Kulliyatlar - 71. Sayfa - Ekonomibanka
IV.Din âlimleriyle hukuk âlimlerinin sigorta sistemi mefhumu
üzerinde farklı görüşlere sahip olmalarının sebepleri:
Din âlimleri ile hukuk âlimlerinin, sigorta sistemi mefhumu üzerinde birleşmemiş
olmaları, onun hükmünde farklı görüşlere sahip olmalarının temel sebebidir:
"İslâmî bakımdan sigorta akdi hakkında hukukçuların açıkladıkları görüş ile;
mutlak olarak sigortanın haram olduğunu söyleyen muâsır İslâm ulemâsının görüşü
neden birbirine ters düşmektedir?" suâline cevap bulmamız bakımından dikkatimizi
çekmesi gereken bir noktaya işâret etmeyi faydalı buluyorum:
Sigorta sistemi deyince hukukçuların zihinlerinde şekillenen mefhum şudur:
Meydana gelen zararın yalnızca felâketzedenin omuzlarında kalması yerine,
sigortalıların ödedikleri primlerden -toplanan maldan- ödenen tazmînât yoluyla
bütün sigortalılara dağıtılmasını ve böylece; felâket ve kazâların zararının
hafifletilmesini gâye edinmiş, karşılıklı taahhüt ve yardımlaşmaya dayanan bir
sistem... Ve hukukçular şöyle diyorlar: İslâm'ın, içtimâî ve iktisadî hayatın
nizâmlanmasına ait bütün kanunlarının hedefi, hak ve vazifede, mutlak mânada
karşılıklı yardımlaşma ve kefâlet esasına dayanan bir toplum meydana
getirmektir. Buna göre sigorta akdi ve sistemi; İslâm dînindeki bu yüce hedefe
aykırı değildir.
Sigorta sisteminin haram olduğuna fetvâ veren âlimlerin zihinlerinde teşekkül
eden mefhuma göre ise sigorta, bir nevi müşterek bahistir ve kumardır; kâr
daima, kumarda oyunu idare edenin yerini alan sigorta şirketine ait olur ve onun
içine, işleminin hep içinde bulunan fâizi de katar. Sigorta sisteminin dayandığı
esas iki gruba göre birbirinden bu kadar farklı olunca; hükümlerinin de o
nisbette birbirine ters düşmesi tabiîdir.
Kanâatime göre sigorta sisteminin dayandığı bu esası kesin ve açık olarak ortaya
koyarsak ve bu açıklık içinde sistemin gerçek gâyesi aydınlığa çıkarsa, bu durum
bizi, sigorta hakkında İslâm hukukunun müsbet veya menfî hükmü üzerinde, fukahâ
ile hukukçular arasında sağlam bir anlaşma zemînine götürecektir. Burada hüküm,
iki gruptan hangisinin sistem hakkında tasavvur ettiği mefhumun doğru olduğu
esasına dayanacaktır. Çünkü kanun da kumarı ve kumarlı yarışları yasaklamakta,
bunlara ait akitlerin bâtıl olduğunu hükme bağlamaktadır. Hukukçular bu
yasaklamada kanuna muhalefet etmediklerine göre; dîne de muhâlefet etmemeleri
-en az o kadar- makûl ve tabiîdir.
Biz mezkûr açıklığı getirmekle bir yandan fıkıh bilginlerinin kendi aralarında,
diğer yandan da onlar ile hukukçular arasında anlaşma sağlamış olacağız.
Bu araştırmada yapmak istediğim; -dîne ve vâkıalara dayanan deliller ile
desteklenmiş doğruyu bulabilirsem- o anlaşmayı temin etmekten ibarettir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi