Kulliyatlar - 84. Sayfa - Ekonomibanka
7. Sigorta Primleri Karşılığında Verilen Şeyin Güvenlikten
İbâret olması:
Tebliğimde "Sigorta akdinde ödenen karşılıklar, akitle birlikte
gerçekleşmektedir; zannedildiği gibi ğarar kabilinden ve ihtimâle bağlı
değildir; sigorta primine karşı verilen şey, sigortalının kavuştuğu güvenliktir,
teminattır, huzurdur" demiştim; Profesör bunu da tenkit ederek soruyor: "Bu
güvenlik de nedir, nasıl karşılık olabilir?"
Üstad, bekçi tutma akdini "şer'an güvenlik ve teminat için bir bedel vermenin
câiz olduğuna" delîl getirmemi de tenkit ederek şöyle diyor: "Bekçi tutma
akdinde, akde mevzû teşkil eden bir iş vardır: "Bekçilik". Bu, güvenlik değil,
belli bir iş üzerine yapılmış kiralama (hizmet) akdidir."
Cevap: Bekçi tutma akdinin bir iş üzerine yapıldığını ben de kabûl ediyorum.
Fakat tebliğimde de kısaca işâret ettiğim gibi, şahısların tutulmaları ve
kiralanmalarına mevzû teşkil eden her nevi işin meydana getirdiği, kiralayanın
maksudu olan, ona fayda getiren elle tutulur neticesi, eseri vardır; işi veren
ücreti bunun için verir. Ekmek pişirmek için tutulan ekmekçinin işi, ağaç
işlerini yapmak için tutulan marangozun işi böyledir. Hattâ fukahânın, "taşıdığı
mal üzerinde işinin bir eseri yoktur" dedikleri hammalın işinin bile, taşıdığı
mal dışında, kiralayan için faydalı olan "malın yerini değiştirmekten ibaret"
bir eseri, bir neticesi vardır.
Bütün akitler gâye ve neticelerine göre meşru olur. İmdi bekçilik akdinin gâyesi
ve bekçinin işinden hâsıl olan eser, netice nedir? Cevap açıktır; beklenen
malın, tecavüz, hırsızlık, itlâf, sabotaj gibi tehlikelerden, bu bekçilik
sâyesinde masun olacağına inanan mal sahibinin, huzur ve güven duygusudur; yoksa
bekçinin işi beklenen şeyin değerini arttıracak bir tesir veya onun fiyatını
arttıracak bir yer değiştirme... durumu meydana getirmiş değildir.
İşte bu, tehlikelerden emîn olmanın, güvenliğin, bir bedel karşılığında talep
edilebileceğini, bunun şer'an câiz olduğunu göstermektedir; çünkü şer'î kaideler
arasında "işler maksatlara göredir", "akitlerde mânâ ve maksatlara bakılır"
esasları vardır. (Mecelle, madde: 2,3).
İşte benim, bekçilik akdini delîl getirmekten maksadım budur. Yoksa ben,
bekçinin yaptığı bir iş yoktur demedim. Bu cevapla getirdiğim delîlin sağlamlık
ve geçerliği anlaşılmış olacaktır.
Bu ilmî münâkaşada ileri sürülen noktalara verdiğim cevapları bitirirken,
dikkatleri şu husûslara çekmekte fayda görüyorum:
İlk imam fâkihlerimiz, kır ve köylerde yaşayan kimselerin uzak kalmaları ve
kaçınmaları güç olduğu için (umûmî belvâ sebebiyle) davar, sığır gibi,
hayvanların dışkılarının temiz olduğuna fetvâ vermişler; onları güçlük içinde
bırakmamak ve kolaylık sağlamak için, bu nevi dışkının necâset vasfının
affedileceğini bildirmişlerdir. Hânefî mezhebine ait kitapların, tahâret
bölümünde, İmam Muhammed'den naklen açıklandığı gibi, bu nesne aslında şer'an
pis olmasına rağmen, açık kuyu ve göllerini bundan korumak güç olduğu için bu
fetvâyı vermişlerdir.
Dînin müsamaha ve müsâadesinden bu aydınlık ve hayırlı ölçüleri getiren mezkûr
imam fâkihlerimiz, şu asrımızda yaşasalardı, insanların hayatî menfâat ve
zarûretlerinin ne ölçüde sigorta sistemine bağlı olduğuna görseydiler, birçok
nevileri önceki asırlarda bulunmayıp, bu asırda doğan ve sigorta nizâmı olmazsa
fertlerin varlığını silip süpürecek olan tehlike, felâket ve kazâları müşâhede
etselerdi, sonra da bu yeni sigorta akdini emreden veya yasaklayan bir nassın
bulunmadığını görselerdi, ona karşı durum ve tutumları ne olurdu? Onlar ki
güçlüğü defetmek için köylerde, belli hayvan terslerinin temiz olduğuna fetvâ
vermişlerdi.
Büyük âlim, Prof. M. Ebû-Zehra'nın tenkit ve düşünceleri üzerine bu cevaplarla
iktifâ ediyorum. Çünkü onun dışında kalan muhterem âlimlerin muhtelif tenkit ve
düşünceleri, bu çerçeve içinde dolaşıyor, dışına çıkmıyordu. Prof. Ebû-Zehra'nın
îtirazlarına cevabım aynı zamanda onlara da cevaptır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi