Bu Delillerin Münâkaşa ve Reddi - Külliyat - Islamhukuku - 28. Sayfa
Bu Delillerin Münâkaşa ve Reddi
1. Hz. Peygamber (s.a.) Yunanca, Süryânice ve Lâtince bilmiyordu. Olayların da
şahitlik ettiği ilgili âyetin9 açık ifadesine göre okuma yazma da bilmezdi. Bu
itibarla o devrin Roma Hukuku ile doğrudan doğruya temasa geçmesine imkân yoktu.
Bütün hayatını doğup büyüdüğü Mekke ve civarında, kendi kavmi arasında geçirdi.
Roma Hukukunun vasıtalı dahi olsa bu bölgeye girdiğine dair hiç bir iz yoktur.
Bizans topraklarına olan seyehatleri, oradaki ikametleri bahis konusu bile
edilmeye değmez: Yalnız iki defa güney Filistin'e gitti; ilkinde 8-9 yaşında bir
çocuktu, ikincisinde 24 yaşında idi ve 15 günden fazla da kalmamıştı.
Romalıların okuma yazma bilmeyen bir genç tacire bu kadar kısa bir zaman içinde
hukuklarını öğretmiş olmaları ise ciddiye alınamayacak bir varsayım olur.
2. İmparator Jüstinyen'in 16 Aralık 533 tarihli bir emirnamesi ile Roma,
İstanbul ve Beyrut dışındaki medreseler lağvedilmiştir. Bunlardan Roma'yı
Müslümanlar fethetmediler. İstanbul ancak 1453 yılında alındı. Beyrut
Medresesinin ise İslâm fethinden çok evvel tarihe intikal ettiği
bilinmektedir.10
Aslen Sindli (batı Pakistanlı) olan Evzâî hayatının sonuna doğru Beyrut'a
yerleşmiş, Şafiî de yine hayatının sonuna doğru Mısır'a gitmiştir. O vakte kadar
Roma tesirinin dışında kalmış memleketlerde İslâm Hukuku olgunluk çağını idrak
etmiş bulunuyordu.11
Ayrıca gerek sünnî, gerek gayr-ı sünnî bütün mezhepler Hicaz ve Irak gibi
Bizans'a ait olmamış topraklarda ortaya çıkmıştır.
Mahkemeler mevzuuna gelince; Kur'an-ı Kerim'in gayr-i müslim tebaya hukukî ve
adlî muhtâriyet (özerklik) tanımış olması12 iki nevi kanun arasındaki tesir ve
aksi-tesiri bertaraf etmektedir. Çünkü bu prensip sözde kalmamış, bütün İslâm
devletleri zamanlarında her zümrenin kendine mahsus adlî bir teşkilatı olmuştur.
3. İlk fukahânın Roma Hukukunu öğrenme imkânı bulamadıkları hususu üzerinde daha
önce durulmuştu. Örf-ü âdet haline gelen kaidelerin tatbiki yoluyla tesir
meselesine gelince; bu yoldan bazı kaidelerin -İslâmî esaslara aykırı olmamak
şartıyla- geçmiş olması mümkün olmakla beraber bu nevi tesir yalnız Roma
Hukukuna ait olmayacağı gibi13 İslâm Hukukunun bağımsız ve orjinal olmasına da
zarar vermez.
4. Câhiliyye devri Araplarının bir taraftan Bizansla temasının zayıflığı, diğer
taraftan kültür ve lisanlarının yetersizliği sebebiyle Roma Hukukunun tesiri
altında kalmaları farâzîyesi tesirsiz, tutarsız ve delilsizdir.
Talmud yoluyla tesir iddiası da vâkıalara uymamaktadır. Çünkü Roma, Bizans
Hukuku üçüncü asırdan sonra Talmud'dan istifade etmiş, bunun aksi; yani Roma
Hukukunun Talmud'a tesiri söz konusu olmamıştır.14 Ayrıca Talmud hukuku ile
İslâm hukuku kaideleri arasında pek cüz'î ve tesadüfî olması mümkün
benzerliklere mukabil, gerek şekil ve gelişme, gerekse muhtevâ ve müesseseler
bakımından çok derin farklar, zıtlıklar vardır.15
5. İki hukuk arasında bazı benzerliklere bakarak Roma Hukuku'nun tesirini ileri
sürenlerin iddiâlarında da aşağıdaki gerçekler dolayısıyle zayıf olduğu ortaya
çıkmıştır:
a) Bütün hukuk sistemleri arasında bu ölçüde küçük benzerliklerin olması
tabiidir. Ve yalnız bununla tesir ispat edilemez.
b) Bu iki hukuk arasında sistem, müessese ve kaideler bakımından büyük farklar
vardır:
Sistem Bakımından
Roma Hukuku lâik bir hukuktur. Hukuk kitapları ilgili kanunlara göre eşhas, eşya
ve kazâ şeklinde bölümlere ayrılmıştır.
İslâm Hukuku dinî bir hukuktur. İbadet, muâmelât ve ukûbât taksimi de bu
karakteri açıkça ortaya koymaktadır.16
Müessese ve kaideler bakımından
Roma Hukuku'nda pederşâhîliğe bağlı aşırı baba hakimiyeti, koca hakimiyeti,
evlât edinme müesseseleri vardır. İslâm Hukuku'nda ise bunların yeri yoktur.
Hayr için vakıf, şüf'a, süt kardeşliği, belediye ve savcılık vazifelerini gören
hisbe, ta'zîr, borcun havâlesi gibi müessese ve kaideler İslâm Hukukuna
mahsustur.
İslâm'da "teaddüd-i zevcât"a izin verilmiştir, boşama -umumiyetle- kocanın
hakkıdır, mirasta erkek iki hisse alır, vâris mûrisin borçlarını yüklenmez,
muâmelat basittir, merasimsizdir...
Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız delil ve vâkıalar bizi şu neticeye
götürmektedir: İslâm Hukuku doğum ve gelişmesini Roma Hukuku'na borçlu değildir.
O, Kitap ve Sünnet kaynağından doğmuş, kendi dinamizmi ile geniş İslâm ülkesinde
bulup ictihad yoluyla İslâmîleştirdiği çeşitli örf-ü âdet kaynakları vb.
sayesinde inkişâf etmiştir.17
İslâm Hukuku'nun Roma Hukuku ile mukayesesi, mukayeseli hukuk dalının önemli bir
mevzuunu teşkil etmektedir. Batı'da ve Doğu'da bu konuya ait müstakil etüdler
yapılmış, eserler vücûda getirilmiştir. Bizim burada gayemiz mutlâk mânada bir
mukayese olmayıp, iktibas iddiası bakımından ele alınmış kısa ve kuşbakışı bir
mukayesedir. 17 Numaralı dipnotta zikri geçen İbn-i Emîn Mahmud Es'ad
Seydişehrî'nin18, Tarîh-i İlm-i Hukuk isimli eserinde aynı gaye ile yaptığı
mukayese farklı bir metod ve üslûp ile daha geniş olarak ele alınmıştır. Bu
sebeple aşağıdaki satırlarda onu da sadeleştirerek arzediyoruz. Müellifin
dipnotlarını, birbirini takip eden numaralarla, kendi dipnotlarımızı ise *
işaretiyle vereceğiz.
Hayreddin Karaman
9. el-Ankebût: 29/48.
10. A. Zeydan, a.g.e., s. 77.
11. M. Hamîdullah, a.g.e., s. 15.
12. el-Mâide: 5/43-50.
13. Bu kabilden Sasânî hukukunun da tesiri düşünülebilir. bkz. İslâm Ans.,
"Fıkıh" maddesi (Fuad Köprülü'nün notu.)
14. Abdülkerim Zeydân, a.g.e., s. 82-83.
15. C. H. Bousquet, a.g.e., s. 46-47; A. Zeydan, a.g.e., s. 82.
16. M. Hamîdullah, a.g.e., s. 20.
17. Umûmî olarak bu mevzu için zikredilenlere ilaveten şu kaynaklara müracaat
edilebilir: Muhammed Es'ad Seyidşehrî, Târih-i İlm-i Hukuk, İst. 1331; M. Ebû
Zehrâ, el-Fıkhu'l-İslâmî ve'l-kanunu'r-Rûmânî, 1961; Ahmed Emin, Fecru'l-İslâm;
Ferit Ayıter, Yabancı Hukukların Alınması ve Millî Hukuk. (Medenî Kanunun XV.
yıldönümü özel mecmûasında), İst. 1943.
18. Ömer Nasûhî Efendi merhûmun verdiği malûmata göre (H. İ. ve Ist. Fıkhıyye
Kamûsu, c. I, s. 453) Mahmud Es'ad Efendi Seydişehirli, faziletli, vatanperver,
çalışkan ve intizamlı bir zattır. İstanbul'da medrese tahsilini bitirdikten
sonra bir ara dersiâm olmuştur. Askerî mekteplere muallim yetiştirmek maksadıyla
açılan hususî bir müessesede talebe olarak bulunurken buranın kapatılması
üzerine, harbiye mektebinin erkân-ı harbiyye kısmından (kurmay harb okulundan)
mezûn olmuştur. Daha sonra hakim olarak İzmir'de bulunmuş, mâliye nezaretinde
hukuk müşaviri ve defter-i hakânî nâzırı olmuştur. Medresetü'l-Kuzât ile Mekteb-i
Hukuk'ta Mecelle, hukuk-ı Düvel, Tarih-i Hukuk gibi derslerin müderrisliğini
(profesör) deruhte etmiştir. İngilizce de bilen merhumun Ferâiz, Âile Hukuku,
İslâm Tarihi, Devletler Hukuku, İktisad, Hukuk Tarihi, Usûl-i Fıkıh, Ushul-i
Hadis... mevzularında değerli telif ve terceme eserleri vardır. Hicrî 1335
tarihinde, 64 yaşında, İstanbul'da vefat etmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi