Islam Hukuku - 19. Sayfa - Islamhukuku
ASLI OLMAYAN NASLARA TUTUNMAK
"İslâm dini ve hukukun asıl kaynağı nastır" demiştik. Bu da ikiye ayrılır: "Kur'ân-ı
Kerîm ve Sünnet". Bunların ilki Resulullah'ın (s.a.) emri ile vahiy katipleri
tarafından yazılmış, sonra birinci halife Ebu Bekr es-Sıddîk zamanında, önceden
bilinen tertibiyle bir mushaf halinde toplanmış, daha sonra üçüncü halife Osman
b. Affân zamanında kıraat ve lehçe farkları ortadan kaldırılarak tek okunuş ve
tek mushaf haline getirilmiştir. Bu noktalarda, Müslümanların bütün grup ve
mezhepleri ittifak etmişlerdir.
Nassın ikinci kısmı Sünnet yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'den nakledilen söz, fiil
ve tasvibtir. Bu, Hz. Peygamberin sözlerinden, işlerinden ve bilgisi dahilinde
cereyan eden işler hakkında sükût ve üstü kapalı rızalarından çıkarılan
hükümleri de içine almaktadır. İşte bu dinî kaynak üzerinde, bazı hadislerin
subûtu (gerçekten Resulullah'a ait olup olmayışı) ve bunlara itimadın derecesi
bakımından, Müslümanların arasında görüş farklılıkları doğmuştur. Bu, önce Ehl-i
Sünnet ile Şîa arasında başlamış, sonra da sünnî mezhepler içinde, rey
taraftarları ile hadis taraftarları arasında (ehl-i re'y ve ehl-i hadis) hâsıl
olmuştur; çünkü bunlardan bir kısmının kabul ettiği bazı hadisleri diğer kısmı
kabule şayan görmemiştir.*
Bu ihtilafın sebebi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'de yaptığı gibi
sünnetin de yazılmasını emretmemiş olmasıdır. Aksine şu sözü ile bunu
yasaklamıştır: "Benden duyup gördüklerinizi yazmayın; kim benden Kur'an'dan
başka bir şey yazmışsa onu yok etsin; benden rivayet ediniz, bunda mahzur
yoktur."4 Buna binaen Hz. Ömer, halkın Kur'an-ı Kerim'i terkedip hadise
yönelmelerini önlemek maksadıyla onu toplamaktan geri durmuştur.*
Bu tedbirlere rağmen, İslâm tarihinin bazı asırlarında, siyasete hizmet, mezhep
ve particiliği teyid, hikayecilerin malzemelerine pazar bulma ve benzeri
sebepler yüzünden pek çok hadis vazedilmiş (uydurulmuş), hadisler sayılamayacak
derecede çoğalmış, akl-ı selim ve mantığın kabul edemeyeceği zayıf ve temelsiz
sözler hadis diye rivayet edilmiştir.
Bu sebeple fukaha hadisleri inceleyip araştırmaya koyulmuş, "Hadîs Terimleri
İlmi" ismini verdikleri hususi bir ilim dalında, hadisin sahih, ravilerin doğru
olup olmadıklarını araştırmak için kaideler koymuşlardır. Sonra onlardan bir
çoğu, uydurma hadislerden sakındırmak için kitaplar yazmışlar; bir kısım
hadisleri red hususunda birleşmişler, diğer bir kısmında ise ihtilafa
düşmüşlerdir. "Deniz cehennemdendir, fare yahudidir, patlıcan her derde devadır"
gibi hadisler uydurma olanlara örnektir.**
İbn Teymiyye, Muhammed Abduh gibi müceddid alimler bu üzücü duruma karşı
ayaklanmış, din ve akıl prensiplerinin ışığı altında hadisleri ayıklamış, hatta
Buharî ve Müslim hadislerinden bir kaçını dahi tenkid etmişlerdir.5 Meselâ
Buharî "Kim her sabah yedi adet Acve hurması yerse o gün bu kimseye zehir ve
sihir zarar vermez" hadisini rivayet etmiştir.6 Bu hadisin sahih (Hz. Peygambere
ait olması) mümkün değildir; çünkü ilme ve realiteye aykırıdır. Sonraki birçok
âlim de bunun böyle olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.7
İhmal ve hata veya uydurma ve iftirâ yolu ile sünnete katılan binlerce
benzerinden bu bir örnektir.* Bu nev'i rivayetlere, Müslüman halkın çoğu ile
bazı eski fukaha dayanmış, bunları dinlerinin kaidesi ve hukuk hükümleri haline
getirmiştir. Bu da onların geri kalış sebeplerinden birisi olmuştur. Bunun
tedavisi açık ve kolaydır: Malum mezheplerin fukahası tarafından ittifakla kabul
edilmiş bulunan hadislerden başkasına -usûl ilminin şartları gereğince akla
uygun olmadıkça- bağlı kalmamak ve bütün uydurma hadisleri bir kenara atmaktır.
Bu ölçüyü Müslüman fukaha arasında bir çok kişi kabul etmiştir. Bunlardan biri
de şu sözlerin sahibi olan İbn Teymiyye'dir: "İslâm dininde sahih nakil daima
selim akla uygundur."8
Bu güvenilir ve sağlam bir ölçüdür. Tek başına bile, Resulullah'ın şu sözleri
ile daha önceden haber verdiği bu derdin kökünü kazımaya kâfîdir: "Ümmetimin
sonunda size, ne ecdadınızın ne de sizin duymadığınız sözleri nakleden kişiler
olacak; onlardan sakının, onlardan uzak durun."9
Islâhatçı Müslümanlara düşen vazife bu ikaza uyarak hata, iftira, yalan ve düzme
kalıntılarından kurtulmak, dinin prensip ve naslarına aykırı olan veya bütün
dinî hükümlerin üzerine kurulduğu akıl ve fıkıh usulü hükümlerine uymayan
"uydurma hadisleri" kaldırıp atmaktır.**
--------------------------------------------------------------------------------
* Hz. Peygamber'e ait olduğu kesin olarak bilinen (sâbit ve sahih) hadisleri
bütün ehl-i sünnet âlimleri kabul eder. Burada "kabule şayan görülmeyen"
ifadesi, senet veya metindeki bir kusur dolayısıyle Resulullah'a ait olduğu
şüpheli veya ait olmadığı belli olan rivayetler içindir.
4. Sahîh-i Müslim, c. VIII, s. 229.
* Hz. Peygamber'in hadislerin yazılmasını geçici olarak yasaklaması, Kur'ân-ı
Kerîm ile karıştırılmasını önlemek hikmetine bağlıdır. Önceleri bazı zevata,
sonra umumî olarak yazma izni verilmiştir. Hz. Ömer ise dikkatleri Kur'an
üzerine çekmek istemiştir. Bak. H. Karaman, Hadis Usûlü, İst. 1971, s. 13-16.
** Hadis Usûlü isimli kitabımızda sened ve metin tenkidi ile "mevzu hadisler"
mevzûu üzerinde önemle durulmuştur. Ayrıca M. Yaşar Kandemir'in "Mevzû Hadisler"
isimli, basılmış bir eseri vardır.
5. Mecelletü'l-Menar, yıl: 1347, s. 507-516; M. Râşid Ridâ, Yüsru'l-İslâm ve
usulü't-teşrî'i'l-amm, Mısır, 1928.
6. Şerhu'l-Aynî, c. XXI, s. 71; İstanbul, c. IX, s. 692, c. X, s. 211.
7. Dr. Ahmed Emîn, Mecelletü'l-va'y, (el-Kahire 1952) Sayı: II, s. 3.
* Şârih Aynî'nin kaydettiğine göre bu şifâ hususiyeti umumî olarak hurmada
mevcut değildir. Fakat Resûlullah'ın Medine hakkında daha önce zikredilen duası
sebebiyle hadiste geçen hurmada bu şifâ-ilâhî kudretin istisnâî tesiriyle-
mevcuttur. Senedi sahîh olan bir hadis hakkında "asılsız" diyebilmek için bütün
te'vil kapılarının kapalı olması gerekir.
8. M. Abduh, el-İslâm ve'n-nasrâniyye..., (1350) baskısı), s. 56.
9. Sahîh-i Müslim, c. I, s. 9.
** Burada "akıl ve aklın hükmü" kavramları üzerinde dikkat göstermek ve açıklık
getirmeye ihtiyaç vardır. Ölçü olan akıl ve aklın hükmü, her akıl sahibinin
şahsî düşüncesi, iddia ve kanaati değildir; ölçü, bütün akıl sahiplerinin
üzerinde birleştiği" aklın kesin hükümleridir."
İslami Okul Okulların En Önemlisi