Tasarruf ahlâkının tahlîli - Ekonomibanka - 61. Sayfa
Tasarruf ahlâkının tahlîli:
Artan geliri gerçekleştirmek ve onu bir tarafa ayırmak, şahsiyetin doğurduğu
temel ve ilk iş halkası olmayıp, sembolik olarak, şahsiyetin içinde tamamlanan
bir seri iş ve davranışın teşkil ettiği bir zincirdir. Biz bu davranış
zincirinin son halkasını fiil hâlinde görürüz. İmdi sembolik olarak tamamlanan
bu ameliyeler zinciri nedir? Başka bir ifade ile tasarruf ahlâkını (davranışını)
gerçekleştiren ve idare eden âmiller nelerdir?
Bu âmilleri zincirleme bir çerçeve içinde sınırlamamız mümkündür. Şuna da işâret
etmek gerekir ki, bu âmil, iş ve davranışlar zinciri, şahsiyetin içinde
tamamlanan diğer davranış zincirleri gibidir; bunlardan hiçbirisi diğerinden
ayrılamaz, aralarında zarûrî bir sıralanma mevcuttur. Ve zikrettiğimiz gibi,
insan şahsiyetinin dinamik tabiatı îcâbı birbirine tesir ederler.
Tasarruf ahlâk ve davranışının gerisinde yatan âmil ve ameliyelere gelince:
1. Hayatın şartlarını değerlendirmek: Buna göre insan, hâlihazırdaki imkânlarını
ve geleceğe ait ümitlerini gözden geçirerek mevcut imkânları daha üstün bir
seviyeye yöneltmeye çalışıyor. Bu değerlendirme içinde ferd, sahip olduğu
imkânların hesabında ve bu imkânların, geleceğe ait hedeflerine hizmet edecek
miktarını tesbitte daha dikkatli davranmaya alışıyor.
2. Bu durum ferdin önünde, durumunun bütün yönlerini ve bu yönlerin birbiriyle
alâkasını kül hâlinde anlama, kavrama yolunu açıyor. Burada hayat ve geçim
durumunun birbiriyle alâkalı yön ve unsurlarından maksad, mevcut gelir seviyesi,
hâlihazır ihtiyaçları, geleceğe ait arzuları, ümitleri ve korkuları ve bütün bu
unsurların -ferde baskıları yönünden- gücü veya za'fıdır.
3. Bu kül hâlinde anlayış ve kavrayış hedefi açıklığa kavuşturuyor. Bu anlayış
çözüm için canlı ve güçlü bir itici (sâık) oluyor. Burada çözümden maksad,
durumunu meydana getiren unsurları, şahsî istekleriyle hâricî gerçekler arasında
bir denge ve uyum sağlıyacak şekilde düzene koyabilmektir.
4. Ferdin güçlerinin bu dahilî taksim ve dağıtımı sonunda; mevcut ihtiyaç ve
istekleri uygun zamanlara doğru geri bırakma gücü ve hâkimiyeti doğuyor. Bir
benzetme yapılacak olursa; kişi geçim ve hayat durumunun unsurlarından bir
bölüğünü bir mıntıkadan çekip diğerine katarak hâkimiyet gücünü arttırıyor.
Kendine mâlik olmanın, istek ve meyillerini disiplin altına almanın önemi,
bunların denge ve uyumun temeli olmasından ileri geliyor. Bu da ancak eğitim ve
öğretimle kazanılır, ferd bununla doğmaz ve bunu miras yoluyla elde edemez.
5. Yukarıdaki tutum ve işlerin peşinden gelen ve onların neticesi durumunda olan
son halka ferdin kararını vermesi ve imkânları akıllıca düzenleme ve hedefe
yöneltme sâyesinde -yukarıda açıklık kazandığı şekliyle- tasarruf ahlâkını
devreye sokmasıdır.
Bu son işin büyük önemi vardır; çünkü ferdin bu kararı onun kayıtsız şartsız,
müsbet hürriyetinden doğmuştur. Hürriyet müsbettir; çünkü sonunda fi'lî bir
durum ve tutuma ulaşılmıştır.
Bu şahsî ve mutlak hürriyetten ve bunun tekrar tekrar kullanılmasından tasarruf
ahlâkı destek görür, beslenir, sonunda şahsiyette yerleşir ve devamlılık
kazanır. Başka bir ifade ile sonunda, yukarıdaki ameliyelerin tekrârından doğmuş
- kişinin her davranışında kendini gösteren, muayyen - bir şahsiyet yapısının
ortaya koyduğu âdet hâline gelir. Şahsiyetin dinamik yapısını da terazinin
kefesine koyunca; tasarruf ahlâkı, şahsiyetin davranışlarında devamlı olarak
kendisine cevap verdiği bir uyarıcı (stimulus) hâlini alır. Bu devamlı ve
yerleşik hal, diğer cevaplar ve uyumlar için de uyarıcı olur ve bu, zincirleme
olarak devam edip gider.
Şu halde fertlere tasarruf ahlâkı terbiyesini verme işi, bir topluma mensup
fertler için bahis mevzûudur. Bunun muayyen maksad ve hedefleri, geniş bir
kapsamı vardır. Bunun plânı yapılırken yalnızca bir dâire, mektep, fabrika,
müessese içinde kalınmadığını, toplumun bütünüyle ele alındığını düşününce
faydasını daha yakından kavrayabiliriz. Sonra bunun tesiri de, ferdin
yaratılıştan mevcut ihtiyaçlarıyle çelişmemesine bağlıdır ve buradan
gelmektedir.
Yukarıdaki tahlili iyice basitleştirecek olursak, ümidin arzuya, arzunun irâdeye
dönüşmesi ve buna bağlı olan psikolojik etki ve tepkiden şu güzel vasıf ve
neticeler doğar:
a) Mesûliyet, kendine hâkimiyet duygu ve şuûru:
Çocukları için gelirinden bir parçayı ayıran âile reisi aslında kendini, husûsî
isteklerinin bir kısmından vazgeçmeye, mahrûmiyete alıştırıyor demektir; yâni
arzularına karşı sorumlu bir direniş ve nefsine karşı gâyeli bir hâkimiyete
alışıyor demektir. Bunun tekrarı ve günlük hale gelmesi, davranışın çeşitli
seviye ve nevilerinde kendini gösteren âdetin doğmasına yol açmaktadır.
b) Rüşd (makûl davranış) kazandırma:
Bundan maksadımız, değerli olan her şeyi, zâyî olmak veya faydasız olarak
eksilmekten korumaktır. Yapabilsek, bunun, çeşitli üretim vasıtalarının başında
bulunan memur, işçi ve idareciler için ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz.
c) Kendine güven:
Yüz millik bir yol ilk adımla başlar. Bu ilk adımı atmak ferd için ilk hareket
motörü olmakta, ona ikinci ve üçüncü... adımı atma gücünü vermektedir. Bunun,
psikolojik delîl olarak değeri şudur: Ferd denemiş ve kendine güven kazanmıştır.
Kişi bütün şartlara rağmen, kendisi için tasarruf ederek ayırdığı ve istediği
gibi kullanabileceği bir şeye sahip olabildiğini görünce, kendisinde işte bu
duygu hâsıl olmaktadır.
d) Çalışma isteğinin artması:
Tasarruf bir amacın gerçekleşmesini hedeflerken bir arzudan ibarettir. İş
sâyesinde bu arzu gerçekleşmiştir. Arzusunu gerçekleştirme yönünde adım atamayan
kişiye nisbetle, bu adımı atanın işe ilk bakışı ve çalışma karşısındaki tutumu
değişmektedir.
e) Dinamizm:
Rostow'un dediğine göre kalkınmakta olan ülkelerin insanı, çevresindeki maddî
hayatı insan yapısı olarak değil, tabîatın bir bağışı olarak görmeye meyleder.
Tasarruf eğitimi bu "hayata bakış tarzını" değiştirmeye büyük ölçüde tesir
etmektedir. Hayatını tesadüflere terketmiş, böyle alışmış ferdi - tasarruf
ahlâkını edinince- değişmiş, başka bir insan olmuş buluyoruz. Çünkü bu ahlâk ve
davranış ona, kendisi için hedefler çizmeyi, bu hedeflere ulaştıracak yolları
öğrenmeyi, hedefleri yenileriyle değiştirmeyi, elle tutulur, faydalı bir
dinamizm ile bunlara yeni hedefler katmayı öğretiyor.
f) Şahsiyeti oluşturma:
Hür, ferdî tasarruf ameliyesinin unsurlarını kazanmak; karar alma hürriyeti,
hedef seçme, ona ulaşmak için plân yapma, arzular arasında denge kurma, bunların
birini diğerinden öne alma, nefsin arzularını dizginleme gibi üstün vasıfları
elde etmenin mânâsı: İktisâdî hayat karşısında ferdlerin durumlarının değişmesi
demektir. Bu ise içtimâî ve iktisâdî şahsiyetin, sosyal değişmenin temel
ihtiyacı, başta gelen isteğidir.
Bankanın diğer faâliyet sâhalarına baktığımız zaman; bunun örneğini sosyal
hizmetler ve zekât sandığında da önümüzde buluruz. İşçilerin ve vatandaşların
kefâlet altında bulunmaları ve güvenlik duygusu içinde olmaları, eşit olarak
şahsiyetlerinin oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Yâni bankanın çeşitli
faâliyetleri ve tasarruf eğitimi gibi ortaya çıkan neticeleri, karşılıklı
münasebetler içinde birbirine tesir etmekte ve bunun neticesi vatandaşların
davranış biçiminde kendini göstermektedir.
Başka yerdeki vatandaşlar ile Mîtgamr'da oturanlar arasında bir kıyaslama yapan
herkes, bunların duygu, ahlâk ve davranışlarındaki büyük değişikliği kolaylıkla
ve açıkça görebilir. Ancak bu değişikliği sayı ölçüleri içinde vermenin
güçlüğünü biz de kabûl ediyoruz. Yabancı profesörlerden birisi böyle bir
inceleme yapmış ve şu neticeye varmıştır; bu bölgedeki ferdler banka
faâliyetleri vâsıtasıyle köklü gelişme ve değişme yolunun başına gelmişlerdir;
artık onların kalkınma yükünü bizzat omuzlarında taşımaları mümkündür.
İslami Okul Okulların En Önemlisi