Kulliyatlar - 57. Sayfa - Ekonomibanka
iii. Geniş Sâhalı ve Yaygın İşsizliğe Rağmen - Umûmiyetle-
Yüksek Sermayeli Projelere Yöneliş:
Büyük projelere yöneliş ve hükûmetin iktisâdî faâliyetleri bizzat yürütmesi
yanında ve buna bağlı olarak, bilhâssa nüfusu çok olan şehirlerde, büyük sermaye
yoğun projelere meyil (eğilme, yönelme) görüntüsü ile karşılaşıyoruz.
Bu meyilin esef verici bir sebebi vardır: İslâm ülkeleri ve kalkınmakta olan
ülkeler, kendi şartlarına mahsus ve uygun bir teknolojiye sahip değildir.
Kalkınmakta olan ülkeler, bilhâssa kalkınma hızından daha fazla olan nüfus artış
hızında kendini gösteren iktisâdî problemlerini çözebilmek için, batı
teknolojisini taklit ve taşıma peşinde koşuyorlar. Bunun neticesi de - iş
(istihdam) imkân ve sâhalarının daralmasında kendini gösteren- kalkınma ve
gelişme kanalının açılmaz bir şekilde tıkanması oluyor.
Bazı hükûmetler de modernleşmek amacıyla ve - içinde kullanacağı ortamı ve
şartları düşünmeden- batının en yeni âlet ve makinalarını ithal yoluna gidiyor;
bununla toplumu, bir sıçramada sür'atle değiştirmeyi umuyorlar.
İktisatçı, yazar ve düşünürler, sermâyeye yoğun veya emek yoğun; bunlardan biri
veya diğerindeki yoğunluğa dayanan üretim yollarını karşılaştırarak incelemiş,
tahlil etmişlerdir. Bu iki yoldan birisinin üstünlüğü, her proje ve kesime
nisbetle ve durumlara göre değişmektedir.
Fakat umûmî olarak şunu söyleyebiliriz: Mâdemki sermâye nâdirdir ve onun az
bulunurluğu kalkınmaya engel teşkil etmektedir, şu halde onu ve her proje için
yatırılan sermâyeyi, azamî gelir elde edecek şekilde yönlendirmek ve kullanmak
zorunludur.
Bu nasıl gerçekleşecek? Giren ve çıkanların (gelir ve giderlerin) hesaplarını
değerlendirmek ve kullanmak sûretiyle gerçekleşecektir. Bize ait modele bakacak
olursak; işçilik ve emeğe ağırlık veren yatırım yollarının tercih edildiğini
görürüz. Çünkü kredi yoluyla ferdî üretim sâhalarında teşebbüsü teşvikin mânâsı,
emek yoğun üretimi teşviktir. Bu, işsizliğin korkunç bir şekilde yayıldığı göz
önüne alındığında, birçok devletteki hâlihazır kritik durumun idrâki demek
oluyor. Dünya Bankası başkanı: "Bilhâssa yeşil ihtilalden sonra kalkınmakta olan
ülkelerin en büyük ve tehlikeli probleminin açlık değil, işsizlik olduğuna"
işâret ederken gerçeği ifade etmiş bulunuyor.
Bazı devletler, sanâyîleşmenin en kısa yolu kabûl ederek yeni teknolojinin
ithali yoluna giderken - kanâatimize göre- tek yönlü bir siyâset takip etmiş
oluyorlar; bilhâssa bu siyâset milyonlarca işçiyi açıkta bırakıyorsa!
Zikre değer bir husûs da, başarılı bir sermâye yoğunluğu stratejisinin, geniş
çapta bir yan (tamamlayan) sanâyî kurma gücüde bağlı oluşudur. Mâalesef biz,
ağır sanâyî kuruluş hızının, yan sanâyî kuruluş hızından çok ilerde olduğunu
görüyoruz. Bunun acı neticesi de; pazar darlığı (tıkanıklığı) ve sermâyenin zâyî
edilmesiyle beraber yürüyen büyük üretim oluyor.
Bizim bu ifadelerden maksadımız, sermâye yoğun büyük projelerin terkedilmesi ve
yalnızca emek yoğun projelerle iktifâ edilmesine dâvet değildir. Biz bu iki yol
arasındaki dengenin korunmasına dâvet ediyoruz.
İthal edilecek büyük sanâyii kurmaya nisbetle, geniş tabanlı küçük ve yan
sanâyîi kurmanın daha güç olduğu aşikârdır ve bu doğrudur; çünkü içtimâî,
iktisâdî, psikolojik ve kültürel birçok faktörü gözetmek, bunlara riâyet etmek
gerekecektir. İşte burada da teklif ettiğimiz modelin çekiciliği ortaya çıkıyor;
çünkü bankanın yer ve durumu hem mâlî, hem de teknik yönden, küçük sanâyii ve el
sanâyiini desteklemeye müsaittir. Banka, diğer para ve kredi müesseselerinde
görülmeyen, alışılmamış bir şekilde mezkûr sanâyîin yanında olacaktır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi