Gerı Kalış Sebepleri ve Çareler - Külliyat - Islamhukuku - 18. Sayfa
GERI KALIŞ SEBEPLERİ VE ÇARELER:
İCTİHAD KAPISININ KAPATILMASI VE İLMİN İHMALİ
Bilindiği üzre İslâm dini, din ve ibadet meselelerinden bahsettiği gibi hukukî
ilişkiler ve bunlardan doğan diğer hüküm, sistem ve teferruattan da
bahsetmiştir. Bu sebeple de İslâm'da fukahâ (din ve hukuk bilginleri) aynı
zamanda hem hukuk, hem de din adamı durumunda olmuşlar; incelemeleri bütün eski
ilimlere şamil bulunduğundan dolayı da bilhassa "ulemâ" lâkabı ile
anılmışlardır. Yine bu sebeple İslâm Hukukunun İslâm düşünce tarihinde ve
Müslümanların hayatının bütün sahalarında büyük tesiri olmuştur.
Yine malum olduğu üzre İslâm hukuku çeşitli kaynaklara dayanmaktadır. Bunlardan
bir kısmı dinidir: Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebevî, Bir kısmı bunlardan çıkmış
ve fukahanın ekseriyetince kabul olunmuştur: İcma ve Kıyas. Nihayet bir kısmı da
zaruret, örfü-âdet, hak ve adalete müstenid olup bazı mezhepler tarafından kabul
edilmiştir: Hanefîlerdeki "istihsan", malikîlerdeki "mesâlih-´mürsele" gibi.
Fukaha bu kaynak ve delilleri "usulu'l fıkh" dedikleri hususî bir ilim dalında
tetkik etmişlerdir. Bu kaynaklardan dinî hükümleri çıkarmak için bütün
gayretlerini harcamışlar ve bu çabaya da "ictihad" demişlerdir. İctihad, şer'î
hükümlerin genişlemesini ve yeni problemlere cevap vermesini sağlamış, buradan
da çeşitli bölgelerin ihtiyaçlarına, değişen zamanların icablarına uygun olarak
İslâm Hukukunun gelişmesinde güçlü bir faktör olmuştur. İşte böylece ictihad,
bilhassa Abbasî Devleti'nin ilk devresinde İslâm Hukukuna altın çağını
yaşatmıştır.
Sonradan, hicrî yedinci, milâdî onüçüncü asrın ortalarında Bağdat'ta düşünce ve
ilmî faaliyet durmuş, Arap Medeniyeti gerilemeye başlamıştır. Bu hâdiseden daha
önce Sünnî fukaha ictihad kapısının kapatılmasında ve bundan böyle Hanefî,
Malikî, Şafiî ve Hanbelî'den ibaret olan dört mezhep ile iktifa edilmesinde
birleşmişlerdir. Bunun neticesi İslâm düşüncesinin duraklamasından, hukukta ve
diğer İslâmî ve Arabî ilimlerde taklid ve saplantının yayılmasından ibaret
olmuştur.
Şiî âlimler de, İbn Teymiyye, "İ'lâmu'l-Muvakki'în" isimli kitabında İbnü'l
Kayyım el-Cevziyye gibi önceki bazı sünnî âlimler de ictihad kapısının
kapatılmasını kabul etmemekle isabet eylemişlerdir. Son asırlarda bunlara,
Muhammed b. Abdu'l-Vahhab, Cemâleddin el-Efgânî, Muhammed Abduh gibi müceddid
âlimler de katılmışlardır. Bütün bu fakihler ile onlara katılanlar ve bilhassa
"el-Kavlu'l-müfîd fî edilleti'l-ictihâd ve't-taklîd" isimli risalesinde İmam
Şevkânî, kitap, sünnet, icma ve kıyastan aldıkları şer'î ve apaçık deliller ile
ictihad kapısının sadece açık ve serbest olduğunu ispat ile yetinmemiş,
müctehidin vasıflarını taşıyan herkese bunun dinî bir vecibe olduğunu da ispat
eylemişlerdir.* "Ne beni, ne Malik'i, ne Şafiî'yi, ne de Sevrî'yi taklid et;
bilakis sen de onların aldığı yerden al" diyen Ahmed b. Hanbel'e de Allah rahmet
eylesin.
Bu apaçık durumu bilmemek yüzünden İslâm hukuku aleyhine büyük bir hata işlenmiş
ve İbnü'l-Kayyim'in ifadesi ile bu husus, "ihtiyaca cevabın en yüce mertebesinde
bulunan parlak İslâm hukukunun bünyesinde taşımayacağı bilinen bir çok güçlük,
külfet ve meşakkatleri beraberinde getirmiştir."1
Bu sebeple ictihadın kapısını kapatmanın manası:
a) Dinin naslarına ve bu nasların mefhumlarına muhâlefet etmektir;
b) Müslümanları, devamlı olarak bir noktada saplanıp kalmaya,
c) Yeniden doğmak ve ilerlemek çığırından uzaklaşmaya,
d) Geçmiş fukahanın kendi zamanlarındaki durum çizgisinde kalmaya,
e) Onların, kendileri ve diğer Müslümanlar için, hem kendi zamanlarında, hem de
kendilerinden sonra kıyamet gününe kadar gelecek bütün zamanlar, nesiller ve
asırlarda tatbiki gereken formüllerine tâbi olmaya... mahkûm eylemekten
ibarettir.
Şüphesiz bu derdin devası da evvelkilerin kapadıklarını veya kapamak
istediklerini yıkmak, dinî-hukukî ictihadın şartlarını taşıyan herkes için
ictihad kapısının iki kanadını ardına kadar açmaktır. Hatanın hatası kör
taklittir ve fikir hayatının zincire vurulmasıdır. Doğru olan da ictihad ve
tefekkürü serbest bırakmak ve onu, gerçek ilmî ürünler verme imkânına
kavuşturmaktır.
Ancak ictihad vazifesi müctehidin, usul âlimlerince açıklanan bütün şartlarını
haiz olmak kaydına bağlanmıştır. Burada bu şartların hepsini zikretmeye yer
müsait olmamakla beraber, bütünüyle hayatın, fikir hürriyetinin ve ictihadın
zaruri şartlarından biri olan ilimden, bir kaç cümle ile bahsedebiliriz.
İlmi öğrenmek ve öğretmek Müslümanların temel vazifelerinden birisidir. Kur'ân-ı
Kerim'de "Deki: Ey Rabbim! İlmimi artır."2 ayeti vardır.
Hadis-i Şerifte de:
"Gerçeğin bilgisi (hikmet) mü'minin yitiğidir; nerede bulursa o, herkesten önce
ona aittir."
"Çin'de dahi olsa ilmin peşine düşünüz."
"İlmin peşine düşüp öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır." ifadeleri
yer almıştır.*
Bu apaçık naslara rağmen Müslümanların bir çoğu mukaddes ödevi ihmal etmiştir.
Bu sebeple de cehalet ve bunun getirdiği hastalık, fakirlik, gerileme gibi
dertlere uğramışlardır. Bu illetlerden kurtulmak istediklerinde yapacakları şey
ilme sarılmaktır, öğrenme vazifesini yerine getirmeye koşmaktır. Bununla -ve
sadece bununla- uykularından sıçrayıp uyanabilir, şu ayetin dediği gibi
hayatlarında, insanlık şerefine lâyık bir yüceliğe kavuşurlar: "Allah Teâlâ
içinizden iman edenler ile kendilerine ilim verilenleri yücelttikçe yüceltir."3
Kur'ân-ı Kerim ilmi iman ile beraber zikretmiştir. Çünkü iman; inanç, düşünce ve
kanaat getirmekten ibarettir; ve bütün bunlar da ancak illimle (gerçek ilimle)
olur.
Müslüman önce öğrenme vazifesini sonra da ictihad, faydalı iş, fıkrî, ruhî ve
ilmî üretim vazifelerini yerine getirmedikçe tam manasıyla Müslüman ve mü'min
olamaz. Ancak bununla kör taklidin, cehaletin ve bunların kötü neticelerinin
üstesinden gelebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
* Başlangıçtan Dördüncü Asra Kadar İslâm Hukuku'nda İctihad isimli matbû
kitabımızda bu mevzu ile alâkalı kaynaklar taranmış ve münakaşalar yeniden ele
alınarak aynı neticeye varılmıştır.
1. İ'lâmu'l-Muvakkı'în, c. III, s. 1.
2. Tâhâ: 20/114.
* Birinci hadis için bak. et-Tirmizî, K. el-İlm, bâb: 19; İbn Mâce, K. ez-Zühd,
bâb: 15; İkinci hadisin aslı yoktur. Üçüncü hadis için bak. İbn Mâce, Mukaddime,
bâb: 17.
3. el-Mücâdele: 58/11.
İslami Okul Okulların En Önemlisi