Giriş Sigorta akdi mevzûundaki araştırma - Ekonomibanka - 67. Sayfa
Giriş
Sigorta akdi mevzûundaki araştırma -hemen bütün yollarında ve yönlerinde insan
hayatına bu ölçüde girmiş olmasıyle, gölgesini ölüm sonrasına kadar uzatmış
bulunan- bu akit hakkında İslâm dîninin görüşünü ortaya koyan bir araştırma
olup, fıkhî araştırmalara muhtaç günlük meselelerden birisi üzerine yapılmıştır.
Sigorta geniş ölçüde yayılmış, dallanmış, çeşitlenmiş, ticareti, san'atı,
iktisadî faâliyetin hemen bütün yönlerini -isteyerek veya kanûnen mecbûrî
olarak- kuşatmış bir akittir. Hattâ yalnızca ticaret ve diğer iktisadî sahalar
ile iktifâ etmemiş, insanın bu hayatta emniyet ve refahını arttırmak için
kullandığı otomobil, binek, oturduğu ev, sahip olduğu eşya, mesûl bulunduğu
hâdiselere kadar yayılmıştır.
Sigorta müessesi insan hayatına böylesine girince, İslâm âlimlerine yakışan, onu
titizlikle tahlil ve tetkik etmektir. Bu tetkik gerçeklere, dînî nasların
ışığına ve esaslarına dayanmalıdır. Zarûret hâline gelen bir içtihat ile bu akit
karşısında İslâmî nasların ve esasların durumu tayin edilmelidir; bir içtihat
ki; onunla İslâm'a en yakın olan ve onun hukuk nizâmına, vermek istediği amelî
terbiyeye, nas ve prensiplerinin gereğine en uygun olan hüküm araştırılır; bu
sonuç ister müsbet olsun, ister menfî... Çünkü bu ebedî dîn, husûsî ve umûmî
naslarıyla, hâdiseleri kuşatan kaideleriyle eksiksiz bir hukuk nizâmının da
sahibidir. Hiçbir yeni hâdise karşısında cevap bulmaktan âciz ve şaşkın kalması
mümkün olmadığı gibi, herhangi bir durum, iş ve tasarruf karşısında İslâm'ın
tutumunu ve görüşünü tayin etmeye yetecek delîllerden mahrûm bulunması da
düşünülemez.
Tarafsız bir araştırıcı için, hangi mevzûda olursa olsun İslâm'ın hükmünün,
ekseriyetin meyil, tutum ve davranışına uygun veya muhalif olması önemli
değildir. Yeter ki araştırıcı, dikkatli bir fıkhî görüş ve muhakeme ile şer'i
delîlin sağlamına yapışsın ve aynı basiretle Şâri'in nassını, fıkıh âliminin
kıyasa dayanan görüşünden ayırsın! Araştırıcı bu ayırımı ilk ilmî ölçü olarak
ele alacak, vâkıaları gerçekte olduğu gibi kavrayacak ki; doğru ve apaçık hükme
varabilsin! Araştırıcının prensibi, birçok sathî araştırıcılarda olduğu gibi
-"yeni hâdiselerde menfî tutum daimâ sâhibinin takvâ ve dindarlığına daha ziyâde
delâlet eder" şeklinde de olmamalıdır. Bu ilmin değil, aczin tutumudur. Bunun
zararı; dîni yıkmak, İslâm'ın apaçık yolundan sapmış hiziplere yaranmak, onlar
arasında şöhret sağlamak ve bu yoldan pis karnını doyurmak maksadiyle, dînin
esaslarını hafife alma ve kaynaklarına iftirâ etme cür'etinin zararından az
değildir. İşte bu sebepledir ki derin anlayış, dikkat ve şer'î esasları bilmek
yanında, ihlâs, takvâ ve dindarlık müçtehitte aranan içtihat şartlarından
olmuştur.
İslâm adına mûteber bir delîle dayanmadan ileri sürülen menfi hükümler ve
benimsenen tutumlar, ihlâs ve takvâ yokluğu sebebiyle, bilgi kötüye kullanılarak
ileri sürülen sahte hükümlerden farksızdır. Helâl olanı haram kılmak, haramı
helâl kılmak gibidir. Her ikisi de dînin güzelliğini, hüküm ve esaslarındaki
hikmeti bozmakta, çirkinleştirmektedir.
Ben derim ki: Bu noktalar araştırıcının dînî ölçüsü ve mihengi olduktan ve
sağlam dînî delîllere sarıldıktan sonra, müsbet veya menfi bir şer'i neticeye
ulaşması; bu neticenin nefsânî arzularına tâbi grupların isteklerine uygun düşüp
düşmemesi onu ilgilendirmez; çünkü İslâm halka yaranmak için değil, apaçık
prensipleri ve uygun metodu ile onları islâh için gelmiştir; "doğruya uyan kendi
menfâati için uymuş olur, sapan da kendi aleyhine sapmıştır."
Gerçek şudur ki, malûm birçok âmilden dolayı İslâm'ın geçmiş asırlarında
benzerine rastlanmamış bulunan ve içinde yaşadığımız asırda ortaya çıkan, adına
"günün meseleleri" dediğimiz -sigorta gibi- içtihada muhtaç çeşitli iktisadî ve
hukukî meseleler mevcuttur. Bu gibi önemli meseleler üzerinde bir kişinin re'yi
ile hüküm vermek doğru değildir; çünkü bu yolun bazı mahzurları vardır.
Yapılması gereken şey; bu nevi maddelerin halli için devamlı bir ilmî-hukukî
meclis (içtihat sûrası) toplamaktır. Bu mecliste İslâm dünyasının muhtelif
ülkelerinden çağırılmış, ilim ve takvâsı ile marûf, dîni ve zamanın şartlarını
iyi kavramış, mümkün olduğu kadar hukuk kültürü edinmiş fıkıh âlimleri ile
onlara teknik ve ilmî mevzûlarda gereken bilgiyi sunacak bilim adamları ve
teknik elemanlar bulunmalıdır. İşte bu meclis, devamlı karşımıza çıkmakta olan
yeni meseleleri şûra içtihadı ile hükme bağlayacak, böylece ferdî içtihadın
mahzurları da bertaraf edilmiş olacaktır.
Nasıl dil ve diğer çeşitli ilimler için tesis edilmiş enstitüler, şûralar varsa
aynı şekilde hîle, bilgisizlik ve muhtemel hatâ âmillerinden arınmış içtihat
ihtiyacını tatmin için de, İslâm dünyasında böyle bir meclise ihtiyaç vardır.
Fakat İslâm dünyasının milletleri ve idarecileri, bu İslâmî vazifelerini idrâk
edip de böyle bir meclisin kurulması mevzûundaki rüyalar gerçekleşinceye kadar,
vazife duygusuna sahip o vasıfta âlimlerin, imkân ölçüsünde bu boşluğu
doldurmaları zarûrîdir.
Bu değerli kongre, hâlihazırdaki şartlar içinde, günümüze ait meselelerden
bazılarını hükme bağlamak için mümkün olan en iyi vesîledir.
Bu mukaddimeden, muhterem dinleyenlere peşinen sunmak istediğim şu neticeyi
çıkarmak istiyorum: Sigorta hakkında İslâm'ın hükmü mevzûunda şu araştırmam ve
tebliğim ile ulaşacağım görüşü kesin olarak doğru, bana muhalif olanların
görüşünü de kat'î olarak hatâlı addetmiyorum. Bu, doğru olduğunu ümit ettiğim ve
son gayretimi sarfederek elde edebildiğim naçiz görüşümdür. Hepimiz ferdî
görüşler sâhasında bulunduğumuza göre, asrımızın muhterem ve fâzıl fâkihlerinden
bana muhalif olanların görüşlerini de takdir ile karşılıyorum.
İki tarafın delîllerini dînî esaslara ve fıkıh terazisine vurduktan sonra tercih
hakkı okuyucuya ait olacaktır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi