Teminât - Külliyat - Ekonomibanka - 52. Sayfa
Teminât:
Altın kaidemizin ikincisine; teminât bahsine geçiyoruz. Bizim modelimizdeki
teminât anlayışı ve felsefesi diğer ticârî bankalarınkinden farklıdır. Sistemi
tahlil edince, bankanın mallarını korumak için aldığı tedbirleri görmüş
olacağız:
Merkez dışı idâre sâyesinde kredinin yalnızca tasarruf sahiplerine veya tasarruf
hesabı ile muâmele yapanlara tahsis edilmesi; banka personelinin bizzat onlarla
ilgi kurmaları, onları tanımaları; iktisâdî ehliyetlerine hüküm vermelerini,
içinde bulundukları şartlar ve kredi taleplerinin sebepleri hakkında malûmat
sahibi olmalarını mümkün kılmaktadır.
Buna ilâve olarak, borç alanın tasarruf ahlâkı da müşterinin ehliyetini
göstermektedir. İncelemeler ortaya çıkarmıştır ki, ferdin borcunu ödeme
yolundaki ahlâkî tutumu ile tasarruf tutumu arasında -düzenlilik bakımından-
büyük benzerlik vardır.
Diğer bir nokta yine merkez dışılığa dayanıyor; şöyle ki:; bu prensip sâyesinde
bankanın, projenin iktisâdî durumu ve şartları ile yakından ve en sağlam bir
şekilde ilgili bulunması -bilhâssa küçük projeler için- borç alanı, gücünü aşan
maddî teminât verme zarûret ve külfetinden kurtarmada rol oynamaktadır.
Bunun yanında ortaklık prensibi -zikrettiğimiz gibi- bankanın omuzuna yüklenmiş
bulunan "projenin uygunluğunu tasdik" sorumluluğu sebebiyle tehlikeyi asgâriye
indirmektedir.
Şüphesiz bu, fakir bölgelerdeki iktisâdî durumun tabiatına da uygun düşmektedir.
Çünkü buralarda durum çok defa mutlak mânâda maddî teminât esasına dayanmamayı
gerektiriyor. Mısır'da yapılan deneme, üretim kredisi ihtiyaçlarını karşılama
vazifesini yapma ve yayma işinde bankaların, ticârî bankalarda bilinen ve
uygulanan teminât esasına bağlı kaldıkları için başarılı olamadıklarını
göstermiştir. Bu standart uygulama, vatandaşların çoğuna kredi eğitimi verme
yerine, onların üretim kredisi talebini zayıflatmaktadır.
Burada Mîtgamr'da yapılan tecrübenin iftihar edilecek bir sonucuna işâret etmek
istiyorum: Kredilerin ödenme nisbeti %100 olmuştur. Ödenmeyen tek borç
bulunduğunu hatırlamıyorum. Halbuki aynı zamanda klâsik zirâî kredi
müessesesinde ödenmeyen borçlar sebebiyle meydana gelen zarar nisbetinin %50
olduğunu görüyoruz.
Kredi verme ve ödeme mevzûunu görüşürken, icrâda insanların rolü ile alâkalı
önemli bir husûsa daha temas etmek istiyorum; çünkü bunların kararlar alma
imkânını genişletme zarûreti vardır; bilhâssa bizim sistemimiz neticesiz,
donmuş, karmaşık durumlardan da uzaktır.
Hatâlı kararlar alma ihtimâlinden dolayı bunda tehlike vardır denebilir; fakat
ben, İslâm dünyamızın marûz bulunduğu iktisâdî durumların ışığı altında
diyebilirim ki, bu tehlike, vatandaşların iş ve üretimden mahrum kalmaları
yanında çok hafif kalır.
Unutmamak gerekir ki halkın bankayı benimsemeleri, onunla işbirliği yapmaları ve
faâliyetlerine önem vermelerinin, mezkûr tehlikelerin azalmasında büyük rolü
oluyor. Vicdanımın sesini dinleyerek şöyle diyebiliyorum: Mîtgamr'da halkın
sessiz denetimi, banka faâliyetini kontrol nevilerinin en güzellerinden birini
teşkil etmiştir. Bu hâdise, personelin ahlâk ve davranışı üzerinde manevî bir
kontrol ve baskı yerine de geçmiştir.
Bunun yanında, tehlikeleri azaltmak için sistemin ikmâli devrelerinde bir başka
çâreye daha başvurduk; Çalışanları, kredi faâliyetlerini bankanın anlayışına ve
ilmî, sağlam esaslara göre idare etmek üzere yetiştirmeye devamlı gayret ettik.
Bu yetiştirme işi yalnızca bankada çalışanlara münhasır kalmayıp, meslekî
kuruluşlar vücûda getirilerek kredi alan vatandaşlara da teşmil edildi.
Tehlikeyi azaltmak için başvurduğumuz bir başka tedbir de, rizikoları karşılama
sandığı olmuştur; bunu kredi alanlar finanse ediyorlardı.
Yatırım sandığı faâliyetlerinde rizikonun dağıtılması tehlikeyi azaltıyordu.
Bunu temin için banka yönetmeliği, yatırım sandığından herhangi bir yatırım
projesine tahsis edilen nisbetin -bazı istisnalar dışında- yüzde ondan fazla
olmamasını şart koşmuştur.
Bu sâhada da merkez dışı idare, en iyi ve faydalı olanı seçme imkânını
bahşetmektedir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi