Kulliyatlar - 42. Sayfa - Ekonomibanka
Modelin Hedefi:
Arzettiğimiz modelin asıl ve umûmî hedefi müslüman kitlelerin, sermâye toplama
işine aktif ve müsbet bir şekilde iştirâk etmelerini sağlamak, bunun için imkân
hazırlamaktır.
Hepimiz kabûl ediyoruz ki bugün kalkınmakta olan ülkelerin görülen ortak
özelliği, eğitimde, içtimaî, iktisadî sâhalarda ıslâhat niyetleri ve
teşebbüslerinin bulunmasıdır. Fakat çeşitli sâhalara ait problemler birbirine de
bağlı ve bağlantılı olduğundan, bir kısmında meydana gelen olumsuz neticeler
hemen diğerlerine de tesir ediyor ve yansıyor. Bu sebeple bazı devletler bu
problemlerin hepsine birden yönelen âdeta bir umûmî seferberlik düşünüyorlar.
Bunu da aynı anda bütün sâhalarda ıslâhata adım atmak sûretiyle gerçekleştirmeyi
umuyorlar. Bu yolu tutan ülkelere bakınca şunu söyleyebiliyoruz: Bu ülkelerin
harcadığı emek ve servet, onlara büyük bir kalkınma sağlamalı veya en azından
onları, idarecilerin yahut o ülkelerin aradığı yolun başına getirmeliydi! Bu
maksat niçin gerçekleşemedi?
Detaylara girmeden gerçeği ifade etmek üzere diyebiliriz ki, bu maksadın
gerçekleşmemesi iki engele dayanmaktadır.
1. İnsan: Yüksek ıslâhat hedeflerine ayak uydurmasında aksaklıklar meydana
getiren eski alışkanlıkları ve davranış kusurları devam eden insan. Bu kusur ve
eksikliklerin başlıcaları:
a) İşi tesadüfe bırakmak. İşlerinde önce plân, sonra değerlendirme yapmamak.
b) Aldırmazlık ve nemelâzımcılık: Hep kendisini düşünmek, kendi çevresinde dönüp
dolaşmak, diğerlerine, topluma ve bunların menfaatine fazla önem vermemek.
c) Olumsuzluk ve egoizm: İşler ve olaylar doğrudan doğruya kendini
ilgilendirmedikçe "bana ne!" işaretini göstermek.
d) Şekilcilik ve taklit: An'anevî olan, rutin hâle gelen husûsları bir dereceye
kadar taklit etmek ve devam ettirmek, böyle olmayanlarda en küçük vakit ve
gayret sarfetmek istidadından uzak kalmak.
Fertlerin ahlâk ve davranışlarını dinamik hale getirmenin, gerekli işlerin en
zorlusu olduğunu ispat için delîle bile hâcet yoktur. Güçlüğün düğüm noktası -
gelenekteki araçlara takılıp kalırsak, işi dört duvar arasında öğretimle
halletmeye kalkarsak- kısa bir zamanda bunun mümkün olmamasında gizleniyor.
Sanırım bazı hükümetlerin değiştirme ve ıslâhat düşüncelerine hâkim olan
tasavvurlardan, biz bu noktada çok farklı bir çizgideyiz.
2. Güçlüklerin ikincisi düzen ve organizasyon sâhasında yer alıyor. Plân ve
organizasyonun rolü, ister zaman , ister kemmiyet noktasından olsun tek başına
her projenin, kül hâlinde iktisadî piramit ile organize olarak yürümesine ve
bağlantısına inhisar ediyor. Çeşitli kesimlerdeki uygulama aşama ve adımları
arasındaki düzen ve uyuma uzanmıyor.
Şüphe yok ki çeşitli iktisadî kesimler arasında düzenli bir uyumun yokluğu,
birçok projenin başarısında gedikler açıyor, aksaklıklar doğuruyor ve umulan
neticenin alınamamasına sebep oluyor. Biz burada düzen ve uyum ile yalnızca
plânlama yönünü değil, icrâ ve tatbikâtı da kastediyoruz. Çünkü icrânın da kül
hâlinde düşünme, kapsamlı bir açıdan bakma gücüne ihtiyacı vardır.
Bu güçlükleri idrâk eden bazı devletler, onları yenmek için birinci dereceden
önemli iki temel organda kendini gösteren bir strateji vazettiler:
a) Vatandaşlara kısa zamanda tesir etme ve onların davranış biçimlerini
değiştirme hedefine yönelmiş siyasî ve idarî organizasyon.
b) Küllî ve umûmî bakış fırsatını da elinde bulundurmakla beraber yerinden
yönetimcilik (adem-i merkeziyetçilik) sâyesinde nisbî olarak hareket imkanı
bahşeden bir mahallî idare düzeni.
Hükûmetin stratejisi ülkenin bütün bölgelerine uzanınca, umûmîliğin tabîî
neticesi olarak tatbikâtta bazı aksaklıklar ve hatâlar olmaktadır.
İşte üzerinde durduğumuz neviden kuruluşların önemi buradan gelmektedir.
Bunların hedefi, büyük ölçüde devletin hedefine uygun düşmektedir. Hattâ şöyle
demek bile mümkündür: Proje sadece hükûmet stratejisinin boşluklarını
doldurmakla kalmayacak, kalkınma siyâsetini de destekleyecektir; başka bir
deyişle bu kuruluşlar, sermâye teşkiline katılmayı kolaylaştırmak için - bir
yandan kişilerin davranış biçimlerini değiştirme ve onlara tesir etmeye, diğer
yandan plânın hedeflerini düzenlemeye yarayacak- imkân ve vâsıtaları hazırlamayı
üzerine almaktadır.
Bu kuruluşlar hedeflerini gerçekleştirmek maksadıyle kendisine üç vazife
yüklemiş veya üç prensip kabûl etmiştir:
1. Tasarruf eğitimi: Bundan maksat fertlere, gelirlerini hem kendilerine, hem de
cemiyete fayda getirecek şekilde kullanma yollarını göstermektedir.
2. Kredi eğitimi: Bundan maksat vatandaşları büyük üretim ve kat kat semere
almak üzere (faizsiz) kredi kullanmaya alıştırmaktır.
3. Yatırım faâliyetinin önüne çıkan güçlükleri yenmek.
Tasarruf eğitimi önemlidir; bilhâssa devlet ve toplum israf hastalığına tutulmuş
iken, fertlerin gelirlerinin durmadan arttığı ülkelerde... Burada üretim ve
kalkınmanın geleceği tehlike altındadır. Tasarruf eğitiminin tesiri yalnızca
üretim güçlerinin oluşturulması ve değerlendirmek maksadıyla devreye sokulması
noktasında durmaz; toplumlara üretim terbiyesi vermek, üreticiliğin mânâsını
idrâk etmelerini sağlamak noktasına da uzanır; bunun ise sermâye birikiminde
büyük tesiri vardır.
Kredi eğitimi için de durum aynıdır. İktisadın bünyesi bakımından üretim
kredisinin önemini hepimiz biliriz.
Yatırımın önüne çıkan güçlükleri yenme meselesine gelince: Biliyoruz ki, sermâye
oluşturma işinde yalnızca tasarrufları toplamak, üretim için kredi ve borç
vermek kâfi değildir; çünkü sermâye oluşturmanın önünde, mâlî olmayan birçok
güçlük daha vardır. Bilhâssa geri kalmış ülkelerde bunların en önemlileri
psikolojiktir: Kendine güvenmemek, itici güçlerin, teşviklerin bulunmaması gibi.
Şimdi size kısaca modelimizi arzedelim: Daha başta dikkat çekmek isteriz ki bu
kuruluş:
a) Malın arz ve talebi arasında bir vâsıta olarak.
b) Ekonomik eğitimde bir merkez olarak.
c) Sermaye toplamada ortaya çıkan güçlükleri yenmek için aktif ve gayretli bir
aracı olarak faâliyet gösterir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi