Kulliyatlar - 66. Sayfa - Ekonomibanka
Prof. Dr. M. AHMED EZ-ZERKÂ
İslâm'a göre SİGORTA
Önsöz
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Doğru yolun rehberi, ebedî İslâm
dîninin sâhibi efendimiz Muhammed Mustafa'ya ve Allah'ın bütün peygamberlerine
de salâtü-selam olsun.
Üyesi bulunduğum "Fen, Edebiyat ve İçtimaî İlimler Meclisi"nin, "Hukuk ve Siyâsî
İlimler Komisyonu", 15-20 Şevvâl 1380 (1-6 Nisan 1961) tarihinde Dimaşk
Üniversitesi konferans salonunda "İslâm Hukuku Haftası" adı altında bir kongre
tertip etmişti. 1951 Temmuz'unun başında Paris'te, devletlerarası seviyede
tertip edilen ve Suriye Üniversitesi'ni temsilen iştirâk ettiğim halkaya
nisbetle, bu halka ikincisini teşkil ediyor.
Dimaşk'ta tertip edilen ve çeşitli İslâm ülkelerinden birçok âlimin katıldığı bu
ikinci halkanın mevzûlarından birisi de; yeni ve önemli olması yanında, üzerinde
derin bir hukukî araştırmaya şiddetle ihtiyaç duyulan şu mevzû idi: İslâm hukuku
açısından sigorta. Bu mevzûun önemi, bütün dünyada ve İslâm ülkelerinde toplum
hayatının ve iktisadî faâliyetin içine bu kadar girdikten ve bu ölçüde
kullanılmaya başlandıktan sonra, İslâm hukukunda bu yeni akdin hükmünü
aydınlatmanın zarûret hâline gelmiş olmasında odaklanıyordu. Çünkü bu akit,
çeşitli tehlikeler karşısında malın sigortaya bağlanmasından tutun da trafik
kazalarına, hava nakil şirketlerinin uçak ve benzeri vâsıtalarında seyâhat eden
yolcuların hayatına ve -ölüme marûz kaldıklarında çocukları ve ailelerinin
faydalanması için- şahısların hayatlarına kadar hemen her sâhaya yayılmış
bulunuyordu.
Muâsır İslâm hukuku âlimlerinin, sigortanın ve bilhâssa hayat sigortasının
cevâzı üzerinde farklı görüşlere sahip bulundukları bilinmektedir. Bunların
ekserîsi, bugün bütün dünyada hâkim olan ve muâsır hukukların benimsediği
sigorta sistemini, derinliğine incelemeden, ilk nazarda haramdır diye mahkûm
etmişlerdir; çünkü onlara göre sigorta kumar gibidir, hayat sigortası ilâhî
kadere karşı bir kefâlet mâhiyetindedir, bunu yaptıran müslümanın imanı
tehlikeye girer; zîrâ bu, öldüren ve dirilten, eceller elinde olan Allah'ın
hüküm ve kazâsına tecâvüzdür. Bazı İslâm hukuku âlimleri de, umûmî olarak
sigortanın İslâm dîni yönünden câiz olduğunu söylemişler; fakat mevzûu
derinliğine, bütün nevileri ve durumları ile incelemeden, haram diyenlerin
şüphelerini giderecek, ilmî iknâ için kâfi delîller ileri süremeden bu hükme
varmışlardır.
Şüphe yok ki bu kadar ehemmiyeti olan teâmülî, hukukî ve iktisadî bir
müessesenin -müslüman ve gayri müslim insanların hayatına bu ölçüde girdikten
sonra- dînî hükmünün, çarpışan ve olgunlaşmamış fikrî görüşler arasında müphem
kalması, dînine bağlı kimselerin ihtiyaç sevki ile günah korkusu arasında şaşkın
vaziyette bırakılmaları câiz değildir. İşte bu sebeple, zikri geçen hukuk
haftasında tebliğimin mevzûu olarak, ciddî, dikenli müşkül bir mevzû olduğunu
bildiğim halde sigortayı seçtim; hattâ bunun araştırma mevzûları arasına
katılması da hazırlık komisyonunda benim teklifim ile gerçekleşmiş oldu.
Bu sigorta sisteminin fıkıhtan çıkarılacak olan şer'î hükmü -müsbet veya menfî-
Allah'ın izni ile doğruya en yakını olsun diye, kanunî kaynaklarından gerçek
malûmatı elde etme istikâmetinde elimden gelen gayreti sarfettim. Allah
Teâlâ'dan bu mesâimi yalnız rızây-ı şerifine münhasır kılmasını, kabûl
buyurmasını ve nûrlu dîninin, ebedî büyük hukuk nizâmının hizmeti yolunda
sarfedilmiş olarak kaydetmesini niyâz ediyoruz.
Araştırmam beni, bir güçlüğe marûz kalmadan sigortanın câiz olduğu hükmüne
ulaştırdı. Bu mevzûdaki delîllerim, tebliğimi sunarken ve bunu takip eden gün
münâkaşa celsesinde, muhterem kongre üyelerinin itirazlarına verdiğim cevaplar
arasında genişçe zikredilmiştir.
Eğer isabet etmiş isem bu Allah'ın lütfu, nimeti ve muvvaffak kılması ile
olmuştur; eğer içtihadım doğru hükme isâbet etmedi ise bu, böylesine önemli
mevzûu araştırma mertebesine nisbetle benim eksikliğimden olmuştur; fakat
şefâatçim bu ilmî vazifeyi yerine getirme mevzûundaki iyi niyetimdir.
Kendi görüşümü muzaffer kılmak, muhaliflerimin delîllerini üstü kapalı geçmek
istemediğim ve doğru ne ise ona ulaşmayı arzu ettiğim için, kendi tebliğimin
metni ile beraber muhterem araştırmacı, allâme Profesör Ebû-Zehra'nın münâkaşa
oturumunda ileri sürdüğü şifahî itirazları da neşrettim. Ben cevaplarımı,
münâkaşa celsesindekine uygun olarak yazıp komisyona takdim etmiştim; üstad da
bu cevapları gördükten sonra itirazlarını genişleterek kaleme almışlardı.
Yalnızca Prof. Ebû-Zehra'nın itirazlarını neşrettim; çünkü buna muhalif olan
diğer âlimlerin itirazları daha fazlasını getirmiyordu.
Münâkaşada beni destekleyenlerin görüşleri yerine de yalnız kendi cevaplarımı
neşredeceğim.
Artık her iki tarafın delîllerini okuyup anladıktan, geniş İslâm hukukunun fürû
ve usûlü sahasında marûf olan ilmî ölçüler ile değerlendirdikten sonra,
vicdanını ve diyânetini tatmin eden helâl veya haram görüşlerinden birisini
tercih etmesini ve buna göre hükmeylemesini okuyucuya bırakıyorum.
Doğru yolu gösteren ve muvaffak kılan yalnızca Allah Teâla'dır ve tek
sığınılacak merci de O'dur.
20 Şevval 1381 M. Ahmed ez-Zerkâ
26 Nisan 1962 İslâm Hukuku Haftası Kongre Üyesi
İslami Okul Okulların En Önemlisi