şâhit oldum- bunlar mâzurdur; çünkü bu işlerle alâkalı
mevzûlar onlara için araştırma ve ilgi alanı olmamıştır. Onlar bu mevzûları
incelememiş, anlamak için kafa yormamış bulunuyorlar. Ancak biz tam olarak şu
noktada birleşiyoruz ki; aslı ve özü itibariyle İslâm, yeni iktisadî kalkınma
hareketleri karşısında hiçbir şekilde engel sayılamaz.
Zannederim yegâne şüphe fâiz üzerinde düğümleniyor; dînî adı "ribâ" olan fâiz
İslâm dîninin büyük günahlarındandır ve cemiyetlerin mahvolmasına sebeptir.
Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şeriflerde fâizi yasaklayan ve haram kılan açık, seçik
ve kesin naslar vardır; " Allah alışverişi helâl, fâizi haram kılmıştır."
(el-Bakara:2/275) " İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz fâiz Allah
nezdinde artmaz." (er-Rûm:30/39)
Burada işâret etmek istediğimiz husûs, bu yasağın içtimâî neticelerdir. Bu
yasaklama, yeni iktisadî kurumlardan gerektiği gibi faydalanmayı önlemiş, bu da
sermâye teşkiline, dolayısıyle iktisadî gerilemeye tesir etmiştir.
İmdi biz geri kalmışlık zincirini kırmak istiyorsak; dînî mirasımız ve ona uygun
olan sâhada çıkış yolları aramalıyız. İnsanları fâizle muâmele yapmaktan
alıkoyan âmil -ki şüphesiz bu manevî cezâdır-; bu işi yapan kurumlar ile
muâmelenin kişiye temin edeceği faydalardan daha kuvvetli olunca sermâye teşkîli
problemini dîni esaslarla bağdaşan malî kurumlarla halletmek zarûreti ortaya
çıkar.
Fâizsiz muamele yapan malî kurumlarla engeli aşmamız, itici gücü veya uygun
karşılığı sunmamız mümkün olacaktır. Kurum, hem ferdin hem de cemiyet içindeki
din ulemâsının kabûl edeceği bir yol ile tasarrufları toplama imkânını
bulabilecektir. Buna binâen câmiin imamı veya halka ibâdetleri telkin eden vâiz,
fâizsiz çalışan bu kuruluşu tebrik temekten başka bir şey yapmayacaktır.
Başkaları da onu kınamayacak, yermeyecek; Doğu veya Batıdan ithal edilmiş
zehirli bir meyva diye ithama imkân bulamayacaktır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi