Kulliyatlar - 62. Sayfa - Ekonomibanka
ii. Köy ve kır bölgesi halkının sanâyî bölgeleri ve büyük
şehirlere göçlerinden doğan siyâsî ve sosyal mahzurlardan uzak kalmak:
Bilhâssa kalkınmakta olan ülkelerde, âileyi geçindirmek, şehirlerde çalışan
yakınları taklit, şehir hayatına katılma ve bundan faydalanma arzusu gibi
sâikler altında göç hâdisesi yaygın, alışılagelmiş hâdiseler arasında yer
almaktadır.
Bunun temel sebebi toplumun çift tabîat ve vasıflı oluşu ile yeni iktisâdî
kesimin sunduğu teşvikler ve tahriklerdir.
Göç işi yurt ve yuvasından ayrılan ferd ve grupları son derece güç, üstesinden
gelemeyecekleri durumlarla karşı karşıya bırakıyor. Çeşitli meşakkâtler, rûhî
parçalanış, sarsıntı, şaşkınlık, buhran... göç ile beraber yürüyor ve bu haller
uzun zaman devam ediyor. Kendine özgü muayyen değerleri, âdetleri ve ahlâkı olan
bir yerden, bütün bunların değiştiği bir başka yere geçmek - ferdin yeni duruma
ayak uydurabilmesi için- insanı bitiren gayretler sarfetmesini gerektiriyor. İş
hiç de zannedildiği kadar kolay ve basit değildir. İslâm devletleri tarihinde
ilk defa uyuşturucu maddelerin, kumar ve içkinin, bunlara bağlı suçların, halkın
bütün tabakaları arasında yaygınlaştığını görüyoruz. Şehire göçmüş köylü dönüp
etrafına bakınca, yüzlerce yıldan beri miras yoluyla devraldığı değerleri,
gelenek ve göreneği bulamıyor; dayanışma, birlik ve yakınlık şuûrunu bulamıyor,
misafirperverliğin saygıya değer olduğunu göremiyor; sıcak, sağlam âile
münasebetlerini göremiyor... Böylece giderek korku, buhran ve istikrarsızlık
içinde hâlâ köyde oturan âilesinden kopuyor... Bütün bunların içtimâî ve siyâsî
mahzurlarında sanırım görüş ayrılığımız yoktur.
Hükûmetlerin çoğu; bazen ülke iktisâdının gücünü bile aşan tedbirler, işçi
ücretini arttırma, sosyal sigorta gibi çâreler ile bu olumsuz sosyal etkileri
azaltmaya çalışıyorlar. Ancak bu içtimâî tedbir ve düzenlemelerin, meselâ
köylülere şâmil olmaması, onların şehirlerdeki yakınlarını tatmin etmiyor ve
aynı imkânların köydekilere de tanınmasını istiyorlar.
Buna bir de şunu eklemek gerekir; devletin, işçinin geleceğini garanti altına
alması, kendine dayanma gücü bulunmasına rağmen onu, her şeyde devlete yük
olmaya alıştırıyor.
Bankanın, bu problemin çözümüne katkısını öğrenmek istersek bunu; zekât ve
sosyal hizmetler sandığının, ferdin güvenlik duygusu ihtiyacına cevap vermede en
önemli kaynak rolünü oynamasında ve onun geleceğe ait korkusunu hafifletmesinde
buluruz. Ve bütün bunlar bürokrasiden, ferdin değerinin heder edilmesinden uzak
bir biçimde gerçekleşmektedir. Hattâ ferd, korkuları, buhran ve acılarıyle
beraber düğümün ortasında yerini almakta ve kendi güvenliğini sağlamada, bizzat
kendisinin büyük rolü olduğunu bilmektedir.
Ölçüsüz bir sosyal sigorta sisteminin içinde gizlenen ve sermâye birikimi önünde
engel teşkil eden mahzurlara karşı, bankanın sosyal hizmetler sandığı sistemi,
sosyal güvenliklerini sağlamaya ferdlerin bizzat katıldığını apaçık gösteren bir
kapı açmış oluyor.
Kredi ve yatırım faâliyeti de mahallî olarak yeni iş sâhaları açmak sûretiyle
şehirlere göçün akışını yavaşlatmış oluyor.
Bu noktayı geride bırakmadan tasarruf eğitiminin önemli bir neticesine daha
işâret etmek istiyorum. Biliyoruz ki sosyal değişme döneminde bilhâssa modern
kesimde, tüketim talebi ve hızı artmaktadır. Vatandaşlara tasarruf terbiyesi
vermiyerek bu talebi olduğu gibi bırakırsak, dolu dizgin giden bu tüketim
arzuları, millî tasarrufun azalmasına veya el açmaya yahut da borçlanmanın
yaygın hale gelmesine, hattâ hırsızlığa yol açabilir. Fakat artan tüketim
talepleri ile çalışma ve tasarruf eğitimi beraber yürürse, tüketim talebinin
artması bütünüyle iktisâdî hayata müsbet yönde tesirli olur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi