Yeni Sayfa 0 - Islamhukuku - 13. Sayfa
Miras
İslâm hukuku eşler ve akraba arasında mirası, yepyeni kaide ve prensipler ile
kabul etmiş ve bunu şu esaslar üzerine kurmuştur:
a) Miras, mûrisin (vefat edip terike bırakanın) iradesiyle değil, dinin hükmü
ile cebri olarak sabittir. Mûris hayatta iken bütün malı üzerinde istediği gibi
tasarruf edebilirse de şer'î mirasçısını mirasından mahrum edemez. Hatta koca,
ölümle neticelenen hastalığında, karının rızası olmadığı halde onu boşarsa bu,
boşanma hakkının kötüye kullanılması ve kadını mirastan mahrum etme kastının
delili kabul edilerek kadın için kanunen miras hakkı sabit olur.
Miras cebrî olmakla beraber bunun mânâsı bugünkü bazı yeni hukuk sistemlerinde
olduğu gibi vârisin, mûrise ait borçları da yüklenmesi demek değildir. İslâm'da
miras, vâris için bir külfet olarak değil, nimet olarak meşru kılınmıştır. Fakat
mûrisin borçları terikeyi bağlar ve mirasçılara hisseleri verilmeden önce
borçlar ödenir. Kalanın üçte birinden müteveffânın vasiyyetleri yerine
getirilir, üçte ikisi de vereseye dağıtılır. Mûris üçte birden fazla vasıyyette
bulunursa bu fazla kısım, mirasçıların rızasıyla vasiyyet konusuna
sarfedilebilir.
b) İslâm mirası hususî bir nizam ile akraba arasında paylaştırmış ve burada
ölüye yakınlık esasına riayet edilmiştir. Bu sebeple bazı durumlarda yakın
uzağın vâris olmasına engel olur, bazılarında ise ikisi de hisse alır ve yakına
daha çok verilir; bu, yakınlık ve uzaklığın derecesine göre olmaktadır. Ölenin
yakını ana karnında ise onun da hissesi hesaba katılarak ayrılır ve sağ olarak
dünyaya gelince hissesine fiilen sahip olur.
c) "Droit d'ainesse" ismiyle bugüne kadar bazı Avrupa hukuk sistemlerinde kabul
edilegelen "mirasta büyük çocuğu tercih" kaidesinin aksine -İslâm miras
hukukunda- büyük çocuğun bir imtiyazı yoktur.
d) Kız, erkek kardeşinin hissesinin yarısı kadarını alır. Bu mesele çok kere
yanlış anlaşılmış ve dinde kadın hakkına bir riayetsizlik var zannedilmiştir.
Halbuki gerçekte bu, ailedeki mâlî mükellefiyet nizamına bağlıdır. İslâm dinî
erkeği, karı ve çocuklarının nafakasını temin ile mükellef kılmıştır. Bu sebeple
evlenmeden önce kızın nafakasını temin, ailesinin erkeklerinden kendisine en
yakın olana; evlendikten sonra da kocasına düşmektedir. Kadının, çocuklarının
nafakasıyla alakalı hiçbir mükellefiyeti yoktur. İşte bu sebeple kadın -hem
kendisinin, hem de karı ve çocuklarının nafakasını teminle mükellef olan- erkek
kardeşine verilenin yarısı kadar hisse alınca nasibi, onunkinden daha çok bir
miktara ulaşmaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
İslami Okul Okulların En Önemlisi